19 Eylül 2011 Pazartesi

Ayvalık, 18 Eylül 2011

İNSANLARIN BİLİNÇLENMESİNİ MİSYON EDİNDİ..
İnsanların her türlü bilgi  ve donanıma  sahip olduğunu ama bilinçlenmeleri gerekliliğine inandığını belirten Galip Baran (80) geldiği Ayvalık’ta  halkı bilinçli olmaya davet etti. Baran, “İnsanları bilinçlenmeye özendirmek ve yönlendirmek için uğraşıyorum.”dedi.
İnsanların, çevre, tasarruf, trafik ve vergi gibi konularda bilgili olduklarına, ancak bilinçsizce harekat ederek hala yerlere tükürdüklerine, her türlü çöp ve sigara izmaritlerini yere attıklarına dikkat ceken Galip Baran, sokaklarda (kamusal alanda) yıllar önce de çuvallar dolusu izmarit topladığını  ama ne yazık ki izmaritlerin hala yerlere (kamusal alana) atıldığını, çevrenin kirletildiğini, Çevre Yasası’nın ihlâl edildiğini söyledi.
Bilinç Üniversitesi Kurucusu Galip Baran 

Kamusal alana bu tür çalışmalarla da sahip çıktığını söyleyen Baran,” Bilgimiz var ama bilincimiz yok. Trafik bilgimiz var ama bilincimiz yok. Tasarruf bilgimiz var ama bilincimiz yok. Vergi bilgimiz var ama bilincimiz yok. Şikâyet edenler ama kamusal alana sahip çıkmayanlar suçlu. Türkiye suçlu. Türkiye’nin denizleri, gölleri, nehirleri, ovaları, sulak alanları, (kamusal alanları) hepimize, 72 milyona aittir. Kamusal alanlara sahip çıkalım. Türkiye’nin sakini değil sahibi olalım” dedi.
Ayvalıklılara da ‘Ayvalık’ın sakini değil sahibi olun’ diye seslenen Baran, Halk Bankası önündeki kavşağın sinyalizasyon ışıkları ve yaya geçiş çizgilerinin nizami hale getirilmesi ve At arabacılar meydanına giden yolda arabalar için konmuş ancak  yayalar için tehlike oluşturan kapanla ilgili olarak Ayvalık Belediyesi’ne gazetemiz aracılığıyla “açık dilekçe” gönderdi.
Galip Baran, kurucusu olduğu Bilinç üniversitesinin işlevsel bir mekanizma olduğunu şöyle açıkladı: “ ‘Bilgi çağı’ üniversitelerinin (Harward, Oxford, Sorbon, İTÜ, BU gibi üniversitelerin) zamanla ‘Bilinçololi Ana Bilim Dalı’na dönüşebilecek ‘Bilinç Enstitüsü’ ya da ‘Bilinç Kürsüsü’ gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece bundan böyle yalnız bilgili değil, aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, avukat, sosyolog, psikolog ve antropolog gibi elamanların yetiştirilmesine katkıda bulunmaktır”…
“İklim ‘Bilgi Çağı’nda değişti. ozon tabakası ‘Bilgi Çağı’nda delindi. yağmur ormanları ‘Bilgi Çağı’nda azaldı, türler ‘Bilgi Çağı’nda tükendi. Görülüyor ki, ‘Bilgi Çağı’nın “eğitim anlayışı”nda bir eksiklik, bir gariplik, bir yetersizlik var. Bu durum karşısında bizler (Türkiye’nin sakinleri)  ‘Bilinç Çağı’nın eğitim anlayışını yaşama geçirmeli, çağ atlamalı, ‘Bilinç Çağı’nda yaşamağa başlamalıyız. Ben çağ atladım. ‘Bilinç Çağı’nda yaşamağa başladım. Oysa, dünya, ‘Muasır Medeniyet’ hala ‘Bilgi Çağı’nda yaşıyor. ‘Muasır Medeniyet’, “Bilgi Çağı’nda bocalarken, yerinde sayarken Türkiye’nin ‘Bilgi Çağı’nı aşması ‘Bilinç Çağı’nı idrak etmesi gerek” diye konuştu.
HABER: Derya TİTİZ, 18 Eylül 2011 - Ayvalık, GAZETE BALIKESİR

6 Eylül 2011 Salı

...ve ben,,,,,,,,,,


İNSAN, YASA, ANAYASA VE  BEN
Yirminci yy’ın en tanınmış mistiklerinden Bhagwan Shree Rajneesh’e yöneltilen bir sorunun cevabı ve benim konuyla ilgili görüşüm:

Soru : Toplumsal kuralların insanlar için temel ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Lütfen bireyle toplum arasında ne türden bir ilişki olduğunu ve birbirlerine gelişmekte nasıl yardım edebileceklerini açıklar mısınız?

Bhagwan Shree Raljneesh : Bu çok karmaşık bir soru. Tüm varoluşun içinde sadece insanın kurala ihtiyacı vardır. İnsanın kurallara ihtiyacı olmasının ardındaki neden onun hayvan olmaktan çıkması, ancak henüz bir insan haline de gelememiş olmasındandır.

Hayvanlar kurallar, kanunlar, anayasalar, mahkemeler olmadan mükemmel olarak yaşar. Şayet insanoğlu gerçekten insan olabilirse-sadece lafta değil, gerçekte de- hiçbir kurala ihtiyaç duymayacaktır.

Bugüne kadar bunu çok az insan hayata geçirebilmiştir. Örneğin, Sokrates, Zerdüşt, Bodhidharma gibi adamlar için hiçbir kurala gerek yoktur. Eğer tüm toplum hakiki anlamda insan olma yönünde evrim geçirebilirse, sevgi olacaktır ama kanun olmayacaktır…

Sorun; insanın bir hayvanın sahip olduğu doğal davranışları henüz elde edememiş olması nedeniyle kurallara, kanunlara, mahkemelere, ordulara, bir polis gücüne ihtiyaç duymuş olmasıdır. İnsan bir kaostur. Bu kaosu kontrol etmek için tüm bu şeylere gerek vardır.

Galip Baran : “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” ile,  “yaradılanları Yaratan’dan ötürü sevme ilkesi”ni özümsemiş bir insan olduğum nedenle “benim için de ne yasaya ne de anayasaya gerek yoktur” diyorum.

İşte bu nedenle; yukarıda sözü edilen iki ilke hayata geçtiğinde ne bu ülkede, ne de dünyada adaletin sorun olmayacağını, bu kadar çok polise, savcıya ve hakime gerek kalmayacağını, “Yurtta ve Dünyada Barış”ın gerçekleşeceğini iddia ediyorum…

Aynı nedenle, bu gezegenin sakinlerini “o iki ilkeyi özümsemeğe” davet ediyorum…

*** ( Kaynak: “Özgürlük”,  OSHO Ganj yayınları)

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
 
Bilinçolog/ yasa bağımlısı ve (Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır’a göre) Turgutreis’in Erdem Öğreten Delisi

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

(1)    :  Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.




3 Eylül 2011 Cumartesi

Galip Baran der ki!....

PARLÂMENTERLERE BİR HATIRLATMA
Mustafa Nevruz SINACI
            Bir yanda Bilinç Üniversitesi Kurucu Rektörü Galip Baran: “Bilinçsiz iş yapmayın. Ne yaptığınızı çok iyi bilin. Eyleminizin amaç, anlam ve yol açacağı sonuçların mutlaka farkında olun” diyor; Diğer taraftan “yeminli” parlâmenterler, yemin’e esas anayasayı fesih ve iptal ile yenisini yapmaktan dem vuruyorlar!..
            Bu ne yaman bir çelişki!.. Ne korkunç bir ironi!..
            Basiret ve bekadan bu kadar yoksunluk, bu denli “akıl tutulması” olamaz!..
            Yahut kendini “millete vekil” nam tanıtıp; Anayasa düşmanlığı yapmak!..
            Lütfe bu makaleyi dikkatle okuyunuz ve yorumlayınız.
            Yorumlamanız ve paylaşmanız temennisiyle…
“YEMİN’İN” DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ?!…
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 81. maddesinde TBMM üyelerinin, göreve başlarken edeceği yemin yazılı. Aynen şöyle:
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;, Hukuk’un üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyet’e ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; Toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma;
Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim."
Her genel seçtirme (cebri tasdik) işleminde, oylarımızla (sözde) milletvekilliğine, ama gerçekte parlâmento memurluğuna lâyık gördüklerimiz; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 81. maddesinde vücut bulan “Yemin”in içeriğini yerine getireceklerine dair,  Kurucu, Yüce ve Gazi Meclisin Kürsüsünde ve kendilerini seçen halkın adeta gözlerinin içine baka, baka namus ve şerefleri üzerine ant içerler… Bu merasim, kalp ile tasdik ve dil ile ikrar “Yemin’in her hükmüne mutlaka sadık kalacağız, o’nu namusumuz pahasına koruyacağız ve ne pahasına olursa olsun uygulayacağız..” demektir.
Ya hemen sonrası?!..
Hemen sonrasında ise; edilen bu yeminlerin hemen oracıkta “milletvekillerince en tez unutulan şey” olarak buharlaştığını; Atatürk Türkiye’sinin getirildiği iç karartıcı vahim durum ve ortaya çıkan sonuçlardan pekâlâ okuyabiliriz…
Çünkü bugüne kadar namus ve şerefleri üzerine yemin eden sözde milletvekillerimiz ettikleri “Yemin metni” ne bağlı kalmış olsalardı, Devletin, üniter yapısı tartışılır hale gelmez, yemin’in sebep-i hikmeti anayasa tehdit altında olmazdı… Yani, “milli devlet” in ana unsuru olan etnik farklılıklar zenginlik olarak algılanırdı ve kalkınmanın, sanayileşmenin gelişmişliği yanında; insan hakları bütün enstrümanlarıyla hayata geçirilmiş olurdu…
Menfur terör, tedhiş ve terörist başına verilen tavizlerle (!) Ülkenin sınırları ve yönetim şekli tartışılır hale gelmez, hukukun üstünlüğü yok edilmez; Demokratik-laik, tam bağımsız, bağlantısız, özgür ve hâkim cumhuriyetten vazgeçilmişçesine, ılımlı İslam cumhuriyetinin ihsas edildiği, Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbının yok edildiği; Anayasa, hakkaniyet, adalet ve hukuka bağlılığın, küstahça ayaklar altına alındığı bir Türkiye görünümü sergilemezdi?!... Zira, bu yapılanların tamamı yukarda “hükümlerinin korunması ve hayat bulması” vaad ve taahhüt edilen yemin’e aykırı!..
Özellikle yemin’in namus ve şeref üzerine yapılmış olmasına rağmen, hemen oracıkta unutulup ettikleri yemini bir türlü tutmayanların neden olduğunu, bilmem tekrar etmeye gerek var mı?. Hasılı, her iki kişiden birinin (?) oy verdiği ve başına taç yaptığı siyasi oluşumla; bu ‘malumu ilân-ı’ kendilerine layık görenleri baş başa bırakıyorum. Diğer yarısına da;  Sevgili ve değerli Galip Baran Hoca’nın “Bilinçli, farkında ve kendinde olma” telkinleri yönünde her şeye rağmen dik duruşlarını cesaretle korumalarını öneriyorum.
LÜTFEN!.
Bütün tertip, tasarruf ve teşebbüsleri onur, şuur ve sorumlulukla izleyiniz!..

yeni anayasa........


YENİ (SİVİL) ANAYASA VE BEN…

Ben de yeni bir anayasa istiyorum. Türk halkının, çevre, tüketim, trafik, vergi, rüşvet gibi konularda yasaları ihlal etmemesini; çevreyi kirletmesini, aşırı tüketmesini, trafik kurallarını çiğnemesini, vergi kaçırmasını(kul hakkı yemesini); yolsuzluk yapmasını önleyecek bir anayasa…

Aslında, ben bu anayasayı yıllardır uyguluyorum:

Başta sayılan alanlarda, çevre, tüketim, trafik, vergi, rüşvet gibi konularda yasaların öngördüğü kurallara uyuyorum. Çevreyi kirletmiyorum, aşırı tüketmiyorum, trafik kurallarına (tümüne) uyuyorum, vergi kaçırmıyorum, rüşvet almıyorum/vermiyorum; yolsuzluk yapmıyorum. Sözü edilen kurallara uymakla kalmıyorum, uymayanları da uyarıyorum; yolsuzluk yapılmasını önlemek için de çalışan bir “yasa bağımlısı”yım

Demek istediğim şu ki: benim başta sözü edilen alanlarla ilgili yasalara da yeni bir anayasaya da ihtiyacım yok.

Nasıl yaşadığımı, yaşarken neler yaptığımı görenler bana “herkes senin gibi olsa” diyorlar…Yaşam biçimimi gönülden onaylıyorlar

Anlaşılan o ki, herkes benim gibi olsa, bu ülkede ne yasalara ne de yeni bir anayasaya ihtiyaç kalmayacak. Herkes “yasa bağımlısı” olacak…

Sayın yeni anayasa heveslileri!

İsterseniz, sizler de benim gibi bir “yasa bağımlısı  olabilirsiniz… Türk halkının yasasız, anayasasız yaşamasına öncülük edebilirsiniz.

Dilerseniz, bu konuda size yardımcı olabilirim

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla “Bilinçoloji Ana Bilim Dalı”na dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

yaşam,,,,,,,,,,,

Yaşam “GALİP BARAN Seçimi”
Yedimilyarıncı çocuk, mesajın var!
Dünya nüfusu hızla artıyor, doğal kaynaklar tükeniyor. Savaşlar, ölümler, doğal afetler, hastalıklar can almaya devam ediyor. Peki bizler dünya üzerinde yaşananlarla ilgili sorumluluklarımızın ne kadar farkındayız? Yedi Milyarıncı İnsan Projesi, dünya için düşünebilen, sorgulayan, örgütlenip hesap sorabilen bir sivil inisiyatif oluşturmak için çalışıyor. 31 Ekim'de doğacak yedi milyarıncı çocuk için de mesajlarınızı bekliyorlar.
Cumhuriyet-Pazar Eki- Yedi Milyarıncı İnsan Projesi, 2009 yılında Yale Üniversitesi’nde akademisyen ve aktivistlerin öne sürdüğü Küresel Sorumluluk ve Vicdan kavramından doğdu. Halen çalışmalarını Brookings Enstitüsü çerçevesinde yürüten Hakan Altınay’ın başlattığı bu projenin Türkiye ayağını da asistanı üç genç, Görkem Aydemir, Cansu Ekmekçioğlu ve Burcu Baran yürütüyor. Ne mi Yedi Milyarıncı İnsan Projesi? Amerika’da www.7billionthpersonproject.org, Türkiye’de de www.7milyarinciinsan.com adresinden takip edilecek sitede, sizi önce bir geri sayım karşılıyor. 31 Ekim’de yedi milyarıncı insanın doğumu gerçekleşecek. Bu elbette bir simge sayı. Dünyanın hangi yerinde hangi saatte doğacağı bilinemeyeceği gibi, nüfusun tam karşılığını bilmek de mümkün olmuyor.
Birleşmiş Milletler’in simgesel olarak öngördüğü bu tarih, dünya üzerinde yedi milyara ulaşacağımızı gösteriyor. Bu internet sitesinin amacı da dünya üzerinde yalnız olmadığımızı, sorumluluklarımızın ve haklarımızın olduğunu gösterebilmek. Hızla artan nüfusu, gün geçtikçe tükenen kaynakları, insan olarak bir diğerimize olan sorumluluklarımızı hatırlatmak istiyorlar. Devamında da hedef, dünya için düşünebilen, sorgulayabilen, örgütlenip hesap sorabilen sivil bir inisiyatif oluşturabilmek. Şimdilerde yedi milyarıncı insana iletmek üzere mesaj topluyorlar. Doğacak bu yeni çocuğa bir mesajınız var mı?

Yedi Milyarıncı İnsan Projesi’nin Türkiye ayağı 2010 yılında hayata geçirildi. Cansu Ekmekçioğlu, “Bağımlılıklarımızın gitgide arttığı, birbirimize karşı sorumluluklarımızın çoğaldığı küresel bir dünyada yaşarken, sorumluluk ve haklar düzeni üzerinden bir argüman geliştirmek gerekiyordu. Bu da küresel sorumluluk ve vicdan” diyerek anlatmaya başlıyor amaçlarını. Bir web sitesi yaparak, ortak akıl oluşturmak yönünde fikirleri topluyorlar. Bunu da verilere ve rakamlara boğulmadan, kişileri dünya sorunlarıyla özdeşleştirerek yapmayı hedefliyorlar. Öncelikli sordukları, “İnsanlar, diğer ülkelerde yaşayan insanlara karşı kendilerinde sorumluluk hissediyor mu? Dünya üzerinde yaşananlarla ilgili sorumluluklarının farkında mı? Ne yapılması gerektiği konusunda fikir üretmeye, ortak akıl oluşturmaya hazır mı?” Görkem Aydemir, öncelikle bu soruları insanlara sordurabilmek istediklerini dile getiriyor: “Farkına varmak, düşünmek, sorgulamak ve fikir üretebilmek amacımız. Bu yüzden de bu network üzerinden örgütleniyoruz. Üniversitelerde gençleri kapsayan seminerler düzenliyoruz. Bir diğer amacımız küresel sorumluluk ve vicdan konusunun üniversitelerde ders olarak görülebilmesi. Yakın zamanda Sabancı Üniversitesi’nde altı aylık seminer serisi düzenledik. Yeni dönemde Oxford, Fudan (Çin), Boğaziçi ve Sabancı Üniversitelerinde eşzamanlı olarak dersler görülmeye başlayacak. Ayrıca yalnızca İstanbul’da değil, Anadolu’nun çeşitli illerinde, üniversitelerde de seminerler yapmak istiyoruz.” Çinli yönetmen Jian Yi’nin yönetiminde sekiz ülkede çekilen belgeselin Türkiye ayağını da hazırlamışlar. BBC’de gösterilecek bu belgeselde yapılan röportajlarla, “Bu dünya nereye gidiyor?” sorusunu dile getirecekler.

Bu dünya nereye gidiyor?


Projeyi ilginç kılan bir başka ayağı da var. Siz bu satırları okurken, yedi milyarıncı bebeğin doğumuna yalnızca 70 gün kalmış olacak. Birleşmiş Milletler, 31 Ekim tarihinde 7 milyara ulaşacağımızı söylüyor. Aydemir, burada önemli olanın bu sembol sayı üzerinden neyi düşüneceğimiz olduğunu özellikle vurguluyor. “Dünya üzerinde yedi milyar insan yaşıyor. Hepimiz hızlı yaşamlar sürüyor, kısa dönemli sonuçlara odaklanıyoruz. Ama bu projeyle, şunu söylüyoruz: “Bir durun ve genel olarak dünyada neler oluyor kısmını düşünün. Bizim aramıza katılan bu yeni bebekle dünya nüfusu yedi milyara ulaşacak. Ona ne söylemeyi istersiniz?” Evet, internet sitesinde yeni doğacak bu çocuk için mesajları topluyorlar. Bu noktada insanları bir an için de olsa durup dünya için bir düşünceye sevk etmek istiyorlar. Şimdilerde yedi milyarıncı insana yollanan mesaj, fotoğraf ve videoları yayımlıyorlar sitede. Ekim sonrasında da tüm bu verilerle bir sergi açmayı planlıyorlar.
Hızla ürüyor, hızla tüketiyoruz
Birleşmiş Milletler’in genel sekreteri Kofi Annan, altı milyarıncı bebeği sembolik olarak tanıştırmıştı bizlere. O günün üzerinden 12 yıl geçti. 12 yılda bir milyar artış yaşanmış. Dünya nüfusu hızla artarken, kaynakların da hızla tükendiğinden söz ediyoruz. Peki bu yeni doğacak bebek, nasıl bir dünyaya gelecek? Karşımızda nasıl bir manzara var? Burcu Baran anlatıyor: “Dünya nüfusunda çok hızlı bir artış var. 12 yılda bir milyar insan diyoruz, bu çok ciddi bir sayı. BM, 2037 yılında bu rakamın 9 bine ulaşacağını söylüyor. Yani 20 yılda 2 milyar daha artacağız. Bu ne kadar hızlı ürediğimizin de bir göstergesi. Ayrıca böyle bir üremenin içindeyken, sınırlı kaynakları olan dünyamızda gayet sınırsızmış gibi de tüketiyoruz. Durup, bunları düşünmek zorundayız. Sadece kendimiz için değil, tüm dünya ve insanlar adına bunu yapmak gerek.” Sözü Aydemir alıyor: “Kurumsal şirketler ve ülkeler bazında bakarsanız, çok büyük çalışmalara da rastlayamazsınız. Çünkü kapitalist sistemin yürüdüğü dünyada birtakım çıkarlar var. O yüzden bireyler olarak da harekete geçmemiz gerekiyor. Bireylerin sorumluluklarını hatırlatmak, üzerine düşündürmek ve birtakım talepler için harekete geçirmek istiyoruz.” Öncelikli gördükleri konu ise iklim değişikliği. Bunu eğitim ve silahsızlanma takip ediyor. O yüzden son söz olarak, “Dünyaya kulak verin. Sivil inisiyatifin gücünü göstermemizin zamanı geldi” diyorlar.  (21 Ağustos 2011)

4 Ağustos 2011 Perşembe

yasama meclisi başkanı ile bir sohbet...........

Yasama Meclisi Başkanı ile Yasa Bağımlısı arasında bir sohbet

Yasa bağımlısı Galip Baran: Sayın Çiçek, bu ülkede hangi yasalar uygulanıyor? TBMM Yasaları mı, yoksa Nasrettin Hoca Yasaları mı?

Yasama Meclisi Başkanı Cemil Çiçek: TBMM Yasaları elbette... Bunu sormak bile abes!

Galip Baran: Siz öyle sanın… Bu ülkenin Bodrum İlçesi’nin Turgutreis Beldesi’nde  Nasrettin Hoca Yasaları uygulanıyor. Parayı veren düdüğü çalıyor…

Doğuş Grubu:
*  Turgutreis Yat Limanını inşa ederken ÇED Raporunu yok saydı, denizi kirletti, Çevre Yasası’nı ihlâl etti, bu yolsuzluğu yaptı…
* Bu kadarla yetinmedi. İşletirken de giriş kapılarının önündeki yaya yolunu işgal etti, kamusal alana tecavüz etti, Trafik Yasası’nı ihlâl etti, bu yolsuzluğu da yaptı…
* Bu kadarla da yetinmedi. Geçenlerde Uluslar arası Müzik Festivali’ni bahane ederek giriş kapıları önündeki yaya yolunu tekrar işgal etti, kamusal alana tekrar tecavüz etti, Trafik Yasası’nı tekrar ihlâl etti. Bu yolsuzluğu tekrarladı…Dahası! Bu yolsuzlukları yapan Doğuş Grubu’nun Başkanı Ferit Şahenk’e önceki seleflerinizden Köksal Toptan TBMM Hizmet Ödülü verdi…

Bu ülkede hangi yasaların uygulandığının farkında değilseniz; bu gerçekleri hatırlattığım için bana teşekkür bile edemeyecekseniz; o koltukta işiniz ne, sayın Çiçek?

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu/ Yasa Bağımlısı/Bilinçolog

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76   E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

(1)    :  Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla “Bilinçoloji Ana Bilim Dalı”na dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.