22 Nisan 2010 Perşembe

ANAYURT Gazetesi; 19 Nisan 2010 (ulusal)

MODERN ÇILGIN TÜRKLER
Mustafa Nevruz SINACI (*)
Halk Partisi (CHP) zihniyetinin 1938 yılı 10 Kasım’ı 9.05’ inde, kin, nefret ve ihtirasla sökün etmiş karşıdevrimi, müteakip devirim/ler ve sonraları on yılda bir danışıklı dövüş, ince ayar bahanesiyle vaki darbeler!.. Giderek askeri cunta, sivil dikta-sulta, saltanat, vesayet, derken kabaran can-mal kaybı faturaları! Mülkün teminatı olmaktan çıkan adalet ve organize işlerle iştigal güçlerin eline geçen hükümetler! Sonuçta tamamı işçi-köylü, memur-esnaf ve emeklinin ıstırap ve çilesiyle fakir-fukara, garip-guraba; Kutsal emeğin sahibi üretici (üreten-tüketen); Eser, hizmet ve hikmet faili gerçek kişiler tarafından ödenen fahiş bedeller!..
Ülkemizin bu günlere kadar gelebilmesinin; 1938- 1950 arası ve 1960’dan itibaren her hususta tam bir alçaklıkla sabote edilmesine, engellenmesine ve “kalkınmaması-geri kalması, dipten-doruğa çürütülmesi, yozlaştırılarak çökertilmesi ve gelişmemesi için” dizginlenmesine rağmen; Bu günlere ulaşması, hayreti mucip bir süratle ve her şeye rağmen kurumlaşması;
Kurumlarını geliştirmesi, çağdaşlaştırması ve çağın (halen AB’de bile kullanılmayan) bütün ileri teknolojilerinden maharetle yararlanması, halkın emrine vermesi ve kullandırması;
Osmanlı İmparatorluğunun 223 senede yıkılabilmesine inat;
“Namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu, sorumlu ve şuurlu” engin devlet ve dip dalga (halk) boyutunda müthiş bir “sahiplenme içgüdüsü, savunma refleksi”, gelişme, yükselme enerjisi ve sinerji dinamikleri ile (bölge hassasiyetine paralel) ”korunma konsepti” geliştirerek, bilumum ihanet şebekelerine meydan okuyabilmesi tam bir çılgınlıktır.
Günümüz Türkiye’si, elli yıldır zeval içinde çırpınan aciz yönetimlerin değil;
Modern “ÇILGIN TÜRKLERİN” eseridir.
Bu gün dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde Türk vardır.
Ve tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi;
“Bir Türk dünya’ya bedel’dir”
EN ÇILGIN TÜRKLERDEN BİRİ!..
Görenlerin tam bir hayranlık, takdir (belki kıskançlık) ve gıpta ile “herkes senin gibi olsa”, “hakkın ödenmez”, “sen insanlık için çalışıyorsun” , “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” benzeri cümlelerle övdükleri “Modern Çılgın Türklerden biri de Galip Baran’dır
Meydanları tutmuş, tebdili-i kıyafet etmiş ve tam bir “onurlu-sorumlu yurttaş” olarak;
Egemenliğin kayıtsız (şartsız) koşulsuz sahibi olması beklenen Türk Milletini “yurdu ve milletini özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeğe davet ediyor.
İlkenin yaşama geçmesi durumunda “Muasır Medeniyet”in aşılacağını, “yurtta barış”ın sağlanacağını, Adaletin sorun olmaktan çıkacağını, bu kadar çok polise, savcıya, hâkim’e ve yüz binlerce sayfalık devasa mevzuata (Anayasa, Kanun, Tüzük, Yönetmelik, Tamim, Talimat) gerek kalmayacağını ısrarla savunuyor; “Burası Türkiye” denilerek ifade edilen sorunları önlemek için canla, başla çalışıyor, savaşıyor.
O, Cumhuriyeti kuran Çılgın Türklerin torunlarına, adeta yol gösteriyor:
O, hem bir halk filozofu, hem de Milli kahraman…
O, Bilgi Çağı’nın ipliğini pazara çıkaran ve “Bilinç Çağı’nı” ilân eden!..
Tam bir “Modern Çılgın Türk”
Doğuş Grubu’nun, Turgutreis Yat Limanını denizi kirleterek inşa eden ve o Limanı, trafik güvenliğini hiçe sayarak, kamusal alana tecavüz ederek işleten, önceki Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği, Başkanı, “Burası Türkiye bağımlısı” Ferit Şahenk gibilerle uğraşıyor.
Normal, adaletli ve insanca (az kazanandan az, çok kazanandan çok, her kesin gücü nispetinde) vergi toplanamadığı için KDV, ÖTV gibi (insanlık, ahlâk ve hukuk dışı dolaylı vergilerin) haksız, insafsız, merhametsiz, adaletsiz ve hukuksuzca halka salındığını söylüyor. Dünyada en pahalı benzin, doğalgaz, elektrik, su, gıda maddesi ve et’in tüketildiği bu ülkede; Devlet hesaplarının halka açıklanmamasına ve hükümetlerin namuslu, açık ve dürüst hesap vermemesine rağmen Galip Baran “gönüllü vergi ödemeğe” ve “devlet borçlarını tasfiye kampanyası” açmağa kalkışıyor.

Ancak, bu konudaki başvurusunu “borç aldıkları için emir de almak zorunda kalan” hükümetlere kabul ettiremiyor. Bütün başvuru ve uğraşlarına rağmen Hazine Müsteşarlığı’nın öngördüğü yasal düzenlemenin yapılmasını sağlayamıyor. T. C. Devletini borç batağından kurtarma girişiminde başarılı olamıyor.
Başta açıklanan sözlerle övülen Modern Çılgın Türk Galip Baran, T. C. Devletini dış borç batağından kurtarma konusunda hala ısrarlı: “Emekli maaşının yarısını “gönüllü vergi” olarak ödemeğe hazırım” diyor.
Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olması, onurluluk göstermesi ve sorumluluk üstlenmesi beklenen, “içten pazarlıklı, sinsi-simsar, din tüccarı ve misyon taciri” öteki Türklerin takdirlerine arz olunur.
(*) Mustafa Nevruz SINACI; Siyaset Bilimci, Hukukçu, Gazeteci, Araştırmacı-Yazar

21 Nisan 2010 Çarşamba

Çorum İl'i HABİTAT Kozası;
Kolaylaştırıcıları ve Plânlanan
Etkinlikler Hakkında Duyuru
İSMET SEYHAN & AHMET CAN
Çorum HABİTAT Kozası Kolaylaştırıcısı İsmet Seyhan ve katılımcısı Ahmet Can ikilisi bir kavşakta tanıtım amaçlı bir uygulama başlatacak.
(Benim Bodrum Garajaltı kaşağında başlattığıma benzer) Bir program yapılıp, Çorum HABİTAT Trafik Kozasının kurulduğu basına, halka, Valiye ve Belediye Başkanına duyurulacak.
Başka katılımcıların katkılarının da sağlanacağı birkaç haftalık yoğun bir uygulamadan sonra, halkın davet edileceği Vali ve Belediye Başkanının bulunacağı bir toplantı düzenlenecek.
Bu toplantıda başlatılmış olan çalışmanın STK (sivil toplum) Vali (Merkezi Yönetim) ve Belediye Başkanı (Yerel Yönetim) işbirliği projesi olduğu açıklanacak.
Vali ve Belediye Başkanı uygulamanın yapıldığı kavşağa davet edilecek, (benim Bodrum’da yaptığım gibi) ortak bir uygulama yapılacak.
Bunun ardından, Belediye Başkanına, “daha yaşanabilir bir Çorum” için Çorum HABİTAT Konferansı düzenlemesi önerilecek.

21 Nisan 2010
Galip BARAN
Gönüllü Danışman.

29 Mart 2010 Pazartesi

ABD'den
Davutoğlu ve Şahenk'e
Ödül
(Thursday, 25 March 2010 07:53)
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, "Woodrow Wilson Ödülü"ne layık görüldü. ABD'deki düşünce kuruluşu Woodrow Wilson Center'dan yapılan açıklamaya göre, devlet, iş sektörü, bilim, sanat gibi birçok alanda uluslararası, ulusal ve yerel düzeyde, kendi dönemlerindeki sorunlarla yüzleşmede yardım, diyalog ile açıklığı kucaklayan liderlerin takdir edilmesini amaçlayan ödüller, bu kez Türkiye'nin iki önemli ismine verilecek.
Buna göre, "kamu hizmeti" dalında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "kurumsal sosyal sorumluluk" dalında ise Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk ödüle değer görüldü.
Bu arada Türkiye, bu ödüller için düzenlenecek törene de ilk kez ev sahipliği yapacak. Ödüller, 17 Hazirandaki törende sahiplerine sunulacak.
ABD'nin 28'inci başkanı Woodrow Wilson'ın adını taşıyan ve merkezi Washington'da bulunan düşünce kuruluşunun başkanı Lee Hamilton, Davutoğlu ve Şahenk'in çok sayıda ve önemli katkılarının bulunduğunu ve ödül için aradıkları özellikleri taşıdığını belirterek, "iki liderin böylesine bir ödülle onurlandırılacak olmasından büyük memnuniyet duyduğunu" kaydetti.
-AHMET DAVUTOĞLU-
Açıklamada, Davutoğlu'nun, Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenmesinden bu yana, Türkiye'nin dış ilişkilerinin gelişimini hızlandırarak, uluslararası görüşmelerdeki konumunu yükselttiği belirtildi.
Davutoğlu'nun, Türkiye'nin dünyadaki ve bölgesindeki önemini artırdığı ve Türkiye'nin bölgesi ile ilişkilerini güçlendirmesini desteklediği ifade edilen açıklamada, Davutoğlu'nun "doğu ile batı geleneklerini kucaklamanın önemine dair keskin anlayışıyla birleşen başarılarının, ona hatırı sayılır ün kazandırdığına" işaret edildi.
-FERİT ŞAHENK-
Açıklamada, Şahenk'in de Doğuş Holding'i Türkiye'nin en başarılı şirketler topluluğundan biri yaptığı ve "yenilikçi lider" olarak, Türkiye'ye modern iş uygulamaları ve yönetim tarzlarının getirilmesinde ön saflarda yer aldığı ifade edildi.
Şahenk'in Türkiye'nin mali piyasasına "sigorta, kiralama, kredi kartındaki nakit para bonusları" gibi yeni konseptleri tanıttığı kaydedilen açıklamada, Şahenk'in Türkiye'deki yabancı yatırımlarının da güçlü destekçisi olduğu belirtildi. (AA) ***
ŞAHENK’E
BİR ÖDÜL DAHA
HABER: “Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, "Woodrow Wilson Ödülü"ne layık görüldü…”
Ey "Woodrow Wilson” adlı düşünce kuruluşu ilgililileri!..
Ödüle lâyık gördüğünüz Ferit Şahenk’in “marifetleri”nin belli ki farkında değilsiniz veya hiç birşeyden haberiniz yok!..
Turgutreis Yat limanı’nı ÇED Raporunu yok sayarak inşa eden;
Bu kadarı yetmezmiş gibi, işletirken de Trafik Yasası’nı yok sayan;
Kamusal Alana tecavüz eden…,
Bu yolsuzlukları yapan Doğuş Grubu’nun Başkanı’nı ödüllendirmektesiniz!..
Bu ödülün, 28. ABD başkanı Woodrow Wilson’nun ruhunu şad etmeyeceğini; Aksine, rencide edip ıstırap vereceğini bilmenizi istiyoruz.
Saygılarımızla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
***
TURGUTREİS
HABİTAT ÖĞRENCİ KOZASI
Turgutreis Bilinç Üniversitesi kurucuları; çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten beklemek gibi alanlarda başlattıkları ve “okul dışı eğitim” olarak tanımladıkları (yıllardır devam eden çalışmalarda edindikleri birikimden yola çıkarak) “Geleceğin Türkiye’si” nin bilinçli cumhurbaşkanlarını, TBMM başkanlarını, başbakanlarını, genelkurmay başkanlarını, bakanlarını, valilerini, kaymakamlarını, belediye başkanlarını, muhtarlarını, devlet ve iş adamlarını yetiştirmeyi öngören yeni bir proje başlattılar.
Uygulaması, Muğla ilinin tüm ilçe ve beldelerinde yaygınlaştırılarak genelleştirilecek olan bu projede yer alan öğrenciler; yıllar önce, İstanbul ve Bodrum’da gerçekleştirilen, ancak devamı getirilemeyen HABİTAT Konferanslarından alınan dersleri dikkate alarak bu girişimi başlatan Bilinç Üniversitesi’nin önerisi ile Turgutreis HABİTAT Öğrenci Kozasını kurdular.
Öğrenciler; Bilinç Üniversitesi kurucularının önerisiyle ülkenin kanayan yarası trafik sorununu “öncelikli konu” olarak seçtiler.
“Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” diyerek harekete geçen öğrenciler “Trafik canavarı ile savaşma projesi” başlattılar…
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
Turgutreis HABİTAT Öğrenci Kozası Danışmanı
***
ÖĞRENCİ KOZASI KATILIMCILARI:
Mehmet Can (Kolaylaştırıcı)
Damla Türk
Yavuz Çağlar
Sezen İnce
İrem Menteş
Koray bilgen
ÇALIŞMA PROGRAMI
Devam etmekte olan eğitim-öğretim döneminde fırsat bulundukça, örneğin Cumartesi ve Pazar günleri yapılacak olan bu çalışmalar, yaz mevsiminde yoğunlaştırılarak sürdürülecektir.
Aynı çalışmanın gelecek eğitim-öğrenim döneminde Muğla il merkezinde, diğer, ilçe ve beldelerinde de başlatılması düşünülmekte olup, öncelikli konuların ikincisinin katı atık sorunu ile ilgili olabileceği düşünülmektedir.
NİHAİ HEDEF: DAHA YAŞANABİLİR BİR TÜRKİYE
Böylece, merkezi ve yerel yönetimin sorumlu olduğu sorunların çözümünde sorumluluk üstlenecek öğrencilerin, HABİTAT’ın “yaşanabilirlik” ilkesini hayata geçireceklerine, daha yaşanabilir Türkiye’nin mimarları olacaklarına inanılmaktadır.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
***
BİR
“TO BE OR NOT TO BE”
SORUSU:
HANGİSİ ÖNEMLİ?
KALİTELİ ÖZNE Mİ?
YOKSA KALİTELİ NESNE Mİ?
***
Açık Radyo
İSTANBUL
Sayın Açık Radyo ilgilileri,
Bizler, yıllardır, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, insan’ı, insan davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız bazı çalışmalar yapmaktayız…
Genelde tek başıma zaman zaman birkaç kişiyle birlikte yaptığım bu çalışmalarda, her şeyi devletten bekleme alışkanlığından, eş deyişle, bencillikten kurtuldum. Edindiğim “tecrübi bilgi” ile dünyanın ilk Bilinç Üniversitesi’ni kurdum ve dünyanın ilk Bilinçolog’u oldum. Bu kadarla kalmadı, ayrıca:
Kendimi tanımağa başladım, diğerkâm bir kişilik edindim, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim, yasa bağımlısı oldum, “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başladığımın farkına vardım.
Bu arada, “iklim değişikliği”nin “Bilgi Çağı” insanının bencilce yaşamasından, eş deyişle, her şeyi devletten ya da başkalarından bekleme alışkanlığından kaynaklandığı gerçeğinin de farkına vardım.
Yukarıdaki açıklamalar, “Bilgi Çağı” insanının,“Bilinç Çağı” insanı olup, sencilce yaşamak, diğer deyişle, çağ atlamak zorunda olduğunu göstermektedir...
Başta sayılan alanlardaki çalışmaları yaparken geliştirdiğim “Diğerkâmlık Andı” eklidir.
Sözü edilen çalışmalar, diğer taraftan, hiç kimsenin bir başkasını bilinçlendiremeyeceği gerçeğinin farkına varmamı da sağladı. Buna göre, bilinç sözcüğünün fiil olarak kullanıldığında nesne almaması gerekiyor.
Ne var ki, bu sonuçları, bu ülkenin şeyi devletten bekleyen insanlarına anlatamıyorum. Örneğin:
* Trafik sorunuyla ilgili kampanyayı uygularken geliştirdiğim, ilk ve orta öğretim okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulması önerisiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdiğim, örneği ekli, “Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi” T. T. K. Komisyonlarında yıllardır bekletiliyor. Öğrencilerimizin de benzer özellikleri kazanmalarını sağlayabilecek bu proje hayata geçemiyor.
* 2006 yılında Muğla Valiliğinin “Olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında “bilinç” konusunda konferanslar vermeğe başladım. Bu konuda bir sempozyum düzenlemek istedim. Valiliğe başvurdum. İl Mili Eğitim Müdürü bunun için bir “usta öğretici” belgesine sahip olmam gerektiğini, ancak bunun kendisini aştığını söyledi. Aynı konuda Milli Eğitim Bakanlığına yaptığım başvuruya da, benzeri bir cevap verildi…
Yaklaşık 20 yıldır devam eden çalışmalarda karşılaştığım sorunları çözebilmek, engelleri aşabilmek için yaşadığım beldenin belediye başkanından cumhurbaşkanına kadar uzanan yönetim zincirinde yer alan yetkililere yaptığım yüzlerce başvurudan bir sonuç alamadım.
Ben, her şeye rağmen, tek başıma da olsa, geleceğin her şeyi devletten beklemeyen, cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının, TBMM başkanlarının, genelkurmay başkanlarının, bakanlarının, valilerinin, kaymakamlarının, belediye başkanlarının, muhtarlarının, iş ve devlet adamlarının yetiştirilmesi için elimden geleni yapıyorum…
Bu zorlukların üstesinden gelebilmek ve çıkarılan engelleri aşabilmek için Radyonuzda bir program yapmak istiyorum.
Saygılarımla
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com, bilincuniversitesi@gmail.com
WEB: http://www.bilinc-universitesi.blogspot.com

http://www.galipbaran.blogspot.com
(1)
: Bilinç Üniversitesi’nin misyonu: “Bilgi Çağı üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mühendis, mimar, doktor, sosyolog, psikolog vb meslek mensuplarını yetiştirme çabalarına katkıda bulunmak”
EKLERİ:
1. Diğerkâmlık Andı
2. Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi
***
NEYİM!..
YA DA KİMİM BEN?...
Ben, 20 yılı aşkın bir süredir genelde tek başıma zaman zaman birkaç kişiyle birlikte bazı çalışmalar yapan sıradan bir insanım. Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda gerçekleştirdiğimiz insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, bu çalışmalarda her şeyi devletten bekleme alışkanlığından (bencillikten) kurtuldum. Kendimi tanımağa başladım, diğerkam bir kişilik edindim, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim, yasa bağımlısı oldum, “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başladığımı bile düşünmeğe başladım.
Bu arada, “iklim değişikliği”nin “Bilgi Çağı” insanının bencilce yaşamasından, kaynaklandığının farkına vardım. Bu noktadan hareketle “Sorun Bencillik, Çözüm Sencilik” şeklinde bir slogan ürettim
Bu durum, bana göre, “Bilgi Çağı” insanının, çağ atlayıp, “Bilinç Çağı” insanı olup, sencilce yaşamağa başlamak zorunda olduğunun çok açık bir göstergesidir...
Sözü edilen çalışmalar, diğer taraftan, hiç kimsenin bir başkasını bilinçlendiremeyeceği gerçeğinin, bir başka deyişle, bilinç sözcüğünün fiil olarak kullanıldığında nesne almaması gerektiğinin farkına varmamı da sağladı..
Ne var ki, bu sonuçları, bana göre gerçekleri, bu ülkenin her şeyi devletten bekleyen insanlarına, özellikle de bu ülkeyi yönetme konumunda olan yetkililere anlatamıyorum. Örneğin:
* Başta sayılan alanlarda yaptığım çalışmalarda, özellikle de trafik sorunuyla ilgili kampanyayı uygularken geliştirdiğim, ilk ve orta öğretim okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulması önerisiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdiğim, örneği ekli, “Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi” T. T. K. Komisyonlarında yıllardır bekletiliyor. Öğrencilerimizin de benzer özellikleri kazanmalarını sağlayabilecek bu proje hayata geçemiyor.
* 2006 yılında Muğla Valiliğinin “Olur”u ile ilk ve orta öğretim okullarında “bilinç” konusunda konferanslar vermeğe başladım. Bu konuda bir sempozyum düzenlemek istedim. Valiliğe başvurdum. İl Mili Eğitim Müdürü bunun için bir “usta öğretici” belgesine sahip olmam gerektiğini, ancak bunun kendisini aştığını söyledi. Aynı konuda Milli Eğitim Bakanlığına yaptığım başvuruya da, benzeri bir cevap verildi…
Yaklaşık 20 yıldır devam eden çalışmalarda karşılaştığım sorunları çözebilmek, engelleri aşabilmek için yaşadığım beldenin belediye başkanından cumhurbaşkanına kadar uzanan yönetim zincirinde yer alan yetkililere yaptığım yüzlerce başvurudan bir sonuç alamadım...
Ben, her şeye rağmen, tek başıma da olsa, geleceğin her şeyi devletten beklemeyen, cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının, TBMM başkanlarının, genelkurmay başkanlarının, bakanlarının, valilerinin, kaymakamlarının, belediye başkanlarının, muhtarlarının, iş ve devlet adamlarının yetiştirilmesi için elimden geleni yapıyorum…
Düşünüyorum da; yukarıda sözü edilen çalışmaları yapmak yerine bir üniversitede öğrenim görseydim, bir Sosyolog, bir Psikolog ya da bir Anropolog olabilirdim.
Ne Sosyolog, ne Psikolog, ne de Antrapolog olamadığıma göre, ne ya da kimim ben?
Kafayı bilinçle kavramıyla bozduğuma, bilinçle yatıp kalktığıma bakarak Bilinçolog olduğumu söyleyen dostlar da var.
Ancak, ne Sosyolog, ne Psikolog, ne de Antrapolog değil onlar. Beni “gaz”a getiriyor olabilirler, o dostlar…
Bu nedenle kim ya da ne olduğumu sayın Sosyolog Emre Kongar, sayın Psikolog Üstün Dökmen ya da sayın Antrapolog Bozkurt Güvenç gibi, bu kimlik ya da unvanları “kitabi bilgi” ile kazanmış olan değerli bilim adamalarımızın söyleyebileceklerini düşünüyorum.
Bilinçolog muyum, değimliyim? Değilsem; yıllardır devam eden çalışmalarla her şeyi devletten bekleme alışkanlığından kurtulduğuma kendimi tanımağa başladığıma, diğerkam bir kişilik edindiğime, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsediğime, yasa bağımlısı olduğuma, “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başladığımı düşünmeğe başladığıma ve bu özellikleri “tecrübi bilgi” ile edindiğime göre, neyim ben?
Sözü dinlenen, saygı gösterilen, akademik unvan sahibi birileri bu soruma Tanrı Aşkı’na cevap versin, lütfen…
Galip BARAN
Yurdunu (Türkiye’yi) ve milletini (Türkleri) özünden çok seven insan;
Turgutreis- BODRUM

22 Mart 2010 Pazartesi

BİR PAZAR GÜNÜ
Sayın Mustafa Nevruz Sınacı,
Dün, Turgutreis İskele Meydanında, Atatürk heykelinin önünde, aylar önce Bodrum’da Belediyesi’nin önünde gerçekleştirdiğimiz “Burası Türkiye Sergisi”ni açtım. Üstümde önyüzünde ve sırtında “SORUN BENCİLLİK ÇÖZÜM SENCİLLİK” sloganının yazılı olduğu önlük ve elde megafonla halka seslendim. Türkiye’nin hali pür melalinin nedenlerini merak edenleri Bilinç Üniversitesi’nin açtığı bu sergiyi izlemeğe davet ettim..
Bu sergiyi izlemeğe gelenlerin bazılarıyla uzun uzun konuştum. Bazılarıyla tartıştım. Onlara son yazılarımın bazı örneklerini verdim. www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com sitelerini ziyaret etmelerini önerdim.
Bu sergiyi açmaktan amacım, bildiğin gibi, daha ziyade çocuklarla buluşmaktı. Geleceğin cumhurbaşkanları, başbakanları, TBMM başkanları, genelkurmay başkanları, bakanları, valileri, kaymakamları, belediye başkanları ve muhtarları ile konuşmaktı.
Öyle de oldu. Bazıları henüz okul çağına girmemiş olan, ancak akıllıca sorular soran bu çocuklarla konuşur, sorularını yanıtlarken saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım.
Zeyyat Mandalinci İlk Öğretim Okulu 5-B sınıfı öğrencisi Damla Türk ve aynı Okulun 5-A sınıfı öğrencisi Yavuz Çağlar’ların gösterdiği ilgi, destek ve işbirliği anlayışı beni çok duygulandırdı.
Onlara, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarımızda geliştirdiğimiz “Öğrenci Andı”nın ve “Diğerkâmlık Andı”nın örneklerini verdim. “Öğrenci andı”nı arkadaşlarıyla tartışmalarını ve öğretmenlerine göstermelerini önerdim. “Diğerkâmlık Andı”nı ise; öğretmenlerine vermelerini ve “Galip Amca bunu size gönderdi” demelerini söyledim.
Beni en çok sevindiren; Damla Türk’ün yukarıda sözü edilen önlüğü giyip Yavuz Çağlarla birlikte meydanı ve yakın çevreyi dolaşmaları, bu cesareti göstermeleri oldu.
İzleyenlere megafonla seslenmeleri bazı mesajlar vermeleri sevincime çok şey kattı.
Okulda da giyebileceklerini söylemeleri üzerine, yukarıda sözü edilen önlüğü onlara bağışladım.
Son olarak bu konuyla ilgili olarak anne ve babalarına mutlaka bilgi vermelerini tembih ettim
Sayın Sınacı,
Geleceğin bilinçli cumhurbaşkanlarını, başbakanlarını, TBMM başkanlarını, genelkurmay başkanlarını, bakanlarını, valilerini, kaymakamlarını, belediye başkanlarını ve muhtarlarını yetiştirme sorumluluğumuzu yerine getirmekte olduğumuza, bu amaçla başlattığımız projenin hayata geçebileceğine inancım biraz daha güçlendi.
21 Mart Pazar günüm böyle geçti.
Galip BARAN

15 Mart 2010 Pazartesi

haber.... haber....

ATATÜRK;
BİLİNÇ
ÜNİVERSİTESİ
VE
GELECEĞİN
TÜRKİYESİ
ATAM!
Bilinç Üniversitesi;
Türkiye Cumhuriyet'ini ilelebet yaşatacak olan geleceğin bilinçli cumhurbaşkanlarını, başbakanlarını,
TBMM başkanlarını, Genelkurmay başkanlarını, bakanlarını, valilerini, kaymakamlarını, belediye başkanlarını ve muhtarlarını Yetiştirme sorumluluğunu üstlendi.
Bilinç Üniversitesi, yıllardır devam eden ve uzun sürede Oluşan birikimden yola çıkarak,
yeni bir proje daha başlattı.
Yeni Proje uygulamasından bir örnek:
"Trafik Canavarı" na savaş açan
"Habitat Turgutreis Öğrenci Kozası"
Kolaylaştırıcısı
Mehmet Can
Resimlerde, "Bilinç Üniversitesi Kurucusu" Galip BARAN ve Trafik
Canavarı "na savaş açan" HABİTAT Turgutreis Öğrenci Kozası "Kolaylaştırıcısı Mehmet Can; Birlikte" eğitim ve uygulama "çalışması yaparken görülüyorlar ... (Turgutreis, 13 Mart 2010)
Gönderen
"BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ"
TÜRKİYE

10 Mart 2010 Çarşamba

Bilinç Üniversitesi'nden
İSMET SEYHAN sorar...
EGEMENLİK KİMİN?…
Kurucu Rektör
Galip Baran cevap verir:
Bu ülkede egemenlik (kayıtsız, şartsız) milletindir.
Öyle yazar yüce (!) meclis genel kurul salonunun yüksekçe bir yerinde.
Millet Vekilleri’leri (!), daha doğrusu ve açıkçası "parlamenterler", meclisin açıldığı gün tek tek yemin ederler.
Kendilerini seçen (?) millet (!) için çalışacaklarına!.. Atatürk de, zaten “Çalışmanın en yücesi ulus için olanıudır” demiştir ya!.
Oysa egemenlik ne o milletin, ve ne de (sözde) o milletin (!) seçtiği, miktarı 550 olan MV’lerinindir.
Egemenlik Turgutreis Yat Limanını, Çevre Yasası’nı hiçe sayarak, ÇED Raporunu yok sayarak inşa eden ve kamusal alana tecavüz ederek, Trafik Yasası’nı hiçe sayarak, yayaların güvenliğini yok sayarak işleten, eski Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği Doğuş Grubu Başkanı Ferit Şahenk gibi para babalarınındır.
Bilesin istedim ey yüce milletim…
Galip BARAN
Ferit Şahenk gibilerle savaşan Yasa bağımlısı

6 Mart 2010 Cumartesi

Melahat YILMAZ
ANTAKYA
Sayın Melahat YILMAZ,
Örneği aşağıda görülen ve www.turkcelil.com sitesinde yayınlanan “Açık Mektub” unuzda beni övmüşsünüz. Övgünüze layık olduğumu görmeniz en büyük dileğimdir. O mektup için size teşekkür etmek ve bilgi vermek konusunda geç kaldığım için affınıza sığınarak, şu kısa cevabı verme gereğini duydum:
O mektupta;
“Diyanet İşleri Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı O' nu dinlemeli ve O'na kulak vermeli. Zira Galip BARAN aynı zamanda çok haklıdır. Devlet onun dediklerini yapsa, milletin hali ve pür melali böyle olmaz. Dilerim bu mektup ve çalışmaları okunur. Örnek alınır.” demişsiniz.
Örnek alan oldu mu bilemem ama, beni ne Diyanet İşleri Başkanı, ne Başbakan, ne de Cumhurbaşkanı dinledi.
O büyük(!) adamlar şöyle dursun, Turgutreis Belediye Başkanları da dinlemedi, beni. Önceki Başkan A. Server Yazgan çalışmalarımı “ıvır zıvır işler “ olarak tanımladı. Şimdiki Mehmet Dinçberk ise, Manisa’ya gidip tedavi olmamı önerdi…
Sevgili Yılmaz, vaziyet özetle böyle…
E- Posta adresinizi bilsem daha sık bilgi vermek isterim. Sizi bulacağımı bilsem, Antakya’ya gelirim…
Sevgi saygı ve selamlarımla. (Bodrum, Turgutreis: 06.03.2010)
Galip BARAN
***
BİR AÇIK MEKTUP
Sayın GALİP BARAN Türkiye’de ÇILGIN TÜRK olarak tanınır. O’nu aslında çok geniş bir kitle tanır. Bir zamanlar Anadolu gazetelerinin birinde ona MİLLİ KAHRAMAN denildiğini okumuş ve hala özenle sakladığım makalenin yazarına yürekten hak vermiştim. Doğrudur. Galip BARAN bir çılgın Türk değil; Gerçekte Milli bir kahramandır. Böyle anılmaya layık olduğunu şu okuduğunuz açık mektup net olarak ortaya koymaktadır. Kendisini yürekten kutluyorum. O gerçek bir Türk. Ne dediğini ve milletin aslında neye ihtiyaç duyduğunu çok iyi biliyor. Bu bilinçle ve inançla mücadele veriyor.
Gerçekten de Diyanet İşleri Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı onu dinlemeli ve ona kulak vermeli. Zira Galip BARAN aynı zamanda çok haklıdır. Devlet onun dediklerini yapsa, milletin hali ve pür melali böyle olmaz. Dilerim bu mektup ve çalışmaları okunur. Örnek alınır. Sayın BARAN’ın yazılarını bu sitede (*) görmek beni çok sevindirdi. Teşekkür ederim. Saygılarımla.

Melahat YILMAZ; Antakya-HATAY
(*) : <>