31 Ocak 2008 Perşembe

(CAN) DÜNDAR - NAME


DÜNDAR-NAME…


Yayınlayan
Haberci 2008/1/30


Galip BARAN -BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik, Yolsuzlukları Önleme ve Yurtta Barış Dünyada Barış Kozaları KolaylaştırıcısıSayın Can DÜNDAR, 30.1.2008NTV Televizyonu“NEDEN” ProgramıSon programınızı izledim. Türbanı tartıştınız, saatlerce. Akademisyenler, siyasetçiler bu ıvır- zıvır sorun için çözümler (!) önerdiler. Türbanın yandaşları eğitim ve insan haklarından, karşıtları Cumhuriyetin temel ilkelerinden söz ettiler. Bir tarafın ak dediğine diğer taraftakiler kara dediler.Böylece bir sorumluluk üstlenmiş göründüler. Oysa, bir örneğini aşağıda dile getireceğim, çok daha yaşamsal sorumluluklar var bu ülkede, üstlenilmeyi bekleyen… Sizi izlerken, geçen yıl, 28 Şubat 2007 günü, İstanbul Bağcılarda kapağı açık foseptik çukuruna düşen, feci şekilde can veren, 5 yaşındaki “Dilara Dumrul’un eğitim ve yaşam hakkı”nı düşündüm uzun uzun…“Akcı”lar ve “Karacı”lar, sık sık, aşağıda benim de değineceğim bazı “yasa”lardan ve “anayasa”lardan da söz ettiler… Ben siyasetçi de akademisyen de değilim. Ama, benim “uzman”ı olduğum bir alan var: “BİLİNÇ”. Umarım, dilerim, “bilinç” konusunda söyleyecek sözü olanları konuşturacak babayiğit bir televizyon kanalı çıkar bir gün ortaya… Bahtsız Dilara; bu ülkenin sakinlerinin farkında bile olmadıkları olsalar bile umursamadıkları bir “yasa”dan, eşdeyişle, “toplumsal sorumluluk bilinci”olarak tanımladığımız bir “kavram”dan yoksun oluşumuzun kurbanıdır. 20 yıl sonra türban takıp takmayacağı kıyasıya tartışılan Dilara’nın “eğitim ve yaşam hakkı”nı güvenceye alacak bir “kavram bu. Bu konuda örnek sayılabilecek bir davranış: Ben, 4 gün önce, Turgutreis’ten yola çıktım, Akyarlar üzerinden Bodrum istikametinde yaklaşık 5 saat süren bir yürüyüş yaptım. Yol kenarında, içinden yer altı kabloları geçen kanalların kapaklarından birkaç tanesinin yerinde olmadığını gördüm. Gece yol kenarında durma gereğini duyabilecek sürücüleri bekleyen tehlikeyi düşündüm. Bu tehlikeye dikkat çekecek bazı önlemler aldım. Bu durumu, benzer durumlarda hep yaptığım gibi, Turgutreis Belediyesine ve Jandarma Karakol Komutanlığına da haber vereceğim. Haberle kalmayacak takip de edeceğim… Bu davranışı, bir kazayı önleme ve kaza sonucu kaybedilecek, “milli servet çıkma bilinci” olarak da değerlendirebilirsiniz. Bizler, bu tür davranışları “toplumsal sorumluluk bilinci”, eşdeyişle, “kamu yararını kollama sorumluluğu” olarak tanımlıyoruz. Sözün özü, yaptırımı vicdan olan “bir yasa”dan söz ediyorum, Sayın Dündar...Turbanı konuşan siyasetçiler çözüm için “toplumsal uzlaşma”dan ve uzlaşmanın zorluklarından söz ettiler. Ben bu arada, onların çok kolay uzlaştıkları bir konuyu dile getirmek istiyorum: (Angora Kardeşliği imar affı getirdi; 17 Aralık 2007; Sabah)Maliye Bakan’ı Unakıtan, Deniz Baykal’ın Angora Sitesi’ndeki villasını Meclis’e taşıyınca, CHP’li Çankaya Belediye Başkanı Eryılmaz ile aynı sitede evi bulunan AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek duruma birlikte el koyup 10 günde sorunu çözdüler. Villalarda yapılan yasadışı değişiklikleri yasal hale getirdiler... Angora Sitesi’nde evi olan bazı siyasetçiler: Melih Gökçek, Önder Sav, Fikri Sağlar, Esat Kıratlıoğlu, Vehbi Dinçerler, Necmettin Cevheri, Ali Şevki Erek, Edip Safter Gaydalı, Yıldırım Akbulut.(Eski Başbakanlar Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller inşaat halindeyken evlerini sattı)Sayın Dündar,“Kişisel çıkar” söz konusu olunca böyle davranabilenlere “toplumsal çıkar”a gelince NEDEN uzlaşamadıklarını sorarsınız umarım bir gün ... Yazdıklarımı, hiç beklemiyorum ama, belki değerlendirirsiniz umarım. “NEDEN beklemiyorsun” demeyin. “Bu konuda sabıkalısınız” demek zorunda kalırım.Diğer taraftan; kimin eseri olduğunu çok merak ettiğim, bir hayli özümsediğim “yurdu milleti özden çok sevme ilkesi”nin yer aldığı, “ANDIMIZ”ı kaleme alan, adaşım, Dr. Reşit Galip ile ilgili yazınız için teşekkür borçluyum size…
Saygılarımla.

Galip BARAN Bilinçolog

HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik, Yolsuzlukları Önleme ve Yurtta Barış Dünyada Barış Kozaları Kolaylaştırıcısı (0252) 382 34 77 (0535) 844 84 76


29 Ocak 2008 Salı





BİLGİ :

Nilgün Nart’ın, 29. 01. 2008 tarih ve "MEVLANA VE SEVGİ” başlıklı yazısına YORUMDUR:
Sayın, “sevgi bağımlısı, Mevlana aşığı” Nilgün Nart,
Ben kendisini HABİTAT Mevlana Kozası Kolaylaştırıcısı olarak tanımlayan bir adem olarak: “Aslolan, “sencil bir varlık olmaktır, bu bağlamda elden geleni yapmak”tır, eşdeyişle:
Salih Amel eylemektir.
Islah-ı nefs etmektir.
İnsan-ı kamil olmaktır; gerisi teferruattır desem, sonra tutsam, çoğu bu sitede (Türkcelil) yayınlanan yazılarımda dile getirilen, yıllardır yapmakta olduğumuz “okul dışı eğitim” çalışmalarımızı salih amel olarak niteliyorum, desem, sonra eklesem,
Salih amel eylemeyen, ıslah-ı nefs edemez; ıslah-ı nefs etmeyen kamil insan olamaz, desem, uygun düşer mi?
Galip BARAN,


Bilinçolog, Herkese zor gelen işler uzmanı
HABİTAT Mevlana Kozası Kolaylaştırıcısı



GÜNÜN YORUMU :




ATATÜRKTEN YASAKÇILARA TOKAT GİBİ CEVAP
Kimden: Namık Kemal ZEYBEK
Konu:[orange people] Atatürkten yasakçılara tokat gibi cevap

Kız öğrencilerin üniversitelere başörtüleriyle gitmelerini engellemekonusunda direnenlerin en çok başvurdukları gerekçe ne? Atatürk ilke veinkılapları öyle mi? Peki bu konuyu bir de Ata'ya sormak neden akla gelmez? Ben sordum ve Ata cevap verdi. Buyurun birlikte okuyalım (Söylev ve Demeçler2. Cilt) : "Şehirlerdeki kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde ikişekil tecelli ediyor; ya ifrat ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğubilinemeyen, çok kapalı, çok karanlık bir dış görünüm gösteren bir kıyafet,veyahut Avrupa'nın en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arzedilemeyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi,dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan datenzih eder. O şekiller dinimizin muktezası değil, muhalifidir. Dinimizintavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımızşeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadarkapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı."

"Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınınıtaklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendinemahsus adetleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiçbir milletaynen diğer bir milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet netaklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilindekalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır."

"Örtünmedeki ifrat ve tefritten kurtulmakla bu iki ihtiyacı da temin etmiş olacağız. Giyim tarzımızda milletin ruhi ihtiyacını tatmin için, İslamve Türk hayatını başlangıçtan bugüne kadar layıkıyla tetkik ve etrafıylaaçıklamamız lazımdır." "Eğer kadınlarımız dinin tavsiye ve emrettiği bir kıyafetle, faziletin icapettirdiği hareket tarzıyla içimizde bulunur, milletin ilim, sanat,içtimaiyat hareketlerine iştirak ederse bu hali, emin olunuz; milletin enmutaassıbı dahi takdir etmekten geri duramaz." Ne diyorsunuz? Peygamberin takvasını az bulan Oflu hoca gibi diyorsunuz...Atatürk'ü yeteri kadar çağdaş, laik ve Atatürkçü bulmadığınızı mısöylüyorsunuz. Öyle diyorsanız size diyecek söz bellidir: "Hadi canım sende!..." Başka türlü diyorsanız düşünmeyi sürdürelim ve soralım: Atatürk'ün kadınkılığı konusunda bir devrimi var mıdır? "Vardır!..." diyorsanız, söyleyin bakalım nedir? Kılık kıyafet devrimi mi? O devrim erkek kılığı ile ilgilidir. Bu konuda iki devrim kanunu vardır. Birisi "Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun". Madde 1 - Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri(milletvekilleri), İl GenelMeclisi ve yerel yönetim ve özel idareler ile tüm kurumlara bağlı memur vehizmetliler şapka giymek zorundadırlar. Türkiye halkının da genel serpuşuşapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet yasaklar. İkincisi "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun". Madde 1 - Herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerinmabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır. Ne diyorsunuz? Laiklik mi? Asıl insanların dini inançlarının gereğini yerinegetirmelerini engellemek laikliğe aykırıdır diyorum. Diyorum ki; yazıktır bu ülkeye... Bırakın artık bu zalimlik özentilerini.Bırakın isteyen istediği gibi inansın ve inandığı gibi yaşasın. Kime nezararı var? /
RADİKAL

24 Ocak 2008 Perşembe

Bu gün; "24 OCAK" kararlarının sene-i devriyesi münasebetiyle bütün ayrıntıları ve yazışma örnekleri "Aziz ve Necip" Türk Milleti'nin bilgi-ilgi ve dikkatlerine açıklanan "Türkiye'yi Dış Borçtan Kurtarma" öneri ve projesi ile ilgili olarak; (tarafıma intikal eden talepler soru, katkı ve yorumlar nedeniyle)
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı, Hazine Müsteşarlığı'ndan gelen "cevabi yazı" nın sureti aşağıda sunulmuştur.
"YORUMSUZ" olarak !...
Değerli ilgi ve bilgilerinize sunulur.

GALİP BARAN
ATATÜRK ve HABİTAT BAĞIMLISI
TÜRKİYE SEVDALISI
Bilinçolog


T.C.
BAŞBAKANLIK
HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

Tarih : 22.11.01 * 89387



Sayı : HM.O.KAF.03. 03/
Konu : Galip BARAN’ın Başvurusu



İlgi : 26.10.2001 tarih ve B.02.0.BHİ- 9933 sayılı yazınız.


BAŞBAKANLIK
Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı

İlgide kayıtlı yazınızla, yazınız ekinde yer alan Turgutreis Gönüllüleri Temsilcisi Galip BARAN tarafından gönderilen dilekçenin incelenerek cevaba esas teşkil edecek bilgilerin tarafınıza gönderilmesi talep edilmiştir. Söz konusu dilekçede “Türkiye’yi Dış Borç Yükünden Kurtarma” amaçlı bir kampanyanın Turgutreis Gönüllüleri tarafından başlatılmasının düşünüldüğü ifade edilmektedir.

Turgutreis Gönüllülerinin Temsilcisi olarak sözü edilen kampanya için “gönüllü vergi” olarak ilgilinin yapmak istediği katkı ve aktif olarak çalışma isteği takdir edilmesi gereken bir davranış olup halkımızın Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’na ve ülkenin sorunlarına sahip çıkma yönünde ne kadar bilinçli ve duyarlı hareket ettiğini göstermektedir.

Bununla beraber, 1050 sayılı Kanunun üçüncü bölümünde gelir bütçesi altında yer alan 39.maddesinde “ Kanuna dayanmadıkça hiçbir vergi, resim (ve harç) salınamaz ve alınamaz, vergi resim (ve harçlara) ilişkin tarh ve toplama usulleri kanun ve tüzüklere göre düzenlenir. Genel Bütçe Kanunu her yıl vergi, resim (ve harçların) toplanmasına izin verir” ifadesi gereğince “gönüllü vergi” olarak bile adlandırılsa dış borç ödemeleri dahil herhangi bir kamu hizmetine karşılık olarak devlet aracılığıyla bağış ve yardım toplamak için yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Söz konusu yasal düzenlemenin yapılması halinde belli bir amaca yönelik olarak bağış ve yardımların toplanabilmesi mümkün olabilecektir.

Sivil toplum örgütlerinin kamuyu temsilen denetim ve izleme görevini de üstlendikleri dikkate alındığında: bu örgütlerin, kendi inisiyatifleri doğrultusunda başlatacakları kampanyaların kamu açıklarının azaltılması ve kamu tasarrufunun artışında toplumsal bir bilincin oluşturulması hususunda da yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Bilgilerinize arz olunur.

İMZA
M. Ferhat Emil
Müsteşar yardımcısı

23 Ocak 2008 Çarşamba

DIŞ BORÇ SORUNUMUZ !...



bu gün "24 Ocak" 2008 !...
1978, Merkez Bankasında 535 milyon dolar kaldı. TC., IMF'ye "ACİL YARDIM" çağrısı yaptı.
1980, Ekonomide yeniden yapılanma. ACI RECETE: "24 OCAK KARARLARI"
47 TL olan dolar 54 lira olması gerekirken; 70 liraya çıkartıldı. Enflâsyon % 70'e fırladı.
1993, Gazeteci-Yazar "UĞUR MUMCU" insanlık dışı bir sabotaj sonucu öldürüldü.
2001, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar OKAN ve 5 Polis Memuru hain bir saldırı sonucu şehit edildi.
(Mustafa Nevruz SINACI, "KÜRESEL ALMANAK" Tanı Yayın-Ankara, 2006

DIŞ BORÇ SORUNUMUZ !...

DIŞ BORÇ SORUNUMUZ VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIMIZ…

Galip BARAN -BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları KolaylaştırıcısıSayın Bülent Esinoğlu,İnternette yayınlanan, "Borç yüzünden yıkılan devletler" başlıklı yazınızı okudum…T.C. Devletini "emir kulu" olmağa zorlayan, "BOYUNDURUK" olarak algıladığım, yaşamsal değerlerimizi altüst eden DIŞ BORÇ sorununu, geçenlerde NTV'de izlediğim "DERT ETMEYE DEĞER Mİ" programında laf ebeliği yapan "ZEVAT"a inat, "DERT EDİNENLER" den birisiyim…Şu var ki, bu konuda, sorunu benim gibi algılayanlar adına, yıllar önce başlatmak istediğim bir kampanya girişiminden sonuç alamadım.Bu girişimle ilgili bilgi ve belgeler, ekli "Türkiye'yi Dış Borç Yükünden Kurtarma Kampanyası Dosyası" başlıklı yazıda ve 22 Temmuz seçimleriyle ilgili "SEÇİM BİLDİRGEM"de görülebilir.Sayın Esinoğlu,Başta sözü edilen, derdime deva olacağını umduğum yazınızda, bizleri, "bu ülkede yaşamak zorunda olanlar"ı:* 500 milyar dolar borç, 500 milyar dolar gayri safi milli hasıla, yani bir yıl hiç yemesek, içmesek, hiç harcama yapmasak, tuvalete bile gitmesek ancak bu borcu ödeyebileceğiz.* Bu mümkün olmayacağına göre borcu acilen durdurmamız ve tasarrufa geçmemiz gerekir.* Yaşamı yalnızca iktisadi gerçeğe bağlayanlar tarihi gerçekleri atlıyorlar.* Türk Devleti battığında kendine yeni yurt bulacak işbirlikçilerimiz ve hortumcularımız için bir sorun olmayabilir. Fakat bu ülkede yaşamak zorunda olacaklar için bu büyüklükte ki borç güvenlik sorunudur." diyerek uyarmışsınız.Ancak, sorunun nasıl çözüleceği konusunda açık bir öneriniz yok.Varsa da ben anlayamadım.Benim önerim: Türk Halkının, Milletinin, inisiyatifi, partiler üstü bir anlayışla ele alması ve işbaşındaki hükümeti bu konuda zorlamasıdır.Önerdiğim inisiyatifin etkili olabilmesi için, STK'ların (Sivil toplum kuruluşları) bu girişime öncülük etmelerini "olmazsa olmaz bir şart" olarak düşünüyorum…Atatürk'ün konuyla ilgili (Bilge Karınca ve Truva Yayınları) derlediğim) sözleri aşağıdadır:* Ne kadar zengin ve refah sahibi olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, gelişmeler önünde uşak olmaktan öteye bir davranışı hak edemez.* Tam bağımsızlık denildiği zaman, tabii ki siyasi, ekonomik adli, askeri, kültürel vs… her konuda tam bağımsız ve hür olmak demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrum olmak, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrum olması demektir.* Bağımsızlıktan mahrum bir millet, ne kadar zengin ve refaha kavuşmuş olursa olsun medeni insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir muameleye layık olamazdı* Bir devletin maliyesi istiklalden mahrum olunca o devletin bütün şuabat-ı hayatiyeside (hayat işlerinde) istiklal mefluçtur(felç olmuştur). Çünkü her uzv-u devlet (devlet organı) ancak kuvvei maliye (maliye gücü) ile yaşar.] - 21.1.2008 / Galip BARAN - BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı(0252) 382 34 77 /(0535) 844 84 76EKLERİ: (1) Türkiye'yi Dış Borç Yükünden Kurtarma Kampanyası Dosyası(2) SEÇİM BİLDİRGEM* * *8. 10. 2006TÜRKİYE'Yİ DIŞ BORÇ YÜKÜNDEN KURTARMA KAMPANYASI DOSYASI1.02.04. 2001: Başbakana (birinci) başvuru2.03.04. 2001: Cumhurbaşkanına (birinci) başvuru3.16.04. 2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş'e (birinci) başvuru4.28.05. 2001: Cumhurbaşkanı'nın cevabı5.12.07. 2001: Milliyet Gazetesi haberi6.15.07. 2001: "STK'lar ve Cumhurbaşkanı güvencesinde krizden kurtuluş projesi" başlıklı yazı.7.17.07. 2001: Bodrum-Yarımada Gazetesi haberi8.18.07. 2001: Cumhurbaşkanı'na "çağrı yapması konulu (ikinci) başvuru9.10.08. 2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan'a (birinci) yazım10.25.08. 2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan'a (ikinci) yazım11.28.08. 2001: Hasan Pulur'a (Milliyet Gazetesi) yazım12.28.08. 2001: Anadolu Ajansı'na yazım13.03.09. 2001: Başbakana (ikinci) başvuru14.05.09. 2001: ATO Başkanı Sinan Aygün'e (birinci) yazım15.07.09. 2001: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (birinci)yazısı16.19.09. 2001: Yalçın Bayer'e (Hürriyet Gazetesi) yazım17.21.09. 2001: Metin Uca'ya (Star TV) yazım18.27.09. 2001: TBMM Başkanı'na başvuru19.28.09. 2001: TTO Başkanı'nın cevap yazısı20.03.10. 2001: Bodrum Emniyet Md. yazısı (ekinde Muğla Valiliği yazısı ve ekleri )21.03.10. 2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş'e (ikinci) başvurum22.08.10. 2001: Ali Arabacı'ya (MV) yazım23.08.10. 2001: Uluç Gürekan'a (MV) yazım24.17.10. 2001: Bodrum Emniyet Md. kampanyayla ilgili tebligat yazısı25.22.11. 2001: Hazine Müsteşarlığı yazısı26.23.12. 2001: Başbakan'a (üçüncü) başvuru27.01.01. 2002: Devlet Bakanı Kemal Derviş'e ( üçüncü) başvuru28.16.01. 2002: TBMM Dilekçe Komisyonu Yazısı29.23.01. 2002: 2000 Vergi Rekortmeni Beyaz'la ilgili (Hürriyet Gazetesi) yazısı30.28.01. 2001: Faruk Bal, A. Oktay Güner, Ahmet Tan ve Erkan Mumcu'ya yazı31.11.02. 2002: Cumhurbaşkanlığı (ikinci) yazısı32.13.02. 2002: Başbakan'a (üçüncü) başvuru (açık mektup)33.18.02. 2002: Agâh Oktay Güner'in yazısı34.25.02. 2002: Tuncay Özkan'a (Kanal – D) yazım35.27.02. 2002: Vergi Hutbesi (kamu hakları)36.28.02. 2002: devlet Bakanı Faruk Bal'a başvuru37.29.03. 2002: NTV Televizyonuna yazım38.11.04. 2002: Gülgün Akbaba'ya (Bilim Teknik Dergisi) yazı39.15.05. 2002: "Kurtuluş Projesi" önerisi40.08.08. 2002: Cumhurbaşkanlığı (üçüncü) yazısı41.15.08. 2002: Maliye Bakanlığı'na başvuru42.15.08. 2002: Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Md. Başvuru43.15.08. 2002: Cumhurbaşkanı'na Maliye Bakanlığı'na verilen dilekçenin arzı için (dördüncü)yazı44.28.10. 2002: Bodrum Kaymakamlığı'na yazı45.06.11. 2002: Maliye Bakanlığı cevap yazısı46.02.01. 2002: ATO Başkanı Sinan Aygün'e (ikinci) yazı47.05.01. 2003: Başbakan'a ( dördüncü) başvuru48.06.03. 2003: "Başbakan'a bir rica-name başlıklı yazı (beşinci başvuru)49.10.03. 2003: Hulki Cevizoğlu'na (ATV Televizyonu) yazı50.02.04. 2003: Erdal Bilallar'a (Star TV) yazı51.04.04. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (birinci ) başvuru52.06.04. 2003: Meral Tamar'e (Milliyet Gazetesi) (birinci) yazı53.16.04. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (ikinci) başvuru54.30.04. 2003: TRT- TV , "TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan'a (birinci) yazı55.09.05. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (üçüncü) başvuru56.04.06. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'dan gelen cevap57.11.06. 2003: TRT-TV , "TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan'a (ikinci) yazı58.13.06. 2003: Meral Tamer'e (Milliyet Gazetesi) (ikinci) yazı59.25.07. 2003: "Vergi Bilinci"; NTV TV'da vergi konusuyla ilgili bir konuşmadan60.08.09. 2003: Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarmak için (birinci) "taahhütname"61.08.09. 2003: Devlet Bakanı Ali Babacan'a (dördüncü) başvuru62.20.09. 2004: Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarmak için (ikinci) "taahhütname"63.28.01. 2005: Ali Deliorman'a (Orkun Dergisi) yazım64.07.04. 2005: "Türk Halkına Önerim" Tür. Dış Borç Yük. Kur. Projesi65.31.01. 2005: Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarma projesi66.18.04. 2005: "Türkiye'yi dış borç yükünden kurtarma projesi67.28.04. 2005: Başbakan'a (altıncı) başvuru.68.03.05. 2005: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (ikinci) yazısı69.19.08. 2005: Başbakan'a (yedinci) başvuru70.16.09. 2005: Cumhurbaşkanı'na elden verilen dosya (beşinci yazı)71.20.10. 2005: ATO Başkanı Sinan Aygün'e (dördüncü) yazı72.02.10. 2006: "Senciler Partisi Kuruluyor" yazısı* * *8.7.2007SEÇİM BİLDİRGEMBEN;* "YURDUMU MİLLETİMİ ÖZÜMDEN ÇOK SEVME" ilkesini özümsememi sağlayan "okul dışı eğitim" çalışmalarımızda edindiğim, ne toplumun ne de yönetimlerin dikkate almaların sağlayamadığım birikimimi TBMM'de ifade etmek,* Atatürk'ün "yurtta sulh dünyada sulh"u hayalini gerçekleştirecek "sencillik" kavramını hayata geçirecek bir "Bağımsızlar Çalışma Grubu" oluşturmak,* Bağımsızlardan oluşacak, hükümeti denetleyecek batı demokrasileri örneği bir "Gölge Kabine" kurmak,* Aynı çalışmalarda edindiğim ve adeta özdeşleştiğim, yolsuzlukları önlemenin "olmazsa olmaz"ı bir kavram olan "yasa bilinci"ni toplumsal yaşamda egemen kılmak,* Okullarda başlattığım "bilinç konferansları"nı devam ettirmek, yetişkin kesimin farkında olmadığı ve "ULUS" olabilmenin "olmazsa olmazı" bir kavram olan "kamusal alana sahip çıkma anlayışı"nı, bizim deyişimizle, "toplumsal sorumluluk bilinci"ni çocuklarımıza aşılamak,* 57. 58. ve 59. Hükümetlerin ciddiye almalarını sağlayamadığım "Türkiye'yi emir kulu olmağa zorlayan dış borç yükünden kurtarma projesi" ni başlatmak,* Devlet ile vatandaşlar arasındaki dava konusu sorunları aşağı çekmede etkili bir işlev görecek olan Ombudsmanlık Yasa Tasarısını TBMM gündemine aldırmak,* Okul dışı eğitim çalışmalarımızda bizleri yönlendiren ve önümüzü açan, HABİTAT Konferanslarının tekrar başlatılmasını sağlamak,* Yukarıda sözü edilen çalışmalarda geliştirdiğimiz, "farklı bilinç anlayışı"nın kamuoyunda tartışılmasını sağlamak ve Üniversiteleri bu alanda araştırmalar yapma, Bilinçoloji Ana bilim Dalı açma ve Bilinçolog yetiştirme gibi konuları gündeme almaları için ikna etmek,* TBMM'nin dünyaya örnek bir "SENCİLLER MECLİSİ"ne dönüşmesi için üstüme düşeni yapmak,AMACIYLA ADAY OLDUM.
Galip BARAN

WEB: www.galipbaran.blogspot.com, www.turkcelil.com, www.oytrabzon.com,
BAK: http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6510439384628777663&postID=631265389435696575
e.MAİL: galipbaran@ttmail.com, galipbaran@mynet.com


YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ

Galip BARAN -Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
Sayın Nilgün Nart,
“İNSANLIĞA ÇAĞRI” başlıklı yazınızı okudum. “Kyoto Protokolü -vakit geç olmadan- imzalanmalı” diyorsunuz . “Dır/dur/muştur, melidir/malıdır, gerekir/mektedir, cektir/caktır” gibi eklerle son bulan cümlelerle dolu bu yazınızda sözünü ettiğiniz sorunun odağında insan var. Şu var ki, “insan bencil bir varlık”tır.
Bizler; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı” gibi alanlarda yaptığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarıyla geldiğimiz noktada, başta “iklim değişikliği” olmak üzere, bu Gezegen’de yaşanmakta olan sorunların tümünün insanın “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığının farkına varmış bulunuyoruz..
Yukarıda sözü edilen alanlarda yıllardır devam eden, “yeni bir bilinç” anlayışı geliştirmemize yol açan çalışmalarda, “sencil birer varlık” olma konusunda bir hayli yol aldık. “Sorun bencillik, çözüm sencilik” şeklinde bir slogan ürettik.
Yazınızda “BİZLER DEĞİŞİRSEK HERŞEY DEĞİŞMEK ZORUNDADIR” diyorsunuz.
Sayın Nart,
Bencil varlıkların, “İnsanlığa Çağrı” yazınızı, ya da benzer yazıları okuyarak DEĞİŞEBİLECEKLERİNİ, “sencil bir varlık”a dönüşebileceklerini kabul etmek, bize, imkansız olmasa bile çok zor görünüyor. Bunu bize yaşadıklarımız söyletiyor
“Bu gezegenin geleceği bizim” diyorsunuz. Bunu anlamış olmanız ya da anlatmağa çalışmanız neyi değiştirecek; “bencil varlık” değişmedikçe, “sencil bir varlık” olmak için çaba göstermedikçe…
Kyoto’yu çok önemsemişsiniz. Ne ki, o Protokolü hazırlayanlar da insan. Onlardan farkımız, farklı bedenlerde yaşıyor oluşumuz. HEPİMİZ BENCİLİZ…
Protokol’de yer alan, insan onuruna yakışmadığını söylediğiniz “Salınım Ticareti”ni bugün yapmayan da bir gün, ÇIKARI gereği yapacaklar aynı işi. Çıkarı “onur” unun önündedir, parolası “önce çıkar sonra onur” dur, “erdem” kitabında yoktur bencil varlığın…
[ Erdem: Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçak gönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı. FAZİLET]
Aynı nedenle, ülkelerin, bilim adamlarının üretecekleri teknolojiler de, yazınızda öngördüğünüz şekilde, “iyiye, güzele ve barışa” dönük değil, “çıkar”a dönük olacaktır.
Bencillik, oluşturulmasını önerdiğiniz “Birleşmiş İnsanlar” adlı yapının önündeki en büyük, belki de tek engeldir. Bencil varlıklar yazınızda sözünü ettiğiniz ”insanlık kimliği”nde değil, “çıkarın öngördüğü kimlik”te toplanırlar, birleşirler.
Bizler, yaşadığımız gezegeni “Benciller Dünyası” olarak tanımlıyoruz. Benciller Dünyası sakinleri, “çıkar-zede”dirler. “Çıkar mağduru varlıklar”dır, onlar. Bugün benimle yarın seninle birleşirler. Sadakat nedir bilmezler...
Bu ülkenin sakinleri, yıllardır: “ilkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmek”tir dediler. Dediler ama sevemediler, hayata geçiremediler o ilkeyi. “Yurtta Barış”ı gerçekleştiremediler.
“Bu Alemde Barışın Yolu”, bize göre “sencil bir varlık” olmaktan, “Senciller Dünyası” için çalışmaktan geçer. Bizim “Yurtta Barış Dünyada Barış çağrımız” eklidir…
Yüce Atatürk, “Barış Yolu”nu, “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” diyerek tanımlamış ve bu konuda yapılması gerekenleri aşağıda görüldüğü şekilde ifade etmiştir.
* * *
Atatürk’ün “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” öneri ve öğütleri
* Kendiniz, şahsınız için değil, mensup olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmanın en yükseği budur.
* Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünmekten ziyade kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci derecededir.
* En iyi kişi, kendinden çok, bağlı olduğu toplumu düşünen, kendini onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına adayan insandır.
* Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.
* Bütün insanlığı bir tek vücut ve her milleti de o vücudun bir parçası gibi düşünmemiz icabeder.Dünyanın bir yerinde bir hastalık çıkmışsa, bundan bana ne diyemeyiz.. Böyle bir hastalık varsa. Bu içimizde çıkmışçasına, bizi de ilgilendirmelidir.
* Şuna inanıyorum ki, eğer sulh isteniyorsa, toplumların durumlarını iyileştirecek milletlerarası tedbirle alınmalıdır. İnsanlığın tamamının refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. (Yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim”i Atatürk’ün işaret ettiği türden bir eğitim olduğunu düşünüyoruz)
* Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedhahtırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Her hangi bir şahsın, memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
* * *
Yazınızda, “Birleşmiş İnsanlar” adı altında bir yapıdan ve bu amaçla bilim adamlarından, etkin sivil toplum örgütleri ile bazı bakanlıkların temsilcileri arasından seçilecek bilgelerden de söz etmişsiniz. O kadar çok bilgeyi nerede bulacağınızı, dahası, onları kimin, nasıl tefrik edeceğini merak ediyoruz
[Bilge:
Her şeyi bildiği gibi, bildiği şeyleri de iyi ve sağlam bilen, bilgisini kendisi ve başkaları için en yararlı biçimde kullanabilen, iyi ahlaklı, olgun kimse.
Bilgelik:
(1) Bilge kimsenin taşıdığı nitelik, (2) fels Herkesin ulaşamadığı, derin, kapsamlı, bütünsel bilgi. HİKMET. (3) Kendini tanımanın bilgisi VUKUF]
Ayrıca, her ülkede, bağımsız “Bilimsel Araştırma ve Çalışma Gurupları” kurulmasından ve Birleşmiş Milletlere bağlı “Su Kaynaklarını Araştırma ve Yaratma Gurubu” gibi oluşumlardan da söz etmişsiniz. Zor ki zor... “Bencillik Virüsü” adam ayırmıyor.
Dünya silah sanayi ve teknolojisinin kontrol altına alınmasını da önermişsiniz. Bu sektörün ürettiği silahların akıl almaz özellikleri dikkate alındığında, “pes” dememek, umutsuzluğa kapılmamak için “sencil varlık” olması gerekiyor insanın.
Küresel felaket, kıtlık ve açlığı önlemekle ilgili önerileriniz de, “keşke” ya da “nerde o günler” dedirten “iyi düşünceler” olmaktan öte bir anlam taşımıyorlar, bizce,..
”Tüketim bağımlısı” olan “bencil varlıklar”ın “enerji talebi” hiçbir şekilde karşılanamayacağından “alternatif enerji” arayışlarının da, ne yazık ki, “abesle iştigal” olacağını düşünüyoruz.
“Dünya Barışı Grubu” kurma önerinizi de, hoş görünüze sığınarak, kâğıt üzerinde kalmağa mahkûm bir düşünce olarak nitelemek durumundayız…
Yazınızda “Evrensel İnsan”dan söz etmişsiniz. Ruhbilim Uzmanı Sayın Ergün Arıkdal’ın “Evrensel İnsan” adlı kitabında, “bencil varlığı”, (Ruh ve Made yayınları) özetle: “İnsanoğlu nefsaniyet mağdurudur. Nefsinin kölesidir” şeklinde tanımladığı görülüyor.
Yine yazınızda sözünü ettiğiniz Jim Rohn’un dediği gibi, “Yeteri Kadar Nedenimiz” var ama, başka bir özelliğimiz de var: “Nefs”imizle, kendimizle baş edemiyoruz, henüz; BENCİL VARLIKLARIZ HEPİMİZ...
Sayın Nart,
Açıklanan nedenlerle, başta sözü edilen, örneği ekte görülen, “Yurtta Barış Dünyada Barış Çağrımız”ı değerlendirmenizi, uygun görürseniz, geliştirilmesi için katkıda bulunmanızı istiyoruz.
Saygılarımla.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
(0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-posta: galipbaran@ttmail.com
EKİ: Yurtta Barış Dünyada Barış Çağrısı.
15.1.2008
YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ ÇAĞRISI
Bizler; birkaç yıl önce, iklim değişikliğinin, açlığın, susuzluğun, yolsuzlukların, dünyanın yaşanılamaz hale gelişinin, “eşref-i (!) mahlûkat” olduğu söylenen ya da olacağı beklenen iki ayaklının “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığının farkına vardık.
UYANDIK…
Ben, uyanışımı, İstanbul ve Bodrumda gerçekleştirilen, hedefleri: ”yaşanabilirlik”, “sürdürülebilirlik” ve hakçalık” ve ilkeleri: “yönetişim”, “yapabilir kılma”, “katılımcılık” ve “çözümde ortaklık” olarak belirlenen HABİTAT Konferanslarını izleyen yıllarda yaptığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarımıza borçluyum. Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı” gibi alanlarda yaptığımız, gördüğü işlev nedeniyle “Sencilleştirici eğitim” olarak tanımladığımız o çalışmalar, diğer taraftan, kendimizi tanımamızı da sağladı.
İnsanın, “sencil bir varlık” olmak için çalışmadıkça, “nefs”in kölesi olmaktan kurtulamadıkça özgürleşemeyeceğini, demokratikleşemeyeceğini, insanlaşamayacağını; “yaşanabilir bir dünya”nın, ”sürdürülebilir bir yaşam”ın, “hakça bir düzen”in, ve de, ne “yurtta” ne de “dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğini aynı çalışmalarda öğrendik. O çalışmalarda yer almasaydım, çokları gibi, ben de, “barışı isteyen ama bu bağlamda -üste düşen-den bihaber birisi” olmayı sürdürecektim….
Bizler; o çalışmalar sayesinde “sencil bir varlık” olma yolunda küçümsenemeyecek bir yol aldığımıza; böylece havasını solumamıza, suyunu içmemize, toprağından beslenmemize karşın nankörce sömürdüğümüz, yaşanabilirliğini yitirmesine omuz verdiğimiz dünyaya borcumuzu ödemeğe başladığımıza inanıyoruz…
Ben bir memur emeklisiyim.
Yaklaşık bin YTL emekli maaşı alıyorum.
Benden daha az alanlar aklıma geldikçe kendimden UTANIYORUM.
Bunu “hakça bir düzen” ilkesiyle bağdaştıramıyorum. Bu ilke yaşama geçmedikçe “ne yurtta ne de dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğine inanıyorum.
Utanma duygumun gelişmesini yukarıda sözü edilen çalışmalara borçluyum.
NE MUTLU UTANABİLENE…
Amerika’da yayınlanan bir psikoloji dergisinde “utanma duygusu”nun insanı insan yapan değerlerin başında geldiğini; ünlü bir hukuk adamının, aynı konuda, Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bir yazısında “utanma duygusu olmayana insan bile denemez” dediğini okumuştum..
“Yasalara saygı alışkanlığı” oluşturmak için başlattığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarında kullandığımız, “sosyal yaptırım” olarak tanımladığımız yöntemde, bizler de aynı duygudan yararlanıyoruz. Bu duyguyu -sosyal yaptırımı - kırmızıda geçenleri - yasalara uymayanları - anında, yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki göstermeyecek şekilde uyarmak” şeklinde tanımlıyoruz…
“Sencil bir varlık” olmak, “yurtta ve dünyada barış” için çalışmak, yaşam biçimimizde kökten değişikliklere yol açtı. Yeni bir “bilinç” anlayışı geliştirdik. Yıllardır devam eden bu çalışmanın geldiğimiz aşamasında “kansız bir devrim”i geçekleştirdiğimizi, “barış güvercinleri” olduğumuzu düşünüyoruz…
“Kansız devrim”i merak edenleri, özellikle de “izindeyiz” diyenleri, aşağıdaki yazıyı okumaya ve “barış için çalışma”ya çağırıyoruz.
Atatürk’ün “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” öneri ve öğütleri
* Kendiniz, şahsınız için değil, mensup olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmanın en yükseği budur.
* Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünmekten ziyade kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci derecededir.
* En iyi kişi, kendinden çok, bağlı olduğu toplumu düşünen, kendini onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına adayan insandır.
* Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.
* Bütün insanlığı bir tek vücut ve her milleti de o vücudun bir parçası gibi düşünmemiz icabeder.Dünyanın bir yerinde bir hastalık çıkmışsa, bundan bana ne diyemeyiz.. Böyle bir hastalık varsa. Bu içimizde çıkmışçasına, bizi de ilgilendirmelidir.
* Şuna inanıyorum ki, eğer sulh isteniyorsa, toplumların durumlarını iyileştirecek milletlerarası tedbirle alınmalıdır. İnsanlığın tamamının refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. (Yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim”i Atatürk’ün işaret ettiği türden bir eğitim olduğunu düşünüyoruz)
* Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedhahtırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Her hangi bir şahsın, memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı

ASİYE DEĞİL, TÜRKİYE NASIL KURTULUR ???


ASİYE DEĞİL, TÜRKİYE NASIL KURTULUR???
Galip BARAN -Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı -16.1.2008
Bu ülkeye “borçlu” hissedenlerin değerlendirmelerine açık olan bu sütun; “tek yumruk”, “tek yürek” olmak isteyenlerin, ya da “75 milyonluk bir aile” hayal edenlerin karargâhıdır.
* Bilinçten söz etmeden önce, düşünmeli, “üç elham bir kulhüvellah” okumalı insan…
* 301’i ya da Anayasayı tartışmak abesle iştigaldir. Yasalar, Anayasalar insan içindir.
İnsan, “insan” değilse, “bencil bir varlık”sa, yasa ne işe yarar Anayasa ne anlam ifade eder, ya da, insan değişmedikçe, yasayı, 301’i ya da Anayasayı değiştirmek ne fark eder?
* “Sencil” olmak esastır, gerisi teferruattır…
* * *
* M. E. Bakanı “sencil bir danışman” bulsun kendine; bakın ne hale gelir; ne AB tanır ne ABD tanır; 20, bilemedin 25 yılda sollar dünyayı Türkiye.
* Türkiye’de 1000 YTL’nin üstünde geliri olan, kira derdi olmayan kaç emekli var acaba?
Eğer bir kaç bini buluyorsa bu gibilerin sayısı 20- 25 yıla da gerek yok. “Bir”, bilemedin “iki”, bilemedin “üç” yıl yeter Türkiye’ye.
* * *
* Bugüne kadar hiç yolsuzluk yapmamış olabilirsin. Ama bu, bundan sonra da yapmayacağın anlamına gelmez. “İnsan bencil bir varlıktır”, “çiğ süt emmiştir”. “Bencil”e yasa-masa vız gelir... “Ben de insanım” diyorsan, bu gerçeği yadsımıyorsan …
* Türkiye Cumhuriyeti “dervişler, meczuplar ülkesi” olamaz. M. Kemal Atatürk…
* Türkiye Cumhuriyeti, “benciller ülkesi” de olamaz, olmamalıdır, Atam. Galip Baran
* * *
NEDEN-NEREDE…
* Adalet Bakanı var ama, “adalet” nerede oturuyor?
* Eğitim Bakanı bile var, “bilinçli insan” neden yok?
* “Çevre”nin Bakanı var ama, “çevre bilinci” nerede saklanıyor?
* Maliye Bakanı varsa, “vergi bilinci” nerede uyukluyor?
* İçişleri Bakanı var ama, “trafik bilinci” nerede oyalanıyor?
* “Bakan olmak” kolay da, “bilinçlenmek” neden zor?
* Egemenliğin sahibi olması beklenen, bakanlardan hesap sorması gereken “eşref-i mahlukat”ı gören var mı? Nerede, onlar?
MIŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ gibi ülke, TÜRKİYE!
UYUSUN da BÜYÜSÜN NİNNİ! HUUUU, HU! UYUSUN DA BÜYÜSÜN NİNNNİ..
* * *
Türkiye Cumhuriyeti “Laik”, “Demokratik” ve “Sosyal” bir “Hukuk” devleti (mi)dir, (mi)?
“Laik” midir değil midir onu uzmanları (!) bilir ama, ne “Demokratik”, ne “Sosyal, ne de “Hukuk” devletidir Türkiye Cumhuriyeti. “Hukuk” şöyle dursun, “yasa devleti” bile değil, Türkiye.. .
Türkiye her şeyden önce bir “bilinç varsılları” ülkesi olmalıdır. “Bilgi” ya da “euro-dolar varsılları” değil.
* * *
GÜNAYDIN TÜRKİYEM
Ben acizleri, az önce uyandım, Türkiye’yi bu kadar kurtarabildim. Bundan sonrası ellerinizden öper. Kalın sağlıcaklaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
(0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-posta: galipbaran@ttmail.com

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ


YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ ÇAĞRISI

Galip BARAN -Bilinçolog /15.1.2008
Bizler; birkaç yıl önce, iklim değişikliğinin, açlığın, susuzluğun, yolsuzlukların, dünyanın yaşanılamaz hale gelişinin, “eşref-i (!) mahlûkat” olduğu söylenen ya da olacağı beklenen iki ayaklının “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığının farkına vardık.
UYANDIK…
Ben, uyanışımı, İstanbul ve Bodrumda gerçekleştirilen, hedefleri: ”yaşanabilirlik”, “sürdürülebilirlik” ve hakçalık” ve ilkeleri: “yönetişim”, “yapabilir kılma”, “katılımcılık” ve “çözümde ortaklık” olarak belirlenen HABİTAT Konferanslarını izleyen yıllarda yaptığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarımıza borçluyum.
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme alışkanlığı” gibi alanlarda yaptığımız, gördüğü işlev nedeniyle “Sencileştirici eğitim” olarak tanımladığımız o çalışmalar, diğer taraftan, kendimizi tanımamızı da sağladı.
İnsanın, “sencil bir varlık” olmak için çalışmadıkça, “nefs”in kölesi olmaktan kurtulamadıkça özgürleşemeyeceğini, demokratikleşemeyeceğini, insanlaşamayacağını; “yaşanabilir bir dünya”nın, ”sürdürülebilir bir yaşam”ın, “hakça bir düzen”in, ve de, ne “yurtta” ne de “dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğini aynı çalışmalarda öğrendik. O çalışmalarda yer almasaydım, çokları gibi, ben de, “barışı isteyen ama bu bağlamda -üste düşen-den bihaber birisi” olmayı sürdürecektim…
Bizler; o çalışmalar sayesinde “sencil bir varlık” olma yolunda küçümsenemeyecek bir yol aldığımıza; böylece, havasını solumamıza, suyunu içmemize, toprağından beslenmemize karşın nankörce sömürdüğümüz, yaşanabilirliğini yitirmesine omuz verdiğimiz dünyaya borcumuzu ödemeğe başladığımıza inanıyoruz…
Ben bir memur emeklisiyim. Yaklaşık bin YTL emekli maaşı alıyorum. Benden daha az alanlar aklıma geldikçe kendimden UTANIYORUM. Bunu “hakça bir düzen” ilkesiyle bağdaştıramıyorum. Bu ilke yaşama geçmedikçe “ne yurtta ne de dünyada barış”ın gerçekleşemeyeceğine inanıyorum.
Utanma duygumun gelişmesini yukarıda sözü edilen çalışmalara borçluyum.
NE MUTLU UTANABİLENE…
Amerika’da yayınlanan bir psikoloji dergisinde “utanma duygusu”nun insanı insan yapan değerlerin başında geldiğini; ünlü bir hukuk adamının, aynı konuda, Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bir yazısında “utanma duygusu olmayana insan bile denemez” dediğini okumuştum..
“Yasalara saygı alışkanlığı” oluşturmak için başlattığımız “okul dışı eğitim” çalışmalarında kullandığımız, “sosyal yaptırım” olarak tanımladığımız yöntemde, bizler de aynı duygudan yararlanıyoruz. Bu duyguyu-sosyal yaptırımı:- kırmızıda geçenleri - yasalara uymayanları- anında, yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki göstermeyecek şekilde uyarmak” şeklinde tanımlıyoruz…
“Sencil bir varlık” olmak, “yurtta ve dünyada barış” için çalışmak, yaşam biçimimizde kökten değişikliklere yol açtı. Yeni bir “bilinç” anlayışı geliştirdik. Yıllardır devam eden bu çalışmanın geldiğimiz aşamasında “kansız bir devrim”i geçekleştirdiğimizi, “barış güvercinleri” olduğumuzu düşünüyoruz…
“Kansız devrim”i merak edenleri, özellikle de “izindeyiz” diyenleri, aşağıdaki yazıyı okumaya ve “barış için çalışma”ya çağırıyoruz.
Atatürk’ün “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” öneri ve öğütleri
* Kendiniz, şahsınız için değil, mensup olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmanın en yükseği budur.
* Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünmekten ziyade kendini düşünür, bu adamın kıymeti ikinci derecededir.
* En iyi kişi, kendinden çok, bağlı olduğu toplumu düşünen, kendini onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına adayan insandır.
* Dünya uluslarının mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi dirliği ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir.
* Bütün insanlığı bir tek vücut ve her milleti de o vücudun bir parçası gibi düşünmemiz icap eder. Dünyanın bir yerinde bir hastalık çıkmışsa, bundan bana ne diyemeyiz… Böyle bir hastalık varsa. Bu içimizde çıkmışçasına, bizi de ilgilendirmelidir.
* Şuna inanıyorum ki, eğer sulh isteniyorsa, toplumların durumlarını iyileştirecek milletlerarası tedbirle alınmalıdır. İnsanlığın tamamının refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. (Yukarıda sözü edilen “okul dışı eğitim”i Atatürk’ün işaret ettiği türden bir eğitim olduğunu düşünüyoruz)
* Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedhahtırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Her hangi bir şahsın, memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve “Yurtta Barış Dünyada Barış” Kozaları Kolaylaştırıcısı
(0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-posta: galipbaran@ttmail.com /
Yorumlarınızı bekliyoruz...