31 Ocak 2008 Perşembe

(CAN) DÜNDAR - NAME


DÜNDAR-NAME…


Yayınlayan
Haberci 2008/1/30


Galip BARAN -BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik, Yolsuzlukları Önleme ve Yurtta Barış Dünyada Barış Kozaları KolaylaştırıcısıSayın Can DÜNDAR, 30.1.2008NTV Televizyonu“NEDEN” ProgramıSon programınızı izledim. Türbanı tartıştınız, saatlerce. Akademisyenler, siyasetçiler bu ıvır- zıvır sorun için çözümler (!) önerdiler. Türbanın yandaşları eğitim ve insan haklarından, karşıtları Cumhuriyetin temel ilkelerinden söz ettiler. Bir tarafın ak dediğine diğer taraftakiler kara dediler.Böylece bir sorumluluk üstlenmiş göründüler. Oysa, bir örneğini aşağıda dile getireceğim, çok daha yaşamsal sorumluluklar var bu ülkede, üstlenilmeyi bekleyen… Sizi izlerken, geçen yıl, 28 Şubat 2007 günü, İstanbul Bağcılarda kapağı açık foseptik çukuruna düşen, feci şekilde can veren, 5 yaşındaki “Dilara Dumrul’un eğitim ve yaşam hakkı”nı düşündüm uzun uzun…“Akcı”lar ve “Karacı”lar, sık sık, aşağıda benim de değineceğim bazı “yasa”lardan ve “anayasa”lardan da söz ettiler… Ben siyasetçi de akademisyen de değilim. Ama, benim “uzman”ı olduğum bir alan var: “BİLİNÇ”. Umarım, dilerim, “bilinç” konusunda söyleyecek sözü olanları konuşturacak babayiğit bir televizyon kanalı çıkar bir gün ortaya… Bahtsız Dilara; bu ülkenin sakinlerinin farkında bile olmadıkları olsalar bile umursamadıkları bir “yasa”dan, eşdeyişle, “toplumsal sorumluluk bilinci”olarak tanımladığımız bir “kavram”dan yoksun oluşumuzun kurbanıdır. 20 yıl sonra türban takıp takmayacağı kıyasıya tartışılan Dilara’nın “eğitim ve yaşam hakkı”nı güvenceye alacak bir “kavram bu. Bu konuda örnek sayılabilecek bir davranış: Ben, 4 gün önce, Turgutreis’ten yola çıktım, Akyarlar üzerinden Bodrum istikametinde yaklaşık 5 saat süren bir yürüyüş yaptım. Yol kenarında, içinden yer altı kabloları geçen kanalların kapaklarından birkaç tanesinin yerinde olmadığını gördüm. Gece yol kenarında durma gereğini duyabilecek sürücüleri bekleyen tehlikeyi düşündüm. Bu tehlikeye dikkat çekecek bazı önlemler aldım. Bu durumu, benzer durumlarda hep yaptığım gibi, Turgutreis Belediyesine ve Jandarma Karakol Komutanlığına da haber vereceğim. Haberle kalmayacak takip de edeceğim… Bu davranışı, bir kazayı önleme ve kaza sonucu kaybedilecek, “milli servet çıkma bilinci” olarak da değerlendirebilirsiniz. Bizler, bu tür davranışları “toplumsal sorumluluk bilinci”, eşdeyişle, “kamu yararını kollama sorumluluğu” olarak tanımlıyoruz. Sözün özü, yaptırımı vicdan olan “bir yasa”dan söz ediyorum, Sayın Dündar...Turbanı konuşan siyasetçiler çözüm için “toplumsal uzlaşma”dan ve uzlaşmanın zorluklarından söz ettiler. Ben bu arada, onların çok kolay uzlaştıkları bir konuyu dile getirmek istiyorum: (Angora Kardeşliği imar affı getirdi; 17 Aralık 2007; Sabah)Maliye Bakan’ı Unakıtan, Deniz Baykal’ın Angora Sitesi’ndeki villasını Meclis’e taşıyınca, CHP’li Çankaya Belediye Başkanı Eryılmaz ile aynı sitede evi bulunan AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek duruma birlikte el koyup 10 günde sorunu çözdüler. Villalarda yapılan yasadışı değişiklikleri yasal hale getirdiler... Angora Sitesi’nde evi olan bazı siyasetçiler: Melih Gökçek, Önder Sav, Fikri Sağlar, Esat Kıratlıoğlu, Vehbi Dinçerler, Necmettin Cevheri, Ali Şevki Erek, Edip Safter Gaydalı, Yıldırım Akbulut.(Eski Başbakanlar Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller inşaat halindeyken evlerini sattı)Sayın Dündar,“Kişisel çıkar” söz konusu olunca böyle davranabilenlere “toplumsal çıkar”a gelince NEDEN uzlaşamadıklarını sorarsınız umarım bir gün ... Yazdıklarımı, hiç beklemiyorum ama, belki değerlendirirsiniz umarım. “NEDEN beklemiyorsun” demeyin. “Bu konuda sabıkalısınız” demek zorunda kalırım.Diğer taraftan; kimin eseri olduğunu çok merak ettiğim, bir hayli özümsediğim “yurdu milleti özden çok sevme ilkesi”nin yer aldığı, “ANDIMIZ”ı kaleme alan, adaşım, Dr. Reşit Galip ile ilgili yazınız için teşekkür borçluyum size…
Saygılarımla.

Galip BARAN Bilinçolog

HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik, Yolsuzlukları Önleme ve Yurtta Barış Dünyada Barış Kozaları Kolaylaştırıcısı (0252) 382 34 77 (0535) 844 84 76


29 Ocak 2008 Salı





BİLGİ :

Nilgün Nart’ın, 29. 01. 2008 tarih ve "MEVLANA VE SEVGİ” başlıklı yazısına YORUMDUR:
Sayın, “sevgi bağımlısı, Mevlana aşığı” Nilgün Nart,
Ben kendisini HABİTAT Mevlana Kozası Kolaylaştırıcısı olarak tanımlayan bir adem olarak: “Aslolan, “sencil bir varlık olmaktır, bu bağlamda elden geleni yapmak”tır, eşdeyişle:
Salih Amel eylemektir.
Islah-ı nefs etmektir.
İnsan-ı kamil olmaktır; gerisi teferruattır desem, sonra tutsam, çoğu bu sitede (Türkcelil) yayınlanan yazılarımda dile getirilen, yıllardır yapmakta olduğumuz “okul dışı eğitim” çalışmalarımızı salih amel olarak niteliyorum, desem, sonra eklesem,
Salih amel eylemeyen, ıslah-ı nefs edemez; ıslah-ı nefs etmeyen kamil insan olamaz, desem, uygun düşer mi?
Galip BARAN,


Bilinçolog, Herkese zor gelen işler uzmanı
HABİTAT Mevlana Kozası Kolaylaştırıcısı



GÜNÜN YORUMU :




ATATÜRKTEN YASAKÇILARA TOKAT GİBİ CEVAP
Kimden: Namık Kemal ZEYBEK
Konu:[orange people] Atatürkten yasakçılara tokat gibi cevap

Kız öğrencilerin üniversitelere başörtüleriyle gitmelerini engellemekonusunda direnenlerin en çok başvurdukları gerekçe ne? Atatürk ilke veinkılapları öyle mi? Peki bu konuyu bir de Ata'ya sormak neden akla gelmez? Ben sordum ve Ata cevap verdi. Buyurun birlikte okuyalım (Söylev ve Demeçler2. Cilt) : "Şehirlerdeki kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde ikişekil tecelli ediyor; ya ifrat ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğubilinemeyen, çok kapalı, çok karanlık bir dış görünüm gösteren bir kıyafet,veyahut Avrupa'nın en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arzedilemeyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi,dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan datenzih eder. O şekiller dinimizin muktezası değil, muhalifidir. Dinimizintavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımızşeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadarkapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı."

"Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınınıtaklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendinemahsus adetleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiçbir milletaynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet netaklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilindekalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır."

"Örtünmedeki ifrat ve tefritten kurtulmakla bu iki ihtiyacı da temin etmiş olacağız. Giyim tarzımızda milletin ruhi ihtiyacını tatmin için, İslamve Türk hayatını başlangıçtan bugüne kadar layıkıyla tetkik ve etrafıylaaçıklamamız lazımdır." "Eğer kadınlarımız dinin tavsiye ve emrettiği bir kıyafetle, faziletin icapettirdiği hareket tarzıyla içimizde bulunur, milletin ilim, sanat,içtimaiyat hareketlerine iştirak ederse bu hali, emin olunuz; milletin enmutaassıbı dahi takdir etmekten geri duramaz." Ne diyorsunuz? Peygamberin takvasını az bulan Oflu hoca gibi diyorsunuz...Atatürk'ü yeteri kadar çağdaş, laik ve Atatürkçü bulmadığınızı mısöylüyorsunuz. Öyle diyorsanız size diyecek söz bellidir: "Hadi canım sende!..." Başka türlü diyorsanız düşünmeyi sürdürelim ve soralım: Atatürk'ün kadınkılığı konusunda bir devrimi var mıdır? "Vardır!..." diyorsanız, söyleyin bakalım nedir? Kılık kıyafet devrimi mi? O devrim erkek kılığı ile ilgilidir. Bu konuda iki devrim kanunu vardır. Birisi "Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun". Madde 1 - Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri(milletvekilleri), İl GenelMeclisi ve yerel yönetim ve özel idareler ile tüm kurumlara bağlı memur vehizmetliler şapka giymek zorundadırlar. Türkiye halkının da genel serpuşuşapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet yasaklar. İkincisi "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun". Madde 1 - Herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerinmabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır. Ne diyorsunuz? Laiklik mi? Asıl insanların dini inançlarının gereğini yerinegetirmelerini engellemek laikliğe aykırıdır diyorum. Diyorum ki; yazıktır bu ülkeye... Bırakın artık bu zalimlik özentilerini.Bırakın isteyen istediği gibi inansın ve inandığı gibi yaşasın. Kime nezararı var? /
RADİKAL

24 Ocak 2008 Perşembe

Bu gün; "24 OCAK" kararlarının sene-i devriyesi münasebetiyle bütün ayrıntıları ve yazışma örnekleri "Aziz ve Necip" Türk Milleti'nin bilgi-ilgi ve dikkatlerine açıklanan "Türkiye'yi Dış Borçtan Kurtarma" öneri ve projesi ile ilgili olarak; (tarafıma intikal eden talepler soru, katkı ve yorumlar nedeniyle)
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı, Hazine Müsteşarlığı'ndan gelen "cevabi yazı" nın sureti aşağıda sunulmuştur.
"YORUMSUZ" olarak !...
Değerli ilgi ve bilgilerinize sunulur.

GALİP BARAN
ATATÜRK ve HABİTAT BAĞIMLISI
TÜRKİYE SEVDALISI
Bilinçolog


T.C.
BAŞBAKANLIK
HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

Tarih : 22.11.01 * 89387



Sayı : HM.O.KAF.03. 03/
Konu : Galip BARAN’ın Başvurusu



İlgi : 26.10.2001 tarih ve B.02.0.BHİ- 9933 sayılı yazınız.


BAŞBAKANLIK
Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı

İlgide kayıtlı yazınızla, yazınız ekinde yer alan Turgutreis Gönüllüleri Temsilcisi Galip BARAN tarafından gönderilen dilekçenin incelenerek cevaba esas teşkil edecek bilgilerin tarafınıza gönderilmesi talep edilmiştir. Söz konusu dilekçede “Türkiye’yi Dış Borç Yükünden Kurtarma” amaçlı bir kampanyanın Turgutreis Gönüllüleri tarafından başlatılmasının düşünüldüğü ifade edilmektedir.

Turgutreis Gönüllülerinin Temsilcisi olarak sözü edilen kampanya için “gönüllü vergi” olarak ilgilinin yapmak istediği katkı ve aktif olarak çalışma isteği takdir edilmesi gereken bir davranış olup halkımızın Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’na ve ülkenin sorunlarına sahip çıkma yönünde ne kadar bilinçli ve duyarlı hareket ettiğini göstermektedir.

Bununla beraber, 1050 sayılı Kanunun üçüncü bölümünde gelir bütçesi altında yer alan 39.maddesinde “ Kanuna dayanmadıkça hiçbir vergi, resim (ve harç) salınamaz ve alınamaz, vergi resim (ve harçlara) ilişkin tarh ve toplama usulleri kanun ve tüzüklere göre düzenlenir. Genel Bütçe Kanunu her yıl vergi, resim (ve harçların) toplanmasına izin verir” ifadesi gereğince “gönüllü vergi” olarak bile adlandırılsa dış borç ödemeleri dahil herhangi bir kamu hizmetine karşılık olarak devlet aracılığıyla bağış ve yardım toplamak için yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Söz konusu yasal düzenlemenin yapılması halinde belli bir amaca yönelik olarak bağış ve yardımların toplanabilmesi mümkün olabilecektir.

Sivil toplum örgütlerinin kamuyu temsilen denetim ve izleme görevini de üstlendikleri dikkate alındığında: bu örgütlerin, kendi inisiyatifleri doğrultusunda başlatacakları kampanyaların kamu açıklarının azaltılması ve kamu tasarrufunun artışında toplumsal bir bilincin oluşturulması hususunda da yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Bilgilerinize arz olunur.

İMZA
M. Ferhat Emil
Müsteşar yardımcısı

23 Ocak 2008 Çarşamba

DIŞ BORÇ SORUNUMUZ !...



bu gün "24 Ocak" 2008 !...
1978, Merkez Bankasında 535 milyon dolar kaldı. TC., IMF'ye "ACİL YARDIM" çağrısı yaptı.
1980, Ekonomide yeniden yapılanma. ACI RECETE: "24 OCAK KARARLARI"
47 TL olan dolar 54 lira olması gerekirken; 70 liraya çıkartıldı. Enflâsyon % 70'e fırladı.
1993, Gazeteci-Yazar "UĞUR MUMCU" insanlık dışı bir sabotaj sonucu öldürüldü.
2001, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar OKAN ve 5 Polis Memuru hain bir saldırı sonucu şehit edildi.
(Mustafa Nevruz SINACI, "KÜRESEL ALMANAK" Tanı Yayın-Ankara, 2006

DIŞ BORÇ SORUNUMUZ !...

DIŞ BORÇ SORUNUMUZ VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIMIZ…

Galip BARAN -BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları KolaylaştırıcısıSayın Bülent Esinoğlu,İnternette yayınlanan, "Borç yüzünden yıkılan devletler" başlıklı yazınızı okudum…T.C. Devletini "emir kulu" olmağa zorlayan, "BOYUNDURUK" olarak algıladığım, yaşamsal değerlerimizi altüst eden DIŞ BORÇ sorununu, geçenlerde NTV'de izlediğim "DERT ETMEYE DEĞER Mİ" programında laf ebeliği yapan "ZEVAT"a inat, "DERT EDİNENLER" den birisiyim…Şu var ki, bu konuda, sorunu benim gibi algılayanlar adına, yıllar önce başlatmak istediğim bir kampanya girişiminden sonuç alamadım.Bu girişimle ilgili bilgi ve belgeler, ekli "Türkiye'yi Dış Borç Yükünden Kurtarma Kampanyası Dosyası" başlıklı yazıda ve 22 Temmuz seçimleriyle ilgili "SEÇİM BİLDİRGEM"de görülebilir.Sayın Esinoğlu,Başta sözü edilen, derdime deva olacağını umduğum yazınızda, bizleri, "bu ülkede yaşamak zorunda olanlar"ı:* 500 milyar dolar borç, 500 milyar dolar gayri safi milli hasıla, yani bir yıl hiç yemesek, içmesek, hiç harcama yapmasak, tuvalete bile gitmesek ancak bu borcu ödeyebileceğiz.* Bu mümkün olmayacağına göre borcu acilen durdurmamız ve tasarrufa geçmemiz gerekir.* Yaşamı yalnızca iktisadi gerçeğe bağlayanlar tarihi gerçekleri atlıyorlar.* Türk Devleti battığında kendine yeni yurt bulacak işbirlikçilerimiz ve hortumcularımız için bir sorun olmayabilir. Fakat bu ülkede yaşamak zorunda olacaklar için bu büyüklükte ki borç güvenlik sorunudur." diyerek uyarmışsınız.Ancak, sorunun nasıl çözüleceği konusunda açık bir öneriniz yok.Varsa da ben anlayamadım.Benim önerim: Türk Halkının, Milletinin, inisiyatifi, partiler üstü bir anlayışla ele alması ve işbaşındaki hükümeti bu konuda zorlamasıdır.Önerdiğim inisiyatifin etkili olabilmesi için, STK'ların (Sivil toplum kuruluşları) bu girişime öncülük etmelerini "olmazsa olmaz bir şart" olarak düşünüyorum…Atatürk'ün konuyla ilgili (Bilge Karınca ve Truva Yayınları) derlediğim) sözleri aşağıdadır:* Ne kadar zengin ve refah sahibi olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, gelişmeler önünde uşak olmaktan öteye bir davranışı hak edemez.* Tam bağımsızlık denildiği zaman, tabii ki siyasi, ekonomik adli, askeri, kültürel vs… her konuda tam bağımsız ve hür olmak demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrum olmak, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrum olması demektir.* Bağımsızlıktan mahrum bir millet, ne kadar zengin ve refaha kavuşmuş olursa olsun medeni insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir muameleye layık olamazdı* Bir devletin maliyesi istiklalden mahrum olunca o devletin bütün şuabat-ı hayatiyeside (hayat işlerinde) istiklal mefluçtur(felç olmuştur). Çünkü her uzv-u devlet (devlet organı) ancak kuvvei maliye (maliye gücü) ile yaşar.] - 21.1.2008 / Galip BARAN - BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı(0252) 382 34 77 /(0535) 844 84 76EKLERİ: (1) Türkiye'yi Dış Borç Yükünden Kurtarma Kampanyası Dosyası(2) SEÇİM BİLDİRGEM* * *8. 10. 2006TÜRKİYE'Yİ DIŞ BORÇ YÜKÜNDEN KURTARMA KAMPANYASI DOSYASI1.02.04. 2001: Başbakana (birinci) başvuru2.03.04. 2001: Cumhurbaşkanına (birinci) başvuru3.16.04. 2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş'e (birinci) başvuru4.28.05. 2001: Cumhurbaşkanı'nın cevabı5.12.07. 2001: Milliyet Gazetesi haberi6.15.07. 2001: "STK'lar ve Cumhurbaşkanı güvencesinde krizden kurtuluş projesi" başlıklı yazı.7.17.07. 2001: Bodrum-Yarımada Gazetesi haberi8.18.07. 2001: Cumhurbaşkanı'na "çağrı yapması konulu (ikinci) başvuru9.10.08. 2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan'a (birinci) yazım10.25.08. 2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan'a (ikinci) yazım11.28.08. 2001: Hasan Pulur'a (Milliyet Gazetesi) yazım12.28.08. 2001: Anadolu Ajansı'na yazım13.03.09. 2001: Başbakana (ikinci) başvuru14.05.09. 2001: ATO Başkanı Sinan Aygün'e (birinci) yazım15.07.09. 2001: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (birinci)yazısı16.19.09. 2001: Yalçın Bayer'e (Hürriyet Gazetesi) yazım17.21.09. 2001: Metin Uca'ya (Star TV) yazım18.27.09. 2001: TBMM Başkanı'na başvuru19.28.09. 2001: TTO Başkanı'nın cevap yazısı20.03.10. 2001: Bodrum Emniyet Md. yazısı (ekinde Muğla Valiliği yazısı ve ekleri )21.03.10. 2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş'e (ikinci) başvurum22.08.10. 2001: Ali Arabacı'ya (MV) yazım23.08.10. 2001: Uluç Gürekan'a (MV) yazım24.17.10. 2001: Bodrum Emniyet Md. kampanyayla ilgili tebligat yazısı25.22.11. 2001: Hazine Müsteşarlığı yazısı26.23.12. 2001: Başbakan'a (üçüncü) başvuru27.01.01. 2002: Devlet Bakanı Kemal Derviş'e ( üçüncü) başvuru28.16.01. 2002: TBMM Dilekçe Komisyonu Yazısı29.23.01. 2002: 2000 Vergi Rekortmeni Beyaz'la ilgili (Hürriyet Gazetesi) yazısı30.28.01. 2001: Faruk Bal, A. Oktay Güner, Ahmet Tan ve Erkan Mumcu'ya yazı31.11.02. 2002: Cumhurbaşkanlığı (ikinci) yazısı32.13.02. 2002: Başbakan'a (üçüncü) başvuru (açık mektup)33.18.02. 2002: Agâh Oktay Güner'in yazısı34.25.02. 2002: Tuncay Özkan'a (Kanal – D) yazım35.27.02. 2002: Vergi Hutbesi (kamu hakları)36.28.02. 2002: devlet Bakanı Faruk Bal'a başvuru37.29.03. 2002: NTV Televizyonuna yazım38.11.04. 2002: Gülgün Akbaba'ya (Bilim Teknik Dergisi) yazı39.15.05. 2002: "Kurtuluş Projesi" önerisi40.08.08. 2002: Cumhurbaşkanlığı (üçüncü) yazısı41.15.08. 2002: Maliye Bakanlığı'na başvuru42.15.08. 2002: Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Md. Başvuru43.15.08. 2002: Cumhurbaşkanı'na Maliye Bakanlığı'na verilen dilekçenin arzı için (dördüncü)yazı44.28.10. 2002: Bodrum Kaymakamlığı'na yazı45.06.11. 2002: Maliye Bakanlığı cevap yazısı46.02.01. 2002: ATO Başkanı Sinan Aygün'e (ikinci) yazı47.05.01. 2003: Başbakan'a ( dördüncü) başvuru48.06.03. 2003: "Başbakan'a bir rica-name başlıklı yazı (beşinci başvuru)49.10.03. 2003: Hulki Cevizoğlu'na (ATV Televizyonu) yazı50.02.04. 2003: Erdal Bilallar'a (Star TV) yazı51.04.04. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (birinci ) başvuru52.06.04. 2003: Meral Tamar'e (Milliyet Gazetesi) (birinci) yazı53.16.04. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (ikinci) başvuru54.30.04. 2003: TRT- TV , "TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan'a (birinci) yazı55.09.05. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (üçüncü) başvuru56.04.06. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'dan gelen cevap57.11.06. 2003: TRT-TV , "TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan'a (ikinci) yazı58.13.06. 2003: Meral Tamer'e (Milliyet Gazetesi) (ikinci) yazı59.25.07. 2003: "Vergi Bilinci"; NTV TV'da vergi konusuyla ilgili bir konuşmadan60.08.09. 2003: Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarmak için (birinci) "taahhütname"61.08.09. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (dördüncü) başvuru62.20.09. 2004: Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarmak için (ikinci) "taahhütname"63.28.01. 2005: Ali Deliorman'a (Orkun Dergisi) yazım64.07.04. 2005: "Türk Halkına Önerim" Tür. Dış Borç Yük. Kur. Projesi65.31.01. 2005: Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarma projesi66.18.04. 2005: "Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarma projesi67.28.04. 2005: Başbakan'a (altıncı) başvuru.68.03.05. 2005: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (ikinci) yazısı69.19.08. 2005: Başbakan'a (yedinci) başvuru70.16.09. 2005: Cumhurbaşkanı'na elden verilen dosya (beşinci yazı)71.20.10. 2005: ATO Başkanı Sinan Aygün'e (dördüncü) yazı72.02.10. 2006: "Senciler Partisi Kuruluyor" yazısı* * *8.7.2007SEÇİM BİLDİRGEMBEN;* "YURDUMU MİLLETİMİ ÖZÜMDEN ÇOK SEVME" ilkesini özümsememi sağlayan "okul dışı eğitim" çalışmalarımızda edindiğim, ne toplumun ne de yönetimlerin dikkate almaların sağlayamadığım birikimimi TBMM'de ifade etmek,* Atatürk'ün "yurtta sulh dünyada sulh"u hayalini gerçekleştirecek "sencillik" kavramını hayata geçirecek bir "Bağımsızlar Çalışma Grubu" oluşturmak,* Bağımsızlardan oluşacak, hükümeti denetleyecek batı demokrasileri örneği bir "Gölge Kabine" kurmak,* Aynı çalışmalarda edindiğim ve adeta özdeşleştiğim, yolsuzlukları önlemenin "olmazsa olmaz"ı bir kavram olan "yasa bilinci"ni toplumsal yaşamda egemen kılmak,* Okullarda başlattığım "bilinç konferansları"nı devam ettirmek, yetişkin kesimin farkında olmadığı ve "ULUS" olabilmenin "olmazsa olmazı" bir kavram olan "kamusal alana sahip çıkma anlayışı"nı, bizim deyişimizle, "toplumsal sorumluluk bilinci"ni çocuklarımıza aşılamak,* 57. 58. ve 59. Hükümetlerin ciddiye almalarını sağlayamadığım "Türkiye'yi emir kulu olmağa zorlayan dış borç yükünden kurtarma projesi" ni başlatmak,* Devlet ile vatandaşlar arasındaki dava konusu sorunları aşağı çekmede etkili bir işlev görecek olan Ombudsmanlık Yasa Tasarısını TBMM gündemine aldırmak,* Okul dışı eğitim çalışmalarımızda bizleri yönlendiren ve önümüzü açan, HABİTAT Konferanslarının tekrar başlatılmasını sağlamak,* Yukarıda sözü edilen çalışmalarda geliştirdiğimiz, "farklı bilinç anlayışı"nın kamuoyunda tartışılmasını sağlamak ve Üniversiteleri bu alanda araştırmalar yapma, Bilinçoloji Ana bilim Dalı açma ve Bilinçolog yetiştirme gibi konuları gündeme almaları için ikna etmek,* TBMM'nin dünyaya örnek bir "SENCİLLER MECLİSİ"ne dönüşmesi için üstüme düşeni yapmak,AMACIYLA ADAY OLDUM.
Galip BARAN

WEB: www.galipbaran.blogspot.com, www.turkcelil.com, www.oytrabzon.com,
BAK: http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6510439384628777663&postID=631265389435696575
e.MAİL: galipbaran@ttmail.com, galipbaran@mynet.com


YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ

Galip BARAN -Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
Sayın Nilgün Nart,
“İNSANLIĞA ÇAĞRI” başlıklı yazınızı okudum. “Kyoto Protokolü -vakit geç olmadan- imzalanmalı” diyorsunuz . “Dır/dur/muştur, melidir/malıdır, gerekir/mektedir, cektir/caktır” gibi eklerle son bulan cümlelerle dolu bu yazınızda sözünü ettiğiniz sorunun odağında insan var. Şu var ki, “insan bencil bir varlık”tır.
Bizler; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı” gibi alanlarda yaptığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarıyla geldiğimiz noktada, başta “iklim değişikliği” olmak üzere, bu Gezegen’de yaşanmakta olan sorunların tümünün insanın “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığının farkına varmış bulunuyoruz..
Yukarıda sözü edilen alanlarda yıllardır devam eden, “yeni bir bilinç” anlayışı geliştirmemize yol açan çalışmalarda, “sencil birer varlık” olma konusunda bir hayli yol aldık. “Sorun bencillik, çözüm sencilik” şeklinde bir slogan ürettik.
Yazınızda “BİZLER DEĞİŞİRSEK HERŞEY DEĞİŞMEK ZORUNDADIR” diyorsunuz.
Sayın Nart,
Bencil varlıkların, “İnsanlığa Çağrı” yazınızı, ya da benzer yazıları okuyarak DEĞİŞEBİLECEKLERİNİ, “sencil bir varlık”a dönüşebileceklerini kabul etmek, bize, imkansız olmasa bile çok zor görünüyor. Bunu bize yaşadıklarımız söyletiyor
“Bu gezegenin geleceği bizim” diyorsunuz. Bunu anlamış olmanız ya da anlatmağa çalışmanız neyi değiştirecek; “bencil varlık” değişmedikçe, “sencil bir varlık” olmak için çaba göstermedikçe…
Kyoto’yu çok önemsemişsiniz. Ne ki, o Protokolü hazırlayanlar da insan. Onlardan farkımız, farklı bedenlerde yaşıyor oluşumuz. HEPİMİZ BENCİLİZ…
Protokol’de yer alan, insan onuruna yakışmadığını söylediğiniz “Salınım Ticareti”ni bugün yapmayan da bir gün, ÇIKARI gereği yapacaklar aynı işi. Çıkarı “onur” unun önündedir, parolası “önce çıkar sonra onur” dur, “erdem” kitabında yoktur bencil varlığın…
[ Erdem: Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçak gönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı. FAZİLET]
Aynı nedenle, ülkelerin, bilim adamlarının üretecekleri teknolojiler de, yazınızda öngördüğünüz şekilde, “iyiye, güzele ve barışa” dönük değil, “çıkar”a dönük olacaktır.
Bencillik, oluşturulmasını önerdiğiniz “Birleşmiş İnsanlar” adlı yapının önündeki en büyük, belki de tek engeldir. Bencil varlıklar yazınızda sözünü ettiğiniz ”insanlık kimliği”nde değil, “çıkarın öngördüğü kimlik”te toplanırlar, birleşirler.
Bizler, yaşadığımız gezegeni “Benciller Dünyası” olarak tanımlıyoruz. Benciller Dünyası sakinleri, “çıkar-zede”dirler. “Çıkar mağduru varlıklar”dır, onlar. Bugün benimle yarın seninle birleşirler. Sadakat nedir bilmezler...
Bu ülkenin sakinleri, yıllardır: “ilkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmek”tir dediler. Dediler ama sevemediler, hayata geçiremediler o ilkeyi. “Yurtta Barış”ı gerçekleştiremediler.
“Bu Alemde Barışın Yolu”, bize göre “sencil bir varlık” olmaktan, “Senciller Dünyası” için çalışmaktan geçer. Bizim “Yurtta Barış Dünyada Barış çağrımız” eklidir…
Yüce Atatürk, “Barış Yolu”nu, “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” diyerek tanımlamış ve bu konuda yapılması gerekenleri aşağıda görüldüğü şekilde ifade etmiştir.
* * *
Atatürk’ün “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” öneri ve öğütleri
* Kendiniz, şahsınız için değil, mensup olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmanın en yükseği budur.
* Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünmekten ziyade kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci derecededir.
* En iyi kişi, kendinden çok, bağlı olduğu toplumu düşünen, kendini onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına adayan insandır.
* Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.
* Bütün insanlığı bir tek vücut ve her milleti de o vücudun bir parçası gibi düşünmemiz icabeder.Dünyanın bir yerinde bir hastalık çıkmışsa, bundan bana ne diyemeyiz.. Böyle bir hastalık varsa. Bu içimizde çıkmışçasına, bizi de ilgilendirmelidir.
* Şuna inanıyorum ki, eğer sulh isteniyorsa, toplumların durumlarını iyileştirecek milletlerarası tedbirle alınmalıdır. İnsanlığın tamamının refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. (Yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim”i Atatürk’ün işaret ettiği türden bir eğitim olduğunu düşünüyoruz)
* Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedhahtırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Her hangi bir şahsın, memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
* * *
Yazınızda, “Birleşmiş İnsanlar” adı altında bir yapıdan ve bu amaçla bilim adamlarından, etkin sivil toplum örgütleri ile bazı bakanlıkların temsilcileri arasından seçilecek bilgelerden de söz etmişsiniz. O kadar çok bilgeyi nerede bulacağınızı, dahası, onları kimin, nasıl tefrik edeceğini merak ediyoruz
[Bilge:
Her şeyi bildiği gibi, bildiği şeyleri de iyi ve sağlam bilen, bilgisini kendisi ve başkaları için en yararlı biçimde kullanabilen, iyi ahlaklı, olgun kimse.
Bilgelik:
(1) Bilge kimsenin taşıdığı nitelik, (2) fels Herkesin ulaşamadığı, derin, kapsamlı, bütünsel bilgi. HİKMET. (3) Kendini tanımanın bilgisi VUKUF]
Ayrıca, her ülkede, bağımsız “Bilimsel Araştırma ve Çalışma Gurupları” kurulmasından ve Birleşmiş Milletlere bağlı “Su Kaynaklarını Araştırma ve Yaratma Gurubu” gibi oluşumlardan da söz etmişsiniz. Zor ki zor... “Bencillik Virüsü” adam ayırmıyor.
Dünya silah sanayi ve teknolojisinin kontrol altına alınmasını da önermişsiniz. Bu sektörün ürettiği silahların akıl almaz özellikleri dikkate alındığında, “pes” dememek, umutsuzluğa kapılmamak için “sencil varlık” olması gerekiyor insanın.
Küresel felaket, kıtlık ve açlığı önlemekle ilgili önerileriniz de, “keşke” ya da “nerde o günler” dedirten “iyi düşünceler” olmaktan öte bir anlam taşımıyorlar, bizce,..
”Tüketim bağımlısı” olan “bencil varlıklar”ın “enerji talebi” hiçbir şekilde karşılanamayacağından “alternatif enerji” arayışlarının da, ne yazık ki, “abesle iştigal” olacağını düşünüyoruz.
“Dünya Barışı Grubu” kurma önerinizi de, hoş görünüze sığınarak, kâğıt üzerinde kalmağa mahkûm bir düşünce olarak nitelemek durumundayız…
Yazınızda “Evrensel İnsan”dan söz etmişsiniz. Ruhbilim Uzmanı Sayın Ergün Arıkdal’ın “Evrensel İnsan” adlı kitabında, “bencil varlığı”, (Ruh ve Made yayınları) özetle: “İnsanoğlu nefsaniyet mağdurudur. Nefsinin kölesidir” şeklinde tanımladığı görülüyor.
Yine yazınızda sözünü ettiğiniz Jim Rohn’un dediği gibi, “Yeteri Kadar Nedenimiz” var ama, başka bir özelliğimiz de var: “Nefs”imizle, kendimizle baş edemiyoruz, henüz; BENCİL VARLIKLARIZ HEPİMİZ...
Sayın Nart,
Açıklanan nedenlerle, başta sözü edilen, örneği ekte görülen, “Yurtta Barış Dünyada Barış Çağrımız”ı değerlendirmenizi, uygun görürseniz, geliştirilmesi için katkıda bulunmanızı istiyoruz.
Saygılarımla.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
(0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-posta: galipbaran@ttmail.com
EKİ: Yurtta Barış Dünyada Barış Çağrısı.
15.1.2008
YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ ÇAĞRISI
Bizler; birkaç yıl önce, iklim değişikliğinin, açlığın, susuzluğun, yolsuzlukların, dünyanın yaşanılamaz hale gelişinin, “eşref-i (!) mahlûkat” olduğu söylenen ya da olacağı beklenen iki ayaklının “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığının farkına vardık.
UYANDIK…
Ben, uyanışımı, İstanbul ve Bodrumda gerçekleştirilen, hedefleri: ”yaşanabilirlik”, “sürdürülebilirlik” ve hakçalık” ve ilkeleri: “yönetişim”, “yapabilir kılma”, “katılımcılık” ve “çözümde ortaklık” olarak belirlenen HABİTAT Konferanslarını izleyen yıllarda yaptığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarımıza borçluyum. Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı” gibi alanlarda yaptığımız, gördüğü işlev nedeniyle “Sencilleştirici eğitim” olarak tanımladığımız o çalışmalar, diğer taraftan, kendimizi tanımamızı da sağladı.
İnsanın, “sencil bir varlık” olmak için çalışmadıkça, “nefs”in kölesi olmaktan kurtulamadıkça özgürleşemeyeceğini, demokratikleşemeyeceğini, insanlaşamayacağını; “yaşanabilir bir dünya”nın, ”sürdürülebilir bir yaşam”ın, “hakça bir düzen”in, ve de, ne “yurtta” ne de “dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğini aynı çalışmalarda öğrendik. O çalışmalarda yer almasaydım, çokları gibi, ben de, “barışı isteyen ama bu bağlamda -üste düşen-den bihaber birisi” olmayı sürdürecektim….
Bizler; o çalışmalar sayesinde “sencil bir varlık” olma yolunda küçümsenemeyecek bir yol aldığımıza; böylece havasını solumamıza, suyunu içmemize, toprağından beslenmemize karşın nankörce sömürdüğümüz, yaşanabilirliğini yitirmesine omuz verdiğimiz dünyaya borcumuzu ödemeğe başladığımıza inanıyoruz…
Ben bir memur emeklisiyim.
Yaklaşık bin YTL emekli maaşı alıyorum.
Benden daha az alanlar aklıma geldikçe kendimden UTANIYORUM.
Bunu “hakça bir düzen” ilkesiyle bağdaştıramıyorum. Bu ilke yaşama geçmedikçe “ne yurtta ne de dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğine inanıyorum.
Utanma duygumun gelişmesini yukarıda sözü edilen çalışmalara borçluyum.
NE MUTLU UTANABİLENE…
Amerika’da yayınlanan bir psikoloji dergisinde “utanma duygusu”nun insanı insan yapan değerlerin başında geldiğini; ünlü bir hukuk adamının, aynı konuda, Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bir yazısında “utanma duygusu olmayana insan bile denemez” dediğini okumuştum..
“Yasalara saygı alışkanlığı” oluşturmak için başlattığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarında kullandığımız, “sosyal yaptırım” olarak tanımladığımız yöntemde, bizler de aynı duygudan yararlanıyoruz. Bu duyguyu -sosyal yaptırımı - kırmızıda geçenleri - yasalara uymayanları - anında, yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki göstermeyecek şekilde uyarmak” şeklinde tanımlıyoruz…
“Sencil bir varlık” olmak, “yurtta ve dünyada barış” için çalışmak, yaşam biçimimizde kökten değişikliklere yol açtı. Yeni bir “bilinç” anlayışı geliştirdik. Yıllardır devam eden bu çalışmanın geldiğimiz aşamasında “kansız bir devrim”i geçekleştirdiğimizi, “barış güvercinleri” olduğumuzu düşünüyoruz…
“Kansız devrim”i merak edenleri, özellikle de “izindeyiz” diyenleri, aşağıdaki yazıyı okumaya ve “barış için çalışma”ya çağırıyoruz.
Atatürk’ün “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” öneri ve öğütleri
* Kendiniz, şahsınız için değil, mensup olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmanın en yükseği budur.
* Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünmekten ziyade kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci derecededir.
* En iyi kişi, kendinden çok, bağlı olduğu toplumu düşünen, kendini onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına adayan insandır.
* Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.
* Bütün insanlığı bir tek vücut ve her milleti de o vücudun bir parçası gibi düşünmemiz icabeder.Dünyanın bir yerinde bir hastalık çıkmışsa, bundan bana ne diyemeyiz.. Böyle bir hastalık varsa. Bu içimizde çıkmışçasına, bizi de ilgilendirmelidir.
* Şuna inanıyorum ki, eğer sulh isteniyorsa, toplumların durumlarını iyileştirecek milletlerarası tedbirle alınmalıdır. İnsanlığın tamamının refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. (Yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim”i Atatürk’ün işaret ettiği türden bir eğitim olduğunu düşünüyoruz)
* Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedhahtırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Her hangi bir şahsın, memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı

ASİYE DEĞİL, TÜRKİYE NASIL KURTULUR ???


ASİYE DEĞİL, TÜRKİYE NASIL KURTULUR???
Galip BARAN -Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı -16.1.2008
Bu ülkeye “borçlu” hissedenlerin değerlendirmelerine açık olan bu sütun; “tek yumruk”, “tek yürek” olmak isteyenlerin, ya da “75 milyonluk bir aile” hayal edenlerin karargâhıdır.
* Bilinçten söz etmeden önce, düşünmeli, “üç elham bir kulhüvellah” okumalı insan…
* 301’i ya da Anayasayı tartışmak abesle iştigaldir. Yasalar, Anayasalar insan içindir.
İnsan, “insan” değilse, “bencil bir varlık”sa, yasa ne işe yarar Anayasa ne anlam ifade eder, ya da, insan değişmedikçe, yasayı, 301’i ya da Anayasayı değiştirmek ne fark eder?
* “Sencil” olmak esastır, gerisi teferruattır…
* * *
* M. E. Bakanı “sencil bir danışman” bulsun kendine; bakın ne hale gelir; ne AB tanır ne ABD tanır; 20, bilemedin 25 yılda sollar dünyayı Türkiye.
* Türkiye’de 1000 YTL’nin üstünde geliri olan, kira derdi olmayan kaç emekli var acaba?
Eğer bir kaç bini buluyorsa bu gibilerin sayısı 20- 25 yıla da gerek yok. “Bir”, bilemedin “iki”, bilemedin “üç” yıl yeter Türkiye’ye.
* * *
* Bugüne kadar hiç yolsuzluk yapmamış olabilirsin. Ama bu, bundan sonra da yapmayacağın anlamına gelmez. “İnsan bencil bir varlıktır”, “çiğ süt emmiştir”. “Bencil”e yasa-masa vız gelir... “Ben de insanım” diyorsan, bu gerçeği yadsımıyorsan …
* Türkiye Cumhuriyeti “dervişler, meczuplar ülkesi” olamaz. M. Kemal Atatürk…
* Türkiye Cumhuriyeti, “benciller ülkesi” de olamaz, olmamalıdır, Atam. Galip Baran
* * *
NEDEN-NEREDE…
* Adalet Bakanı var ama, “adalet” nerede oturuyor?
* Eğitim Bakanı bile var, “bilinçli insan” neden yok?
* “Çevre”nin Bakanı var ama, “çevre bilinci” nerede saklanıyor?
* Maliye Bakanı varsa, “vergi bilinci” nerede uyukluyor?
* İçişleri Bakanı var ama, “trafik bilinci” nerede oyalanıyor?
* “Bakan olmak” kolay da, “bilinçlenmek” neden zor?
* Egemenliğin sahibi olması beklenen, bakanlardan hesap sorması gereken “eşref-i mahlukat”ı gören var mı? Nerede, onlar?
MIŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ gibi ülke, TÜRKİYE!
UYUSUN da BÜYÜSÜN NİNNİ! HUUUU, HU! UYUSUN DA BÜYÜSÜN NİNNNİ..
* * *
Türkiye Cumhuriyeti “Laik”, “Demokratik” ve “Sosyal” bir “Hukuk” devleti (mi)dir, (mi)?
“Laik” midir değil midir onu uzmanları (!) bilir ama, ne “Demokratik”, ne “Sosyal, ne de “Hukuk” devletidir Türkiye Cumhuriyeti. “Hukuk” şöyle dursun, “yasa devleti” bile değil, Türkiye.. .
Türkiye her şeyden önce bir “bilinç varsılları” ülkesi olmalıdır. “Bilgi” ya da “euro-dolar varsılları” değil.
* * *
GÜNAYDIN TÜRKİYEM
Ben acizleri, az önce uyandım, Türkiye’yi bu kadar kurtarabildim. Bundan sonrası ellerinizden öper. Kalın sağlıcaklaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
(0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-posta: galipbaran@ttmail.com

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ


YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ ÇAĞRISI

Galip BARAN -Bilinçolog /15.1.2008
Bizler; birkaç yıl önce, iklim değişikliğinin, açlığın, susuzluğun, yolsuzlukların, dünyanın yaşanılamaz hale gelişinin, “eşref-i (!) mahlûkat” olduğu söylenen ya da olacağı beklenen iki ayaklının “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığının farkına vardık.
UYANDIK…
Ben, uyanışımı, İstanbul ve Bodrumda gerçekleştirilen, hedefleri: ”yaşanabilirlik”, “sürdürülebilirlik” ve hakçalık” ve ilkeleri: “yönetişim”, “yapabilir kılma”, “katılımcılık” ve “çözümde ortaklık” olarak belirlenen HABİTAT Konferanslarını izleyen yıllarda yaptığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarımıza borçluyum.
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı” gibi alanlarda yaptığımız, gördüğü işlev nedeniyle “Sencileştirici eğitim” olarak tanımladığımız o çalışmalar, diğer taraftan, kendimizi tanımamızı da sağladı.
İnsanın, “sencil bir varlık” olmak için çalışmadıkça, “nefs”in kölesi olmaktan kurtulamadıkça özgürleşemeyeceğini, demokratikleşemeyeceğini, insanlaşamayacağını; “yaşanabilir bir dünya”nın, ”sürdürülebilir bir yaşam”ın, “hakça bir düzen”in, ve de, ne “yurtta” ne de “dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğini aynı çalışmalarda öğrendik. O çalışmalarda yer almasaydım, çokları gibi, ben de, “barışı isteyen ama bu bağlamda -üste düşen-den bihaber birisi” olmayı sürdürecektim…
Bizler; o çalışmalar sayesinde “sencil bir varlık” olma yolunda küçümsenemeyecek bir yol aldığımıza; böylece, havasını solumamıza, suyunu içmemize, toprağından beslenmemize karşın nankörce sömürdüğümüz, yaşanabilirliğini yitirmesine omuz verdiğimiz dünyaya borcumuzu ödemeğe başladığımıza inanıyoruz…
Ben bir memur emeklisiyim. Yaklaşık bin YTL emekli maaşı alıyorum. Benden daha az alanlar aklıma geldikçe kendimden UTANIYORUM. Bunu “hakça bir düzen” ilkesiyle bağdaştıramıyorum. Bu ilke yaşama geçmedikçe “ne yurtta ne de dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğine inanıyorum.
Utanma duygumun gelişmesini yukarıda sözü edilen çalışmalara borçluyum.
NE MUTLU UTANABİLENE…
Amerika’da yayınlanan bir psikoloji dergisinde “utanma duygusu”nun insanı insan yapan değerlerin başında geldiğini; ünlü bir hukuk adamının, aynı konuda, Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bir yazısında “utanma duygusu olmayana insan bile denemez” dediğini okumuştum..
“Yasalara saygı alışkanlığı” oluşturmak için başlattığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarında kullandığımız, “sosyal yaptırım” olarak tanımladığımız yöntemde, bizler de aynı duygudan yararlanıyoruz. Bu duyguyu-sosyal yaptırımı:- kırmızıda geçenleri - yasalara uymayanları- anında, yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki göstermeyecek şekilde uyarmak” şeklinde tanımlıyoruz…
“Sencil bir varlık” olmak, “yurtta ve dünyada barış” için çalışmak, yaşam biçimimizde kökten değişikliklere yol açtı. Yeni bir “bilinç” anlayışı geliştirdik. Yıllardır devam eden bu çalışmanın geldiğimiz aşamasında “kansız bir devrim”i geçekleştirdiğimizi, “barış güvercinleri” olduğumuzu düşünüyoruz…
“Kansız devrim”i merak edenleri, özellikle de “izindeyiz” diyenleri, aşağıdaki yazıyı okumaya ve “barış için çalışma”ya çağırıyoruz.
Atatürk’ün “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” öneri ve öğütleri
* Kendiniz, şahsınız için değil, mensup olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmanın en yükseği budur.
* Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünmekten ziyade kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci derecededir.
* En iyi kişi, kendinden çok, bağlı olduğu toplumu düşünen, kendini onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına adayan insandır.
* Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.
* Bütün insanlığı bir tek vücut ve her milleti de o vücudun bir parçası gibi düşünmemiz icap eder. Dünyanın bir yerinde bir hastalık çıkmışsa, bundan bana ne diyemeyiz… Böyle bir hastalık varsa. Bu içimizde çıkmışçasına, bizi de ilgilendirmelidir.
* Şuna inanıyorum ki, eğer sulh isteniyorsa, toplumların durumlarını iyileştirecek milletlerarası tedbirle alınmalıdır. İnsanlığın tamamının refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. (Yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim”i Atatürk’ün işaret ettiği türden bir eğitim olduğunu düşünüyoruz)
* Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedhahtırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Her hangi bir şahsın, memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
(0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-posta: galipbaran@ttmail.com /
Yorumlarınızı bekliyoruz...

FARE DOĞURAN DAĞLAR VE DEĞERLER


FARE DOĞURAN DAĞLAR VE DEĞERLER

Galip BARAN - Bilinçolog
Meral Tamer/ Milliyet Gazetesi 9.1.2008
Sayın Meral Tamer,
1998 yılında Milliyet Gazetesi ile Boğaziçi Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirilen TRAP Konferansıyla ilgili, 10. 05. 2002 tarihli, “Trafikte Ortak Akıl Platformu TRAP’a ne oldu?“ sorusuyla başlayan “Muallim Mektebinde Trafik Kongresi” başlıklı yazınızı tekrar okudum.
TRAP’a ne olduğu meydanda: FARE DOĞURDU”. Bu söze takılıp ne TRAP Konferansı’nı küçümsediğimi ne de değerli katılımcılarına sataşmak istediğimi düşünmeyin.. Amacım ya da derdim (!) bu değil. Derdim (!); bir taraftan eleştirirken, diğer taraftan, TRAP örneğinden yola çıkarak; “işe Türk gibi başladığımızı ama arkasını getiremediğimiz”i, bu sorunumuzu, sizinle paylaşmak; bu vesileyle, “terör”e dönüşen trafik sorununu bencileyin ciddiye alan yeni katılımcıların da davet edildiği yeni bir TRAP Konferansı düzenlemenizi önermektir…
FARE DOĞURAN tek etkinlik TRAP değil. İstanbul ve Bodrum HABİTAT Konferansları da fare doğurdular. Hedefleri ve ilkeleriyle büyük beklentilere yol açan, katılımcısı olduğum o Konferansları da katılımcılarını da eleştiriyorum. O etkinliklerde verdiğim sözleri tuttuğum, TAAHHÜTLERİME sadık kaldığım için rahatça eleştiriyorum. Bunu görev sayıyorum. Ben bir “HABİTAT Bağımlısı” yım
TRAP Konferansına katılanlar arasında:
* Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu’nun 11.6.1998 günü yapılan toplantısına davet ederek bana sunuş yaptıran Dr. Şevket Ayaz; defalarca görüştüğüm Hayrünnisa Çilingiroğlu; birkaç defa görüştüğüm Prof. Dr. Rıdvan Ege; aynı şekilde görüştüğüm Emine Kalkan; 1996 yılında Bodrum’da başlattığımız kampanya için Bordum Kaymakamlığına ve bana mektup yazarak tebrik ve teşekkür eden Hitay Güner; trafik sorunuyla ilgili çalışmalarım nedeniyle sık sık görüştüğüm Prof. Süleyman Pampal; aynı konuda İstanbul Hilton Otelinde düzenlediği toplantıya beni davet eden Tınaz Titiz; önce “yayalara taktın” diye eleştiren, ancak sonra, “biz senin gibi motive olamıyoruz” diyerek beni öven Yeşim Yasak; trafikle ilgili etkinliklerde defalarca görüştüğüm Atılay Yeşil, gibi çok iyi tanıdığım,
* Prof. Dr. Rıdvan Ege; Akın Gönen; Ahmet Piker; Meral Tamer; Prof Nadir Yayla gibi az tanıdığım,
* Ahmet Arkan; İskender Atakan; İbrahim Aybar; Ahmet Bayraktar; Doç. Ali Atıf Bir; Demir Bükey; Ergin Cinmen; Mehmet Demirpençe; Prof. Sencer Divitçioğlu; Erhan Dumanlı Hasan Eren; Bülent Esinoğlu; Prof. Yılmaz Esmer; Erol Evgin; Doç. Mustafa Ilıcalı; Salih Irmak; Nazire Kalkan; Burhan Karaçam; Kadir Kendirci; Ruhat Mengi; Dursun Önal; Hüsnü Paçaçıoğlu; Seher Pamir; Prof. Tosun Terzioğlu; Prof.Dr. Ercan Tezer; İzmir Tolga, gibi tanımadığım isimler var.
Sayın Tamer,
Şimdi tutsam, TRAP Konferansına beni neden çağırmadığınızı sorsam, “ne Erol Evgin gibi ünlüsün, ne de bir örgütü temsil ediyorsun, yalnız bir adamsın” diyeceğinizi biliyorum. Bu defa kalksam; “yalnız oluşumun nedenini, halen Ankara Emniyet Müdürü olarak görev yapan, beni 21 Nisan 1998 günü İstanbul Taksim Meydanı yaya geçitlerinde “Trafik Kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının gereğini yaparken gözaltına aldıran, (Kırmızı ışık eylemcisi gözaltında/ 22.04.1998/ Milliyet) o günlerde İstanbul’da Emniyet Müdür Yardımcısı olan Sayın Ercüment Yılmaz’a sormalı” desem…
Kendinizi yerime koyun ve söyleyin: Kalkıp İstanbul’a gideceksiniz. Kural çiğneyenleri uyaracaksınız. Bunu yaparken gözaltına alınacaksınız. Size, bu çalışmayı yaparken , “herkes senin gibi olsa” ya da “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” diyen insanların, gözaltına alındığınızı gördüklerinde, duyduklarında ya da (Milliyet Gazetesinde) okuduklarında , “boş ver”, “sana mı kaldı”, “bana ne” dememeleri, sizi yalnız bırakmamaları mümkün mü?
Üstüne üstlük; bu zorluğu aşmak için, trafiğin en üst düzey (!) yetkilisine, Karayolu Trafik Güvenliği Yüksek Kurulu Başkanı Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a yaptığınız başvurulardan bir sonuç alamadığınızı da düşünün…
Sayın Yılmaz gibi Müdürlerin ve Recep Tayip Erdoğan gibi Başbakanların çıkardıkları zorluklar ve gösterdikleri kayıtsızlıklar ne işe yaradı derseniz: Trafik sorunu “terör” e dönüştü…
Yararı? …
Olmaz mı: Yalnız trafikte değil, çevre, tüketim, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı” gibi sorunların yaşandığı alanlarda yıllardır sürdürdüğümüz “okul dışı eğitim” çalışmaları “Yasa bağımlısı” olmama yol açtı. Yasa kavramına, yasaları yapanlardan da uygulaması gerekenlerden da daha çok sahip çıkan bir varlık oldum. Siz buna DEVLETE SAHİP ÇIKMAK da diyebilirsiniz. Takdir sizin…
Diğer taraftan; 1996 yılında Bodrum’da başlattığımız bu çalışmayı yaptığımız kavşakta saptadığım bir aksaklığı düzelttiren ve teşekkür eden Bodrum Emniyet Müdürü, Hüseyin Eroğlu; 2001 yılı Mayıs ayında Ankara’ya yaptığım “yurttaşlığa çağrı yürüyüşü” nde beni yolda karşılayan, sonraki yıllarda, “Galip Baran’ı sırtımızda taşımamız gerekir” diyebilecek derecede destek olan İzmir Emniyet Müdür Yardımcısı Sayın Süleyman Oğuz ve Gelibolu Emniyet Müdürü Sayın İsmail Daloğlu gibi Emniyet Müdürleri de var, bu ülkede…
Şimdi sözü, başta sözü edilen yazınızda, “TRAP’ın en ciddi ve sadık katılımcısı” diyerek övdüğünüz Prof. Dr. Sayın Süleyman Pampal’a, getiriyorum. Gazi Üniversitesi’nde düzenlenen bir Trafik Kongresinde “poster sunuş” yapmama yardımcı olan, trafikle ilgili çalışmalarımızda geliştirdiğim “trafik sorununu halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma” projesine, Başkanı olduğu Trafik Planlaması ve Uygulaması Anabilim Dalı Bülteni’nde (Ocak 1999; say. 11) yer verilmesini sağlayan Sayın Pampal’ın açıklık getirebileceğini düşündüğüm birkaç konu ya da soru var:
* Çalışmalarda geliştirdiğim, M.E. Bakanlığına sunduğum (trafik sorununu halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma projesi) proje M. E. Bakanlığı T.T.K. Trafik Komisyonu’nda uyutulmaktadır. Anılan Komisyonun Başkanı olan Sayın Pampal’ın bu konuda neden sustuğunu merak ediyorum. Susmakta devam ederse, konuyu Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz’la ilişkilendirmek ve onun etkisinde kaldığını düşünmek zorunda kalacağım.
* Sayın Yılmaz ile ilişkilendirmek zorunda kalacağım diğer konu: 2004 yılında düzenlenen, favori gösterildiğim “trafikte yılın adamı” yarışmasında diskalifiye edilişimle ilgilidir.
* Sayın Pampal’ın açıklık getirmesini beklediğim en önemli konu: İlk ve orta öğretim okulları öğretmenlerine vermek istediğim “bilinç konferansları” için gerekli görülen, Muğla Valiliği aracılığıyla M.E. Bakanlığına yaptığım başvuruyla talep ettiğim, Bakanlık yetkililerinin “bizi aşar” cevabı verdikleri “usta öğretici” belgesi talebimle ilgilidir.
Örneği ekte görülen mektubumda Sayın Pampal’dan, bu belge için yardımcı olmasını istemiştim…
“Okul dışı eğitim” çalışmalarımız arasında yer alan çevre, tüketim, trafik, vergi v.b. alanlarda yaşanmakta olan yolsuzlukların, “bilinç yoksulu” bir toplum oluşumuzdan kaynaklandığını dikkate aldığımda ve sözü edilen alanlarda bilinçlendiğimizde toplum, ulus, devlet olarak nasıl bir SIÇRAMA yapabileceğimizi düşündüğümde, Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Sayın Pampal gibi bir bilim insanının neden sustuğunu, nasıl susabildiğini anlamakta zorluk çekiyorum…
Sayın Tamer,
Başta da ifade ettiğim üzere, hiç kimseyi özellikle de makam, mevki sahibi değerli yöneticileri ve bilim insanlarını aşağılamak, küçümsemek ya da onlara sataşmak değil amacım…
Tekrarlayacak olursam, amacım;
(a) “işe Türk gibi başladığımızı ama arkasını getiremediğimiz” i, bu sorunumuzu, sizinle paylaşmak,
(b) “Terör”e dönüşen trafik sorununu bencileyin ciddiye alan yeni katılımcıların da davet edildiği yeni bir TRAP Konferansı düzenlemenizi önermek,
(c) “Okul dışı eğitim” çalışmalarında edindiğimiz, ülke yararına kullanılmasında fayda gördüğümüz, ÖZGÜN olduğuna inandığımız birikimimizin yaşama geçirilmesine yardımcı olmanızı,
İSTEMEKTİR…
SON SÖZÜM: Sayın Ercüment Yılmaz ve Sayın Pampal gibi değerler; yukarıda ile getirilen türden davranışlarıyla, sivil toplumun önünü tıkamamalı, ben ve benim gibileri kendilerinden medya aracılığıyla hesap sorma zorunda bırakmamalı, kendileri gibi değerlere duyulan, duyulması gereken güveni sarsmamalı, buna hakları olmadığını bilmeliler.
Saygılarımla.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
(0252) 382 34 77 /(0535) 844 84 76
e-posta: galipbaran@ttmail.com /
EKİ: Prof. Dr. Sayın Süleyman Pampal’a, 1.3.2007 tarihli mektubum
23.3.2007
Prof. Dr. Süleyman PAMPAL
Gazi Üniversitesi - ANKARA
Değerli Hocam,
Görüşmeyeli yıllar oldu. Derdimi, genelde, çayınızı yudumlarken dile getirirdim. Size bu defa, dikkate alacağınızı umduğum bir konu ile ilgili olarak sesleniyorum…
Ekte görülen, “Yurttaş”ın Andı’nda sayılan alanlarda yıllardır yaptığımız “okul dışı eğitim” çalışmaları ile yeni bir bilinç anlayışı geliştirdik. Bir yıldır, ilk ve orta öğretim öğrencilerine bilinç konusunda konferanslar veriyoruz…
Benim anlayışıma göre; benzer çalışmalar yapılmadıkça, yani eylem, uygulama yoksa bilinçlenemiyor insan. Bu girişten sonra sözü nasıl bilinçlendiğime getirmek istiyorum…
Başta sözü edilen çalışmalarımızda (a) bilinç anlayışım radikal şekilde değişti; (b) And’da sayılan alanların tümünde bilinçlendim; (c) “Yasa bilinci”m, özellikle de toplumun yetişkin kesiminin farkında olmadığı, olsa bile umursamadığı, “toplumsal sorumluluk bilinci”m ileri düzeyde gelişti…
Sözlükte, bilincin, “insanın kendisini, çevresini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama, fark etme yetisi” şeklinde tanımlandığı görülüyor. Doğru anlamışsam, bu tanım sorumluluk öngörmüyor. Bizim anlayışımız bu tanımı aşıyor. Örneğin, trafik bilinci: Trafik kurallarının tümüne ayrım gözetmeksizin uymanızı ve uymayanları uyarmanızı gerektiriyor.
Değerli hocam,
Bu işi benim kadar ciddiye aldığınızda; gün geliyor “bilinç bağımlısı” oluyorsunuz. Ülkeyi yönetenleri denetlemeye başlıyorsunuz. Örneğin, Belediye başkanınızı izliyor, hesap soruyor, yeri geldiğinde mahkemeye veriyorsunuz. Bu noktada bilinçlenme buysa, bizim gibilerin ciddiye alınması gerekir diye düşünüyorum.
Bu noktadan hareketle, Muğla Valiliğine bir dilekçe ile başvurdum, bilinç konusunda bir sempozyum düzenlenmesini önerdim. İl Milli Eğitim Müdürlüğü böyle bir etkinlik için “usta öğretici” belgesine ihtiyacım olduğunu ancak konunun kendilerini aştığını ifade etti. M.E. Bakanlığına iletilen başvuruma, Bakanlıktan, “Çıraklık ve Yaygın Eğitim Müdürlüğü” Mevzuatı”nda bilinç konusunda “usta öğretici” belgesi verileceğine dair bir kayıt bulunmadığı şeklinde bir yanıt geldi…
Görüştüğüm insanlar konunun akademik zeminlerde değerlendirilebileceği yolunda görüşler bildirdiler. Ekli yazılarımızın bu değerlendirmeyi kolaylaştıracağını sanıyorum.
Yardımınıza ihtiyacımız var.
Saygılarımla.
Galip BARAN
HABİTAT Bilinç Kozası Kolaylaştırıcısı

GALİP BARAN'IN (SİVİL TOPLUMUN) FENDD'İ, TRAFİK IŞIKLARINI YENDİ


GALİP BARAN’IN
(SİVİL TOPLUMUN) FENDD'İ,
TRAFİK IŞIKLARINI YENDİ

Galip Baran -Bilinçolog
(YARIMADA- Bodrum / 19 Kasım 1996)
Galip Baran’ı tanırsınız. Hani o çeşitli konularda yazılmış ve “Turgutreis Gönüllüleri Adına” diye biten yazıları yolda yürürken ya da işyerinizde otururken size uzatıveren kişi…
Galip Baran bir emekli… Ama sıradan biri değil. Hâlâ genç kalmayı başarabilmiş, değişik bir emekli. Turgutreis’te atıkların geri-dönüşümü konusunda verdiği mücadelesi ile tanınıyor.
Şimdilerde bu mücadelesini, Yerel HABİTAT sayesinde Bodrum’a da taşıdı. Bıkmadan, usanmadan bu çabasını sürdürüyor..
AH ŞU LAMBALAR…
Galip Baran sadece bu da değil.
Günlük yaşamımızda, sosyal ilişkilerimizde kendine göre aksayan ne varsa çözmeye “gönüllü”.
Üşenmemiş, trafik ışıklarının kaç saniye kırmızı, kaç saniye yeşil yandıklarını hesaplamış. Ve görmüş ki, doğru gitmeyen bir şeyler var. Yine her zamanki duyarlığı ile sarılmış kalem ve kâğıda.
MAKAMA ARZ…
Kaymakamlığa yazdığı dilekçede tespitlerini dile getirip, incelenmesini istemiş.
Baran’ın yazısı aynen şöyle:
Kavşaklarda trafik ışığı uygulamasında yayaların kurala uymadıkları, yol kendilerine kapalı iken, kırmızı ışık yanarken geçtikleri görülmektedir.
Uygulamanın yıllar önce başlatıldığı büyük kentlerimizde de bu kurala özen gösterilmediği, kuralı çiğneyen vasıtalara müdahale eden görevlilerin yayaların bu davranışına seyirci kalarak inisiyatifi onlara bıraktıkları, böylece, hızla yaşama geçmesi gereken bu kuralın toplumca göz ardı edildiği bilinmektedir.
Kural tanımazlığımızın bir örneği olan bu sorunla baş edilebilmesi için, Avrupa’da, “Kırmızı ışıkta bir ambulans geçer, bir de Türkler” şeklinde esprilere yol açan bu küçük (!) kusurumuzu, bir onur meselesi sayarak da ciddiye almak zorunda olduğumuz anlaşılıyor. Eski alışkanlıkları sürdürme olarak da düşünebileceğimiz bu küçük (!) kusurumuzun “yasa tanımazlığa” varan sonuçların da kaynağı olduğu inancındayım.
Uyulmasını sağlamak için Yeni TRAFİK YASASI’NDA türlü önlemler alınan kurallara, YAYALARIN da uymalarını sağlamada eğitsel işlev görecek bir STK Projesi başlatmanın yararlı olacağını düşündüm..
25 Ekim 1996 günü başlattığım bu uygulamada, (kampanyada) Bodrum Garajından Çarşı yönüne inişteki kavşakta, kırmızı ışıkta geçenleri uyarmaktayım. Şimdilik, sadece Cuma günleri, Saat 10:00- 11:00 arasıyla sınırlı olan bu programın, toplumun tepkisine bağlı olarak gelişip yaygınlaşacağını umuyorum.
Anılan kavşakta, yaya trafiğini kontrol eden ışığın yeşil yanış süresinin çok kısa olduğu, yeşil ışık geçişe sadece 10 saniye izin verirken kırmızının 65 saniye yanık kaldığı, kuralı çiğneyenlerin çoğunlukla bu dengesizliği sebep gösterdikleri tespit edilmiştir. Yeşil ışığın 10 saniyelik geçiş zamanı yayaların kavşağı yarı yarıya geçmelerine bile yetmemektedir.
Bu durumun önlenebilmesi için gereğinin yapılması hususunu takdirlerinize saygılarımla sunuyorum.
VE MUTLU SON
Bodrum Emniyet Müdürlüğü gerekli araştırmayı yaptıktan sonra Baran’ın haklılığına karar vermiş ve şu yazıyı kendisine göndermiş:
Belirtmiş olduğunuz Garajaltı Kavşağında sinyalizasyon sistemi yerinde tetkik edilmiş ve dilekçenizde aksadığını bildirdiğiniz 12 saniyelik sürenin tespit ettiğiniz gibi yeterli olmadığı müşahade edilmiş, Belediye Başkanlığı Trafik Sinyalizasyon İşlerine bakan Birim ile yapılan temas edilmiş, diğer sinyalizasyon bağlantıları da göz önüne alınarak, azami 20 saniyelik geçiş süresine çıkarılarak yeniden düzenlenmiştir.
Uyarılarınıza ve duyarlığınıza teşekkür ederim.
Hüseyin EROĞLU
İlçe Emniyet Müdürü
Hey gördünüz mü?..
Bürokrasi ile vatandaş uzlaşabiliyor.
Sivil toplum dedikleri herhalde bu!...
Başaracağız galiba, ne dersiniz?
NOT: 19 Kasım 1996 günü Bodrum Yarımada Gazetesinde yer alan yukarıdaki yazı ve eklerini bu şekilde yineleyerek gündeme getirmekten amacımız:
(a) Devletin (devletin kurumlarının) sorumlu olduğu bir hizmetin görülmesini
zorlaştıran bir aksaklığın, STK’ların, HABİTAT’ın “çözümde ortaklık” ilkesi kapsamında gerçekleştirdikleri işbirliği anlayışı çerçevesinde nasıl giderildiğinin,
(b) STK’ların, halk (egemenliğin kayıtsız koşulsuz sahibi olması beklenen millet) adına üstlendikleri devleti (devletin kurumlarını) denetleme sorumluğunu nasıl yerine getirdiklerinin ve
(c) Bir başka deyişle, STK’ların sadece RİCACI değil, İCRACI da olabildiklerinin ÖZGÜN bir örneğini
KAMUOYUYLA PAYLAŞMAKTIR.
EKLERİ:
1. Bodrum Kaymakamlığına dilekçe
2. Emniyet Müdürlüğü cevabı
3. STK’ların devleti (devletin kurumlarının) denetleme sorumluluğu ile ilgili bir yazı
4. STK’ların, STK olarak algılanan sendika, oda, vakıf benzeri kuruluşlardan farkını açıklayan bir yazı.
(EK-1)
4 kasım 1996
BODRUM KAYMAKAMLIĞINA
KONU: Kavşaklardaki trafik ışıkları hakkında
Yeni başlatılan, kavşaklarda trafik ışığı uygulamasında yayaların kurala uymadıkları, yol kendilerin kapalı iken, kırmızı ışık yanarken geçtikleri görülmektedir.
Uygulamanın yıllar önce başlatıldığı büyük kentlerimizde de bu kurala özen gösterilmediği, kuralı çiğneyen vasıtalara müdahale eden görevlilerin yayaların bu davranışına seyirci kalarak inisiyatifi onlara bıraktıkları, böylece, hızla yaşama geçmesi gereken bu kuralın toplumca göz ardı edildiği bilinmektedir.
Kural tanımazlığımızın bir örneği olan bu sorunla baş edilebilmesi için, Avrupa’da, “Kırmızı ışıkta bir ambulans geçer, bir de Türkler” şeklinde esprilere yol açan bu küçük (!) kusurumuzu, bir onur meselesi sayarak da ciddiye almak zorunda olduğumuz anlaşılıyor. Eski alışkanlıkları sürdürme olarak da düşünebileceğimiz bu küçük (!) kusurumuzun “yasa tanımazlığa” varan sonuçların da kaynağı olduğu inancındayım.
Uyulmasını sağlamak amacıyla yeni TRAFİK YAYASI’NDA türlü önlemler alınan kurallara, YAYALARIN da uymalarını sağlamada eğitsel amaçlı bir STK Projesi başlatmanın yararlı olacağını düşündüm..
25 Ekim 1996 günü başlattığım bu çalışmada, (kampanyada) Bodrum Garajından Çarşı yönüne inişteki ilk kavşakta, kırmızı ışıkta geçenleri uyarmaktayım. Şimdilik, sadece Cuma günleri, Saat 10:00- 11:00 arasıyla sınırlı olan bu programın, toplumun tepkisine bağlı olarak gelişip yaygınlaşacağını umuyorum.
Bu çalışmada, anılan kavşakta, yaya trafiğini kontrol eden ışığın yeşil yanış süresinin çok kısa olduğu, yeşil ışık geçişe sadece 10 saniye izin verirken kırmızının 65 saniye yanık kaldığı, kuralı çiğneyenlerin çoğunlukla bu dengesizliği sebep gösterdikleri tespit edilmiştir. Yeşil ışığın tanıdığı 10 saniyelik geçiş zamanı yayaların kavşağı yarı yarıya geçmelerine bile yetmemektedir.
Anılan kavşaktaki anılan soruna yol açan bu durumun önlenebilmesi için gereğinin yapılması hususunu takdirlerinize saygılarımla sunuyorum.
P.K.20
Galip BARAN
TURGUTREİS
(252) 382 34 77
------------------
(EK-2)
9.11.1996
Sayın Galip BARAN
İLGİ: 4 Kasım 1996 tarihli Bodrum Kaymakamlığına vermiş olduğunuz dilekçeniz.
Kaymakamlık Makamına yazmış olduğunuz İlgi’de kayıtlı dilekçeniz Müdürlüğümüzce incelenmiştir.
Belirtmiş olduğunuz Garajaltı Kavşağında sinyalizasyon sistemi yerinde tetkik edilmiş ve dilekçenizdeki aksadığını bildirdiğiniz yayalar için 10 saniyelik geçiş süresinin bilgisayar programında 12 saniye olduğu görülmüştür. Ancak 12 saniyelik sürenin tespit ettiğiniz gibi yeterli olmadığı müşahede edilerek İlçemiz Belediye Başkanlığı Trafik Sinyalizasyon İşlerine bakan Birim ile yapılan temasta diğer sinyalizasyon bağlantıları da göz önüne alınarak azami 20 saniyelik geçiş süresine çıkarılarak yeniden bu şekilde düzenlenmiştir.
Uyarılarınıza ve duyarlığınıza teşekkür ederim.
Hüseyin EROĞLU
Sınıf Emniyet Müdürü
İçe Emniyet Müdürü
Kaymakam Adına.
----------
(EK-3)
STK’LARIN DEVLETİN KURUMLARINI DENETLEME SORUMLULUĞU:
(Siyasal katılma ve yerel demokrasi; M. Akif Çukurçayır; Say. 108)
Bir ülkede yasalar çok güzel yapılabilir. Çok rasyonel organizasyonlar gerçekleştirebilir. Siyasal ve toplumsal sistem kusursuz işliyor görünebilir. Bütün bunlar, etkili bir denetim sisteminin olmadığı toplumlarda, bir noktadan sonra anlamsızlaşır. Çünkü, denetimin olmadığı yerde bozulma ve çözülme kaçınılmazlaşır. Yasal denetim de çoğu kez yetersizdir. Bu yüzden, yönetsel süreçleri halkın sürekli izleyebileceği ve denetleyebileceği bir yapıya kavuşturmak gerekir. Bu yaklaşım benimsendiği zaman, “saydamlık” ilkesi korunmuş olur
-------------
(EK-4)
STK’LARIN, STK OLARAK ALGILANAN SENDİKA,ODA, VAKIF VE BENZERİ KURULUŞLARDAN FARKI
(Üniversiteler için Vatandaşlık Bilgisi/ Durmuş Yılmaz/ Say. 179-180-181)
SİVİL TOPLUM: Halkın devlet otoritesinin dışında örgütlenmesidir. Kaynağını hukuktan ve demokrasi kültüründen alır.
Sivil Toplum Kuruluşları, toplumsal bilincin (kolektif şuur) gelişmesini hızlandırdığı için bireylerde sorumluluk bilincini kuvvetlendirecek ve bencilliliği önleyecektir. Bu ise yönetenle yönetilenin ahenkli bir sistem içinde yaşamasını sağlayacaktır. Üretimde verimi, hizmette kaliteyi yükseltecektir.
Sivil Toplum, resmi otorite (devlet) karşısında bireylerin, teb’a, kul, taife, reaya olmaktan çıkıp “vatandaş” seviyesini kazanmasının göstergesidir. Önemi de buradan gelmektedir. Çok açıktır ki, bireysel hak ve menfaatlerini bilmeyenler ve onlara sahip çıkmayanlar, devletin hak ve menfaatlerini de bilemezler ve onu koruyamazlar. Örgütlenmemiş toplumlar geri kalmış toplumlardır ki, her şeyi devletten veya başkasından beklerler.
Örgütlenmemiş toplumlar “kolektif şuur” sahibi olmadıkları için güç birliği yapamazlar ve fertler çok bencil davranırlar. Hepsinden önemlisi örgütlenmemiş toplumlarda demokrasi kültürü gelişmez .
Hak ve menfaatlerinin korunması kadar, başkalarına yardım duygusunun gelişmesi açısından sivil toplum kuruluşları işlevseldir. Batı toplumları bu yöne gelişmişledir.
HAK ELDE ETMEYE YÖNELİK KURULUŞLAR
Bu amaca yönelik sivil toplum kuruluşları, sendikalar, dernekler, meslek kuruluşları ve meslek odalarıdır. Bu kuruluşların çatısı altında örgütlenenler, devlet ile ekonomik yönden bağlantısı olan çalışanlardır. İşçi ve memurlar, maaş, ücret, sosyal güvenlik hakları, emeklilik v.s. gibi alanlarda daha fazla haklar elde edebilmek maksadıyla sendikalar kurarlar veya kurulmuş sendikalara üye olurlar. Doktor, mühendis, mimar, muhasebeci gibi serbest meslek çalışanları da aynı maksatlarla “oda”lar kurarlar. Veya onlara üye olurlar. Avukatlar da “baro”da toplanırlar.
Tüccar ve sanayiciler de Ticaret ve Sanayi Odalarının bünyesinde toplanırlar.
Bunlar kendi içlerinde daha küçük birimlere ayrılabildikleri gibi, benzer birlikler bir araya gelerek “federasyon” ve “konfederasyon”lar oluşturabilirler.
TOPLUM HİZMETİNE YÖNELİK KURULUŞLAR
Bireyler devlet ile her hangi bir hak bölüşümünün tamamen dışında olarak, hiç bir menfaat gözetmeksizin, topluma kendi alanlarında hizmet ederek katkıda bulunmak amacıyla örgütlenirler. Bunların diğer adı gönüllü kuruluşlardır.
Çevre Örgütleri, Hayır Kuruluşları, Kalkındırma ve Güzelleştirme Dernekleri, Okul Dernek ve Vakıfları, Aileyi Koruma Denek ve vakıfları, Fakirlere Yardım Kuruluşları, Hayvanları Koruma Dernekleri, Doğal Afetlerde Araştırma ve Kurtarma Kuruluşları.

TRAFİKTE "SIFIR TOLERANS" VE ÖTESİ


TRAFİKTE
“SIFIR TOLERANS”
VE
ÖTESİ…

Galip BARAN -Bilinçolog

HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
Sayın Yalçın Pekşen, bir makalesinde, New York Belediye Başkanının kentin sorunlarını çözmek için işe trafikten başladığını, kırmızı ışıkta geçen, park yasaklarına uymayan, ters yola girenlere “sıfır tolerans” adı verilen bir uygulama başlatıldığını, en küçük trafik suçunda (yayalar dahil) hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmadığını, böylece sadece trafik değil, asayiş konusunda da belirgin bir düzelme sağlandığını yazmıştı. (Akşam/ 28.10.1998)

Bu sonucun nedenleri şöyleydi: Trafik suçu polis otoritesine karşı işlenen suçların en hafifi gibi görünüyordu; bu suçu işleyen cezasız kaldığını görünce, devlet otoritesine karşı çıkmanın cezasız kalacağı duygusuna kapılıyordu. Daha büyük suçları işlemeye kalkışıyordu. Oysa, bu suça bile ceza verildiğini görenler, daha büyüğüne cesaret edemiyorlardı. İnsan beyni böyle çalışıyordu…

Sayın Peşken bu örnekten yola çıkarak sözü Türkiye’ye getiriyor ve asayiş sorununu çözmeye Susurluk’tan başlamamızı, kaçak yapılaşmayı önlemeye 135 metre yükselen Gökkafes’ten sonra eğilmemizi hatalarımızın örnekleri olarak gösteriyordu.

Yapılaşma sorununu önlemede, işe, kavun-karpuz sergilerinin yıkılmasından başlanmasını öneriyordu. Bu soruna dahi, “sıfır hoşgörü” ile yaklaşılan bir ortamda kimse gecekondu kurmaya cesaret edemeyecekti. Gökkafesler ise akla bile gelmeyecekti. En güçsüzlerin bile devlet otoritesine karşı gelebildiği bizim düzenimizde, biraz daha ensesi kalınlar akla gelemeyecek suçları göze alabiliyorlardı…

New York Belediye Başkanı açısından durum böyleydi. Ancak ben, Türkiye’deki durumu, kendi açımdan bakarak gözler önüne sermek istiyorum:

Trafik,1989 yılında çevre ile başlayan “okul dışı eğitim” çalışmalarımızın üçüncüsüdür. 1996 yılında, Bodrum Yerel HABİTAT Konferansı ile eşzamanlı olarak, Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını “örnek kural” seçerek yayalarla ilgili trafik ışıklarıyla donatılmış kavşaklarda başlattığımız bu çalışmanın içe, bize, özellikle de bana dönük boyutunda beklentilerimizin ötesinde sonuçlar aldık, aklımıza hayalimize gelmeyecek özellikler kazandıksa da, dışa yani topluma, ülkeye, devlete dönük boyutunda, YERİMİZDE SAYDIK bile diyemeyiz.
NEDEN?

Bu “OYUN”nun baş aktörü Galip Baran yani ben, ne Belediye Başkanı, ne de Emniyet Müdürü değildim. Olsaydım, halen Ankara Emniyet Müdürü olan Ercüment Yılmaz beni, gözaltına ALDIRAMAZDI.
(Milliyet/ Kırmızı ışık eylemcisi gözaltında /22.04.1998)
10. Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu gibi büyükler(!)imize, bize destek vermeleri için başvurmak, onlara YALVAR YAKAR olmak zorunda kalmazdım. Çalışmamızda zaman zaman yer alan duyarlı insanlar, gözaltına alındığımı görüp, duyup “bir yere varacağı yok”, “faydası yok”, “boşuna uğraşıyoruz” demezlerdi.
Bizi terk etmezlerdi.
Beni yapayalnız bırakmazlardı.
YERİMİZDE SAYMAZDIK…

Aksi olsaydı, yani Sayın Yılmaz KÖSTEK olmasaydı. Ya da diğer büyükler(!)imiz DESTEK olsalardı, işte o zaman, bu milletin kanını kurutan “her şeyi devletten bekleme yasası” hükmünü icra ederdi. HİYERARŞİ işlerdi. Milli Eğitim Bakanı bu çalışmada geliştirdiğimiz “trafik sorununu halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma” projemizi ciddiye alırdı.
Proje, M.E.B.Talim Terbiye Komisyonu dolaplarında uyutulmazdı. İlk ve orta öğretim okulları müfredat programına uygulama dersi olarak konurdu. Trafik sorunu TERÖR olmaktan çıkardı. Büyük(!)ler DESTEK olsalardı, 2004 yılında, “trafikte yılın adamı” seçilmeme engel olunamazdı.
Yılın adamlığı önemli değil.
Bu ülkenin insanları benzer çalışmalar için yüreklenirlerdi.
Bu YETERDİ!

“Atma Recep …”, ya da “halamın şeyi olsaydı... diyebilirsiniz… İnancım odur ki, DESTEK olunsaydı, sadece trafik değil, çevre, tüketim, vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlakı, imar, gibi alanlarda başlattığımız diğer çalışmalar da YERİNDE SAYMAZDI.
“Muasır medeniyet” aşılırdı. “Yurtta sulh” olurdu.
Türkiye “dünyada sulh”un öncülüğüne soyunurdu.

Bunca yıllık emeğimizin boşa gittiğine değil, bir fırsatın kaçırıldığına yanıyorum..
Diğer taraftan, birilerini suçlarken haksızlık mı yapıyorum… Belki... Emin değilim. Bunu araştıracak, haklıysam onlardan, haksızsam benden hesap soracak, ŞEYİ ALTI OKKA ÇEKEN BİR ADAM arıyorum.

Yok! Vazgeçtim!
Aradığım ADAM, Milli Eğitim Bakanlığına önerdiğim, bu Sitede de yayınlanan, “trafik sorununu halkı işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma” projesini bir kerecik okusun, beğenirse Bakan Çelik’e hatırlatsın, YETER!

Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

DERDİNİ DEMEYEN DERMAN BULAMAZ

DERDİNİ DEMEYEN DERMAN BULAMAZ

Galip BARAN -Bilinçolog HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları KolaylaştırıcısıSayın Başak Taner,NTV Televizyonu“Dert Etmeye Değer mi?” Programı yapımcısıYapımcısı olduğunuz ”Dert Etmeye Değer mi” programını izledim. Programı izlerken, dert ettiğim sorunlar aklıma geldi. Neleri dert ettiğim duyurabilmek için programınıza konuk olmak istiyorum. Bu nedenle yazıyorum:•Devleti “emir kulu” olmak zorunda bırakan “dış borç yükünü” / “İMF Boyunduruğu”nu dert ettim. Bu konuda bir kampanya başlatmak için 57-58-59-60 hükümetlere defalarca başvurduğum, sonuç alamadım. İlgili dosya eklidir.
•“Tek yumruk” ya da “tek yürek” olamayışımızı da dert edindim.
•“Bilinç” konusunda, Muğla Valiliği “olur”uyla, ilköğretim okullarında başlattığım konferansları engellediler. En büyük derdim budur.
•Sayılan dertleri edinmeme yol açan “okul dışı eğitim” çalışmalarımızı izleyenlerin, “herkes sizin gibi olsa”, ya da “sizin gibilerin sayısı çoğalmalı” demelerine karşın, bizim gibi olmayı, ya da bizim gibilerin sayısını çoğaltmayı NEDEN dert etmediklerini de dert edindim.Sayın Taner,NEDEN< href="mailto:galipbaran@ttmail.com">galipbaran@ttmail.com
EKİ: Vergi Dosyası8.10.2006TÜRKİYE’Yİ DIŞ BORÇ YÜKÜNDEN KURTARMA KAMPANYASI DOSYASI1. 2.4.2001: Başbakana (birinci) başvuru2. 3.4.2001: Cumhurbaşkanına (birinci) başvuru3. 16.4.2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş’e (birinci) başvuru4. 28.5.2001: Cumhurbaşkanı’nın cevabı5. 12.7.2001: Milliyet Gazetesi haberi6. 15.7.2001: “STK’lar ve Cumhurbaşkanı güvencesinde krizden kurtuluş projesi” başlıklı yazı.7. 17.7.2001: Bodrum-Yarımada Gazetesi haberi8. 18.7.2001: Cumhurbaşkanı’na “çağrı" yapması konulu (ikinci) başvuru9. 10.8.2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’a (birinci) yazım10. 25.8.2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’a (ikinci) yazım11. 28.8.2001: Hasan Pulur’a (Milliyet Gazetesi) yazım12. 28.8.2001: Anadolu Ajansı’na yazım13. 3.9.2001: Başbakana (ikinci) başvuru14. 5.9.2001: ATO Başkanı Sinan Aygün’e (birinci) yazım15. 7.9.2001: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (birinci)yazısı16. 19.9.2001: Yalçın Bayer’e (Hürriyet Gazetesi) yazım17. 21.9.2001: Metin Uca’ya (Star TV) yazım18. 27.9.2001: TBMM Başkanı’na başvuru19. 28.9.2001: TTO Başkanı’nın cevap yazısı20. 3.10.2001: Bodrum Emniyet Md. yazısı (ekinde Muğla Valiliği yazısı ve ekleri)21. 3.10.2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş’e (ikinci) başvurum22. 8.10.2001: Ali Arabacı’ya (MV) yazım23. 8.10.2001: Uluç Gürekan’a (MV) yazım24. 17.10.2001: Bodrum Emniyet Md. kampanyayla ilgili tebligat yazısı25. 22.11.2001: Hazine Müsteşarlığı yazısı26. 23.12.2001: Başbakan’a (üçüncü) başvuru27. 1.1.2002: Devlet Bakanı Kemal Derviş’e ( üçüncü) başvuru28. 16.1.2002: TBMM Dilekçe Komisyonu Yazısı29. 23.1.2002: 2000 Vergi Rekortmeni Beyaz’la ilgili (Hürriyet Gazetesi) yazısı 30. 28.1.2001: Faruk Bal, A. Oktay Güner, Ahmet Tan ve Erkan Mumcu’ya yazı31. 11.2.2002: Cumhurbaşkanlığı (ikinci) yazısı32. 13.2.2002: Başbakan’a (üçüncü) başvuru (açık mektup)33. 18.2.2002: Agah Oktay Güner’in yazısı34. 25.2.2002: Tuncay Özkan’a (Kanal – D) yazım35. 27.2 2002: Vergi Hutbesi (kamu hakları)36. 28.2.2002: Devlet Bakanı Faruk Bal’a başvuru37. 29.3.2002: NTV Televizyonuna yazım38. 11.4.2002: Gülgün Akbaba’ya (Bilim Teknik Dergisi) yazı39. 15.5.2002: “Kurtuluş Projesi” önerisi 40. 8.8.2002: Cumhurbaşkanlığı (üçüncü) yazısı41. 15.8.2002: Maliye Bakanlığı’na başvuru42. 15.8.2002: Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Md. Başvuru43. 15.8.2002: Cumhurbaşkanı’na Maliye Bakanlığı’na verilen dilekçenin arzı için (dördüncü)yazı44. 28.10.2002: Bodrum Kaymakamlığı’na yazı45. 6.11.2002: Maliye Bakanlığı cevap yazısı46. 2.1.2002: ATO Başkanı Sinan Aygün’e (ikinci) yazı47. 15.1.2003: Başbakan’a ( dördüncü) başvuru48. 6.3.2003: “Başbakan’a bir rica-name başlıklı yazı (beşinci başvuru)49. 10.3.2003: Hulki Cevizoğlu’na (ATV Televizyonu) yazı50. 2.4.2003: Erdal Bilallar’a (Star TV) yazı51. 4.4.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (birinci ) başvuru52. 6.4.2003: Meral Tamar’e (Milliyet Gazetesi) (birinci) yazı53. 16.4.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (ikinci) başvuru54. 30.4.2003: TRT- TV, “TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan’a (birinci) yazı55. 9.5.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (üçüncü) başvuru56. 4.6.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’dan gelen cevap57. 11.6.2003: TRT-TV, “TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan’a (ikinci) yazı58. 13.6.2003: Meral Tamer’e (Milliyet Gazetesi) (ikinci) yazı59. 25.7.2003: “Vergi Bilinci”; NTV TV’da vergi konusuyla ilgili bir konuşmadan60. 8.9.2003: Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için (birinci) “taahhütname”61. 8.9.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (dördüncü) başvuru62. 20.9.2004: Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için (ikinci) “taahhütname”63. 28.1.2005: Ali Deliorman’a (Orkun Dergisi) yazım64. 7.4.2005: “Türk Halkına Önerim” Tür. Dış Borç Yük. Kur. Projesi65. 31.1.2005: Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarma projesi66. 18.4.2005: “Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarma projesi67. 28.4.2005: Başbakan’a (altıncı) başvuru. 68. 3.5.2005: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (ikinci) yazısı69. 19.8.2005: Başbakan’a (yedinci) başvuru70. 16.9.2005: Cumhurbaşkanı’na elden verilen dosya (beşinci yazı)71. 20.10.2005: ATO Başkanı Sinan Aygün’e (dördüncü) yazı72. 2.10.2006: “Senciler Partisi Kuruluyor” yazısı
CHİRAC’A ARMAĞAN…

Galip BARAN -Bilinçolog HABİTAT Bilinç ve Yurttaşlık Kozaları KolaylaştırıcısıJacques Chirac Fransa CumhurbaşkanıSevgili Chirac, (14. 02. 2007)Bugün “Sevgililer Günü”. Sana açıklamasını aşağıda yapacağım bir “armağan” vermek istiyorum. “Sen” deyişim, sevgi ve saygımın ifadesidir. Birleşmiş Milletlere bağlı Hükümetler Arası İklim Değişikliği Grubu’nun (HIDUG) “İklim değişikliği” Raporu ile ilgili olarak yaptığın açıklamada ”BİLİNÇ DEVRİMİ”nden söz ettin. Beni en hassas yerimden vurdun.Ben sıradan bir insanım. Ama bir “BİLİNÇOLOG”um. “BİLİNÇ” konusunda “DEVRİM”den söz ettiğine göre, “BİLİNÇOLOG” oluşumu fazla yadırgamayacağını umuyorum.Bir Fransız olarak, senin, “DEVRİMİ” derken ne demek istediğini, nasıl bir “DEVRİM”i kastettiğini düşünebiliyorum. Ancak, “dönülmez bir nokta”ya geldiği açıkça görülen “iklim değişikliği” karşısında yapılması gerekenin çok farklı bir ”DEVRİM” olduğunu İDDİA ediyorum. Diğer taraftan, sözünü ettiğin “DEVRİM”i de çok merak ediyorum. Senden bir açıklama bekliyorum. Ne karşılığında?…Hiç kimsenin, “kişisel çıkar”ını düşünmeden günahını bile vermediği şu “benciller dünyası”nda, karşılığını vermem, bir bedel ödemem, sana borçlu kalmamam gerekir, elbette. Sonra, ben borçtan çok korkarım. Türkiye’nin İMF’ye borcu seni yanıltmasın. Bana kalsa, “herkes benim gibi olsa”, “benim gibi yaşasa”, Türkiye bugün borçlu değil, alacaklı ülkeler arasında yer alırdı, inan…Biz Türkler, bazı aklı-evvellerimiz “borç yiğidin kamçısıdır” dese de, çoğumuz “borçlu ölmez ama benzi sararır”, “borç yiyen kesesinden yer” deriz. Biz “dış borç”tan çok çektik. Cumhuriyet’ten sonra dedelerimizin borçlarını tıkır tıkır ödedik, ekonomik bağımsızlığımızı kazandık. Özgür bir ülke olduk. Ama nasıl olduysa oldu, aynı duruma yeniden düştük, İMF’nin “emir kulu” olduk. Bağımsızlık mı dokundu, yoksa kanımızda “kulluk”mu var bilemiyorum. Atatürk bize bağımsızlığımızı kazandırdı. Ama, sanırım, içimizdeki “kulluk Ruhu”nu ya da “kültürü”nü söküp atamadı. Ben ferden, sözüm meclisten dışarı, “sapına” kadar özgürüm ama, ulusum, ülkem, devletim için üzülüyorum. Türkiye’yi “İMF “Boyunduruğu”ndan kurtarmak için, sözüm tekrar meclisten dışarı, “şeyimi yırtıyorum” ama faydası olmuyor. Yalnız kalıyorum…Sevgili Chirac, Uzattım. Sadede gelecek olursam:Yıllardır devam eden “okul dışı eğitim” çalışmalarımızda geliştirdiğim, başlangıçta bir süre Yurttaş”ın Andı olarak tanımladığımız, sonraları “gördüğü işlev”i dikkate alarak, “bilinçlenme kılavuzu” şeklinde niteleme gereğini duyduğum, geldiğimiz noktada, gerçekleştirdiğimizin farkına vardığımız “BİLİNÇ DEVRİMİ”nin dökümanı olan, örneği ekte görülen, “DEVRİM-NAME”yi, sana, senin şahsında Fransız Halkı’na; “armağan” olarak veriyorum. Buralarda hiç kimseye anlatamadığım ya da ciddiye alınmasını sağlayamadığım bu “armağan”ı kabul edeceğini umuyorum.…Burada sözü edilen “DEVRİM”, önce psikolojik, yani ferdi, sonra sosyolojik, yani toplumsal, en nihayet evrensel anlamda bir değişimdir. Uygulanmış ve sonuç alınmıştır. “DEVRİM-NAME”yi, tepe tepe kullanarak içine ettiğimiz çilekeş gezegenimizin “KURTULUŞ REÇETESİ” olarak da düşünebiliriz. Sayın Chirac,Bu konuda George W. Bush’a da yazdım, “REÇETE’den ona da öz ettim. Irak’da başı büyük bir derde girdiği için olsa gerek, doğru dürüst bir yanıt alamadım… Kayda-değer bulursanız, üstünde birlikte çalışır, daha da geliştirebiliriz. Türkiye-Fransa ilişkilerini daha ileri götürebiliriz. “Olur” derseniz bir zamanlar epey çalıştığım ama pratik yapma olanağı bulamadığım Fransızca’mı da ilerletebilirim…Bu konuda yazışarak değil, konuşarak anlaşabileceğimizi düşünüyorum. Sana “gel” desem ayıp olabilir. Ama ben oraya gelebilirim. Şu var ki, “iklim değişikliği beklemez, biraz acele edelim” derim …Bu vesileyle, “Sevgililer Günü”nü tekrar, gönülden kutlarım. Saygılarımla.Galip BARANBilinçologHABİTAT Bilinç ve Yurttaşlık Kozaları Kolaylaştırıcısı
“İklim değişikliği” Raporunun 3 Şubat 2007 tarihinde kamuoyuna açıklanışı üzerine hazırlanan yukarıdaki yazı, günümüzde ufak tefek ilave ve düzeltmeler yapılarak yeniden kaleme alınmıştır. 1.1.2008“BİLİNÇLENME KILAVUZU” (*)
(DEVRİM-NAME) Ben, ……. ……..Bundan Böyle:(A)Aşırı tüketmeyeceğime,Vergi kaçırmayacağıma,Çevreyi kirletmeyeceğime,Milli servete zarar vermeyeceğime,Trafik kurallarını çiğnemeyeceğime,Rüşvet vermeyeceğime/almayacağıma,İmar yasasına aykırı işler yapmayacağıma,İş ahlakının korunması için çaba göstereceğime,Toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar edinmeyeceğime,“Her şeyi devletten bekleme alışkanlığı”nı terk edeceğime,Diğer deyişle, KIRMIZIDA DURACAĞIMA, (B)Sayılan alanlarda KIRMIZIDA GEÇMEK isteyenleri, “SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyaracağıma, ayrıca,(C)Uyardıklarıma, kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını önereceğime,
SÖZ VERİYORUM.
KIRMIZIDA DURMAK: Her türlü yanlış, iş, davranış ve haksızlıktan kaçınmayı öngören bir “İLKE” dir. SOSYAL YAPTIRIM: Kırmızıda geçeni, anında, yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmaktır.
(*): Bu kılavuz, yukarıda sayılan alanlarda yaptığım “okul dışı eğitim” çalışmalarıyla, eylediğim “salih ameller”le “nefs”imle savaşmamı, “insan-ı kamil olmamı sağlamış, beni “erdem”e yönlendirmiştir. Galip BARANHABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

"BİZDEN BİRİ" (*) OLMAK...

“BİZDEN BİRİ” (*) OLMAK…

Galip BARAN -BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları KolaylaştırıcısıHer türlü yanlış iş, davranış ve haksızlıklardan kendini sorumlu tutabiliyorsan ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirebilmek için elinden geleni yapıyorsan, eşdeyişle, sorunun değil, “çözümün parçası” isen, “BİZDEN BİRİ”sin.“BİZDEN BİRİ” OLMAK İÇİN;YAPILMASI GEREKEN İLK İŞ: Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlakı, imar ve “her şeyi devletten bekleme” gibi alanlarda, her türlü yanlış bir iş, davranış ve haksızlıktan kaçınmak, yani “KIRMIZIDA DURMAK”, eşdeyişle “YASALARA UYMAK”tır. Daha açık deyişle “YOLSUZLUK YAPMAMAK”tır. YAPILMASI GEREKEN İKİNCİ İŞ: Sözü edilen alanlarda “KIRMIZIDA GEÇMEK” isteyenleri, eşdeyişle, “YASALARA UYMAK” istemeyenleri “SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyarmaktır. Daha açık deyişle, “YOLSUZLUKLARI ÖNLEMEK” için çalışmaktır.SOSYAL YAPTIRIM: “KIRMIZIDA GEÇMEK” isteyenleri, “anında, yüzlerine karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmak”tır. Galip BARANBilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı(*) Atatürk de “BİZDEN BİRİ” olduğunu söyledi….

"TARKAN" A
"AÇIK MEKTUP"
VE
DÂVET

Galip BARAN - Bilinçolog HABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
BARIŞ, TARKAN VE BİZ
Sayın Tarkan,“76. Bahar”ına merdiven dayamış bir dünyalıyım. Hayranlarından değilim. Ancak müzik alanındaki çalışmalarını, özellikle de, Atatürk’ün ülkenin geleceğini emanet ettiği gençlerle kurduğun bağımlılığa varan kıskandırıcı iletişim için seni gönülden kutluyorum. ]
Bu mektubu yazış nedenim; son albümündeki “HOP HOP” adlı parçanın “HANİ HANİ HEPİMİZ BİRİMİZ, BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİNDİ” şeklindeki, bizim dünya barışına yönelik bir söylem olarak geliştirdiğimiz sözlerdir. Öykümüz şöyle:Biz, birkaç kişi, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme” gibi, alanlarda yıllardır yapmakta olduğumuz “okul dışı eğitim” çalışmalarını yaparken hem okulda hem de iş yaşamımızda ıskaladığımız bir gerçeğin farkına vardık. “Bencil varlıklar” olduğumuzu öğrendik. Uyandık. Küresel ısınmanın ve onun doğal sonucu olan kuraklık, açlık, susuzluk, yoksulluk gibi sorunların ve sonu gelmeyen savaşların insanın bencil bir varlık oluşunda kaynaklandığını anladık. Bu anlayışımızı “sorun bencillik, çözüm sencilik” şeklindeki bir sloganla ifade ettik. Ardından, yıllar önce, Bodrum’un Turgutreis Beldesinde, üç emekli olarak başlattığımız, ucuna ucu çivili sopalarla gerçekleştirdiğimiz çöp toplama kampanyasında kendimizi üç silahşörlerle kıyaslayarak geliştirdiğimiz “üçümüz birimiz, birimiz üçümüz için” şeklindeki yeminimizi hatırladık. Yukarıda sayılan alanlardaki çalışmaları yaparken geliştirdiğimiz, “bizden biri” şeklinde ifade ettiğimiz bir ve beraber olduğumuzu açıklayan bir söylem de şu:
“BİZDEN BİRİ”
Her türlü yanlış iş, davranış ve haksızlıktan kendini sorumlu tutabiliyorsan ve bu sorumluluğun gereğini yapmak için elinden geleni yapabiliyorsan sen de “bizden biri”sin. Araştırdığımızda bu sözü Atatürk’ün de kullandığını, bir yerde kendisiyle ilgili olarak söylenen övgü dolu sözleri silip, “Atatürk bizden biri” yazdığını öğrendik.
Hikâyemiz böyle. Ne var ki, yaptığımız çalışmalarda, “herkes sizin gibi olsa” ya da “sizin gibilerin sayısı çoğalmalı” şeklindeki övgülü değerlendirmelere karşın çabamızla, beklentilerimizle bağdaştırılabilecek bir sonuç alamadık. Bizi övenlerin “bizden biri” olmalarını sağlayamadık. Barış yolunda “yoldaş” bulamadık. Yalnız kaldık…“Benciller dünyası” buna izin vermiyor. Sorun tek sözcükle bencillik. Yani “nefs”. “Barış”a ulaşmanın yolu “senciller dünyası”nı kurmaktan geçiyor. Yani çözüm sencillik. Yani “nefs”e hükmedebilmek. İnsanlar bizim de sözü edilen çalışmaları yapmazdan önceki halimizi yaşıyorlar. Bunu da bizim de daha önce sandığımız gibi yaşamak sanıyorlar. Bizim de daha önce yaptığımız gibi uyuyorlar. Biz bu hali GAFLET olarak tanımlıyoruz. Sayın Tarkan,Ulaşma çabası içinde olduğumuz “barış”a yaklaşamasak bile vereceğiniz destekle yaptığımız çalışmaların ciddiye alınmasını sağlayabileceğinize, kimileri için ütopya olan “barış” yolunda biz bir hamle yaptırabileceğinize inanıyoruz.. Hele. “bizden biri” olursanız yok mu ya….Saygılarımızla.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

KAYMAKAM ARIYORUZ

KAYMAKAM ARIYORUZ!!!

KAYMAKAM ARIYORUM! (13.11.2007)Bir zamanlar Bodrum’da “STK’ların elinden tutan” bir kaymakam vardı. Uğur BORAN’dı adı. Bir gün ödülünü aldı. Vali oldu. Sonra kızağa çektiler, merkez valisi yaptılar. İstanbul Valiliğinde bir oda verdiler. Birkaç yıl sonra istifa etti…Gerek merkezi gerekse yerel yönetimin baş edemediği sorunların çözümünü öngören “okul dışı eğitim” çalışmalarında karşılaştığı zorluklardan söz edişinde, Galip BARAN’a “sen onların yapamadıklarını yapıyorsun” diyen o BORAN, “kaymakam gibi kaymakamdı”, vesselam… Herkesin, “herkes senini gibi olsa” ya da “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” dediği BARAN ise, “tek kişilik ordu”ydu zaten. ( Milliyet/ 13 Haziran 1996)Aynı BARAN, şimdi;*D-Marin Turgutreis Yat Limanı giriş kapılarına, kamusal alana tecavüz edilerek, trafik güvenliği hiçe sayılarak yerleştirilen, yayaların yürüyüşünü engelleyen, yaşlı, çocuklu, el arabalı, özürlü yayalar dikkate alındığında “zulüm” olarak nitelenecek, (Belediye Başkanı A. Server Yazgan’ın Avrupa Standardını yakaladığını savunduğu) Turgutreis Beldesine yakışmayan gergi tellerini söktürecek,*Otobüs Garajı karşısındaki Total Benzin istasyonunun da, aynı şekilde, kamusal alana tecavüz ederek koyduğu, yayaların yürüyüşünü zorlaştıran, engelli vatandaşları yok sayan reklam panolarını kaldırtacak,*Turgutreis’te, kavşaklarda, yayalarla ilgili yanmayan (bozuk) trafik lambalarının sorumlularına bu görevlerini hatırlatacak,*Mehmet Hilmi Caddesi Kapı No: 86-A ve Turgut Özal Caddesi kapı No:1 (Kutlan Apt) taşınmazların, benzer şekilde, yayaların yürüyüşünü engelleyen, engellilerin geçişlerini olanaksız kılan giriş merdivenlerini yıktıracak,*İş Bankası eski yeri ile Migros arasındaki kavşakta, yayalarla ilgili, Migros tarafındaki trafik ışığının sökülmüş olan aksesuarını yerine taktıracak,Yıllardır dile getirdiği bu yanlış iş, davranış ve haksızlıklara “DUR” diyebilecek, kendisini Uğur BORAN gibi destekleyecek, bir başka deyişle, Bodrum Kaymakamlığına gönderdiği 6.01.2006 tarih ve 4/13 sayılı yazıda;*Total Benzin İstasyonu reklam panosunun mülkiyet sınırları içersine alınması için kanuni işlemler sürdürülmektedir,*D-Marin Turgutreis Yat Limanı girişlerindeki gergi tellerinin kaldırılıp, yaya kaldırımlarının düzenlenmesi için D-Marin Yat Limanı ile görüşülmüştür,*Yat Limanı yönetimi ile bahse konu kaldırımların düzenlenmesine en yakın zamanda başlanılacaktır, *Beldemizde bulunan trafik ışıklarının bazılarının yanmama sebebi, ışıkların programında bulunan bazı aksaklıklardan kaynaklanmaktadır. Işıkları yapan şirketle görüşülmüş olup, ışıkların yeniden programlanması için gerekli girişimler yapılmıştır.Diyen, Galip BARAN’ın başvurularına savsaklayıcı cevaplar veren, Turguteis Belediye Başkanı A. Server YAZGAN’a görevini bi-hakkın yapmak zorunda olduğunu hatırlatacak BİR KAYMAKAM ARANIYOR…Galip BARANHABİTAT Bilinç Kozası Kolaylaştırıcısı* * *NOT: Turgutreis Belediyesinin yıllardır göz ardı ettiği sorunları dile getiren, yerel basın dikkate almadığı için elden dağıtmak zorunda kaldığım, (bir önceki, Toplumsal sorumluluk bilincimiz ve biz başlıklı yazımın kaderini paylaşan) yukarıdaki yazının kaleme alınışından (13. 11. 2006) bu yana bir yıldan fazla bir zaman geçti. GÜNÜMÜZDE DURUM 27. 12. 2007Total Benzin İstasyonu reklam panosunun mülkiyet sınırları içine alınması konulu başvurumuzun gereği yapılmış, “kamusal alana, kamu adına sahip çıkma savaşı”mız kazanılmıştır. Bu ortak başarı, Belediye Fen İşleri Bölümü çalışanlarına “lokma rüşveti” (!) verilerek kutlanmıştır.Beldedeki bazı trafik ışıklarının yanmaması ile ilgili ilk başvurumuzun tarihi 31. 10. 2005’dir. Belediyenin konuyla ilgili cevabında, ışıkları yapan şirketle görüşüldüğü ifade edilmişti. Bu görüşmenin hala neden sonuçlanamadığı sorusu, akla savsaklama ihtimalini getirmektedir.Belediyenin, Mehmet Hilmi Caddesi Kapı No 86-A ve Turgut Özal Caddesi Kapı No. 1 (Kutlan Apt) ile ilgili kamusal alana tecavüz şikâyetlerimizle ilgili cevabında bu konuda bir açıklama yapılmamıştır. Bu sorunun “pas geçildiği” anlaşılmaktadır. Kamusal alana tecavüz edebilen bu taşınmaz maliklerinin ne tür bir dokunulmazlığa (!) sahip oldukları kestirilememektedir.D-Marin Turgutreis Yat Limanı girişlerindeki gergi tellerinin kaldırılması ile ilgili ilk başvurumuzun tarihi 24. 01. 2005’dir. Bizler; TUBİKOM (Turgutreis Belediyesini İzleme Komitesi) olarak Belediye Başkanı A. Server Yazgan’dan hesap sorma, onu detleme görevimizi “kusursuz” denebilecek şekilde yapabildiğimiz halde, kendisinin, kıskandırıcı (!) bir işbirliği içinde olduğu D-Marin Yat Limanı ile görüşmelerini bunca zamandır, sonuçlandıramaması, DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR!!! HAMİŞ: Bizler; üç kişiyi bulmayan varlığımızla, bazılarında başarılı, bazılarında başarısız olduğumuz çabalarımızla görevimizi yaptığımıza, devleti denetleme sorumluluğumuzun gereğini yerine getirdiğimize inanıyoruz. Bundan ötesi, Hükümeti’n ve İçişleri Bakanı’nın görevidir.Bir HÜKÜMET ya da İÇİŞLERİ BAKANI ARAMA zorunda kalıp kalmayacağımızı göreceğiz.Galip BARANBilinçologHABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

19 Ocak 2008 Cumartesi


ÇOCUKLARIMIZ,
TOPLUMSAL
SORUMLULUK
BİLİNCİMİZ
VE BİZ

Galip BARAN
BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
(31 Ocak 1997 / Pusula- Bodrum)
EVET, ÇOCUKLARA GÜVENELİM AMA…Değerli hukukçu M. Emin Değer, “evet çocuklar biz kirlettik“ başlıklı yazısında, (25 Ocak 1997/ Cumhuriyet) ATV’nin Siyaset Meydanı programında konuşan çocukları dinlerken karamsar duygulardan sıyrıldığını ve geleceğe güven duygusu kazandığını ifade etti.Çocukların, o programda, “Atatürk bu ülkeyi sizlere temiz olarak teslim etti, siz kirlettiniz, biz temizleyeceğiz” diyerek büyüklere gösterdikleri tepkiyi onaylamamak, yüzümüze haykırdıkları bu suçu reddetmek mümkün değil. Şu var ki, ben, çocukların bu tepkisini “ışık” olarak algıladığını ifade eden sayın Değer’in iyimserliğini paylaşmakta zorluk çekiyorum. Kaygım, onlara güvensizlikten değil, büyükler olarak sorumsuz davranışlarımızı sürdüreceğimizden, onları kendimize benzeteceğimizden kaynaklanıyor. Bu tür tepkilerini, bir yandan ”alkışlarken“, diğer yandan, “yaktıkları ışığı” söndüreceğimizden korkuyorum.Sayın Değer, yazısını, “Atatürk’ün gençliğe neden güvendiğini düşünelim, nerede yanlış yaptığımızı sorgulayalım” diyerek bitiriyor. Ben, suçumuzu, eğitimin ailede başlayıp okulda devam eden, ancak, yaşamda (okul dışında) tamamlanması gereken bir kavram olduğu gerçeğini gözardı etmiş oluşumuzda; çocuklara, “iyi”, “güzel” ve “doğru” davranışlarla örnek olamayışımızda, görüyorum. 17-21 Ekim 1996 günleri gerçekleştirilen Bodrum HABİTAT Konferansı’nda, “Gençler Kozası”nı oluşturan çocuklarımızın tepkilerini hayranlıkla dinlemiş, yüzümüz kızararak, doğrusu biraz da abartarak alkışlamıştık onları. Takdirde abartıya varışımız, buna gerek duyuşumuz, ülke olarak içinde bulunduğumuz sorunlar yumağının yol açtığı umutsuzluktan, bir “umut arayışı” içinde oluşumuzdan kaynaklanıyordu.Cumhuriyet’ten bu yana dört-beş kuşak geçti. Biz, elli yaşın üstündekiler, bu kuşakların en kıdemlisiyiz. Ve bizler, ülkenin geleceği emanet edilen çocuklar, bugünün çocuklarından “medet” umuyoruz… Önlerinde neyin “iyi”, neyin “güzel”, neyin “doğru” olduğunu gösterenler yoksa; alabilecekleri örnek kendilerini alkışlamakla yetinen bir büyükler topluluğu ise, çocuklarımız da, büyüdüklerinde, neden kendi çocuklarını alkışlamakla yetinmesin, tarih tekerrür etmesin ?Nitekim:* Bodrum HABİTAT Konferansı’nda, çocuklarımız da “Yaşanabilir bir Bodrum için” projeler üretmiş, bu projeleri yaşama geçirmek için “TAAHHÜT’de bulunmuş, bu konuda büyüklerden aşağı kalmayacaklarını ortaya koymuşlardı.* Habitat Konferansı’yla eşzamanlı olarak, bireye, “HABİTAT’ça bir çözüm” arayışı içinde, “trafikte doğru davranış alışkanlığı kazandırma”yı öngören bir kampanya başlattım.* Yayaların, kavşaklarda, kırmızı ışık kuralını çiğnemeleri sorununu dikkate alarak, “Kırmızıda Duralım, Kurallara Uyalım” sloganıyla başlattığım bu “okul dışı eğitim” çalışmasında, çocuklarımızın da, o kuralı çiğneme konusunda büyüklerden aşağı kalmadıklarını gördüm.Buradan, okulda “trafik dersi” gören çocukların, bu derse karşın, büyüklerin, sokakta (okul dışında) verdikleri dersi (!) öğrendiklerini, sokaktaki (okul dışındaki) eğitimin “belirleyici” olduğunu söylemek istiyorum. Sayın Değer, nerede yanlış yaptığımız konusunda kendimizi sorgulamamızı önermişti. Ben, çocuklarımıza güvenmekle yetinmememizi, onlara “iyi”, “güzel” ve “doğru” davranışlarımızla örnek olmamızı öneriyorum.Hem de hiç gecikmeden.Galip BARAN BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı------------NOT: Yukarıdaki yazının Bodrum-Pusula gazetesinde yayınlanışından bu yana 10 yıl geçti. Bodrum’da, bireye “trafikte doğru davranış alışkanlığı” kazandırmak amacıyla başlattığımız “okul dışı eğitim” çalışması ülkenin değişik yerlerinde kararlılıkla devam ediyor. Büyüklerin ve çocukların yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını çiğneme alışkanlığı da öyle…Aşağıda görülen, yerel basının dikkate almasını sağlayamadığım nedenle ilgililere, (Bodrum Milli Eğitim Müdürü ve Kaymakamına) elden iletmek zorunda kaldığım yazı; büyüklerin, yukarıda sözü edilen sorundan, “toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız kavramdan, bihaber olduklarının bir başka belgesidir/ kanıtıdır.----------------------16 Şubat 2002HEY SEN! TURGAY KILAVUZ, SEN!Duydum ki sen, Garajaltı Kavşağında kırmızıda geçermişsin! Duranlara da gülermişsin! Üstelik sen, hem İlçe Milli Eğitim Müdürü, hem de İlçe Trafik Komisyonu Üyesiymişsin!Bilir misin ki, ben, “demokrasi dershanesi” olarak tanımladığımız o kavşakta kırmızıda geçen beyefendilere:*“Beyefendi! Bu ışık zaten insanlar için konmuştur!” ve hanımefendilere:*“Hanımefendi! Sen şu anda -kırmızıda geçme özgürlüğü-nü kullandın; bu bana “çantanı kapıp kaçma özgürlüğü” tanımaktır! demekteyim….Şaka, şaka, Sayın Kılavuz, şaka!Biliyorsun, hepimiz; “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının gereğini yerine getirmekle, bir diğerimize, “trafikte doğru davranış alışkanlığı kazandırmak”la, birbirimizi okul dışında da eğitmekle yükümlüyüz. Eğitimin bu türü, eğitim biliminde, sanırım, “yaygın eğitim” olarak tanımlanıyor.“Yaygın eğitim” herkesin bir diğerini eğitmesini öngörüyor… Eğitimin “yaygın”ını hafife aldığımız, senin, benim sorumlu olduğumuz bu görevi ciddiye almadığımız için çekmekteyiz, ulus olarak tüm çileleri. Şairin dediği gibi “eğitimin yaygını ırgalamıyor kimseleri”.Biliyorsun, senin (maaşlı) kamu görevlisi Turgay Kılavuz olarak sorumlu olduğun işin aslı eğitim değil öğretimdir. Oysa eğitim, senin de (maaşsız) vatandaş Turgay Kılavuz olarak sorumlu olduğun iştir. Dilersen. “Vatandaş olarak sorumlu olduğun iş”i sen de üstlenebilir, “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının gereğini yerine getirebilirsin. Bu işi kaymakam dâhil herkes, vatandaş kimliğiyle üstlenebilir, becerebilir.Aklın yatarsa, yapman gereken tek şey: Kırmızı ışıkta koyun gibi geçenlere, olanca kibarlığınla, “hanımefendi” ya da “beyefendi” diye seslenerek kırmızı ışığı elinle göstermektir.Göreceksin bu görev “maaşlısı”ndan daha da keyiflidir. Neden dersen, bu görevde kendi kendinin amirisin, patronusun da ondan…Gülenler olabilir. Ama aldırma… Otomobilinin patlayan lastiğinin yerine stepneyi taktıktan sonra bijonlar için çaresiz bakınan “akıllı”ya, karşıdaki tımarhane penceresinden durumu izleyen ve “diğer lastiklerden sökeceğin birer bijonu kullan” diye seslenen “deli”nin verdiği “aklı” düşün. Ya da, Charlie Chaplin’in, Albert Einstein’e: “Seni anlamadıkları, beni ise anladıklarını sandıkları için güldüler” dediğini hatırla.Galip BARANBodrum HABİTAT Emekliler, Trafik ve Yurttaşlar Kozaları Kolaylaştırıcısı