23 Aralık 2010 Perşembe

Sayın Dr. Aybars AKKOR
“Erkeğin bencilliği” başlıklı makalenizi (Sözcü/ 22. 12. 2010 ) okuduktan sonra bu mektubu yazma ve konuyla ilgili birikimimi dile getirme gereğini duydum…
Sözlükte insanın bencil bir varlık olduğu kayıtlı…
Ne var ki, insanlar bencil olduklarının farkında değiller. Aşağıda sözü edilen çalışmaları yapmazdan önce ben de değildim…
Erich Fromm’un “Sahip Olmak ya da Olmak” adlı eserinde insanın iki temel özelliğinin bencillik ve sencillik olduğu anlatılıyor:
“Sahip olmak” ilkesine/özelliğine sahip insan (bencil varlık); mala, mülke, şöhrete, insana, bilgiye sahip olmak, onları ele geçirmek, kendine mal edip, onlara egemen olmak ve dilediğince kullanmak ister. Bu sahip oluşların sonu yoktur.
“Olmak” ilkesine/özelliğine sahip olan (sencil varlık) ise; hiçbir şeyi elde etmeye ya da kendine mal etmeye, şöhret ve iktidara sahip olup insana egemen olmaya kalkışmaz. Bu ilkenin insanı, kendisini geliştirir. Evrimleşir, diğer insanları sever. Sözcüklerle anlatılamayan, yaşanılan, hissedilen bir özelliktir bu ilke.
Dünya düzeni “sahip olmak” üzerine kurulduğu nedenle, insan ve değerleri, yerini makinelere ve ekonomik gelişmenin çarklarına bırakmıştır. Bilim, teknik ilerlemiş, ama bunlar kendi yararına kullanılmadığı için, insan bir araç haline dönüşmüştür.
Çözümün ilk ve tek şartı, “sahip olmak” ilkesinden “olmak” ilkesine geçmektir. Yeni bir insan, yeni bir toplum oluşturmaktır.”
Şu var ki, insanın bencillikten kurtulması, sencileşmesi mümkündür. Örneği, ben:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarda :
* Bilinçlendim.
* “Yasa bağımlısı” oldum,
* BENCİLLİKTEN kurtuldum,
* “Diğerkâm bir kişilik” edindim,
“ Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim,
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile, işlevi aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum; kendimi tanımağa başladığımın,
* “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın, Bilinçolog olduğumun farkına varmamı sağlayan çalışmaların belgesi olan, örneği ekli dosyada görülebilir…
Köşenizde değerlendirirseniz, sevinirim…
Saygılarımla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Sayın Emre Kongar,
Bu akşam NTV'deki "yorum farkı" programında sayın Mehmet Barlas'la soykırımla ilgili gelişmeleri konuşurken "Türk kamuoyu bunun ne kadar bilincinde" şeklinde bir cümle kullandınız...
Sayın Kongar,
Bilinç sözcüğünü çokları gibi siz de yanlış kullandınız. Bana göre bu cümleniz ""Türk kamuoyu bunun ne kadar farkında" şeklinde olmalıydı...
Yanlış kullanım örnekleri: "Biliyorum" yerine "bilinçliyim" ya da "bilincindeyim", "bilgilendiriyorum" yerine "bilinçlendiriyorum" deniliyor. Bazıları "kasıtlı" ya da "maksatlı" yerine "bilinçli" diyorlar.
Bilinç sözcüğünün fiil olarak kullanıldığında nesne almaması gerekiyor.
Saygılarımızla .
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi
(1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76

E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

WEB:
www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

16 Aralık 2010 Perşembe

BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ’NDEN…

SEVGİ VE MEVLANA

(Bilinmeyen Mevlana/ Burhan Yılmaz/ sayfa 161/özet)

1. Sevgi yaratıcı güçtür.

2. Sevgi yaşamın anahtarıdır.

3. Sevgi hayatın ta kendisidir.

4. Sevgi kötünün içindeki iyiyi dışarı çıkarmaya çalışır.

5. Gerçek sevgide bilgelik (x) vardır.

6. Ruhsal gelişmemizin temeli sevgidir.

7. Sevgi olmadan bilgiyi kullanamazsınız.

8. Ruhun en yüce efendisi sevgidir.

9. Çünkü sevgi Tanrı’dır.

(x)

Bilge : Her şeyi bildiği gibi, bildiği şeyleri de iyi ve sağlam bilen, bilgisini kendisi ve başkaları için en yararlı bir biçimde kullanabilen, iyi ahlâklı, olgun kimse.

Bilgelik: (1) Bilge kimsenin taşıdığı nitelik, bilge olma durumu.

(2) fels. Herkesin ulaşamadığı, derin, kapsamlı , bütünsel bilgi. HİKMET.

(3) fels. Kendini tanımanın bilgisi. VUKUF

Yurtta Barış” olmasını istiyorsanız EĞER,

“Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeniz YETER.

Galip BARAN

Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76

E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

NOT;
  • “Yurtta Barış” için çalışmak,
  • Cumhuriyeti ilelebet yaşatmak,
  • Atatürk’ün Ruhu’nu şâd etmek isteyenler,

Bu iletiyi çoğaltıp dağıtabilirler.

14 Aralık 2010 Salı


ALOOOOOOOOOOOOOO !

İŞSİZLİK DEDİNİZ !..

Türkiye’nin öncelikli sorunu çoğunluğun gevelediği gibi işsizlikse, bilinçsizlik ya da bencillik değilse,

Birileri bu sorunu (işsizliği) işsize aş vererek aşmayı başarıyorsa,

Bu ülkede bencilliğe, bilinçsizliğe boş veriliyorsa,

Ört ki ölem…

Diyorlar ki; “sen bir emeklisin”, “senin tuzun kuru”, bilemezsin işsizliğin ne demek olduğunu.

Tamam, “iş”, “iş” diye kıvrananları, karın tokluğuna da olsa çalışanları, ben de görüyorum…

Ama, “emeklisin” , “tuzun kuru” diyenlere soruyorum: tek “emekli”, tek “tuzu kuru emekli” ben miyim? “Tuzu benden daha kuru” başka bir emekli yok mu bu Turgutreis’te, bu Türkiye’de?

Onlar neredeler? Ne iş yapıyorlar, onlar? Ve, ben neden YALNIZIM? Neden TEK TABANCAYIM ? Neden RAKİBİM yok?

Hem sonra, neden “İstanbul HABİTAT’ın TEK KİŞİLİK ORDUSU” diyorlar bana? (Milliyet/ 13. 06. 1996)

Ne iş yapıyorum ki, “tek kişilik ordu” sayılıyorum, ben ?

Bu sorulara cevap bekliyorum…

Beklerken, “İşim, eşim , aşım; yaşam buysa saldım çayıra….” demek geliyor içimden…

Şey: “Kafayı yemiş” diyenler de oluyor, arada…

Galip BARAN

Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76

E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Galip Baran:
Sorun bencillik, Çözüm sencillik
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Galip Baran, toplum için çalışan, millet için ter döken, yasa ve kuralların uyulması, uygulanması için çaba ve gayret gösteren, yorulma bilmeyen 1932 doğumlu bir delikanlı. Bodrum-Turgutreis’de yaşıyor.
Gözü, gönlü Türkiye’nin dört bir yanında…
Topluma, sokaktaki insana mesaj vermek için, giyiniyor, kuşanıyor, yurdun değişik yerlerinde, Ankara’da; “Tiryaki! İzmarit yerde/Kentli olmak nerde?” sorularıyla insanların karşısına çıkıyor, karşımıza çıkıyor.
13,14,15 Ekim 2010 tarihlerinde, Ankara’nın Kızılay semtinde, bölgesindeydi Galip Baran hoca. Şapkasıyla, mesaj yüklü-dolu gömleğiyle vatandaşlarla selamlaştı, kucaklaştı.
Galip Baran hoca; Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (ahilik) milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlatılan ve yıllardır sürdürülen, İnsan’ı, davranışlarını ve davranış nedenlerini araştırdığımız ve “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarda yaşam biçiminin kökten değiştiğini anlattıktan sonra;
-Yasa bağımlısı oldum/Diğerkâm bir kişilik edindim/Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesini özümsedim/Edindiğim tecrübe bilgi ile Bilinç Üniversitesini kurdum/Bu süreçte kendimi tanımağa başladığımın ‘Bilinç çağı’nda yaşadığımın ve Bilinçlog olduğumun farkına vardım, diyerek gerçeklerin içinden seslendi uzun uzun.. Duyan oldu mu acaba? diye düşündüm.
Galip Baran hoca, toplumda yasa dışı davranışların en aza indirilmesi etkinliklerinin organizasyonunu yapıyor, uyguluyor, eyleme dönüştürüyor. Katılımın artması, sağlanması için öncülük yapıyor. Çalışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamalarda;
Halkın yasa bilinci edinmesini sağlama konusunda, kendisinden daha sorumlu konumlarda olup, karşılığında dolgun maaşlar alan üst düzey yetkililerin işlerini kolaylaştırmak için çalıştığını anlatıyor.
Ve bir yakınması var. Bu konuda; “İşlerini kolaylaştırmak için çalıştığım üst düzey yetkililer, beni ciddiye almıyorlar, uzattığım eli tutmuyorlar” diye yakınıyor. “Dahası, bazı üst düzey yetkililer beni gözaltına bile aldırıyorlar” sitemiyle, yakınmalarda bulunuyor.
-“Anladım ki; işlerini kolaylaştırmak için çalıştığım bu üst düzey yetkililer benimle görüşmek istemiyorlar. Onlar beni ciddiye almasalar da, benimle görüşmek istemeseler de, üstlendiğim bu görevi ne pahasına olursa olsun sürdüreceğim” diye devam eden cümlelerinin sonunda “Her kavşağa bir Galip” sloganından sonra biraz soluklanıyor Galip Baran..
Arkasından sıralamalarda bulunuyor:
• Trafik kurallarına uyun uymayanları uyarın!..
Uyarın ki, sizin de ‘Trafik bilinci’niz olsun!..
• Çöpleri sokağa değil, çöp bidonlarına atın!..
Atın ki, sizin de ‘Çevre bilinci’niz olsun!..
• Geri dönüşebilir atıkları atık toplama kutularına atın!..
Atın ki, sizin de ‘Tasarruf bilinci’niz olsun!..
• Vergi borcunuzu tam ve eksiksiz ödeyin!..
Ödeyin ki, sizin de ‘Vergi bilinci’niz olsun!..
* Böyle davranın ki;
Türkiye ‘Bencillik’ ten kurtulsun,
‘Geri Kalmışlık Zinciri’ni kırsın,
‘Muasır Medeniyet’i aşsın!..

16 Ekim 2010 Cumartesi

BASIN AÇIKLAMASI
Yıllardır, Türk halkının;
* Vergi kaçırmayarak, Vergi Yasası’na uymasını,
* Çevreyi kirletmeyerek, Çevre Yasası’na uymasını,
* Trafik kurallarını ihlâl etmeyerek, Trafik Yasası’na uymasını,
ÖZETLE;
Türk halkının “yasa bilinci” edinmesini sağlamak için çalışmakta, bu işi eksiksiz ve kusursuz yapabilmek için, emek, zaman ve benim gibi emekli bir memur için servet sayılacak miktarda para harcamaktayım…
DAHA AÇIK BİR DEYİŞLE:
Halkın “yasa bilinci” edinmesini sağlama konusunda benden daha sorumlu konumlarda olup, karşılığında dolgun maaşlar alan üst düzey yetkililerin işlerini kolaylaştırmak için çalışıyorum.
Ancak onlar, işlerini kolaylaştırmak için çalıştığım üst düzey yetkililer, beni ciddiye almıyorlar, uzattığım eli tutmuyorlar. Dahası, bazı üst düzey yetkililer gözaltına bile aldırıyorlar. (“Kırmızı ışık eylemcisi gözaltında/ 22. 04. 1998/ Milliyet)
Onlarla; İçişleri Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının üst düzey yetkilileri ile, işlerini kolaylaştırmak için çalıştıklarımla yüz yüze görüşmek, benim çalışmalarımı kolaylaştırmalarını rica etmek için Ankara’ya gittim. 06 -09 Ekim günlerinde kapı, kapı dolaştım. Alt düzey yetkililerle görüşebildim. Üst düzey yetkililerin birisiyle görüşebilmek için randevu talep ettim. Beklemeğe başladım. Hala bekliyorum…
Anladım ki; işlerini kolaylaştırmak için çalıştığım bu üst düzey yetkililer benimle görüşmek istemiyorlar.
Şu var ki; onlar beni ciddiye almasalar, benimle görüşmek istemeseler bile, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemiş bir insan olarak “ölünceye kadar” diyerek üstlendiğim bu görevi ne pahasına olursa olsun sürdüreceğim. (“Her kavşağa bir Galip”/ Sabah/ 12. 16. 1998)
SONUÇ OLARAK:
Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakanı, İçişleri Bakanını, Milli Eğitim Bakanını, Emniyet Genel Müdürünü, M. E. Bakanlığı T. T. Kurulu Başkanını bu basın açıklaması ile protesto ediyor; Onları, PROGRAMI aşağıda açıklanan çalışmalarımızı izlemeğe davet ediyorum. Onlara ben randevu veriyorum…
Ben aslında, o çalışmalarımızı izlemeğe, Aziz Usta’ya:
“Bende hakkın çoktur halkım
Utanırım hakkını helal et demeye
Dünya durdukça durasın halkım” dedirten saygıdeğer Ankara Halkını davet ediyorum…
SON SÖZ:
Geleceğin Türkiye’sini inşa çalışmalarımızı yaparken elimizden tutan, bize destek olan, eski Bodrum Kaymakamı Uğur Boran’a;, Eski Muğla Valisi Lale Aytaman’a, İstanbul’da gözaltına alınışımı izleyen günlerde Karayolu Güvenlik Kurulunun 14. toplantısına davet ederek bir sunuş yaptıran Dr. Şevket Ayaz’a, Muğla Emniyet Müdürlüğüne bana yardımcı olunması için bir talimat gönderen eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı M. Sabri Kanlıkavak’a, halen Gaziantep Emniyet Müdürü olarak görev yapan Süleyman Oğuz’a bu vesileyle teşekkür etmeyi ödenmesi gereken bir borç biliyorum…
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
*
UYGULAMA VE EYLEM PROGRAMI
22 EKİM 2010, ANKARA
TARİH GÜN SAAT YER/ADRES VE UYGULAMA
*
22 Ekim 2010 Cuma 10: 00- 11: 00 Kızılay Meydanı GMK Bulvarı yaya geçidinde “Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım“ uygulaması.
*
22 Ekim 2010 Cuma 12: 00- 13: 00 Ağırlıklı olarak Sakarya Caddesinde olmak üzere; Kızılay çevresindeki sokak ve caddelerde “izmarit toplama” uygulaması
*
22 Ekim 2010 Cuma 14: 00- 15: 00 Yüksel Caddesinde “Burası Türkiye Sergisi” ile eşzamanlı olarak açık hava konferansı.
*
Uygulamalara; Başta Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah GÜL, TBMM Başkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu Üyeleri, Yüksek Mahkeme Başkanları, Genelkurmay Başkanı, Ankara Valisi, Kamu Kurum ve Kuruluş Genel Müdürleri ile;
Medya, Basın ve Yayınımızın değerli Muhabir, Yazar ve çizerleri ile;
Sevgili “ANKARA HALKI” davetlidir.
***
TEYİT VE İRTİBAT:
GALİP BARAN
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76 / 0312.433 82 06
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com, bilincuniversitesi@gmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
*
Valilik Makamına
ANKARA
.
Konu: 20, 21 ve 22 Ekim 2010 tarihlerinde Kızılay Meydanı ve çevresinde yapılacak uygulama ve eylem programı hakkında,
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlâkı (ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlatılan ve yıllardır sürdürülen; İnsan’ı, davranışlarını ve davranış nedenlerini araştırdığımız ve okul dışı eğitim olarak tanımladığımız çalışmalarda yaşam biçimim kökten değişti:
* “Yasa bağımlısı” oldum.
* “Diğerkâm bir kişilik” edindim.
* “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim.
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni (1) kurdum.
* Bu süreçte kendimi tanımağa başladığımın,“Bilinç Çağı”nda yaşadığımın ve Bilinçolog olduğumun farkına vardım…
Toplumun çevre, trafik ve vergi bilgisinin, bu alandaki yasaların ihlâl edilmesini, önlemediği ve felâket olarak tanımlanan “İklim değişikliği”nin “Bilgi Çağı”nda gerçekleştiği dikkate alındığında, “Bilinç Çağı”nın anlamı ve “bilinç”, “yasa bağımlılığı”, “yasa bilinci” gibi kavramların önem ve değeri kendiliğinden ortaya çıkar…
Toplumda “yasa dışı davranışların” en aza indirilmesi etkinliklerine karınca kararınca katkıda bulunmak ve özellikle katılımı özendirmek amacıyla başlatılan ve yıllardır sürdürülen, uygulandığında yukarıda sayılan özellikleri kazandıran çalışmalarda edindiğimiz birikimi toplumla paylaşmak için hazırlanan eylem PROGRAMI eklidir.
Bilgilerinize arz olunur.
Saygılarımızla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
ADRES: 4076 Sokak No: 5/2, Turgutreis-BODRUM-MUĞLA
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
EK: PROGRAM

9 Ekim 2010 Cumartesi

Trafikte Bilinçlenmek ve Bilinç'li Sürücü Olmak İsteyenlere 'tek adres' ve 'tek referans'
::: "Bilinç Sürücü Kursu" ::::
İLKELERİMİZ
VE
HEDEFLERİMİZ
*Bilinç Sürücü Kursu" Sahibi ve Kurucusu Sayın İsmet SEYHAN 'Bilinç Üniversitresi'nin müteşebbislerinden biri ve ÇORUM temsilcisi olup; Ayrıca, daimi mütevelli heyet üyesidir"
1- Saygın ve ciddi bir kuruluş olarak eğitim hizmetlerini kurallara uygun olarak vermek.
2- Sadece para kazanmayı hedef almadan,amacımız ülkemize bilgili, BİLİNÇ’li, iyi yetişmiş sürücüler kazandırmak.
3- Çalışanların kılık-kıyafetleri mevzuata uygun ayrıca kurum binamız dersliklerimiz temiz ve bakımlı,araç-gereçlerimiz her zaman kullanılmaya hazır ve çalışır durumdadır.
4- Vermiş olduğumuz hizmetin tamamı mevzuat hükümleri içinde ve vicdanlarımızın sorumluluğundadır.
5- Personelimizin yetişmesi,görevini tam olarak yürütmesi bizim konuya olan hakimiyetimiz ölçüsünde olacağından öncelikle kendimizi yetiştirdik.
6- Kursumuzda bir kursiyerin kuruma olan maliyeti hesaplanarak ücretleri ilan edilir ve bu ücret ilanı büro hizmetleri odasında herkesin görebileceği bir yerde asılıdır.
7- Kursumuzda verilen eğitimin nitelik bakımından öğretim programlarında belirtilen sürenin daha az olmaması,kaliteli ve verimli olmasını hedef alırız.
8- Derslerde öğretim programlarında belirtilen konuların yanı sıra trafik güvenliğini arttırıcı konulara da yer veririz.Kazalara karşı duyarlılığı arttırırız. BİLİNÇ’li trafik kültürünün oluşturulmasını sağlarız.
9- Trafik eğitimi konusunda il milli eğitim müdürlüğü ve il emniyet müdürlüğü ile koordine yaparak özel programlar hazırlarız.Öğrenciler arasında trafik BİLİNÇ’i oluşturacak etkinlikler düzenleriz.Trafik etkinlikler haftasına mutlaka katılırız.
10-Karayollarımızdaki trafik faciasının başlıca nedenlerinden birisi yeterli direksiyon eğitimi almamış olan sürücülerin yaptığı hatalardan kaynaklanmaktadır. Bunun için direksiyon eğitimini noksansız ve tam olarak yaparız.
11-Kursumuzdaki çalışmalardan verimli bir sonuç almak için; öğretmen,uzman ve usta öğretici çalışma izin onaylarında belirtilen ders saat sayıları kadar derse girmelerine özen gösteririz. Bu husus yasal bir zorunluluk olmakla birlikte belirtilen saatten fazla derse giren elemanın verimli olamayacağını da biliriz.
12-Çalışanların ücretlerinin zamanında ödenmesi , vergi ve sigorta primlerinin yatırılması yönünde titizlik içinde hareket ederiz.
13- Bayramlara rastlayan tatil günlerinde eğitim – öğretim yapmayız.
14-Derslerde; öğretmen, öğretici ve kursiyerlerin kimliklerini yanlarında bulundurmalarını sağlarız.
15-Noksan evrakla kursiyer kaydı yapmayız. Kursiyerlerin devamlılığını sağlarız.
16-Uygulamalarda karşılaştığımız sorunları yetkili mercilere iletmekten çekinmeyiz. Usulsüz iş yapan kurumları mutlaka uyarırız.
17-Noksan eğitim alan ve devam etmeyen kursiyerleri kesinlikle sınava almayız. Direksiyon eğitim araçlarında mutlaka çift fren ve debriyaj sistemi bulunmasını sağlarız. Bu sistemi olmayan araçları kullanmayız.
18-İlimizde bulunan kurslarla dostça ilişki içerisinde bulunuruz. Rekabeti vereceğimiz hizmet ve eğitimin kalitesinde gösteririz.
19-Öğretmenler kurulu toplantılarını düzenli yaparız ve bütün öğretmen , uzman ve usta öğreticilerin toplantıya katılmasını sağlarız. Öğretmen , uzman ve usta öğreticilerin yapılan çalışmalarla ilgili tekliflerini değerlendiririz.
20-Diğer kurum ve yöneticileriyle diyalogu geliştiririz ve diğer kurum yöneticileriyle bir otokontrol sistemi oluştururuz. Yanlış ve hatalı uygulamalarını gördüğümüz yönetici arkadaşlarımızı uyarırız.
21-İlimizde trafik sorunlarıyla ilgileniriz. Bu konuda uğraş veren sivil toplum kuruluşlarına üye oluruz. Eğer bu tür kuruluşlar yoksa bizler öncülük edip kurarız.
22-Çocuk trafik parklarının açılmasında , çalıştırılmasında yönetimlere yardım ve destek sağlarız .
23-Kanunlar ve mevzuatlar dışında hiçbir uygulamaya girmez , ısrarlara itibar etmeyiz.Sıkıntı yaşasak dahi sonunda kazançlı ve başarılı olacağımızı biliriz.Yaptığımız işlerde başımız dik anlımız açık oluruz.
24-Mükemmelliğin , kalitenin sınırı yoktur.Gördüğümüz hizmeti asla yeterli bulmayız.Her hizmeti yeniden irdeleriz.Daha iyisini yapmaya çalışırız.
Bu ilkeleri sadece sürücü kursumuzun ilkesi ve hedefi olarak değerlendirmeyip, en değerli varlıkları evlatlarını , analarını , babalarını , kardeşlerini zamansız yitiren yüz binlerce zamansız acılı ailelerin , her gün trafik kazasını ve trajedisini görmekten, duymaktan derin üzüntü ve endişe yaşayan tüm vatandaşlarımızın beklentileri olarak değerlendiririz.
Görevimiz çok önemli olup hayati sorumluluk taşımaktadır.Bizler bu sorumluluğun BİLİNÇ’ine ermiş yöneticiler olarak sağlıklı ve başarılı bir çalışma diliyoruz.
BİLİNÇ SÜRÜCÜ KURSU
İSMET SEYNAN
ismet_seyhan@hotmail.com
***
HOŞGELDİNİZ
BİLİNÇ SÜRÜCÜ KURSU
Trafikte Bilinçlenmenin Adresi
İNÖNÜ CADDESİ KONAK İŞ MERKEZİ
NO:9 KAT:2-3 ÇORUM
TEL/FAX: 0 364 225 24 44 ismetseyhan@bilincsurucukursu.com
Gönderen "BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ" TÜRKİYE

4 Ekim 2010 Pazartesi

"fark"ın, "farkında" olmak gerek!...

ARAMIZDAKİ FARK …
Onlar (usta kalemler, dilbazlar); okudukları, duydukları, gördükleri, şu ya da bu şekilde öğrendikleri, “iyi”,”güzel” ve “doğru” şeylerle; “evrensel değerler”le ilgili düşüncelerini köşelerinde yazıyorlar , konferanslarda söylüyorlar, sınıflarda anlatıyorlar, televizyon kanallarında tartışıyorlar…
Ben, ben ise; onların köşelerinde yazdıkları, konferanslarda söyledikleri, sınıflarda anlattıkları, televizyon kanallarında tartıştıkları “iyi”, “güzel” ve “doğru” şeyleri yapmağa çalışıyorum. Diğer deyişle, “iyi”yi, “güzel”i, “doğru”yu destekliyorum; “kötü”yü, “çirkin”i, “yanlış”ı engelliyorum.
Bir başka deyişle, ben yaptıklarımı yazıyorum ve anlatmağa çalışıyorum… Bu çabamın ödülünü alıyorum: Diğerkâmlaşıyorum…
ARAMIZDAKİ FARK: Onlar düşüncelerini; ben yaptıklarımı yazıyoruz, anlatıyoruz…
Onlar; sakın benim yaptıklarımı yapmasınlar, yazdıklarımı okumasınlar, anlattıklarımı dinlemesinler, anlamağa da çalışmasınlar… Diğerkâm olup başıma iş açmasınlar…
Onlar, kendi işlerine baksınlar… Diğerkâmlığa boş versinler… O benim işim… Ben onların adına da diğerkâmlık yapıyorum…
Buna “Farz-kifaye” diyorlar, sanırım…
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktı

25 Eylül 2010 Cumartesi

GALİP BARAN’IN ANAYASASI
Anayasaya, yasaların anasına saygı yasalara saygıdan geçer. Türk milleti yasalara; örneğin Çevre Yasası’na, Trafik Yasası’na, Vergi Yasası’na saygı göstermemektedir. Egemenliğin kayıtsız koşulsuz sahibi olması beklenen Türk milleti “yasa tanımama” konusunda kurnazlaşmış, uzmanlaşmış ve bir inatlaşma süreci başlatmıştır.
Beni merak ettiniz…
“Sen de kimsin” dediniz.
Ben bir “yasa bağımlısı”yım.
Yalnız yukarıda sözü edilen yasalara değil, mevcut yasaların tümüne saygılıyım.
Dedim ya,… ben “yasa bağımlısı”yım. Egemenliğin kayıtsız koşulsuz sahibi olması beklenen Türk Milleti adına konulan/yapılan (adalet ahlâkı, insan hakları, eşitlik ilkesi ve hukuka uygun) yasalara; Türk milletinin sahip çıkmasını ve saygı göstermesini sağlamak için 20 yıldır mücadele ediyorum.
Bu benim görevim...
Dedim ya , …“yasa bağımlısı”yım ben…
Bu arada itiraf etmem gereken bir gerçek var:
Bir zamanlar ben de yasalara saygı göstermiyordum, ben de kurnaz bir “yasa tanımama” uzmanıydım:
* Çöpümü oraya buraya atıyordum. Çevreyi kirletiyordum. Çevre Yasası’na uymuyordum.
* Sürücü iken uysam bile, yaya iken yayalarla ilgili trafik ışıklarıyla donatılmış kavşaklarda kırmızı ışık yanarken geçiyordum. Trafik Yasası’na uymuyordum.
* Vergi kaçırıyordum… “Kul hakkı” yiyordum, Vergi Yasası’na uymuyordum. Ama değiştim.
Nasıl:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, beni her şeyi devletten bekleme alışkanlığından (bencillikten) kurtaran çalışmaları yaparken “yasa bağımlısı” oldum.
Bu kadarla kalmadı.
Sözü edilen çalışmalar; “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsememe ve “diğerkâm bir kişilik” edinmeme yol açtı. “Bilinç Çağı”nda yaşamağa, kendimi tanımağa başladığımın farkına varmamı sağladı.
Bu sonuçlardan yola çıkarak örneği ekte görülen “Bilinçolog Andı”nı yazdım.
Bu andı 29 Ekim 2010 günü Anıtkabir’de Ata’nın huzurunda okumak için hazırlanıyorum…
“Bilinçolog Andı” benim, yasa bağımlısı Galip Baran’nın, Anayasası’dır.
Bu anayasa Galip Baran’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sıradan değil, sadık bir uyruğu olmasını sağlıyor.
Ne başka bir yasaya ne de bir anayasaya ihtiyacı yok Galip Baran’ın...
Yeni bir Anayasa hazırlamak için Meclis’te aylarca, saatlerce tartışacak, belki kavga da edecek olan siyaset erbabını “yasa bağımlısı” Galip Baran’ın Anayasasını incelemeğe davet ediyorum. Dilerlerse, kendilerine, hiçbir karşılık beklemeksizin, seve seve yardımcı olabilirim. Buna söz veriyorum. Bu söz; sıradan bir söz değil, Anıtkabir’de okuyacağım “Bilinçolog Andı” ile Ata’ya vereceğim sözün aynısının tıpkısıdır…
Siyaset erbabına; Galip Baran’ın Anayasası’nın hayata geçmesi durumunda, egemenliğin kayıtsız koşulsuz sahibi olması beklenen Türk milletinin de, ne başka bir yasaya ne de anayasaya ihtiyaç duymayacağını hatırlatmak isterim. Bunun teminatı benim…
Sayın siyaset erbabını, özellikle sayın Başbakan’ı, “Bilinçolog Andı”nı 29 Ekim günü Anıtkabirde okumadan önce Ankara Kızılay kavşağında, teminatımın bir örneği olarak yapacağım uygulamayı izlemeğe davet ediyorum.

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (x) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
(x) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
DÜDÜĞÜ, PARA VEREMEYENLERİN DE ÇALABİLDİĞİ SOSYAL
BİR HUKUK DEVLETİNİN UYRUĞU OLMAK İSTİYORSAN
EĞER, BU İSTEĞİNİ TRAFİK KURALLARINA UYARAK
ÖRNEĞİN KIRMIZI IŞIKTA YAYA İKEN DE
DURARAK GÖSTERMEN GEREKİR.
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ
***
DÜDÜĞÜ, PARA VEREMEYENLERİN DE ÇALABİLDİĞİ SOSYAL
BİR HUKUK DEVLETİNİN KURULMASINDA YER ALMAK İSTİYORSAN EĞER, BU İSTEĞİNİ TRAFİK
KURALLARINA UYARAK ÖRNEĞİN
KIRMIZI IŞIKTA YAYA İKEN DE
DURARAK GÖSTERMEN
GEREKİR.
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ
***
GALİP BARAN
Bilinçolog / Yasa bağımlısı
SORUN: BENCİLLİK
ÇÖZÜM: SENCİLLİK

TEL: 0. 252 382 34 77 / 0. 535 844 84 76
www.bilinc-universitesi.blogspot.com
www.galipbaran.blogspot.com
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

22 Eylül 2010 Çarşamba

YASA BAĞIMLISI "GALİP BARAN İÇİN" YAZILANLAR VE SÖYLENENLER: 22.09.2010

Sayın Galip Baran, 17. 05. 1995
Geri dönüşüm”e hazırlık amaçlı kağıt toplama çalışmalarınızda istediğiniz başarıya ulaşamayışınızın, belediyeden beklediğiniz desteği alamamış oluşunuzdan kaynaklandığı anlaşılıyor. Her şeye rağmen, öncü ve örnek davranışınızı sürdürüyorsanız bu bir başarıdır ve takdire lâyıktır.
Prof. Dr. Kriton Curi / Müdür / Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü
***
“Tek kişilik ordu” 13. 06. 1996
HABİTAT’ın en yalnız sivil örgütü Turgutreis Gönüllüleri idi. Galip Baran’ın tek başına sürdürdüğü mücadele, aslında Türkiye’deki tüm emeklileri ilgilendiriyor.
Milliyet / Ayça Atikoğlu
***
“Turguteis’te yerel HABİTAT” 15. 07. 1996
Galip Baran, İstanbul’da gerçekleştirilen HABİTAT II’nin ardından, Turgutreis’te bir Yerel HABİTAT süreci başlattı.
Cumhuriyet
***
Sayın Galip Baran, 15. 09. 1997
“Kırmızıda Duralım Kurallara Uyalım” şeklinde veciz bir ifadeyle başlattığınız kampanya için sizi kutlarız. Bu çalışmanızın, Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanı Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Dr. Şevket Ayaz tarafından da takdir edildiğinizi bilmenizi rica ederiz. Sizinle işbirliği yapmaya hazır olduğumuzu bilginize sunar, başarılar dileriz.
Hitay Güner / Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği Genel Başkanı
***
Sayın Galip BARAN 27. 10. 1997
Siz bu toplantıya davet etmemizin nedeni; trafik sorununa karşı duyarlık gösteren nadir kişilerden biri olmanızdır.
Zeynep Onat Öz / Beyaz Nokta Vakfı / Halkla İlişkiler Koordinatörü
***
“Her kavşağa bir Galip” 16. 12. 1997
Galip Baran, “Kırmızıda duralım kurallara uyalım” yazılı tabelâ ile kavşakları dolaşıp, yayaları uyarıyor.
Sabah
***
“Dünyanın en zor işini yapıyorsun: insanla uğraşıyorsun”. 12. 03. 1998
Oktay Alpin / Bodrum HABİTAT Spor Kozası Kolaylaştırıcısı, Gençlik ve Yerel Siyaset Kozaları Katılımcısı
“Kırmızı ışık eylemcisine gözaltı” 22. 04. 1998
Taksim Meydan’ında trafik işaretlerine uyulması için elindeki dövizle vatandaşları uyarma eylemi yapan Galip Baran, polisçe gözaltına alındı.
Milliyet
***
“Galip Dede’yi görün utanın” 10. 05. 1998
Ey ahali, duyduk duymadık demeyin, Galip Dede devletin yapamadığını yapmaya soyundu.
Onu kimi deli, kimi de dikkat çekmek isteyen biri zanneti.
***
“Ankara’da bir Bodrumlu” 18. 09. 1998
Bodrum’un trafik gönüllüsü Galip Baran, Ankara’nın sokaklarındaydı. O, kırmızıda durmanın ne demek olduğunu anlatmak için yollara düştü. Onun için kırmızıda durmak, toplumsal yaşamdaki tüm çarpıklıklara, kuralsızlıklara da karşı durmak.
Tülin SELVİ / Günlük Haber- Ankara
***
29. 09. 1998
Bodrum İlçesi Turgutreis Beldesinde ikamet eden Galip BARAN, ülkemiz gündemindeki yerini halen koruyan trafik kazalarının, en aza indirilmesi için çalışmalar yapmaktadır.
Çalışmalarında Sayın BARAN’a yardımcı olunmasını rica ederim
M. Sabri Kanlıkavak / Emniyet Genel Müdür Yrd.
***
“Kırmızıda Duran Adam” 16. 01. 1999
Kırmızı ışıkta durmayı “yolun durumuna göre” ayarlayanlardansanız, bu yazı tam size göre. Ama bu yazıyı okuduktan sonra da eski alışkanlığınızı sürdürecekseniz, okumakla hiç vakit kaybetmemenizi öneririz!
Tülin Selvi/ Günlük Haber- Ankara
***
Bodrum HABİTAT’ın renkli siması sayın Galip Baran’ı saygıyla anıyorum. Öyle başarılı insanlarımız vardır ki; biz onlara “isimsiz kahramanlar” diyoruz. İşte o insanlarımızdan birisi de, HABİTAT bağımlısı Galip Baran’dır.
Galip Baran kimi zaman izmarit toplardı. Tıpkı Federal Almanya Başbakanı Helmut Kohl’un, evinin önünü süpürdüğü gibi. Galip Baran da Almanya Başbakanı Helmut Kohl gibi örnek bir insandı. Galip bey kırmızı ışıkta durur ve beklerdi. Gerçek anlamda iyi bir insan, “iyi bir vatandaş’tı’. Onun felsefesi farklıydı. “Herkes vatandaş olur, ama yurttaş olamaz” derdi. Dilerim; ülkede ve dünyada Galip Baranlar artsın. İşte o zaman dünya yaşanabilir hale gelecektir.
Gülveren Ertek Nasman: ( “İşte Hayat” ; Say Dağ. Kültür Bakanlığı ISBN 975.97102-0-X )
***
“Toplumun önde gelen sorunu bananecilik” 23. 03. 1999
Bodrum HABİTAT Trafik Kozası Kolaylaştırıcısı Galip Baran, trafik sorunundan yola çıkarak “toplu yaşam ahlakı” oluşturmayı hedef alıyor. Baran, uygun yöntemle üzerine gidildiği takdirde bananeciliğin hakkından kolayca gelinebileceğini söylüyor.
Cumhuriyet
***
“ Yayalar Kırmızıya dikkat! “ 31. 03. 2001
Kızılay’da yayaların kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçişini farklı bir yöntemle engelleyen Galip Baran, Kızılay trafiğinin düzeninde polislere yardımcı oluyor.
Ankara Haber
***
“Eylem Dede’den kurtuluş formülü” 12. 07. 2001
Trafik canavarına dikkat çekmek için Bodrum’dan Ankara’ya yürüyen Galip Baran ekonomik krize çözüm amacıyla bir kampanya başlattı. Bu talebini Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer’e bir dilekçeyle ileten 69 yaşındaki Eylem Dede, İstanbul Ataköy’deki dairesinin yıllık kirasını devlete bağışlama kararı aldı.
Milliyet
***
BİR AÇIK MEKTUP
Sayın Galip Baran’ı çok geniş bir kitle tanır ve sever. Bir zamanlar Anadolu Gazetelerinin birinde ona milli kahraman denildiğini okumuş ve hala özenle sakladığım makalenin yazarına yürekten hak vermiştim. Galip Baran bir milli bir kahramandır. Kendisini yürekten kutluyorum. O milletin neye ihtiyaç duyduğunu çok iyi biliyor. Bu bilinçle ve inançla mücadele veriyor. Diyanet İşleri Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı onu dinlemeli. Zira Galip Baran haklıdır. Devlet onun dediklerini yapsa, milletin hali pür melali böyle olmaz. Dilerim çalışmaları örnek alınır.
Melahat Yılmaz, Antakya - Hatay./ www.turkcelil.com
***
22. 11. 2001
Galip Baran’ın “Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarma kampanyası“ başlatma ve bu kampanya için “gönüllü vergi” verme başvurusu değerlendirilmiştir. Böyle bir kampanya için “yasal düzenleme” yapılması gerekmektedir.
M. Ferhat Emil / Hazine Müsteşarlı / Müsteşar Yrd.
***
Sayın Galip Baran 18. 02. 2002
İrade ve yorulmaz gayretlerinize hayranım. “Türkiye’yi Dış Borç Yükünden Kurtarma” raporunuz da aldım. Teklifleriniz ciddiyetle değerlendirilecek niteliktedir. Teşekkürlerimi ve en iyi dileklerimi saygılarımla sunarım.
Dr. Agâh Oktay Güner
***
(7 Temmuz 2002 günü İstanbul’da İstiklâl caddesinde izmarit toplayan Galip Baran’ı gören Maura Riting, Baran’a hediye ettiği kitabın iç kapağına şöyle bir not düştü)
To Galip, 7 th July 2002
To a great person I just met now in Beyoğlu, doing a wonderfull job for a wonderfull city. I wish there were more like you in the country and the world. May your days be full of sunshine and your nights full of moon shine. Good luck and a big thank you.
Maura Riting
( ÇEVİRİSİ )
Şu anda, İstanbul-Beyoğlu’nda, mükemmel bir şehirde, mükemmel bir iş yaparken tanıştığım Galib’e. Keşke bu ülkede ve bu dünyada senin gibiler daha fazla olsaydı. Günlerin, güneş ışığı ve gecelerin, ay ışığı ile dolsun. İyi şanslar ve büyük bir teşekkür.
***
Sayın Galip Baran, 30. 07. 2002
Gazetelerde haberiniz çıkarsa göndereceğime söz vermiştim. Ne yazık ki Bursa’daki gazetelerde haberiniz çıkmamış. Zaten bütün uğraşılarınıza rağmen Orhangazi Park’ında basın açıklaması yapmanıza izin vermediler. Bununla beraber, İnegöl’de Emniyet ve basından hak ettiğiniz ilgi ve yardımı görmüş olmalısınız ki, Bursa’nın 3 yerel gazetesinde de haberiniz çıkmış.
Takdire layık çabalarınızın gerekli yerlere ulaşmasını ve örnek alınmasını dilerim. Türkiye’nin değişmesinin şikayet etmekten öte, duyarlığını sizin gibi tepkilerle ortaya koyan insanların çoğalmasına bağlı olduğunu düşünüyorum. Sizin eyleminizi AB’ye girmeye çalışan ülkemizde kafasında ve tavrında çoktan AB’li olmuş bir vatandaşın tavrı olarak görüyorum.
Sizi tanıdığıma çok memnun oldum, Galip Bey.
Esin Güniçen / Bursa Yerel Gündem 21 / Halkla İlişkiler
***
“Trafik Dede’ye teşekkür belgesi” 30. 08. 2002
Kaymakam Cumhur Güven Taşbaşı, Galip Baran’a teşekkür belgesi verdi. “Bıkıp usanmadan sürdürdüğü çalışmalara destek vermeyi sürdüreceğiz. Onun çabaları herkese örnek olmalı” dedi. Hürriyet
Sezer Şahindaş / Bodrum –DHA
***
7. 02. 2003
İlgi dilekçenizde mevcut binanıza açık balkonunuzu kapalı hale getirmek suretiyle yapmış olduğunuz eklentinin inşaat emsalini aşıp aşmadığının, bu imalatın yasal hale getirilip getirilemeyeceğinin bildirilmesi istenmektedir.Yapılan inceleme sözü edilen eklentinin inşaat emsalini aşmadığını göstermiştir. Bu konuyla ilgili başvurunuz örnek bir vatandaş olduğunuzu göstermektedir.
A. Server Yazgan / Turgutreis Belediye Başkanı
***
“Galip Baran’ı sırtımızda taşımamız lazım” 7. 05. 2003
Süleyman Oğuz / Eski İzmir Emniyet Müdür Yrd.
***
Sayın Galip Baran 4. 06. 2003
Türkiye’nin dış borç yükünden kurtarılmasına yönelik değerli görüş ve önerilerinizi bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.
Ali Babacan / Devlet Bakanı
***
Sayın Galip Baran 10. 03. 2004
İlgi dilekçeniz ekinde gönderdiğiniz projeleriniz program geliştirme çalışmalarında değerlendirilmek üzere ilgili komisyonlara verilmiştir.
Sami Önal / Bakan a. / Eğitim-Öğretim ve Program Dairesi Başkan V.
***
Sayın Galip Baran 22. 03. 2004
Gönüllü olarak üstlendiğiniz kutsal görevleriniz arasına Turgutreis Belediye Başkanlığı adaylığını da eklemeniz, bana “Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizelerini hatırlattı.
Nuri Çetin Kaya / Çanakkale
***
“İzmarit Savaşçıları” 28. 07. 2004
Bodrum’dan Konya’ya gelen 72 yaşındaki Galip Baran “Trafik ve çevre sorunlarını halk üretiyorsa, halk kendisi çözmeli. Vali, Belediye Başkanı sokağa inerek ilk uygulamayı başlatmalı” dedi.
***
“Yurttaş Baran Yine Ayvalıkta” 20. 10. 2004
Çevre ve trafik sorunlarını protesto eden 72 yaşındaki Galip Baran sekiz yıl önce başlattığı mücadelesini inatla devam ettiriyor.
Olay Gazetesi/ Derya Düzel / Ayvalık
***
“Sen Bodrum için çok şeyler yaptın”. 10. 12. 2004
Bodrum Garajında bir büfe işletmecisi
***
18. 01. 2004
Kızılay kavşağının nizami hale getirilmesi talebiniz incelenmiş ve yaya geçidi çizgileri, bariyerleri ve sinyalizasyon ışıkları ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı İrfan Kaya
Fen işleri Başkanlığı Fen İşleri Daire Başkanı
***
3. 05. 2005
Ülkemizin içinde bulunduğu sorunların çözümüne ilişkin görüş ve önerileriniz ile duyarlı yaklaşımınız için teşekkür ediyor, sağlıklar diliyoruz.
Başbakanlık Halkla İlişkiler Mehmet Bican
Daire Başkanlığı Daire Başkanı
***
“Çılgın Türk Ankara’da” 2. 03. 2006
17 yıldır bütün Türkiye’yi dolaşan Galip Baran önceki gün Kızılay Kavşağında gün boyunca “Yeşili Bekle Lütfen” ve “Sağdan Lütfen” levhalarını kullanarak karşıdan karşıya geçen yayaları uyardı. Yayaların sağdan geçişinin bariyerler yüzünden mümkün olmadığını kaydeden, İstanbul Taksim’de aynı çalışmayı yaparken gözaltına alındığını hatırlatan Baran, “Trafik Kurallarına Uyalım Uymayanları Uyaralım” sloganını yaşama geçirmek için bütün sıkıntıları göze aldığını belirtti.
Sabah-Ankara
***
“Trafik Canavarına Savaş Açtı” 17. 06. 2006
Turgutreis Gönüllüleri temsilcisi Galip Baran, Muğlalı İş hanı önündeki kavşakta, her yıl olduğu gibi bu yılda elindeki “Yeşili Bekle Lütfen”, “Sağdan Liften” pankartlarıyla yayaları ve sürücüleri uyarıyor. Bu kavşakta zaman zaman trafik polisleri de görevlendirildi ancak sonuç alınamadı.
Kâzım Tokuç / Yeni Gün -Muğla
***
Benim, Cumhurbaşkanı adayım Galip Baran 20. 08. 2007
NEDEN ? ;
* Yeni ve farklı bir bilinç kavramı geliştirdiği,
* “Yasa bağımlısı” ve “Atatürk Bağımlısı” olduğu,
* “Yurdu ve milleti özden çok sevme” ilkesini özümsediği,
* Sokaklarda izmarit toplayabilecek kadar olgun bir kişi olduğu,
* Yaptığı çalışmalar, “herkes senin gibi olsa” ve “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” benzeri sözlerle değerlendirildiği,
İ Ç İ N …
Mustafa Nevruz Sınacı / Siyaset Bilimci, Hukukçu, Araştırmacı-Yazar
Seçilecek Cumhurbaşkanı "Sayın Galip Baran" ı mutlaka davet ederek, O'nunla mutlaka iştişare etmeli, bilgi, deneyim ve birikimlerinden yararlanma yolunu seçmelidir.
***
Sn. Galip Baran 23. 08. 2007
Sizleri Cumhurbaşkanlığı Makamında görmek bizleri onurlandıracaktır. Şüphesiz ki, bu Makama en uygun kişilerin başında geliyorsunuz.Ama sistem ve sistemin bekçileri buna izin verecekler mi onu bilemiyorum. Keşke halk seçseydi ama o zaman bile kafası bulanmış, takım tutar gibi parti tutan, kraldan çok kralcı, yapılanlara söylenenlere ve tüm kötülüklere rağmen gene de bu halk aynı simaları seçerdi. Sizler bu uğurda yıllarca mücadele ettiniz Nazım Hikmet’in Kan Konuşmaz kitabından bir alıntı yaparak sözlerime son vermek istiyorum. Tüm yaşantınızın düşünceleriniz kadar iyi olması dileğimle.
Savaş Önder
** *
31. 10. 2007
Galip Baran belki onbeş, belki yirmi yıldan beri tek kuruş karşılık beklemeden hizmet etmekte. Turgutreis’ten Akyarlar’a kadar yayan yürüyerek onun bunun sahile attığı çöpleri toplayarak başladı bu işe. Sonra, tek başına Turgutreis’te atık kâğıt, karton mukavva ve benzeri atıkları toplayarak tasarrufa hizmet etti. Belediye bile kendisini ciddiye almadı. .
Bütün bunlara rağmen yılmadı. Kâğıt topluyor, elinde pankartlarla trafik kurallarını çiğneyenleri uyarıyor, belediye reislerine, valilere, kaymakamlara ve daha yüksek makamlara baş vurarak insanların artık insanlık bilincinde olmaları için korkunç bir uğraş veriyor.
Aykut Yazgan
***
“Her Memlekete bir Galip Dede lâzım” 18. 08. 2008
Yıldız Gazetesi- Çorum
***
“Galip Baran Azlığı” 22. 01. 2009
Sayın Galip Baran,
Sadık okuyucularınızdan biriyim. Tiryakiniz de diyebilirim. Elimden geldiğince yazılarınızı www.fikiryolu.com’a eklemeye çalışıyorum. Yazdığınız her yazının her kelimesi değerli bir düşünce ürünü. İyi ki varsınız. Allah sizin gibilerin eksikliğini göstermesin. Bu ara bu eksikliği hisseder gibi olduk Günümüzde bir çok olayın temelinde yatan sorun da bu bence. Yani Galip Baran’ların azlığı…
Oruç Yıldırım.
***
Sayın Galip Baran 29. 01. 2009
TÜMOD olarak 14 Şubat 2009 tarihinde Antalya’da düzenlediğimiz “Üniversite Sorunları” konulu açık oturuma katılım konusunda gösterdiğiniz ilgi bizleri çok memnun etti.
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı/ TÜMOD (Tüm Öğretim Elamanları Derneği) Genel Başkanı
***
“Bakan Nimet Çubukçu’ya, Bilinç Üniversitesi’nden mektup var “ 24. 05. 2009
Galip Baran bana gönderdiği mektupta; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattıkları çalışmalarda “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi’ni özümsediklerini yazmış. Bu ilkenin yaşama geçmesi durumunda adaletin sorun olmayacağını, bu kadar çok polise, savcıya ve hakime gerek kalmayacağını ifade etmiş.
Haber Türk/ Hasan Çömlekçi
***
“ Bilinç Üniversitesi’nden mektup var” 29. 06. 2009
Bodrum ilçesinin Turgutreis beldesinde, bundan 20 yıl önce yakılan kıvılcımın lideri Galip Baran’ın mükemmel projeleri var. Üç-beş emekli arkadaşıyla yola çıkan sanal alemde Bilinç Üniversitesi’ni kuran Galip Baran, genelde “Burası Türkiye” denilerek ifade edilen ve toplum olarak yüzümüzü kızartması gereken yasa-kural tanımazlığa karşı bir savaş içinde.
Haber Türk/ Hasan Çömlekçi
***
“ Basın bildirisi” 76. 05. 2010
Türkiye’de yıllar geçtikçe çeşitlenen ve derinleşen toplumsal ilgisizlik olgusuyla, kendine has, renkli eylemlerle savaşan ve son dönemlerde kendini “Yasa Bağımlısı” olarak tanımlayan, Türk insanında yerleşmiş “Burası Türkiye” bağımlılığına karşı Bodrum’dan Türkiye’ye her fırsatta seslenen Galip Baran 8. Mayıs Cumartesi günü Bodrumlulara bir sunum gerçekleştirecektir.
“Burası Türkiye Bağımlılığı”na karşı verdiği savaşın “Yasa Bağımlıları”nın sayıca artmasıyla kazanılabileceğine inandığını belirten Galip Baran’ın sunumuna tüm Bodrum halkı davetlidir.
Bodrum Belediyesi Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
***
2. 06. 2010
Sayın Galip Baran
İlgi yazınızda belirtilen “Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi1nin ilk ve ortaöğretim okulları müfredat programlarına “ uygulama dersi” olarak konulması öneriniz şu an uygulanmakta olan öğretim programları ve ara disiplin alanları ile örtüştüğü görülmüştür.
Namık Sönmez/ Bakan a. / Daire Başkanı
***
Sayın Galip Baran 19. 08 2010
“Yasa Bağımlılığı” hakkında konferanslar verme konulu dilekçeniz incelenmiştir.
“Yasa Bağımlılığı” konusunu sistematik bir biçimde araştırıp, elde ettiğiniz bilgileri paylaşmanızın, başta kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel olmak üzere toplumun bu konuda bilgi sahibi olmasında son derece etkili olacağı, bu alanda çalışma yapan/yapacak olanlara ışık tutacağı değerlendirilmektedir.
Bu kapsamda, Genel Müdürlüğümüzce “Yasa Bağımlılığı” konusunda eğitim düzenlenmesi halinde, eğitici olarak bilgi ve tecrübelerinizden faydalanmak için şahsınızla iletişim kurulacaktır.
Metin Varol/ Eğitim Dairesi Başkanı a./ Eğitim Dairesi Başkan Yrd.

14 Eylül 2010 Salı

ÇAĞDAŞ İNSAN
***
BİLGİ ÇAĞI İNSANI;
ÇEVRE,
TASARRUF,
TRAFİK VE VERGİ KONULARINDA BİLGİLİDİR.
BİLİNÇ ÇAĞI İNSANI İSE;
ÇEVRE,
TASARRUF,
TRAFİK VE VERGİ KONULARINDA BİLİNÇLİDİR.
***
GALİP BARAN
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ (1) KURUCUSU
LÜTFEN!..., ÜZERİNDE DURALIM.
MANA ENGİNLİĞİ VE BİLİNÇ DERİNLİĞİ ÜZERİNDE KAFA YORALIM.
HERKESİN BİLDİĞİ AMA BİR TÜRLÜ HAYATA GEÇEMEYEN BU GERÇEKLERİ İNSANLARA YAŞAYARAK, ONLARA FİİLEN ÖRNEK OLARAK ANLATALIM, DERİM..
G.B.

***
ALLAH’I SEVEN KULUNU
YARATAN’I SEVEN
YARATILANLARI DA SEVER
YARATILANLARI SEVENLER SAVAŞMAZLAR
GALİP BARAN
***
ALLAH’I SEVEN KULUNU
YARATAN’I SEVEN
YARATILANLARI DA SEVER
YARATILANLARI SEVENLER SAVAŞMAZLAR
GALİP BARAN
***
ALLAH’I SEVEN KULUNU
YARATAN’I SEVEN
YARATILANLARI DA SEVER
YARATILANLARI SEVENLER SAVAŞMAZLAR

GALİP BARAN
***
ALLAH’I SEVEN KULUNU
YARATAN’I SEVEN
YARATILANLARI DA SEVER
YARATILANLARI SEVENLER SAVAŞMAZLAR
GALİP BARAN
BURADA "SEVGİ"NİN ÖNEMİ ANLATILIYOR. BENCİL VARLIĞIN SEVEMEYECEĞİNİ HATIRLAYALIM. İNSANLARA "SEVGİ"NİN TADINA VARABİLMEK İÇİN BENCİLLİKTEN KURTULMAK ZORUNDA OLDUKLARINI YAŞAYARAK GÖSTERELİM, DERİM.... G.B.
***
YARATAN’I SEVENLER
YARATILANLARI DA SEVERLER
YARATILANLARI SEVENLER
SAVAŞMAZLAR
GALİP BARAN
***
SEVGİ VE MEVLANA
(Bilinmeyen Mevlana/ Burhan Yılmaz/ sayfa 161/özet)
1. Sevgi yaratıcı güçtür.
2. Sevgi yaşamın anahtarıdır.
3. Sevgi hayatın ta kendisidir.
4. Sevgi kötünün içindeki iyiyi dışarı çıkarmaya çalışır.
5. Gerçek sevgide bilgelik vardır.
6. Ruhsal gelişmemizin temeli sevgidir.
7. Sevgi olmadan bilgiyi kullanamazsınız.
8. Ruhun en yüce efendisi sevgidir.
9. Çünkü sevgi Tanrı’dır.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

"devletin malı deniz; yemeyen domuz"

GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE'M …!
Bugün 30 Ağustos…

Zafer Bayramı...
“Bayrak asmak gerek” diyor, dostum Hamdi yıldırım.
Ben asmıyorum…

Nedeni ?
Domuzluk…
***
27. 08. 2010 tarihli Sözcü Gazetesindeki başlık:
"Tayyip AKP mitinglerine milletin parasıyla gidiyor"
HEPSİ DEVLETİN MALI
Devletin uçağına binip şehir şehir geziyor.
Devletin helikopteriyle miting meydanına gidiyor.
Devletin otobüsüyle halkın arasında dolaşıyor.
“Devletin malı” neydi?
“Yemeyen domuz” değil miydi?
Öyleyse…

Yiyorsa…
Tayyip domuz değil…
Ben mi…

Hiç sorma halkım…
Ben de domuzdum
…“Kira geliri vergisi” ve “veraset ve intikal vergisi” ödemedim…
Sıradan bir vatandaş olarak bu kadarcık suç işledim…“Cürmüm kadar” yer yaktım…
Ama şimdi domuzun dik alâsıyım…Ta kendisiyim…
Her şeyin kendisinden beklendiği devlete ”gönüllü vergi” ödemek için yıllardır uğraşıyorum…
Ya sıradan biri değil de; herkesin her şeyi beklediği ama malını yediği bu devletin maliye bakanı olsaydım… Neron’u aratmazdım…
Geçmiş olsun Türkiye…
“Zafer Bayramın kutlu olsun” ! Ey her şeyi devletten bekleyen halkım!
Galip BARAN
(Turgutreis’in, Turgutreis’i ve Turgutreislileri Turgutreislilerden daha çok seven Domuz’u)

28 Ağustos 2010 Cumartesi

BEKİR COŞKUN’A
AÇIK MEKTUP…
Bekir COŞKUN
HABERTÜRK GAZETESİ
Sayın Bekir ÇOŞKUN,
“Siz vatanın neresini seversiniz?..” başlıklı makalenizi okudum…Etkilendim…
Ben bu vatanın (bu yurdun) her yerini; havasını, suyunu, dağını, taşını, toprağını, denizini, gölünü, ırmağını severim… Hem de kendimden çok…
Bu kadarla da sınırlı değil; üstünde yaşayanı (milleti), kurdu, kuşu, böceği, karıncasını; canlı, cansız her türlü yaratığını da, aynı şekilde severim…
Bu sonucu (başarıyı); çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız; insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, “okul dışı eğitim “ olarak tanımladığımız; beni bencillikten (her şeyi devletten bekleme alışkanlığından) kurtaran, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsememi ve “diğerkâm bir kişilik” edinmemi sağlayan çalışmalara borçluyum…
Sizin de benim gibi olduğunuzu ( “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsediğinizi, “diğerkâm bir kişilik” edindiğinizi ) düşünüyorum. Ama, merak bu ya, bunu nasıl başardığınızı öğrenmek istiyorum?
Yoksa…, yoksa…, siz de “doğuştan diğerkâm” olanlardan mısınız?
Sayın COŞKUN,
Merakımı giderirseniz, özümden çok sevdiğim Bekir Coçkun’a nasıl teşekkür edeceğimi tahmin bile edemezsiniz...
Saygılarımla
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog vb meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

26 Ağustos 2010 Perşembe

Çalışmalarımla ilgili bir kitap yazmasını rica ettiğim sayın Aykut Yazgan’ın cevabı: "sevgili galip baran,
bana göstermiş olduğun yakınlığa ve ilgiye teşekkür ederim.
uzun uzun ve tafsilatlı yazmadan şunu söylemek isterim.
ben senelerce yazıyorum. bunların hepsi çok kısa hikayeler,
makaleler, eleştiriler vesaire.
yani roman ya da biyografi türünde ayrı bir yetenek ve oldukça
sabır ve disiplin isteyen yazım türüne hiç girmedim.
senin önerdiğin de zaten biyografik araştırma ve yazıma
giriyor.
sanırım ben bunun üstesinden gelemem.
ancak bu münasebetle şunu söyleyebilirim.
seni, yaptığın işleri, girişimlerini, mücadelelerini ve en önemlisi
bunları yaparken insanların sana yaklaşımlarını zaman zaman
izledim. yaptığın konuşmaların bazılarına katıldım. onlardan
birçok kazanımlarım oldu.
yani fikir yapını ve toplum ve insanlara karşı duruşunu sanırım
çok iyi biliyorum.
ve bütün bunları en ufacık bir menfaat bir çıkar gözetmeden
yaptın. ve halen de yapıyorsun.
bunlar bütün insanlar tarafından takdir edilmesi, alkışlanması,
örnek alınması gereken eylemler, konuşmalar..
ancak, bırak türkiyeyi, bütün insanlık, çok az müstesnalarınla
giderek daha çok çıkarcılığı, daha çok bencilliği, daha çok yasa-
tanımamazlığı ve daha çok ahlaksızlığı yeğliyor. bunların tümü
artık insanların günlük yaşamları haline geldi.
sanırım çok seneler önce yaptığımız sohbetlerde de sana bunların
benzerlerini anlatmaya gayret etmiştim.
ben savaşmaktan vazgeçtim. çünkü don kişotlara benzeyip
seni görmeyen, seni duymayan, seni anlamayan devasa ruhsuz
yeldeğirmenlerinle savaşmaktan bıktım.
onun yerine onlarla alay ediyorum.
benim de yapabildiğim bu.
don kişot benzetmesine gelince.
bunu sakın ve katiyen bir alay, bir hakaret, bir terbiyesizlik olarak
algılama lütfen. şövalye don kişot zamanında etrafını saran bütün
kötülükler ve ahlaksızlıklarla en az senin kadar cesurca ve bir
insan gibi savaşmıştır.
ancak buna benim tahammülüm yok.
bu benim bir insan olmadığımı göstermez. yalnızca bıktığımın,
usandığımın ve artık hiç ama hiç bir ümidimin kalmadığının bir işaretidir.
sevgilerimle

25.08.2010
aykut

12 Ağustos 2010 Perşembe

diyojen GALİP BARAN'dan, gandi KEMAL'e 3. mektup...

KILIÇDAROĞLU’NA AÇIK MEKTUP (3)
Kemâl Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı
Sayın Kemâl Kılıçdaroğlu,
27. 06. 2010 tarihli, “Hazreti Ömer’in adaletini getirme” konulu sözünle ve Turgutreis Belediye Başkanı Mehmet Dinçberk’le ilgili 7. 07. 2010 tarihli yazılarıma cevap vermediniz. Yasa konusunu hiç kimsenin ciddiye almadığı bu ülkede neredeyse hiç kimsenin bu ülkede Başbakan’la Anayasa konusunda bir polemik, bir başka deyişle, sidik yarışı içindesiniz. …
Dün Konya Aksaray’da, devletten 10 bin lira maaş aldığı ve giderlerinin neredeyse tümünün devletçe ve bazılarını başkaları tarafından karşılandığı halde geçinemediğini söyleyen Başbakan’a “benim 500-600 lira maaş alan Aksaraylı emekli memurum nasıl geçinsin?” demişsin.
Sayın Kılıçdaroğlu,
Ben de bir memur emeklisiyim. Yıllar önce başlattığım kamu yararına dönük çalışmaları finanse etmek için İstanbul Ataköy’deki evimin satışından elime çene 90 bin lirayı harcayıp tükettim. Aylık maaşım 1300-1350 lira idi. Sözü edilen çalışmalar sürdürebilmek için Ziraat t Bankasından 15 bin lira borç aldım. Emekli maaşım bu borç nedeniyle 550 liraya düştü. Ben 550 liraya “Gül gibi” olmasa da geçinip gidiyorum. Kamu yararına çalışmalarımı da sürdürüyorum.
Önceki yazılarıma cevap vermemiş olmana ya da sn Mehmet Dinçberk’e Turgutreis’in Belediye Başkanı olduğunu halâ hatırlatmamış olmana rağmen bana sana tekrar yazma fırsatı verdiğin için yine de teşekkür ederim.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu ve ;
TUBİKOM (Turgutreis Belediyesini İzleme Komitesi) Temsilcisi
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
(1): Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog vb meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
EKİ: 27. 07. 2009 tarihli yazı

11 Ağustos 2010 Çarşamba

bu ses'e kulak verin; ve, "lütfen" beni dinleyin!...

GELECEĞİN TÜRKİYE’Sİ…
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, beni “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı”ndan (bencillikten) kurtaran çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten değişti:
* “Yasa bağımlısı” oldum
* “Diğerkâm bir kişilik” edindim.
* “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim.
* “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın ve kendimi tanımağa başladığımın ve bilinç konusunda uzmanlaştığımın (Bilinçolog olduğumun) farkına vardım.
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
Bu çalışmaları yaparken, örneği ekte görülen “trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi”ni geliştirdim.Bu projenin ilk ve orta öğretim okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulması için M. E. Bakanlığına başvurdum.
Yıllardır devam eden yoğun çabaların ürünü olan bu proje ciddiye alınmadı.M. E. B. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı ve adı geçen Başkanlığın Eğitim-Öğretim ve Program Daire Başkanlığınca verilen karşılıklarda yetersiz ve tutarsız yanıtlar verildi. İpe un serildi.
Önceki yıllarda, benzer konularda gerek M. E. Bakanlığına gerekse bölgemizdeki M. Eğitim Müdürlüklerine yaptığımız başvurulara da, aynı şekilde ipe un serilerek cevaplar verildi. GELECEĞİN TÜRKİYESİ’ni inşa çalışmalarına katkıda bulunma çabalarımız engellendi…
07. 08. 2006 tarihinde, Muğla Valiliğine bilinç konusunda bir seminer düzenlemek için yaptığım başvuruya, İl M. E. Müdürü, böyle bir semineri verebilmem için bir “usta öğretici” belgesine sahip olmam gerektiği, ancak bunun kendisini açtığı şeklinde bir yanıt verdi. Konunun M. E. Bakanlığına iletilmesi için yaptığım başvuruya ise: “ Bilinç konusunda Bakanlığımız Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğünün 07. 09. 2006 tarih ve 6386 sayılı yazılarıyla Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeli ve buna bağlı olarak çıkarılan 07. 07. 2006 tarih ve 4235 sayılı Yönergede “usta öğretici” belgesi verileceğine dair bir kayıt bulunmadığı bildirilmiştir” cevabı verildi.
Devletin eğitim ve öğretimle ilgili kuruluşlarınca verilen cevaplar “hem kel hem fodul” dedirtecek niteliktedir. Bilinç; onları aşan, onların kapsama alanı dışında kalan bir konudur…
“Çevre bilinci”, “tasarruf bilinci”, “trafik bilinci” ve “vergi bilinci” gibi konularda yaşanmakta olan sorunlar bu gerçeğin görünür kanıtlarıdır…
Bu durumda, M. E. Bakanlığı, “usta öğretici” belgesi başvurumu konuyla ilgili “otorite”ye iletmek, ya da, böyle bir “otorite” olmadığına göre, bilinç konusunda uzman olduğumu ve seminer verme talebimi teşekkürle kabul etmek zorundadır.
GELECEĞİN;
Verginin kaçırılmadığı,
Çevrenin kirletilmediği,
Milli servetin korunduğu,
Aşırı tüketimden sakınıldığı,
Rüşvetin alınmadığı/verilmediği,
İş ahlakının (Ahilik) ihya edildiği,
Her şeyin devletten beklenmediği,
Trafik kurallarının ihlâl edilmediği,
İmar yasasına aykırı işlerin yapılmadığı,
TÜRKİYESİ inşa edilecekse, yukarıda dile getirilen engellerin aşılması, zorlukların üstesinden gelinmesi gerekmektedir.
SÖZÜN ÖZÜ
: Geleceğin Türkiyesi için kaygı duyanları; üniversiteleri-akademisyenleri, sivil toplum kuruluşlarını, siyasi partileri, devlet ve iş adamlarını, sanatçıları, köşe yazarlarını; bu tarakta bezi olanları bu konuda çözüm üretmeğe davet ediyoruz…
Galip BARAN; Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76 E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog vb meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
EKİ: “Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi”

2 Ağustos 2010 Pazartesi

DUAM…
Diyojen : Anayasa’nızın birinci maddesinde “Türk Devleti bir Cumhuriyettir” deniliyor. Bu doğru mu?
Galip Baran: Elbette doğru. Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 günü kuruldu. O gün bayram yapıyoruz. Cumhuriyeti kutluyoruz. Sen bunları görmüyor, duymuyor, bilmiyor musun?
Diyojen : Biliyorum da anlamadığım şeyler var. Devlet’in Cumhuriyet olduğunu söylerken yönetim biçiminin Cumhuriyet olduğunu ifade ederken bir gerçeği gözden kaçırıyorsunuz.
Galip Baran: Neymiş o gerçek dediğin şey?
Diyojen : Devlet olmadığınızın, olamadığınızın farkında değilsiniz. Devlet olabilmenin “olmazsa olmazı” yasa kavramından haberiniz yok sizin.
Galip Baran: Haksızlık ediyorsun. Üniversitelerimiz, hukuk fakültelerimiz var. Oralarda hukukçular yetişiyor. Yasama Organımız TBMM var. Gerektikçe yeni yasalar çıkarıyor AB’ne girmek aşkına “Uyum Yasaları” yapılıyor. Hukuk fakültelerimizden mezun olanlar hakim, savcı, avukat oluyorlar hukuk devleti için çalışıyorlar. Sen de bu gerçekleri gözden kaçırıyorsun. Senin bilmediğin bir şey daha var: Ben bir “Yasa Bağımlısı”yım
Diyojen : Sakin ol, efelenme, diklenme hemen. “Burası Türkiye” diyenler de var bu ülkede. “Burası Türkiye” diyenler, bu sözü duyduklarında gülümseyenler, aslında bir başka gerçeği, devlet olabilmenin olmazsa olmazı yasa kavramından bi-haber olduklarını itiraf etmiş olmuyorlar mı? Yargıtay Başkanınız “suça battık” derken ( 27 Eylül 2008 /Akşam) bu gerçeği yetkili bir ağızdan açıklamış olmuyor mu?
Bak, sen, “yasa bağımlısı”yım diyorsun. Bu sözünle, farkında mısın bilmem ama, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet olması için çalışan, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkan birisi olduğunu da dile getiriyorsun. Peki, senin gibi kaç kişi var? Kaç “yasa bağımlısı” var bu ülkede söyler misin…
Galip Baran: Doğrusunu istersen, 3 kişi bile değiliz. Zeki Karaoğlu ve İsmet Seyhan var, örneğin. Ekonomik durumları ve diğer koşulları elvermediği için benim kadar aktif değiller, ama onlar da çalışıyorlar.
Diğer taraftan, aynı konuda, pasif anlamda da olsa, çalışan, yüzler, binler, belki de milyonlarca insan var, bu ülkede.
Şu da var ki, bu gibiler, Türkiye Cumhuriyet’i Devletine nasıl sahip çıktığımı gördüklerinde, “herkes senin gibi olsa”, “senin gibilerin sayısı çoğalmalı, “sen insanlık için çalışıyorsun”, “hakkın ödenmez” diyorlar. Takdirlerini dile getiriyorlar. Övüyorlar. Hepsi değil. Kafayı yediğimi, hatta “orospu çocuğu” olduğumu söyleyenler, hatta yumruklayanlar bile oluyor.Takdirin böylesi de var.
Diyojen : Onlar, seni övenler, neden senin gibi olmuyorlar, senin gibilerin sayısını çoğaltmayı neden düşünmüyorlar ya da neden onlar da insanlık için çalışmıyorlar?
Galip Baran: Sevgili Diyojen bu soruna doğrudan cevap vermek beni aşar. Ama beni övenlere Nazım Hikmet’çe bir söz söylemek, “dilim varmıyor ama hala bencil bir varlıksın be kardeşim” demek geliyor içimden.
Belki de, onların “Bencillik Canavarı”nın kulu olmaktan kurtulmaları için Allah’a dua etmeliyim, ben.
Diğer taraftan, bu duayı, yalnız Aziz Usta’ya:
“ Utanırım aldıklarım demeye
Gücüm yetmez borcun ödemeye
Bende hakkın çoktur halkım
Değil böyle bir Aziz
Bin Azizler olsa yetmez
Aldığını vermeye
Utanırım hakkını helal et demeye
Dünya durdukça durasın “
dedirten Türk Halkı için değil, “Bencillik Canavarı”nın elinden çeken bu dünyanın tüm halkları için etmeliyim.
Diyojen : Breh, breh, breh… Sen neymişsin be Galip…
Galip Baran: Sözün bitti mi, diyeceğin başka şeyler yok mu, bre Koca Diyojen?
Diyojen : Söz biter mi, diyeceğim olmaz mı hiç. Ama sen bugün söylediklerimi hazmet, hele…
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76 - E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog vb meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
KENDİNİ TANIMAK…
Yıllardır, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme alışkanlığı gibi alanlarda “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız bazı çalışmalar yapıyorum. Binlerce kişi, bu çalışmalarda fikren de olsa yer aldılar, beni onayladılar, yardımcı oldular.
“Yasa bağımlısı” olmama, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsememe, “diğerkam bir kişilik” edinmeme, “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın farkına varmama yol açan o çalışmaları yaparken aşağıdaki kitapları inceledim. Satır aralarında kendimi bulduğum bu kitaplar, “kendimi tanıma”ğa başladığımı fark etmemi de sağladılar.
1. Doç. Dr. Kurtuluş Dinçer/Liseler için FELSEFE /Doğan Yayıncılık/ Say. 18:
Eğitimle aydınlanmış kişi, felsefi bilgiye ulaşmış kişidir. ”Varsayımları aşa aşa asıl olana varan” kişidir. Ancak bu kişi “bütünü, bütünlüğü görebilir”. “Türlere ayırmayı bilir, aynı türden olanı başka başka, başka olanı da aynı türden görmez.”
Eğitimle aydınlanmış kişinin, felsefi bilgiye ulaşmış, bütünü, bütünlüğü görebilen kişi olduğunu söyledik. Peki nasıl bir bilgidir felsefi bilgi? Bütünü, bütünlüğü görebilmek ne demek?
Bu sorunun yanıtını, Sokrates’in ünlü “Kendini tanı ” öğüdünde buluruz. Felsefi bilgi kendini bilmekle, kendini tanımakla ilgilidir; insanın olanaklarının bilgisidir. Burada tür olarak insanın olanakları söz konusudur. Yani insanın kendini gerçekleştirmesi, bu olanakların bilgisine, felsefi bilgiye bağlıdır. Bu olanaklar insanın dışında değil, kendindedir.
2. Burhan Yılmaz/ Bilinmeyen Mevlana/ Kozmik Yayınları/ Say. 98- 105:
“Kendini bilmek, Rabbini bilmek, Tekamül etmek,” varlıkların üç ana gayesidir. Kendini bilmeyenin Rabbi kendisidir. Kendine, kendi realitesine tapar. İnsanlığın uyanmadan kendine tapıcılığı terk etmesi mümkün değildir. Kendisini beğenmiş egoist insan çaba harcamaz. Ama ıstıraptan da kurtulamaz. Istırap, temelde bir kontrol mekanizmasıdır. Nefsaniyet ile mücadele etmek maksatlı ıstırabı doğurur. Bu yolda harcanan çaba iç özgürlüğe götürür.
“Kendini bilen Rabbini bilir” deriz de nasıl kendimizi bileceğimiz konusunda ortaya konan yüzlerce görüş ve düşünü karşısında bocalar dururuz. Herkes kendini bilmekten bahseder. Hatta Antik Yunan’da Delf Mabedi’nin kapısında bile “Kendini Bil !” yazmaktadır. İlahi bir düstur olarak, bütün dinler bu konuda hem fikirdirler.
3. Ergün Arıkdal / Evrensel İnsan/ Ruh ve Madde Yayınları/ Say. 13-14:
KENDİNİ BİLME YOLUNDA ÇALIŞMAK
“Kendini Bilme”, son nefesimize kadar sürecek bir çalışmadır. Kendini bilme çalışmasında her attığımız adım bir öncekini aşacağı için, başarınızın da sınırı yoktur. Yani her seferinde daha başarılı olabilirsiniz. “Bu işte başarılı oldum, bu işi başardım, üstesinden geldim,” diyerek diplomanızı alabileceğiniz bir çalışma değildir bu.
Kendini bilme çalışmasının, nefsine hakim olma yani ağırlıklardan kurtulma çalışması olduğunu hatırdan hiç çıkartmamak lazımdır. Sahip olduğumuz türlü kişilikler arasından kendimize ait öz kişiliğimizi, ne toplumdan ne insanlardan, ne de herhangi başka bir şeyden korkmadan, çekinmeden, yaratmamız ve yaşamamız gerektiğini unutmamak gerekir.
İnsanın sık sık kendini hatırlama süreci içersinde bulunması, bu çalışma için çok faydalıdır. Bu, eşkoşmanın olmaması demektir. Yaşam içersinde olayların içersinde kaybolur, onlarmış gibi oluruz, eşkoşarız. Bu, kendimizi hatırlamamıza ve kendimizi bilmemize de engel olur. Birtakım yalanlar arasında kalırız, savunma mekanizmaları kullanırız, teviller yaparız. Oysa bu tevilleri kullanmamak gerekir. Gerçekleri konuşmayı da, konuşturmayı da öğrenmemiz lâzımdır.(Say. 184-184/185)
HEDEF İDRAK KAPASİTESİNE BAĞLIDIR
“Kendini bilmek” huyunuzu suyunuzu, nasıl bir insan olduğunuzu öğrenmek manasında değildir. Bu ifade “varlığınız hakkında öz bilgilere sahip olmak” anlamına gelmektedir. Yani kendimize,”Kimim? Neyim? Ne yapıyorum? Bütün bu çalışma, uğraşma ve didişmelerin sebebi nedir? Yeryüzünde niçin yaşıyorum?” gibi sorular sormalı ve bu bilgileri elde etmeye çalışmalıyız. Ancak bu şekilde, hayatın önümüze çıkarttığı çatal yollardan hangisine gitmemiz gerektiği konusunda daha isabetli kararlar verebiliriz.
KENDİNİ GÖZLEMEK VE HATIRLAMAK
“Kendini gözlemek” ve “kendini hatırlamak” kavramları “kendini bilme” çalışmalarında çok önemli bir yer tutarlar. Bu ikisi birbirlerini destekler mahiyettedirler. (Say. 292)
Demek ki, “kendini bilme”nin ilk basamağı, “Ben uyumakta olan bir insanım demektir. Bunu kabul etmek, Ben çoğu kez uyuyorum, yaptığım işin farkında bile değilim. Bu işin nereden gelip, nereden gelip nereye gideceğinin, oluşumunda kaç yönde etki olduğunun farkında bile değilim demek lazımdır. Çünkü insan, gerçekten de kendisinin, söylediğinin, baktığının, işittiğinin farkında değildir. Kendini neye konsantre etmişse sadece onu görür, işitmek istediğini işitir, dinlemek istediğini dinler, hangisi işine gelirse. Bunun dışındaki şeyler onun için yoktur. Demek ki, “kendini bilme”nin ilk şartı, uyumakta olduğunu fark etmektir ki bu da büyük bir şeydir. Peki, uyumakta olduğumuzu nasıl anlarız? Bu öyle kolay bir mesele değildir; yavaş yavaş adım adım gitmek gerekir.
Sadece kendisine karşı sorumluluk hisseden; kendisine karşı bir görev duygusu içinde olan insanın, başkalarına karşı bir görevi olamaz! Onu da bırakın, insan kendisine karşı sorumlu olduğunun bile farkında değildir. Çünkü eğer kendisine karşı gerçekten şuurlu bir egoizma ile yaşasa, kesinlikle başkasına zarar vermez. Çünkü bilir ki, başkasına verdiği her zarar dönüp dolaşıp kendisine gelecektir. Yere attığı çöp sonunda kendi yolunun pislenmesine sebep olacaktır. Ama egoistik egoist bunu yapmaz.
4. Louis-Andre Dorion/ Sokrates/ Dost Kitabevi Yayınları/ Say. 62:
Sokrates’e göre; Sorumlu bir politikacı olabilmek için insanın kendisini çok iyi tanıması gerekmektedir. “Kendi” kavramı; sahip olunan şeyleri, ruhun sahip oldukları (erdemler), bedenin sahip oldukları (sağlık, güzellik, güç) ve dışsal sahip olunanlar (zenginlik, zafer) biçiminde üçe ayıran doktrinle sıkı bir ilişki içinde olup, Sokrates’in etik anlayışında belirleyici rol oynar. Sokrates diğer ikisinden değil, her zaman ruhun sahip olduklarından söz eder. Ancak bedenin sahip olduklarıyla dışsal sahip olunanlar, kayıtsız koşulsuz bir biçimde daha üst bir sahip olunanın; daha açığı ruhun sahipliğindeki erdemin emrinde olmalıdırlar. Sokrates, “erdem zenginliklerden gelmez, ama tüm zenginliler erdemden gelir” diyor.
5. Bozkurt Güvenç/ Türk kimliği/ Remzi Kitabevi- önsözde-:
İnsanbilimin, daha genel olarak bilimin gücü, güvenirliği ve güzelliği “öteki”nin incelemekten kaynaklanır. Doğayı ve dünyayı incelemek görece kolaydır. Güç olan, insanın kendi öz varlığını araştırması, ünlü deyimle, “kendini bilme”sidir.
6. P. D. Ouspensky/ İnsanın gerçeği-Kendini bilmek/ Ruh ve Madde Yayınları- arka kapak-:
Kendini bilmek ya da tanımak, insanın değişmesi zorunluluğunun doğal bir uzantısıdır. Değişmek, uyanmak, şuurlanmak için fazlalıkları terketmek, içsel bir mücadeleye girişmek, özdeşleşmeyi kolaylaştıran bağımlılıklardan soyunmak şarttır. Üstün çaba gösterilmeden, kendi üzerinde çalışmadan değişmek, uyanmak, şuurlanmak mümkün değildir. Bütün inisiyatik öğretilerin temeli Terk'e dayanır.
***
Yukarıdaki kitaplar, başta da işaret ettiğim üzere, kendimi tanımağa başladığımı fark etmemi sağladılar. Bu sonucu, yine başta sözünü ettiğim “okul dışı eğitim” çalışmalarımıza borçluyum.
Kendilerini tanıma konusunda bir fikir sahibi olmak isteyenlerin, aynı ya da benzer kaynaklardan yararlanabileceklerini düşünüyorum.
Diğer taraftan, benzer çalışmalar yapmadıkları halde kendilerini tanıdıklarına inananların bu konuda neler yaptıklarını, nasıl bir yol/yöntem izlediklerini açıklamalarını bekliyorum.
Amacım, alternatiflerden haberdar olmaktır.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog vb meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
***
--- 31/07/10 Cts tarihinde Arzu ÖZOK şöyle yazıyor:
Kimden: Arzu ÖZOK Konu: Öz'e Ulaşmada İnsan Tarihi: 31 Temmuz 2010 Cumartesi, 14:20
***
(Galip BARAN: Konu ile ilgili olup, yaşadıklarımdan, birikimimden kaynaklanan bazı düşüncelerim, parantez içinde italik harflerle ifade edilmiştir)
İnsan bilincine yansıyan ruhsal plan bilgileri; realitesinin ve yaradılışın kendini ifadesi ve bir bilinç açılımından başka bir şey değildir. Her davranışın arkasında onu tetikleyen güç olarak, bir duygu ve düşünce vardır. O duygu ve düşünceyi anladığımızda, eleştiri kalmaz, zıtlık veya farklılıklar yok olur. Zıtlıklar insanın gelişimi ve kendi özündeki birliği, bütünlüğü bulması, anlaması için sunulan, varlığı yoklukla anlamamıza yarayan bir sistemin gereğidir. Zıtlıklar, bizlerin yapmakta olduğu içsel çalışmalarda, tetikleyici, bize aynalık yapan olaylardır.
Bedeni bir elbise ve ruhsal yapımızı da bunda bir sürücü olarak düşünürsek, ruhsal varlığımız, mevcut ve geçmiş yaşam deneyimlerinin ışığı altında, bedeni kullanarak, çevresini algılamaktadır. Beş duyumuzla algıladıklarımızı, tecrübelerimiz ve ruhsal varlığımız olarak bedende barındırmaktayız. İnsan dediğimiz varlık, gerçekten de kavraması oldukça zor ve bir o kadar da kolay bir yapıdadır. Hayatı farkındalık içinde yaşamak, kendimizde bilinçli değişim ve dönüşüm yaratmamızı mümkün kılar. Algılarımız, düşünce ile programlanabilmekte ve içsel çalışmalarda derinleşmek isteyenlere değişik kapıları açmaktadırlar.
( Ben sözü edilen değişim ve dönüşümü; çevre,tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlâkı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, beni “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı”ndan (bencillikten) kurtaran çalışmalar sayesinde yaşadım.
Bu değişim ve dönüşümü, yazılarımda “yaşam biçimim kökten değişti” diyerek ifade ediyorum.
Aynı süreçte:
“Yasa bağımlısı” oldum. “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim. “Diğerkâm bir kişilik” edindim; “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın, “kendimi tanıma”ğa başladığımın ve “Bilinçolog” olduğumun farkına vardım.)
İnsanın, kendini bilme çalışmaları, içsel ve farkındalık olarak, yaşam kılavuzunu (DNA) okumaktan ve kullanmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Bu çalışmalar, düşüncelerimizin beden üzerindeki etkileri, çevremizle olan ilişkilerimiz ve algılarımızın farkındalığı ile ilgilidir. Yaşananlar, bireysel ve her bireyin kendi renklerini içermesine rağmen, genelde; Ego, Ruh ve Öz olarak düşünebiliriz.
( Kendini bilme(tanıma) konusu ile ilgili düşüncelerim yukarıda ifade edildi. Aynı konuda derlediğim bir yazı eklidir)
Her bilinç seviyesi bir bulut ve her buluttan düşen damlanın da ete kemiğe bürünüp de insan diye göründüğü gibidir. Bu bilinç seviyelerinin tümünde, kişi kendi kendisine genişleme sağlar. Farkındalık olarak yapılan bu çalışmalar, kişinin kendi kendine koyduğu veya toplumun kendisine koyduğu perdeleri, kuralları ve ön yargıları tek tek bulup açması gerekir. Bu konular öğretilemez sadece yaşanır ve olunur.
(Sözü edilen konular bana da öğretilmedi. Yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmaları yaparken öğrendim. )
Kalpte yaşamak, barış ve huzurun hâkim olduğu bir yerde bulunmaktır. Öz dediğimiz, yaratıcının gözünden olaylara bakabilmektir. Yaşam deneyimi olarak her ne geçirir ve görürsek, okyanusta ufak bir damla olmanın ötesinde bir şey olmadığımızı fark ederiz. Evrende var olan tüm yaşam formlarını, bunların ruhsal deneyimlerini ve aralarındaki denge ve huzuru, bizim zıtlıklar dediğimiz değişimin gerekliliğini ve diğerlerini hisseder ve bu düzende huzura inanırız. Bu içsel çalışmalar, ruhsal deneyimlerden, Öz’e geçiş noktasıdır.
(Mevlana ile ilgili bir kitabın kapağında şöyle bir yazı var: “Sen benim ünümü duymadın mı, ben hiçim, hiç kimseyim” şeklinde bir cümle var.
Buradaki”hiçlik”, anladığıma göre, “kibir” illetinden kurtulmanın ifadesidir. Ben, o illetden, yukarıda değinilen çalışmaları yaparken kurtuldum.
Osmanlı İmparatorluğu’nda Padişahların Cülüs törenlerinde, halkın “Büyüklenme Padişahım senden büyük Allah var” diyerek seslendiği bilinmektedir.)
Öz veya Tanrısal Benlik, zaman içerisinde değişmeyen, değişime ihtiyacı olmayan, zaman ve mekânın dışında, ebedî olan, aranıp bulunmayı bekleyen sevgilidir. Bizi yaratan ilâhi gücün, zamansız bir parçasıdır. Zaman ve mekânda varlığımızın temeli olan ilahî bilinçliliktir. Her birimiz, saf bilinç alanından doğduk, bedenli tüm yaradılışlarımızda bu bilinçliliğin bir kısmını beraberimizde taşıdık. Ruh; zıtlıklar, dualite deneyimlerinden etkilenir ve dönüşür. Öz ise dualite dışındadır. Her şeyin büyüyüp gelişirken dayandığı temeldir.
İçsel sessizlik, içimizdeki özün enerjisini deneyimlemek için en iyi temas yöntemidir. Sessizlikte, Özümüz-Tanrısal Benliğimiz ile temasa geçeriz. Ruh, dünyasal kimliğimizden çok daha fazlasını bilir ve anlar. Ruh, geçmiş yaşam kişiliklerimiz, rehberlerimiz veya astral boyutlardaki bağlantılarımız gibi, çok daha duyumsal bilgi kaynakları ile bağlantıdadır. Bu bağlantı olanaklarına rağmen, bu yaşamda ruh; karmaşa içerisinde, gerçek kimliğinden habersiz bir durumda bulunabilir. Ruh, dramatik deneyimler sonucu derinden etkilenmiş olabilir ve bu nedenle bir süre karanlıkta kalabilir; Tanrısal Benlik yani Öz ise her zaman izleyicidir ve dengededir. Tanrısal Benlik, saf bilinçliliktir. O, hem karanlıkta hem de aydınlıktadır. O, tüm dualitenin temelindeki tekliktir.
İçinizdeki Tanrı’ya bağlanmak, tam anlamıyla anda ve dengede kalarak, dualitenin üzerine çıkabilmektir. Bu durumda, bilinciniz, neşe ve huzurun karışımı derin fakat sessiz bir coşku ile dolu olur. Kendi dışınızda hiçbir şeye bağımlı olmadığınızı farkedersiniz. Özgürsünüzdür. Aslında dünyadasınızdır, ama ona kapılmamışsınızdır. Tanrısal Benliğinize bağlanmak bir kerede veya daimi olan bir şey değildir. Önce bağlanıp, sonra bağınızın kesildiği, tekrar bağlandığınızda da yavaş ve kademeli bir işlemdir. Yavaş yavaş, bilinciniz dualiteden tekliğe doğru yol alır. Bu tek kalp olmaktır. Bilinç, kendini yeniden yönlendirir, ta ki en sonunda düşünce ve duygular yerini, sessizliğe bırakana kadar.
Bilinç genişledikçe, duygu ve düşüncelerinizin tutsaklığını, çalışma şeklini ve özgürleşme farkındalığını kazanmaya başlarsınız; eski alışkanlıkları bırakır ve kalp merkezli bilinçliliğin yeni realitesine açılırsınız. İçinizdeki ego merkezli bilinçlilik solar ve o düşüncelerden uzaklaştıkça, yavaşça yok olur ve ölür. Ölmek yapılan bir şey değil, sadece olmasına serbestçe izin verilendir. Ölüm bir inanç veya realiteden sıyrılmak için, değişim sürecine izin vermektir; eskiyi salıvermek ve yeniye açılmaktır.
(Eski alışkanlıkları bıraktığımı, yukarıda, “yaşam biçimim kökten değişti” şeklinde ifade ettim)
Değişim düşüncesine direnç, beraberinde ölüm korkusunu getirir. Ego-ben’ den sıyrılamayanlar; sadece fiziksel ölümden değil, yaşam süresince sürekli duygusal ve zihinsel olarak değişmekten de korkarlar. Eskiye, bir düşünceye bağlanmak, onu yaşatmak demektir. Ölüm olmasaydı her şey ne kadar katı ve sert olurdu. Eski formların esiri olunur, yıpranmış düşünce ve beden kalıpları, kısıtlayıcı algılamalar ve farkındalıklar oluşturur, perdeleri kalınlaştırırdık. Ölüm kurtarıcıdır. Ölüm eski tozlu çıkış kapılarını açarak, bizleri yeni deneyim alanlarına iten, taze su çağlayanı gibidir. Ölümden korkmayın. Ölüm değil, yalnızca değişim vardır.
Beden bilincinden ruh bilince geçtiğiniz ve Öz bilinçle yaşama bakmaya başladığınız oranda, ölmeden önce ölmek dediğimiz hali yaşarsınız. İçinizdeki İlahi Öz veya Koşulsuz Sevgi ile yaşama baktığınız oranda, endişe duyduğunuz veya enerji yüklediğiniz şeyleri salıverirsiniz. İrade ve arzularınızın yaşamınızda baskı yapmasını durdurursunuz. Bu duygu ve düşünceleri ortadan kaldırınca da, Olursunuz. Sessizliği yakaladığınızda, yargısız bir farkındalık içinde, anda ve merkezinizde olduğunuzda, öz varlığınızla bütünleşir ve yaşamınızı da anında değiştirirsiniz. Kaynakların en saf olanı ile temas etmek, sonunda yaşamınızdaki her şeyi değiştirecektir. Tanrı, Kaynak, İlahi Benlik veya Öz; adı her ne olursa olsun, anlaşılması ve anlatılması zor bir şekilde, doğası gereği yaratıcıdır. İlahi olanın realitesini kavramaya çalışmak yerine yaşamınıza girmesine izin verir ve onun kalbinizin, fısıltıları olduğunu fark ederseniz, her şey, yavaş yavaş yerine oturmaya başlar. Tanrısal Benliğin gerçekliliğine, tüm deneyimlerinizin arkasındaki sessiz farkındalığa kendinizi açtığınızda her şeyin doğal oluş halinde gelişmesine izin verirsiniz. Doğal, gerçek kendiniz olursunuz.
( “Ölmeden önce ölmek”den, “bedenen ölme”yi (bencillikten), bir başka deyişle, nefsin esaretinden kurtulma”yı) anlıyorum.)
Bir şeyi çok istiyorsan onu serbest bırak, senin için ise döner sana gelir, şayet sana gelmez ise, bil ki senin en yüksek hayrın için değildir. Tüm bunlar uyumlu ve anlamlı bir şekilde gerçekleşir. Yaşamın doğal bir akışı olduğunu deneyimlersiniz. Yaşamın akışına teslim olmak için tüm yapmanız gereken; ilahi ritme ayarlanmış bir şekilde kalmanız ve araya girmek istemenize neden olan yanlış anlamaları ve korkuları salıvermenizdir.
Çevrenizdeki kişilere yardımcı olmak için duygularınızdan arınmış olmanız gereklidir. Duygusal bağ, kişisel arzuyu davet eder ve egoya hizmet eder. Ego’dan kalbe geçişin aşaması, ruh seviyesini içine alarak, genişlemek ve İlahi Benlik seviyesine erişmektir. İçimizdeki Tanrısal Benlik olan İlahi Kendimiz ile temasa geçtiğimizde, ruhumuzun birçok hayatlar boyunca deneyimlemiş oldukları mana kazanacaktır. Bu deneyimlerin hiçbirisiyle kendimizi özdeşleştirmeyerek, o duygu ve düşünceleri fark ederek, deneyimlerimizin üzerine yükseldiğimizde, ruhumuzun üzerinde farkındalık ve şifa etkisi ortaya çıkacaktır.
ALINTI //BKZ: Ekli “kendini tanımak”