29 Haziran 2012 Cuma

‘Yaşlı Gezegen Direniyor’ !.........

Sayın Yılmaz Şipal
Cumhuriyet Gazetesi
Sayın Yılmaz Şipal,
‘Yaşlı Gezegen Direniyor’ başlıklı makalenizi (18. 06. 2012; Cumhuriyet) okudum…
O makalenizde,  “5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü artık bir kutlama değil mücadele günü. Sayısız felaket, afet ve krizle karşı karşıya olan yaşlı gezegenin insan eliyle yok edilen havası, suyu, toprağı uzun süredir her şeye karşın direniyor. Artık gezegenin geleceğini tehdit edecek boyutlara ulaşan doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltmak için dünyayı yönetenlerin somut adımlar atması, bireylerin de yaşam biçimini değiştirmesi gerekiyor” diyorsunuz…
Ben, “yaşam biçimini değiştirmesi gerekiyor” dediğiniz bireylerden birisi olarak, dediğinizi yaptım… Yaşam biçimimi değiştirdim. Bunu:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren, beni bilinçlendiren,hodkâmlıktan kurtaran çalışmalara borçluyum…
Diğer taraftan, bu çalışmaları yaparken: 
* “Yasa bağımlısı” oldum.
* Kendimi tanımağa başladım.
* Diğerkâm bir kişilik edindim.
* Çocuklukta içtiğimiz AND’ımızda yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim.
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi ve kuruluş amacı aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
* Kendimi tanımağa başladığımın, “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın ve Bilinçolog olduğumun farkına vardım...
Sayın Yılmaz Şipal,
“Hodkâm” varlıklar  olan “Bilgi Çağı” insanları (yukarıda sözü edilen çalışmaları yapmazdan önce ben de “hodkâm” bir varlıktım); felâket olarak tanımlanan “iklim değişikliği”nin sorumlusudurlar. İşte bu insanlar, makalenizde değiştirilmesinin gerekliliğinden söz ettiğiniz yaşam biçimleriyle ozon tabakasını delerek, buzulları eriterek, yağmur ormanlarının tüketerek, bazı türleri yok ederek bu gezegeni yaşanamaz hale getirdiler.
Buna göre; bu gezegende yaşamakta olan “hodkâm” insanların, kendilerini “hodkâmlık”tan kurtaramayan, “bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı”nı bencileyin aşmaları, “bilinçlendirici eğitim anlayışı”na bencileyin sahip çıkmaları gerekmektedir…
Sayın Yılmaz Şipal,
Ben, bu gezegenin (bu geminin) insanlarına, bu gezegende, bundan böyle, bencileyin yaşamaları gerektiğinigöstererek anlatmağa çalışıyorum… Bu kutsal görevimi hakkıyla yapabilmek için büyük özen gösteriyorum. Anlamıyorlar ya da anlayamıyorlar. Bana göre sorun, “her şeyi devletten-devletlerden- bekleme alışkanlığı”ndan kaynaklanıyor…
Makalenizde “dünyayı yönetenlerin somut adımlar atması”ndan söz ederken, siz de, farkında olmadan, bu gerçeğe (“her şeyi devletten-devletlerden- bekleme  alışkanlığı’na) dikkat çekmiş oldunuz…
Diğer taraftan, “somut adımlar atması gerekir” dediğiniz dünyayı yönetenler da “hodkâm” varlıklardır. Öyleyse, sorun belli, çözüm de…
“Sorun Hodkâmlık: Çözüm Diğerkâmlık”
Bu slogandan hareketle, bu gezegenin “hodkâm” insanlarına, bir taraftan, bencileyin yaşamaları gerektiğinigösterirken, diğer taraftan, “Dünyayı Kurtarmak istersen eğer, diğerkâm olman yeter” şekline birsloganla sesleniyorum. Dünyayı kurtardıkları takdirde kendilerini de kurtarmış olacaklarına anlatmak için yıllardır dil döküyorum…Nafile…
Bu konuda anlatmak istediğim  o kadar yoğun bir birikimim var ki… Keşke buraya gelebilseniz, size de anlatabilsem bu yolda harcadığım emeği, çabayı  ve daha başka şeyleri…
Saygılarımla.

Bilinç Üniversitesi  kurucusu 
Bilinçolog, Galip Diğerkâm Baran

Bilinç Üniversitesi’nin,
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)   Amacı:  “Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu” bir dünya düzeni kurmak.

Diğerkâm (özgeci, elci, elsever ):
*   Başkalarına yararlı olmaya çalışan,
*   Kendi yararından çok başkalarını düşünen,
*   Başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen,
*   Başkalarına iyilik yapmayı yaşam ve ahlâk felsefesi yapan (kimse)

23 Haziran 2012 Cumartesi

Cumhurbaşkanı, diğerkâm ve sencil olmak zorundadır!..

CUMHURBAŞKANI GÜL:
"Toplumsal barışın pekiştirilmesi, sorunların çözülmesi, huzur ve sükunetin hâkim olması konusunda gayretler sürdürülürken, bu güçlü iradeyi zaafa uğratmak, güven ve istikrar ortamını sabote etmek isteyen terör örgütü, insanlık dışı kanlı eylemlerine devam etmektedir" dedi...
Şu var ki, lâfla peynir gemisi yürümüyor…
Sayın Gül'ün dediklerinin gerçekleşebilmesi, hayata geçirilebilmesi için diğerkam, eşdeyişle; 
*   Başkalarına yararlı olmaya çalışan,
*   Kendi yararından çok başkalarını düşünen,
*   Başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen,
*   Başkalarına iyilik yapmayı yaşam ve ahlâk felsefesi yapan insanlar olmamız gerekir.
Sayın Gül dilerse, kendisine, nasıl diğerkâm olabileceği konusunda bila-bedel ders vermeğe hazırım...
Bilinç Üniversitesi  kurucusu/yasa bağımlısı /Bilinçolog/
GALİP BARAN
Namı diğer; Galip Diğerkâmbaran
Bilinç Üniversitesi’nin,
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)   Amacı:  “Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu” bir dünya düzeni kurmak.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Bodrum Belediye Başkanı!........

KOCADON, HİÇ KİMSENİN MASUM OLMADIĞI BİR SUÇU İŞLEDİĞİ/YOLSUZLUK YAPTIĞI  İDDİASIYLA TUTUKLANDI...
ASLINDA TRAFİK YASASI’NIN YAYALARLA İLGİLİ KIRMIZI IŞIKT KURALINI İHLAL EDENLER DE SUÇ İŞLİYOR / YOLSUZLUK YAPIYOR.
DİĞER TARAFTAN, BU SUÇU İŞLEMEYEN NEREDEYSE HİÇ YOK…
BU NEDENLE, YOLSUZLUK YAPTIĞI İDDİASIYLA TUTUKLANAN  KOCADON'LA SIRADAN VATANDAŞIN ARASINDA BİR FARK YOK... 
ŞU DA VAR Kİ  İNSANOĞLU CÜRMÜ KADAR YER YAKIYOR… BEN DE TURGUTREİS'E GELDİĞİMDE İSTANBUL'DA KİRAYA VERDİĞİM EVİN GELİR VERGİSİNİ BİR SÜRE ÖDEMEDİM. DAHA ÖNCE DE VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ ÖDEMEMİŞTİM...
SIRADAN VATANDAŞ İSE BU KADAR, BELEDİYE BAŞKANI İSE, İŞLEDİĞİ SUÇUN BOYUTU DEĞİŞİYOR BENCİL BİR VARLIK OLAN İNSANIN. BİR BAŞKA  DEYİŞLE, CÜRMÜ KADAR YER YAKIYOR BENCİL VARLIK...
TURGUTRİS'E GELDİKTEN SONRA DA YOLSUZLUK YAPTIM. İMAR YASASI'NI LHLÂL ETTİM. SUÇUM, AÇIK BALKONUMU İSKÂN İZNİ ALDIKTAN SONRA KAPATMIŞ, KAPALI ALAN KAZANMIŞ OLMAMDI…
ANCAK "YASA BAĞIMLISI" OLDUKTAN SONRA UYANDIM. SUÇ İŞLEDİĞİMİN  FARKINA VARDIM VE KENDİMİ BELEDİYEYE ŞİKÂYET ETTİM.
ŞİKÂYETİM İNCELENDİ VE BALKONUMU KAPATARAK KAZANDIĞIM ALANLA İNŞAAT HAKKIMI GEÇMEDİĞİM BİLDİRİLDİ. ÖRNEK BİR VATANDAŞ OLDUĞUM İFADE EDİLDİ...
KONUYU O GÜNLERDE GÖRÜŞTÜĞÜM BODRUM İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI BAŞKANI CİHANGİR  AYGIN,  "O  SUÇU HANGİMİZ İŞLEMİYORUZ Kİ" DEMİŞTİ... 
KOCADON MESELESİ  ÜZERİNE GİDECEĞİMİ SÖYLEDİĞİMİ DE NEREDEN ÇIKARDIN A BE SINACI?

GALİP BARAN
NAMI DİĞER DİĞERKÂMBARAN

TEKÂMÜL VE TERK
Kendini bilmek ya da kendini tanımak, insanın değişim (ilerleme, gelişme, tekâmül) zorunluluğunun doğal bir uzantısıdır. Değişmek, uyanmak, şuurlanmak [bilinçlenmek] için “fazlalıkları” atmak, terk etmek, içsel bir mücadeleye girişmek, özdeşleşmeyi kolaylaştıran bağımlılıklardan soyunmak şarttır. Üstün çaba gösterilmeden, kendi üstünde çalışmadan değişmek, uyanmak, şuurlanmak [bilinçlenmek] mümkün değildir. Bütün ezoterik [ezoterizm = içreklik; ancak anlayabilecek olanlara bildirilen, sınırlı bir topluluğa aktarılan, öğretilen, iç gerçekle ilgili, gizli olan. eş. batıni.] çalışmaların, inisiyatik [inisiyatör = mürşit, şeyh, büyük üstat] öğretilerin temeli TERK’e dayanır.

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi Kurucusu

26 Mayıs 2012 Cumartesi

 TURGUTREİS’İN SAHİBİ…
 Turgutreis’in; 
* Çevrenin kirletilmediği,
* Aşırı tüketimin sona erdiği,
* Milli servete sahip çıkıldığı,
* Rüşvetin alınmadığı/verilmediği,
* Trafik kurallarının  ihlâl edilmediği,
* İmar yasasına aykırı işlerin yapılmadığı,
* Verginin kaçırılmadığı/kul hakkının yenmediği,
* İş ahlakına saygı gösterildiği/Ahilik Ruhu’nun ihya edildiği, 
* Sağlığa aykırı alışkanlıkların edinilmediği/ varsa terk edildiği,
* Her şeyin devletten beklenmediği bir belde olması için çalışacağıma,
Daha açık deyişle, 
Turgutreis’e sahip çıkacağıma 
SÖZ VERİYORUM.

*****************


Adı ve Soyadı: .........................
Telefonları:................................
Tarih : ....../ ................./............
İmza  :

Şahit:

Ad-Soyad                           Telefon                   Tarih                 İmza

---------------------------------------------------   -----------------------------------     ----------------------------  ---------------------
            
NOT:  Bu And Bilinç Üniversitesi Arşivinde dosyalanır.

18 Mayıs 2012 Cuma

"hayat hikâye'm" meselesi hakkında!....


sevgili galip baran 
geçen sene benden bir hayat hikayesi, bir biyografi
yazmamı rica etmişti. 
kendi yaşam hikayesini. 
fakat kendisine de daha sonra bildirdiğim bazı nahoş sebeplerden dolayı bu yazı yazılamadı.
kendisinden özür diledim. 
her zamanki "sencilliği" ile gülüp geçti.
sağolsun...
aslında, 
galip baran'ın yazılması gereken bir hayat hikayesi yoktur.
aslında, 
galip baran'ın hayat hikayesini bilmeye kimseciklerin hakkı yoktur..
hiç kimse galip baran'ı bir terazide, kendi terazisinde, alemin terazisinde
tartıp değerlendirme hakkına sahip değildir.
bu hakka sahip olabilmek için insanların en az galip baran gibi bir yaşam  
sürmüş olmaları, en az bencilliği, sencilliği, tevazuyu onun kadar bilmeleri
onun kadar bu erdemlere sahip olmaları gerekir.
yoksa insanlık için, dürüstlük için, hukuka saygı için, düzen ve intizam için
durup dinlenmeden bir ömrü feda eden bir insanın yaşamını anlamak,
bu yaşamın nedenlerini anlayabilmek ne yazı ne de çizi ile olabilecek şeyler değildir.
bu bir özür yazısı değildir.
bir ömür boyu kendisini adadığı iyi ve güzel şeylere bence asla layık olmayan, onu bir türlü anlamak istemeyen, anlamak işlerine gelmeyen insanların; yazılmamış bir hikayenin kahramanını bilmelerine de hakları yoktur.
ama tarihte hikayeleri yazılmamış bir çok kahraman bu dünyanın gidişatina katkıda
bulunmuşlar ve zamanlar ötesinde hak ettikleri mertebeye yükseltilmişlerdir.
şu anda anlaşılmamış olmak galip baran'ın değil insanların suçudur.
kahrolası bencillikleri yüzünden...
bunu herkesin bilmesini rica ederim..
sevgilerimle
aykut yazgan

17 Mayıs 2012 Perşembe

bilinç devrimi,


BİLİNÇ!…
* Her yeni yetişen kendisinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse o zaman, ancak o zaman gelecek kuşaklar birbirinden basamak basamak yüksek düzeyde bir yükselme grafiği oluştururlar ki, insanlığın ilerlemesinin amacı budur…
* Her ulus, devrimini toplumsal baskısına ve gereksinimlerine bağlı olan durumuna ve bu devrimin oluş zamanına göre yapar.
* Devrim hareketlerinde dikkat edilecek nokta, insan topluluklarının amaçlarını, düşüncelerini öğrendikten sonra, onlara yenilikleri kabul ettirebilmektir…
(Atatürk’ten İnsanlığa Yol Gösteren Sözler/ Truva Yayınları/ sayfa 49-50)
DEVRİMİ…
Bilgi Çağı” insanının geleceği; “Bilinç Çağı”nı İDRAK etmesine, diğer deyişle HABİTAT’ın YAŞANABİLİRLİK ilkesini hayata geçirmesine, daha açık deyişle bu gezegeni  tekrar yaşanabilir kılmasına, çok daha açık deyişle, “Bilinç Devrimi” yapmasına bağlıdır…
Bilinçolog Galip Baran 
GÖLGE ETME!..
Ey “Bilgi Çağı”nın;
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
TBMM Başkanı Cemil Çiçek,
Başbakanı R. Tayyip Erdoğan,
Diyanet İşleri Başkanı Dr. Mehmet Görmez,
Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel,
Valileri,
Kaymakamları,
Belediye Başkanları,
Muhtarları;
Ey, seçilmiş ve atanmış kamu görevlileri!
“GÖLGE ETMEYİN! BAŞKA İHSAN İSTEMEZ!
BAŞKA İHSAN İSTEMEM..
 “Bilgi Çağı” insanlarının nazar-ı dikkatine:
“Bilgi Çağı”nın (geçici-dünyevi) değerlerinden biz de yararlanacağız, ancak “Bilinç Çağı”nın (kalıcı-uhrevi) değerleriyle icra-i sanat edeceğiz…Biline…
Türkiye Diğerkâmlar Cumhuriyeti’nin Devlet Başkanı
Bilinçolog Galip Baran
MEŞRU OLAN HAK VE HAKLI’NIN GÜÇLÜLÜĞÜ’DÜR.
 “Her halde bu dünyada bir ‘hak’ vardır. Ve hak gücün üstündedir.”
(Atatürk’ten İnsanlığa Yok Gösteren Sözler” /Truva Yayınları/ sayfa 44
İNSAN, YASA, ANAYASA VE BEN
Yirminci yy’ın en tanınmış mistiklerinden Bhagwan Shree Rajneesh’e yöneltilen bir sorunun cevabı ve benim konuyla ilgili görüşüm:
Soru: Toplumsal kuralların insanlar için temel ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Lütfen bireyle toplum arasında ne türden bir ilişki olduğunu ve birbirlerine gelişmekte nasıl yardım edebileceklerini açıklar mısınız?
Bhagwan Shree Raljneesh: Bu çok karmaşık bir soru. Tüm varoluşun içinde sadece insanın kurala ihtiyacı vardır. İnsanın kurallara ihtiyacı olmasının ardındaki neden onun hayvan olmaktan çıkması, ancak henüz bir insan haline de gelememiş olmasındandır.
Hayvanlar kurallar, kanunlar, anayasalar, mahkemeler olmadan mükemmel olarak yaşar. Şayet insanoğlu gerçekten insan olabilirse-sadece lafta değil, gerçekte de- hiçbir kurala ihtiyaç duymayacaktır.
Bugüne kadar bunu çok az insan hayata geçirebilmiştir. Örneğin, Sokrates, Zerdüşt, Bodhidharma gibi adamlar için hiçbir kurala gerek yoktur. Eğer tüm toplum hakiki anlamda insan olma yönünde evrim geçirebilirse, sevgi olacaktır ama kanun olmayacaktır…
Sorun; insanın bir hayvanın sahip olduğu doğal davranışları henüz elde edememiş olması nedeniyle kurallara, kanunlara, mahkemelere, ordulara, bir polis gücüne ihtiyaç duymuş olmasıdır. İnsan bir kaostur. Bu kaosu kontrol etmek için tüm bu şeylere gerek vardır.
Galip Baran: “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” ile,  “yaradılanları Yaratan’dan ötürü sevme ilkesi”ni özümsemiş bir insan olduğum nedenle “benim için de ne yasaya ne de anayasaya gerek yoktur” diyorum.
İşte bu nedenle; yukarıda sözü edilen iki ilke hayata geçtiğinde ne bu ülkede, ne de dünyada adaletin sorun olmayacağını, bu kadar çok polise, savcıya ve hakime gerek kalmayacağını, “Yurtta ve Dünyada Barış”ın gerçekleşeceğini iddia ediyorum…
Aynı nedenle, bu gezegenin sakinlerini “o iki ilkeyi özümsemeğe” davet ediyorum…
(Kaynak: “Özgürlük”,  OSHO Ganj yayınları)
Bilinç Üniversitesi  kurucusu
Bilinçolog (Atatürk Bağımlısı) Galip Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
Bilinç Üniversitesi’nin
(a)  İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Fakülteleri ile Bilinçoloji Bölümlerine dönüşebilecek; ‘Ana Bilim Dalı’, ‘Bilinç Kürsü’sü’ ya da ‘Bilinç Enstitüsü’ gibi üniteler ihdas ve teşkiline yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)  Amacı:  “Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu” bir dünya düzeni kurmak.

25 Nisan 2012 Çarşamba

yeniden HABİTAT!....

Belediye Başkanlığına
TURGUTREİS

KONU: Turgutreis Yerel HABİTAT Konferansını canlandırma önerimiz.

Sayın Başkan
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığım, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren; beni bencillikten kurtaran ve bilinçlendiren çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten değişti:

*      “Yasa bağımlısı” oldum.
*     “Diğerkâm bir kişilik” edinmem     
*     Çocuk yaşta içtiğimiz ANDIMIZ’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim.
*     Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi ve amacı aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
*     Kendimi tanımağa başladığımın, “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın ve Bilinçolog olduğumun; ayrıca, önceleri bi-haber olduğum bir özellik kazandığımın, kamusal alana sahip çıktığımın, “kamusal alan bilinci” edindiğimin de farkına vardım.

Yasa bağımlısı” olarak yaptığım işlerden bazıları:
(a)    Başkanı Ferit Şahenk’e önceki Meclis Başkanlarından Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği, açılışını Başbakan Erdoğan’ın yaptığı Turgutreis Yat Limanını (D-Marin’i);
*      ÇED raporunu hiçe sayarak, Çevre Yasası’ni ihlâl ederek, denizi kirleterek  inşa eden,
    Yaya yolunu işgal ederek, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, “kamusal alan”a tecavüz ederek işleten Doğuş Grubu’nun  yaptığı yolsuzlukları önledim.
(b)    Turgutreis Otobüs Terminali karşısındaki Total benzin istasyonunun reklam panosunu yaya yoluna koyarak, “kamusal alan”a tecavüz ederek yaptığı yolsuzluğu da aynı şekilde önledim…

Bana yukarıda sayılan özellikleri kazandıran çalışmaları yaparken, (1996 yılında):
(a)   14- 29 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da yapılan  Asrın Zirvesi olarak tanımlanan Uluslar arası HABİTAT Konferansına katıldım. Bu konferansda1993 yılında Turgutreis’te başlattığım atık kağıt toplama kampanyasını uygularken geliştirdiğim projeyi sundum, sergi açtım ve sunumlar yaptım. (“Tek kişilik ordu”/ Milliyet / 13. 06. 1996) (Bu kampanyaya, “Türkiye Ulusal Rapor ve Eylem Planı”nda yer verildi.  “Başarılı sivil toplum pratikleri” arasında gösterildi.
(b)  Turgutreis’te bir Yerel HABİTAT Konferansı başlattım. ( Cumhuriyet/ 15. 07. 1996)
(c) 17-21 Ekim tarihleri arasında Bodrum’da yapılan Yerel HABİTAT Konferansına katıldım. Emekliler ve Trafik Kozalarını kurdum…

Sayın Başkan

Birleşmiş Milletler’in bir girişimi olan , “yaşanabilirlik”, “sürdürülebilirlik”, “hakçalık” gibi hedefleri ve “yönetişim”, “yapabilir kılma”, “katılımcılık” ve “çözümde ortaklık” gibi ilkeleri (araçları) olan HABİTAT Konferanslarının en  önemli özellikleri:

Devletin;
(a)     Koza adı altında faaliyet gösterecek tek kişilik girişimleri  dahi  muhatap alması,
(b)    Bir başka deyişle, dernek, vakıf benzeri örgütler kurmayı (örgütlenmeyi) öngörmemesi,
(c)    Daha açık deyişle, bireysel de olabilecek bu tür girişimleri devlet vatandaş işbirliğinin etkili bir  aracı olarak kabul etmesidir.

Diğer taraftan, bireye yaşadığı yeri (kenti, ülkeyi, dünyayı) yaşanabilir kılma sorumluluğu yükleyen  HABİTAT  olgusuyla öylesine hem-hal oldum ki, “yasa bağımlısı” olduğum gibi “HABİTAT bağımlısı” da oldum.  

Ne var ki; 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in :“İstanbul HABİTAT  Konferansı bizim için bir gurur vesilesidir”,   “Bodrum HABİTAT Konferansını, örnek bir etkinlik olarak değerlendiriyorum” diyerek övdüğü bu girişimlerin arkası getirilemedi. Verilen  sözler tutulmadı. İstanbul HABİTAT Bölge Ofisi açılmadı. Bodrum HABİTAT İzleme ve Uygulama Bürosu ilgisizlik yüzünden kapandı.

Bir başka deyişle, İstanbul ve Bodrum HABİTAT Konferansları “fare doğurdular”. Bunun; insanların, o konferanslara, HABİTAT hedef ve ilkelerini hayata geçirmek, böylece İstanbul’u, Bodrum’u daha yaşanabilir kılmak için değil,   kişisel ya da siyasal çıkar sağlamak amacıyla katılmış olmalarından kaynaklandığını zamanla anladım.

Oysa, Turgutreis’te, Divan Pastahanesi’nde,  07. 07. 1996 tarihinde başlattığım Yerel HABİTAT  Konferansı “fare doğurmadı”. İstanbul ve  Bodrum HABİTAT Konferanslarında üstlendiğim sorumlulukları yıllardır aralıksız sürdürüyorum.

Muğla Valisi sayın Lale Aytaman’ın emri üzerine 1993 yılında tahsis ettiğiniz çalışma yeri, Turgutreis halkının ilgilenmemesine karşın, HABİTAT  ve Bilinç Üniversitesi Bürosu olarak hizmet vermektedir.

Turgutreis HABİTAT  Konferansı’nı “fare doğuran” İstanbul ve Bodrum HABİTAT Konferanslarından  alınan dersleri de dikkate alarak, “daha Yaşanabilir bir Turgutreis için” sloganıyla tekrar başlatmak istiyoruz. Bunun, Türkiye’nin  diğer yerleşim yerlerinde başlatılacak HABİTAT Konferansları için örnek teşkil edeceğine inanıyorum.

Bu konferansın, Belediye Meclis Salonunda ya da uygun görülecek başka  bir yerde başlatılabileceğini düşünüyoruz. 

Gereğini takdirlerinize arz ederim.

Saygılarımla

Bilinçolog Galip Baran

Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com

(1)     Bilinç Üniversitesi’nin:
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)   Amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, dünyevi değerlerin yerini uhrevi değerlerin aldığı bir dünya düzeni kurmak.