sorun: BENCİLLİK, çözüm: SENCİLLİK Tel: 0.252.3823477; gsm: 0.535.8448476; Tugutreis, Bodrum/MUĞLA
25 Kasım 2015 Çarşamba
4 Şubat 2015 Çarşamba
“Suçluların güçlü olmadığı bir ülke diliyorum…” Güldal MUMCU, MİLLET VEKİLİ...!....
Sayın Güldal Mumcu,
CHP Milletvekili
CHP Milletvekili
TBMM Başkan Vekili
ANKARA
KONU: “Suçluların güçlü
olmadığı bir ülke” dileğiniz ve…,
Sayın Güldal Mumcu,
“Suçluların güçlü olmadığı bir
ülke diliyorum…” şeklindeki dileğinizi
(Cumhuriyet, 24. 01. 2015) okudum. Dileğiniz; (yazının sonunda ) “Güçlünün
haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir Dünya düzeni kurmak” şeklinde
ifade edilmekte…
HAKLININ GÜÇLÜ OLDUĞU BİR DÜNYA
DÜZENİ KURMA ÇALIŞMALARIMIZ:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık,
vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlâkı (Ahilik), imar ve her şeyi devletten
bekleme gibi alanlarda başlattığımız; insanı davranışlarını ve nedenlerini
araştırdığımız (bazılarından yerel, bazılarından merkezi yönetimin sorumlu
olduğu), beni bencillikten (asalaklıktan) kurtaran, dünya’nın ilk “yasa
bağımlısı” olmamı sağlayan çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten
değişti.
* “Kendimi
tanıma”ğa başladım.
* Dünya’nın ilk
“Bilinç Çağı İnsanı” oldum.
* Edindiğim “tecrübi
bilgi” ile işlevi ve kuruluş amacı aşağıda açıklanan Bilinç
Üniversitesi’ni kurdum.
* “Devletin devamlılık ilkesi”
ile “Yurdu ve milleti özden çok sevme” ve “yaratılanları Yaratan’dan
ötürü sevme” ilkelerini özümsedim. (Bu ilkeleri özümseyebilmek için
insanın değişmesi, sencil, yani diğerkâm bir varlığa dönüşmesi gerekiyor..)
* 2015’i “Yolsuzlukla
Mücadele Yılı” ilan ettim.
* Bilinç konusunda
uzmanlaştığımın, otodidakt (özöğrenimli) olduğumun farkına vardım.
Kendimi Bilinçolog olarak tanımladım.(Dünya’nın ilk
Bilinçologu oldum)
Otodidakt : Bir okula gitmeden kendi kendini yetiştiren (kimse). eş.
yani özöğrenimli.
Özöğrenim: Her şeyi kendi kendine öğrenme, kendi kendini yetiştirme
işi.
Yukarıda sayılan alanlardaki
çalışmaları yaparken “Bilgi Çağı İnsanı”nın “yeti” sözcüğüyle
tanımladığı bilinç kavramını:
(a) Sorumluluk kavramıyla bütünleştirdim, ete kemiğe
büründürdüm, somutlaştırdım.
(b) B (bilinç) = Z (zaman) x Ç2 ( çabanın
karesi) şeklinde ifade ederek bilimselleştirdim…
(c) Basında yer alan haberlerden derlediğim bir “Küresel
ısınma sergisi” hazırladım.
“BİLİNÇ ÇAĞI İNSANI” OLMAMI SAĞLAYAN ÇALIŞMALARDAN
ÖRNEKLER:
1989 yılında
iki emekli arkadaşımla (Em. Alb. Cevdet Ayken ve Haydar Güllüce ile) sokakta,
yani kamusal, yani Türk Milleti’ne ait alanda çöp, izmarit ve benzeri atıkları
toplamağa başladım. Türkiye’ye özel alanım, yani tapulu malım gibi sahip
çıktım.
Bu uygulamayı pek çok il, ilçe ve
beldede, başlangıçtaki kadar sık ve sürekli değilse bile sağlığım elverdiğince
sürdürüyorum. Aslında Dünya’ya sahip çıkıyorum. Asalaklıktan kurtulmuş
olmanın gereğini yapıyorum
1996 yılında
İstanbul’da gerçekleştirilen HABİTAT II ve Bodrum’da gerçekleştirilen Yerel
HABİTAT Konferanslarına katıldım. Ne var ki, Devletin kurumlarının neredeyse
tümünün yanı sıra pek çok özel kuruluş, kişi, örgüt ve vakıfların katıldığı o
konferanslara katılanlardan benim dışımda hiç kimse, verdiği sözleri
tutmadı/tutamadı. Dağlar fare doğurdu. “Devletin Devamlılığı İlkesi”nin
gereği yapılmadı/yapılamadı (henüz).
MUMİKOM’dan (Muğla Milletvekillerini İzleme Komitesi) esinlenerek (Belediye
başkanlarına hesap sormak için) kurduğum TUBİKOM, ( “Turgutreis
Belediyesini İzleme Komitesi”) Fare doğurmayan girişimlerimin bir başka
örneğidir.
Muğla’nın Büyükşehir olması üzerine,
BODBİKOM’u (Bordu Belediyesi’ni İzleme Komitesi) kurdum; artık
Turgutreis Mahalle Meclisi’ni, Bodrum Belediyesi’ni ve Muğla Büyük şehir
Belediyesi’ni de izliyorum. Beni izleyecek, benden hesap soracak bir kişi kurum
ya da kuruluş yok (henüz).
Aynı yıl (1996) Bodrum
Garajaltı kavşağında başlattığım, genelde tek başıma sürdürdüğüm, zaman zaman
başka il, ilçe ve beldede gerçekleştirdiğim bu çalışma ile, yayalarla ilgili “kırmızı
ışık kuralı”nı ihlâl eden (yolsuzluk yapan) yayaları, ( aynı kuralı
sürücüler de yaya iken ihlâl ediyorlar) “Yeşili Bekle, Lütfen”, “Sağdan,
Lütfen” yazılı pankartları kullanarak uyarmağa başladım.
Bu çalışmayı yaparken,
demokrasinin; yukarıda sözü edilen kavşaklarda öğrenilebileceğini anladım ve bu
kuralı ihlâl eden otokratların yolsuzluk yapmağa devam ettiklerini gördüm.
Diğer taraftan, demokrasinin, “özgürlüklerin
özgürlüklerle sınırlı bir yaşam biçimi olduğu” gerçeğini dikkate
alarak, sözü edilen kavşakları (a) “Demokrasi Dershanesi” ve (b) “kırmızı
ışık kuralı”nı ihlâl edenleri uyaranları “Demokrasi Öğretmeni”
olarak tanımladım. Dünya’nın ilk “Demokrasi
öğretmeni” oldum
2001 yılında, borç alanın emir de almak zorunda kalacağı gerçeğini
dikkate alarak, uyruğu olduğum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “dış borç yükü”nden
kurtarmak amacıyla bir “gönüllü vergi” kampanyası başlatmak
istedim. Bu amaçla 57. Hükümet’e başvurdum. Hazine Müsteşarlığı’nın olumlu
görüş bildirmesine karşın öngördüğü yasal düzenleme yapılmadığı için bu
girişimim başarılı olmadı.
Bu kampanya, uyruklarının sahip
çıkmadıkları bir devletin, ancak “mış gibi bir devlet” olabileceğini
gösterdi.
Sayın Güldal Mumcu,
Felaket olarak da tanımlanan “Küresel
ısınma” “Bilgi Çağı”nda gerçekleşti. Bu çağın “bilgi vermekten ibaret olan eğitim anlayışı” felâketi
önleyemedi. “Bilgi Çağı İnsanı”nın, “küresel ısınma”yı durdurabilmesi için, “Eğitimin bilinçlendirici
boyutu”nu özümsemesi, “Bilinç Çağı İnsanı” olması gerekiyor.
Başta sayılan alanlardaki çalışmaları
yaparken geliştirdiğim, çocuklarımıza da benzer özellikleri kazandıracak olan,
ilk ve orta öğretim okulu öğrencileri müfredat programına “uygulama dersi”
olarak konulmasını M. E. Bakanlığı’na önerdiğim, “Trafik terörüne halkın
işbirliğinde son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi” dikkate
alınmadı. Uygulamaya konmadı. M. E. Bakanlığı, “Bilinç Çağı İnsanı”
yetiştirilmesi önerimi hafife almakta, “Eğitimin bilinçlendirici boyutu”nu
anlamazlıktan gelmekte direniyor.
* “Kasten”
ya da “maksatlı” yerine “bilinçli olarak”,
* “Biliyorum”ya
da “farkındayım” yerine “bilinçliyim” ya da “bilincindeyim”,
* (Bilinç
sözcüğünün fiil olarak kullanıldığında nesne almayacağını, geçişsiz bir fiil
olduğunu bilmediği için) “bilgilendiriyorum” ya da “bilgi veriyorum”
yerine “bilinçlendiriyorum” diyor. M. E. Bakanlığı yanlış kullanımı
sürdürmekte ısrarlı.
Bu yanlışlığın düzeltilmesi için,
16. 04. 2014 tarihinde, TDK’ya (Türk Dil Kurumu) yaptığım başvuruya hala bir
yanıt verilmedi/verilemedi. “Eğitimin bilinçlendirici boyutu”nu
anlamazlıktan gelmekte, yanlış kullanımını sürdürmekte, TDK da kararlı.
M. E. B. ve TDK, bilinçsiz nesiller yetiştirilmesini
engelliyorlar, adeta.
“Bilinç Çağı İnsanı”, özetle:
* Aşırı tüketmez.
* Çevreyi
kirletmez.
* Rüşvet
almaz/vermez.
* Trafik
kurallarını ihlâl etmez.
* Vergi
kaçırmaz, kul hakkı yemez.
Eşdeyişle,
yolsuzluk yapmaz, yolsuzluk yapanlarla mücadele etmekten kendisini alamaz.
Başka türlü davranmasına, özümsediği ilkeler izin vermez. Bir başka deyişle, “Demokrasi
bağımlısı”dır, o.
“NE VAR NE YOK” SORUSU İÇİN
BAZI CEVAPLAR:
*
Turgutreis’in, Bodrum’un, Muğla’nın,Türkiye’nin,
Dünya’nın sakini çok, ama benden başka sahibi yok (henüz).
* Turgutreis’in,
Bodrum’un, Muğla’nın,Türkiye’nin, Dünya’nın muhtarı, kaymakamı, valisi,
belediye başkanı çok, ama benden başka “yasa bağımlısı” bir sakini yok
(henüz).
* Turgutreis’in, Bodrum’un,
Muğla’nın, Türkiye’nin, Dünya’nın ibadethanesi, hastanesi, eczanesi,
hapishanesi çok, ama benim Turgutreis’te kurduğumdan başka Bilinçhanesi yok
(henüz).
* Turgutreis’in,
Bodrum’un, Muğla’nın,Türkiye’nin, Dünya’nın sosyologu, psikologu, antropologu
çok, ama benden başka Bilinçologu yok (henüz).
Sayın Güldal Mumcu,
Kısaca söylemek gerekirse;
“Küresel ısınma”nın durabilmesi, yolsuzlukların sona erebilmesi,
demokrasinin gerçekleşebilmesi için, bu Dünya’nın sakinlerinin değişmeleri,
sencil, yani Diğerkâm varlık (Bilinç Çağı İnsanı) olmaları gerekiyor.
“Bilinç Çağı İnsanı” olarak
yaptığım işlerin bazıları:
(a) Açılışı, 2003 yılında, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yapılan Turgutreis Yat Limanını (D-Marin’i);
*
ÇED raporunu hiçe sayarak, denizi kirleterek, Çevre Yasası’nı ihlâl ederek,
kamusal, yani Türk Milleti’ne ait alana tecavüz ederek inşa eden,
* D-Marin giriş kapılarındaki bekçi kulübelerinin üstüne
gölgelik olarak konmuş olan tenteleri zemine bağlayan çelik halatlarla yaya
yolunu kapatarak, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, kamusal, yani Türk Milleti’ne
ait alana işletirken de defalarca tecavüz eden, (Başkanı Ferit Şahenk’e,
önceki Meclis Başkanlarından Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği) Doğuş
Grubu’nun yaptığı yolsuzlukları önledim.
(b) Turgutreis Otobüs Terminali karşısındaki Total Benzin
İstasyonunun devasa reklam panosunu yaya yoluna koyarak, Trafik Yasası’nı ihlâl
ederek, kamusal, yani Türk Milleti’ne ait alana tecavüz ederek yaptığı yolsuzluğu
da aynı şekilde önledim.
Bir başka gerçek:
Neil Armstrong Ay’a ayak
bastığında: “Benim için küçük ama insanlık niçin büyük bir adım” dedi…
“Bilgi
Çağı İnsanı”, değişip, “Bilinç Çağı
İnsanı” olduğunda atacağı adımın büyüklüğünü hayal bile edemiyorum.
Sayın Güldal Mumcu
Uyrukları “Bilinç Çağı İnsanı”
olduklarında (yolsuzluk yapmadıklarında ya da asalaklıktan kurtulduklarında),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en fazla bir yıl içinde:
(a) Muasır Medeniyet’in üstüne çıkacağını,
(b)
Küresel sınmayı durdurmada Dünya’ya öncülük edeceğini,
(c)
Dünya Şeffaflık Örgütü”nün 2014 yılında yayınladığı raporda (Yolsuzluk Algısı
Endeksi’nde) ilk sırada ye alan Danimarka’nın üstünde (1. sırada) yer alacağını
(kendi örneğime dayanarak İDDİA EDİYORUM.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin
uyruklarının, sadece “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeleri
bile, bu ülkede suç işlenmemesi, adaletin sorun olmaması, bu kadar çok polis, savcı
ve hakime gerek kalmaması için yeterli olacaktır.
Yukarıda dile getirdiğim, tahkiki
mümkün gerçekleri TBMM üyeleriyle paylaşmama yardımcı olursanız, size ne kadar
minnettar olacağımı tahmin edemezsiniz.
Saygılarımla.
“Bilinç Çağı İnsanı”
Demokrasi Öğretmeni
Yolsuzlukla Mücadele Uzmanı
Bilinç Üniversitesi Kurucuları
Platformu Temsilcisi
Türkiye HABİTAT Yolsuzlukları
Önleme Kozası Kolaylaştırıcısı
Bilinçolog Galip (Diğerkâm)
Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535)
844 84 76
E-POSTA:
galipbaran@windowslive.com
Bilinç Üniversitesi’nin:
(a) İşlevi:
“Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına
dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler
kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli
mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog v.b. meslek
mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b) Kuruluş
amacı: “Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu”, bir başka deyişle, “dünyevi değerler”in yerini
“uhrevi değerler”in aldığı bir dünya düzeni kurmak.
EKİ: Çalışmalarımla ilgili
belgelerden oluşan bir klasör
ADRES: 4076 Sokak No:
5/2 PK: 20
Turgutreis-BODRUM
(Önemli Not: Bu mektup, Sayın Güldal Mumcu’ya 04. 02. 2015
tarih ve KPQ16441QQ743 sayı ile PTT//APS olarak kargo ile TBMM adresine
gönderilmiştir. Galip Baran)
30 Aralık 2014 Salı
YASA BAĞIMLISI BARAN’DAN ULUSA…
YASA BAĞIMLISI BARAN’DAN ULUS'A…
Cumhurbaşkanı, TBMM
Başkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, İçişleri Bakanı, valiler, kaymakamlar,
belediye başkanları, muhtarlar; devletin iskeleti kamu görevlileri!
Türkiye’nin; çevrenin
kirletilmediği, israfın önlendiği, trafik kurallarının ihlâl edilmediği, iş
ahlâkına saygı gösterildiği, milli servete sahip çıkıldığı, imar yasasına
aykırı işlerin yapılmadığı, her şeyin devletten beklenmediği bir ülke olmasını
istiyorsanız EĞER,
İşe, trafik
krallarına uymakla, uymayanları uyarmakla
başlamanız YETER!
Ben ki, sanat okulu
diplomalı, sıradan bir vatandaşım. Trafik kurallarına uymayı uymayanları
uyarmayı, YASA BAĞIMLISI olmayı, ben bile başardığıma göre; sizler, çoğu
üniversite diplomalı sıra dışı insanlar, sizler neden başaramayasınız?
Bunu
yapabildiğinizde; her şeyi devletten bekleyen, imama uyan TÜRK HALKI size
uyacak, onlar da sizler gibi YASA BAĞIMLISI olacaktır…
72 Milyon YASA
BAĞIMLISI’nın yaşadığı Türkiye’nin nasıl bir sıçrama yapacağını, AB’yi, ABD’yi
nasıl sollayacağını, Muasır Medeniyet’i nasıl aşacağını, bir düşünün…
Saygılarımla.
Demokrasi Öğretmeni
Bilinç Üniversitesi Kurucuları Platformu Temsilcisi
Türkiye HABİTAT Yolsuzlukları Önleme Kozası
Kolaylaştırıcısı
Bilinçolog Galip (Diğerkâm) Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
Bilinç Üniversitesi’nin:
(a) İşlevi: “Bilgi Çağı”
üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç
Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak;
böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli Mimar, Mühendis, Doktor, Sosyolog,
Psikolog, Antropolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda
bulunmak.
(b) Kuruluş amacı: “Güçlünün haklı
olduğu değil, haklının güçlü olduğu”, bir başka deyişle, dünyevi değerlerin
yerini uhrevi değerlerin aldığı bir dünya düzeni kurmak.
(*) 30 Aralık 2014 (Arşivimde yer alan bu yazının ilk şekli 07. 03. 2010 tarihlidir)
30 Ekim 2014 Perşembe
6 Ağustos 2014 Çarşamba
GALİP BARAN ORADAYDI; Engin Alan: "O Zat Atatürk'ün Koltuğuna Oturursa!"
Engin
Alan: O Zat Atatürk'ün Koltuğuna Oturursa!..
MHP
İstanbul Milletvekili Engin Alan, partisinin Bodrum İlçe Teşkilatı'na konuk
oldu. Anayasa Mahkemesinin Balyoz Davası'na ilişkin ihlal kararının ardından
tahliye olan Engin Alan, Bodrum'da gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda
bulundu. Alan, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışın "eşit" olmadığını
belirtirken, 10 Ağustos'ta yapılacak seçimin ise Türkiye'nin geleceğini ve
kaderini tayin edecek çok kritik bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.
05 Ağustos 2014 Salı 17:05
Selda
ÖZTÜRK- Anayasa Mahkemesinin Balyoz davasına ilişkin "ihlal"
kararının ardından tahliye edilen "en son milletvekili" Engin Alan
Bodrum'da partilileriyle buluştu. MHP Bodrum İlçe Başkanı Asım Başaran ve
MHP'nin 30 Mart yerel seçimlerinde Bodrum Belediye Başkan Adayı olan Mehmet
Tosun ile birlikte gazetecilerin karşısına geçen Alan, Türkiye gündemine
ilişkin önemli açıklamalarda bulunurken, Cumhurbaşkanlığı seçimine dair
görüşlerini de paylaştı.
Türk
Silahlı Kuvvetleri'ne şanıyla, şerefiyle uzun dönem hizmet veren milli bir
generali Bodrum'da ağırlamaktan büyük onur ve şeref duyduklarını belirten MHP
İlçe Başkanı Asım Başaran., "Gün geldiğinde Kuzey Irak'ta, gün geldiğinde
Balkanlarda bu milletin milli mücadelesine katkıda bulunmak için gözünü bile
kırpmadan mücadele veren müstesna bir generalimizi, İstanbul milletvekilimizi
konuk ediyoruz…
Bugün
iktidarda bulunan gaflet içerisinde bu ülkeyi yönetenler, paşamızı sahte
deliller üreterek hapishanelere atarak korkutabileceklerini zannettiler.
Trajiktir bu ülke içzin bu kadar mücadele eden bu müstesna ve milli
generalimiz, kendi ülkesinde hapishanelerle tanıştı. Komik olan tarafı ise,
Engin Alan gibi bir paşamızı hapishaneyle korkutmaya çalışmalarıdır. Onun gözü
en azılı teröristlerin üzerine gitmekten korkmadı. Milli mücadelesine devam
ediyor. Huzurlarınızda, Bodrum’a ve Bodrum ilçe teşkilatımıza hoş geldiniz
demek istiyorum” diye konuştu.
Milletvekilliğini
üç sene boyunca hapishanede yaptığını ve hapisten çıkan en son milletvekili
olduğunu söyleyen MHP İstanbul Milletvekili Engin Alan, "Şunu herkes iyi
bilsin. Türk milliyetçileri iyi bilsin, diğerleri de akıllı olsun. Bizi hapis
falan korkutamaz. Bu millet için ucunda ölüm varsa da hoş geldi, safa
getirdi" şeklinde konuştu. Alan, Bizi korkutacak kulu yaradan henüz bu
yeryüzüne indirmedi. Bizim için devletten, milletten daha kıymetli, değerli
hiçbir şey yoktur, olamaz" dedi.
Türkiye
Cumhuriyeti'nin 91 yıllık tarihinde hiç olmadığı kadar zor günler yaşadığını
kaydeden Engin Alan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
Türk
milleti geleceğini belirleyecek, çok kritik kararlar verme noktasında. Bu
kararın ilkini haftaya Pazar günü vereceksiniz. Bu ülke, 12.Cumhurbaşkanı’nı
seçecek. Esasında bu ülke 12. Cumhurbaşkanını falan seçmiyor. Bu seçimle bu
ülke geleceğine karar veriyor. Çoluğumuzun, çocuğumuzun, torunlarımızın,
ülkemizin gelceğine karar veriyoruz. Devleti de milleti de partiyi de hükümeti
de ben yönetirim diyen bir zat-ı muhtereme buyrun bizi güt diyeim ya da yok
hayır böyle bir şey olmaz diyelim. Türkiye’de rejim sorunu çıkacak. Türkiye, şu
an demokratik parlamenter sistemle yönetiliyor. Dolayısıyla bir rejim meselesi
gündeme gelecek. Ya bir tane adam herkesi idare edecek, ya da kuvvetler
ayrılığı ilkesine dayanan demokratik parlamenter rejim devam edecek. Millet
buna karar verecek.
Partimizin
ve sayın genel başkanımızın inisiyatifiyle, MHP ve CHP başta olmak üzere, diğer
partilerin de katılımıyla bir ortak aday çıkarıldı. Dolayısıyla karar verici
olan millet, benim söylediğim sözlerin ışığında ortaya koyulan bu iradeye
uyacaktır diye düşünüyorum. Bana göre birinci öncelik mutlaka sandığa
gitmektir. Sandığa gidip oy kullanmamakla, bir başka kişiye oy vermek
eşdeğerdir, fark etmez.
11 AĞUSTOS’TA BU ZAT-I MUHTEREM
ATATÜRK’ÜN KOLTUĞUNA OTURURSA…
Kendimiz
çalıp kendimiz oynayarak da bir yere varamayız. Şu Bodrum’da nüfus bir buçuk
milyonu geçmiş. Yarısının kafası karışık bu nüfusun. Kimi de duyarsız. O
duyarsız olanlar, biraz önce söylediğim neticeye katlanacak, ama o zaman
da çok geç olacak. Kafası karışık olanlara da anlatmamız, ikna etmemiz
gerekiyor. Tarihi bir karar bu. Bu başka bir şey. Bunu iyi anlamak gerekiyor.
Bir kişi, on kişilik çalışmak mecburiyetinde. Bıkmadan usanmadan anlatmak zorundayız.
11 Ağustos sabahı farklı bir Türkiye’ye uyandığımızda eğer bu zatı muhterem
Atatürk’ün koltuğuna oturduktan sonra hepimize geçmiş olsun. Ben hapishaneye
giderim, umurumda değil. Önemli olan bizim geleceğimiz, çoluğumuz çocuğumuzdur.”
Engin
Alan, Devletin bütünlüğünün ve milletin birliğinin çok ciddi bir tehditle karşı
karşıya olduğunu söyledi. Tahliye olduktan sonra katıldığı ilk Meclis Genel
Kurulu’nda iktidar partisinin adına “çözüm” dediği “ihanet” yasasıyla karşı
karşıya kaldığını söyleyen MHP Milletvekili Engin Alan, sürece ilişkin de
çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Önce Özerklik diyenlerin, daha sonra
Kürdistan demeye başlayacağını anlatan Alan, “Elinde silah olan adamla masaya
oturan devlet olmaz. O silah, istediğini alana dek devletin kafasına dayanır”
diye konuştu. Çözüm sürecinin kimileri tarafından “Diyarbakır’da, Şırnak’ta
olur, Bodrum’da, Gündoğan’da, Bitez’de olmaz” şeklinde yorumlandığını söyleyen
Alan, “Öyle bir şey yok. Bu ateş her yeri yakar. Aklımızı başımıza almazsak,
Edirne’den Şırnak’a kadar her yeri yakar” dedi.
Türkiye’de “Türk’üm” demenin de bedeli
olduğunu söyleyen MHP İstanbul Milletvekili Engin Alan, şöyle devam etti:
“Bugün bu
ülkede her şey olursunuz. Türk’üm dediniz mi yandınız. Her türlü paçavrayı
sallamak serbest. Türk bayrağını elinize aldınız mı yandınız. Dünyada böyle
ülke olamaz. Geldiğimiz nokta bu. Ama bizi çok daha zor günler bekliyor.
Yalanın üzerine yalanlar söyleniyor, her tür sahtekarlığa göz yumuluyor, hukuka
olan güven ise bitmiş. Bunun canlı şahidiyim ben. Resim bu. Türk milliyetçileri
ve onun siyasi temsilcisi olan MHP bu ülkenin sigortasıdır. Emin olun, Türk
milliyetçileri olmasa, MHP olmasa bu muhteremler için Türkiye dikensiz gül
bahçesi olur. Madem ki biz bu ülkenin sigortasıyız. Bu sigortayı attırmak için
aramıza fitne, fesat nifak sokmaya çalışanlara müsaade etmeyeceğiz. Bunlarınki
salam taktiği! Böl böl ye! Önümüzdeki süreçte partimizin gerçekleri ne denli
iyi gördüğüün ortaya çıkaracak., Belki ülkenin canı yanacak ama Türk
milliyetçilerinin ne kadar haklı olduğu anlaşılacak.”
BU YARIŞ EŞİT DEĞİL
Engin
Alan, gazetecilerin Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına ilişkin yayınlanan
anketler ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçim süreci performansına ilişkin bir
sorusunu da şöyle yanıtladı:
“Ben
anketlere inanmam. Hepsi manipüle edilmiş. Ekmeleddin Bey, tüm gayretiyle
çalışıyor. Ancak bu yarış eşit bir yarış değil. Bir tarafta devletin tüm
imkanlarını kullanan biri, diğer tarafta sadece kendisine destek verenlerin
gayretiyle kampanya yürüten bir aday var. Kendisi canla başla çalışıyor.”
Alan,
Selahattin Demirtaş’ın adaylığı ile ilgili olarak da “Kendisinin neden aday
olduğuna durup bakmak gerekir. Bu çözüm denilen ihanet süreci oyununun içinde o
da var” ifadelerini kullandı.
Uzun
yıllar teröre karşı mücadele veren Alan, Ortadoğu’da ve özellikle Filistin’de
yaşanan gelişmelere dair de “Filistin’de yaşananlar insanlık ayıbıdır, utanç
vesikasıdır. Daha bugün, ABD’nin İsrail’e bir yardım paketi daha gönderdiğini
öğreniyoruz.” Yorumunu yaptı.
Engin
Alan, konuşmasının sonunda, dün TBMM Genel Kurulu’nda AKP’li vekillerin
saldırısına uğrayan MHP Milletvekilleri Sinan Oğan ve Ali Uzunırmak ile ilgili
de “O mekana yakışmayan bazı olaylar cereyan ettik. Kuzey Irak’ta Türkmenlerle
ilgili yaşananlar nedeniyle bizim iki milletvekilimizin ortaya koyduğu tepkiye,
AKP’li vekiller tarafından saldırıyla karşılık verildi. İki milletvekiline
karşı 60 kişiymiş. Bir defa bu hareket çirkin. Yüce meclise yakışmıyor. Ama ben
ikisini de iyi tanıyorum. Bir Türk dünyaya bedeldir, iki MHP milletvekilinin
kaç kişiye bedel olduğunu da ilçe başkanımız Asım Başaran söylesin” diye
konuştu.
Tatilini
Bodrum’daki evinde geçiren MHP İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın MHP İlçe
Teşkilatı’na yaptığı ziyarete partililer büyük ilgi gösterdi. MHP İlçe Başkanı
Asım Başaran’ın ev sahipliği yaptığı toplantıda, partililer Engin Alan’la
tokalaşmak ve fotoğraf çektirmek için sıraya girdi. İlçe kadın kolları üyesi
Halime Dinç Alan’a ziyaretinden dolayı teşekkür ederek bir çiçek takdim etti.
MHP İlçe Teşkilatı üyesi Nejat Erbaş da oğlu Aksel Defineci’nin çoğaltarak ücretsiz
dağıttığı Diyanet tarafından Türkçeleştirilen Kur’an-ı Kerim kitapçığını hediye
etti. GALİP BARAN,
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ VE ATATÜRK
Konuşmanın ardından MHP'liler İstanbul Milletvekili Engin Alan'a çiçek verdi. Alan ayrıca, ilçe, Muğla il'i çevresi ve bütün Türkiye’de trafik eylemleri, bilimsel faaliyetler, anlamlı ve özgün etkinlikleri ile tanınan 78 yaşındaki; Bilinç Üniversitesi kurucusu ve Kurucular Kurulu temsilcisi Galip Baran'ın verdiği, üzerinde "Çalışmanın en yücesi ulus için olanıdır. Kemal Atatürk" yazılı tişörtü giydi.
8 Temmuz 2014 Salı
ELSEVER DOSTLAR, SENCİLLİĞİN ÖNDERLERİ VE BİLİNÇ ÜSTADLARI BİR ARADA... HASRETİN BİTTİĞİ YER
5 Temmuz 2014 Cumartesi
(SN. EKMELEDDİN İHSANOĞLU’NA AÇIK MEKTUP)
Prof. Dr. Ekmeleddin
İhsanoğlu
Cumhurbaşkanlığı
adayı
KONU: “Bilinç Çağı İnsanı” olmanız
Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu,
Ben, bir “Bilinç Çağı
İnsanı”yım. Hakkını verme çabası içinde olduğum bu kimliğimle, aday adayı
olduğunuz cumhurbaşkanlığı makamı için “Bilinç
Çağı İnsanı” olmanız gerektiğini hatırlatmak isterim…
“Bilinç Çağı İnsanı”
oluşumun öyküsü:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık,
vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlakı (Ahilik), imar ve her şeyi devletten
bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini
araştırdığımız, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına
giren, bencillikten kurtulmamı, diğerkâm bir kişilik edinmemi,”yasa bağımlısı” bir “Bilinç
Çağı İnsanı” olmamı sağlayan çalışmaları yaparken yaşan biçimim kökten
değişti:
* “Kendimi tanıma”ğa başladım.
* “Yurdu ve milleti özden çok sevme” ve “yaratılanları Yaratan’dan ötürü sevme”
ilkelerini özümsedim.
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi ve kuruluş
amacı aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
* Bilinç
konusunda uzmanlaştığımın, otodidakt (1)
(özöğrenimli) bir varlık olduğumun
farkına vardım. Kendimi Bilinçolog olarak tanımladım
Bilinçolog olmamı sağlayan çalışmaları
yaparken, tanımı “yeti” sözcüğüyle
sınırlı olan bilinç kavramını (a) sorumluluk kavramıyla bütünleştirdim,
ete kemiğe büründürdüm, (b) Bilinç
= Z (zaman) x Ç2 ( çabanın karesi)
şeklinde ifade ederek bilimselleştirdim…
1996 yılında, “Trafik
kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım” sloganından esinlenerek,
Bodrum’da, yayalarla ilgili sinyalizasyon ışıklarıyla donatılmış kavşaklarda
başlattığım çalışmada, “kırmızı ışık
kuralı”nı ihlâl eden, bu yolsuzluğu yapan yayaları, ( aynı kuralı sürücüler
de yaya iken ihlâl etmektedirler, yani bu kuralı ihlâl etmeyen yok
gibidir) “Yeşili Bekle, Lütfen”, “Sağdan,
Lütfen” yazılı pankartları kullanarak uyarmağa başladım.
Bu çalışmayı yaparken, demokrasinin,
yukarıda sözü edilen kavşaklarda özümsenebileceğini öğrendim. Ve demokrasinin, “Özgürlüklerin özgürlüklerle sınırlı bir
yaşam biçimi” olduğunu (sürücüye yeşil yandığı zaman yayanın kırmızıda
beklemesi, yayaya yeşil yandığı zaman sürücünün kırmızıda beklemesi gerektiğini)
dikkate alarak, sözü edilen kavşakları “Demokrasi Dershanesi” ve sözü edilen
kuralı ihlâl edenleri uyaranları “Demokrasi
Öğretmeni” olarak tanımladım.
Ayrıca, bencil (hodkâm) bir insanın, değişip, sencil (diğerkâm) bir
varlığa dönüşmedikçe, demokrat olamayacağının
da farkına vardım.
Somut uygulamalardan kaynaklanan bu sonuçlara bakılarak
düşünülecek olursa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu söylenemez. Söylenemez, zira uyrukları demokrat olmayan,
yani otokrat olan devlet de demokrat değil, otokrat olur.
Sözü edilen çalışmaları yaparken, basında yer alan
haberlerden “Burası Türkiye” ve “Küresel ısınma” sergileri hazırladım…
2001 yılında, borç
alanın emir de alacağı anlayışından hareketle, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ni “dış borç yükü’nden (İMF
Boyunduruğundan) kurtarmak amacıyla bir kampanya başlatmak için Başbakanlığa başvurdum. Ancak,Hazine
Müsteşarlığı’nın bu konuda öngördüğü “yasal
düzenleme” yapılmadığı için bu kampanyayı amacına ulaştıramadım…
2002 yılında. Bodrum’dan hareketle, İzmir, Çanakkale,
Kocaeli, Yalova, Bilecik, Eskişehir güzergâhı üzerinden Ankara’ya yürüdüm. “Yurttaşlığa Çağrı Yürüyüşü” olarak tanımladığım bu etkinliği gerçekleştirirken
konakladığım il ve ilçelerde çevre ve trafik projelerimi uyguladım…
Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu,
Diğer taraftan, bilmenizi ve üzerinde düşünmenizi istediğim
en önemli konu:
“İklim değişikliği”nin
“Bilgi Çağı”nda gerçekleştiği, (ozon
tabakasının delindiği, buzulların eridiği, yağmur ormanlarının tükendiği,
türlerin azaldığı), “Bilgi Çağı”nın
“bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı”nın
felâket olarak tanımlanan “Küresel
Isınma”yı önleyemediği, insanı bencillikten kurtaramadığı, diğerkâm
kişilik kazandıramadığı, demokrat olmasını sağlayamadığı, bilinçlendiremediği
gerçeği karşısında; “Bilgi Çağı İnsanı”nın
"bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı”nı aşmasının, “bilinçlendirici eğitim anlayışı”nı
özümsemesinin, “Bilinç Çağı İnsanı”
olmasının yalnız ülkemiz değil, gezegenimiz için “olmazsa olmaz” bir KOŞUL olduğudur…
Bilinç sözcüğünün kullanılışında “Bilgi Çağı İnsanları”nın yaptıkları yanlışlar;
* “Biliyorum”ya da “farkındayım” yerine “bilinçliyim”
ya da “bilincindeyim”,
* “Kasten”
ya da “maksatlı” yerine “bilinçli olarak”,
* Bilinç sözcüğünün
fiil olarak kullanıldığında nesne almayacağını, geçişsiz bir fiil olduğunu
bilmedikleri için, “Bilgilendiriyorum”
ya da “bilgi veriyorum” yerine “bilinçlendiriyorum” diyorlar…
“Bilinç Çağı İnsanı”:
* Aşırı tüketmez,
tüketemez.
* Çevreyi
kirletmez, kirletemez.
* Trafik
kurallarını ihlâl etmez, edemez.
* Vergi kaçırmaz,
kaçıramaz; kul hakkı yemez, yiyemez.
Eşdeyişle, yolsuzluk yapmaz,
yapamaz, bu kadarla yetinmez, yolsuzluk yapanlarla mücadele etmekten kendisini
alamaz. Başka türlü davranmasına vicdanı
izin vermez.
Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu,
Küresel ısınmanın durabilmesi için bu gezegenin sakinlerinin
“Bilinç Çağı İnsanı” olmaları gerekiyor…
Anıtkabir defterine yazığınız notta, “Muasır
Medeniyet’in üstüne çıkmak hedefimizdir. Ruhun şad olsun” dediniz.
“Muasır Medeniyet’ in
üstüne gerçekten çıkmak, Atatürk’ün
Ruhu’nu gerçekten şad etmek istiyorsanız “Bilinç Çağı İnsanı” olmanız gerekmektedir.
Saygılarımla. 04. 07. 2014
Demokrasi Öğretmeni
Bilinç Üniversitesi Kurucuları Temsilcisi
Bilinçolog
Galip (Diğerkâm) Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
Bilinç
Üniversitesi’nin:
(a) İşlevi:
“Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına
dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler
kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli
mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda
bulunmak.
(b) Kuruluş amacı: Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü
olduğu, bir başka deyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in
aldığı bir dünya düzeni kurmak.
(1): Otodidakt : bir
okula gitmeden kendi kendini yetiştiren (kimse). eş. yeni özöğrenimli.
Özöğrenim: her
şeyi kendi kendine öğrenme, kendi kendini yetiştirme işi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















