14 Kasım 2013 Perşembe

ÂYİNESİ İŞ'TİR KİŞİ'NİN LÂFA BAKILMAZ (Ata sözü)

AYİNEM!..
Ben;
(a) Açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’nın yaptığı Turgutreis Yat Limanını (D-Marin’i);
* ÇED raporunu hiçe sayarak, denizi kirleterek, kamusal, yani Türk Milleti’ne ait alana tecavüz ederek, Çevre Yasası’nı ihlâl ederek inşa eden,
* Liman giriş kapılarındaki bekçi kulübelerinin üstüne gölgelik olarak konulmuş olan tenteleri zemine bağlayan çelik halatlarla yaya yolunu kapatarak, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, kamusal, yani Türk Milleti’ne ait alana tecavüz ederek işleten Doğuş Grubu’nun  yaptığı yolsuzlukları önledim. (Kamusal alana özel alanım gibi sahip çıktım.)
(b)    Turgutreis Otobüs Terminali karşısındaki Total Benzin İstasyonunun devasa reklam panosunu yaya yoluna koyarak, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, kamusal  alana tecavüz ederek yaptığı yolsuzluğu da aynı şekilde önledim.
(c)    Bazı ticari işletmelerin kamuya ait plajlarda (kumsala) ve sokağın (kamusal alanın) yayalara ait kısmına koydukları masa ve sandalyeleri kaldırttım. (Kaldırtmaya devam ediyorum)
(d)   2001 yılında, Türkiye Cumhuriyet Devletini dış borç yükünden (İMF Boyunduruğundan) kurtarmak için, “borç alanın emir de alacağı” anlayışıyla, bir “gönüllü vergi” kampanyası başlatmak için Başbakanlığı başvurdum. Bu kampanyayı Hazine Müsteşarlığı’nın bu konuda öngördüğü yasal düzenleme yapılmadığı için başlatamadım.
(e)   2003 yılında, “yurttaşlığa çağrı yürüyüşü” düzenledim. Bodrum’dan İzmir, Çanakkale, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Yalova, Bursa, Bilecik, Eskişehir güzergâhı üzerinden Ankara’ya yürüdüm.

Bu yürüyüşte konakladığım il ve ilçelerde, sokaklarda, kamusal, yani, Türk Milleti’ne ait alanlarda çöp topladım ve 1996 yılında Bodrum’da Garajaltı Kavşağında başlattığımı aşağıda ifade ettiğim trafik sorunuyla ilgili uygulamayı gerçekleştirdim.
(f)   Sokaklarda (kamusal alanda) yapmakta olduğum diğer işler:
*   Su ve kanalizasyon arızalarını belediyeye haber veriyorum.
*   Çöp, izmarit gibi atıkları toplayıp çöp bidonlarına atıyorum.
*   Üstüne basanın ayağına batacak çivili tahta parçalarını kaldırıyorum.
*   Kedi köpek ölülerini kokmamaları için alıp çöp bidonlarına koyuyorum.
*   Geri kazanılabilecek katı atıkları toplayıp atık toplama kutularına koyuyorum. (Dün, Turgutreis Belediyesi’nin giriş holündeki pil toplama kutusunda buruşturulup atılmış gazete parçaları ve poşetler gördüm.)
*   Salyangoz ve benzeri canlıları alıp üzerlerine basılmayacak bir yere bırakıyorum.
*   Köpek pisliklerini alıp basılmayacak yerlere atıyorum ya da belediyeye haber verip temizletiyorum.
*    Sokaklardaki beton elektrik direklerinin koparılmış olan topraklama tellerini ilgililere haber verip bağlatıyorum.
*   Sökülüp sokağa atılmış güneş enerjisi sistemlerinin cam yünlerini (kansorejen maddeleri) belediyeye haber verip kaldırtıyorum.
*    Evimin giriş kapısındaki duvarın üzerine, her sabah, “önce kuşlar” diyerek bir avuç buğday koyuyorum. Bu buğdayı salyangozların da yediklerini görüyorum. “Kuşları ve salyangozları aç yatan bizden değildir” diyorum.

*    İstanbul’da, 2007 yılında, 7 yaşındaki Dilara Dumru’nun, 2005 yılında, 4 yaşındaki Berkay Dağıstanlı’nın ve Van’da 2011 yılında 8 yaşındaki Şirin Dalga’nın içine düşerek ölümlerine yol açan rögar kapaklarını (başka Dilaralar’ın, Berkaylar’ın, Şirinler’in ölmemesi için) ilgilere haber verip kapattırıyorum.

1996 yılında, Bodrum’da, Yerel HABİTAT Konferansı ile eşzamanlı olarak, yayalarla ilgili trafik ışıklarıyla donatılmış kavşaklarda bir çalışma başlattım. Bu çalışmada, kırmızı ışık kuralını ihlâl eden, bu yolsuzluğu yapan yayaları, ( bu yolsuzluğu herkes yapmaktadır)  “Yeşili Bekle, Lütfen”, “Sağdan, Lütfen” yazılı pankartları (bazen megafon) kullanarak uyarıyorum.

Demokrasinin, “özgürlüklerin özgürlüklerle sınırlı bir yaşam biçimi” olduğunu (yayaya yeşil ışık yandığında sürücünün, sürücüye yeşil ışık yandığında yayanın beklemesi gerektiğini) dikkate alarak; yayalarla ilgili trafik ışıklarıyla donatılmış kavşakları “demokrasi dershanesi” ve sözü edilen yolsuzluğu yapanları uyaranları “Demokrasi öğretmeni” olarak tanımladım…

Demokrasi sözcüğünü dillerine pelesenk edenlerin, “demokratik açılım”dan söz edenlerin, demokrasiyi öğrenmek, dahası “demokrasi öğretmeni” de olmak  istiyorlarsa; yayalarla ilgili trafik ışıklarıyla donatılmış kavşaklarda  kırmızı ışık kuralını ihlâl edenleri uyarmaya başlamaları GEREKİYOR.

Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralının böylesine kayıtsızca ihlâl edildiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin;  ne demokratik, ne sosyal, ne de hukuk devleti olduğu söylenebilir…

Bilinç Üniversitesi Kurucusu
Bilinçolog Galip (Diğerkâm) Baran

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com

Bilinç Üniversitesi’nin
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.

(b)   Kuruluş amacı: Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eşdeyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in aldığı bir dünya düzeni kurmak.