19 Ocak 2008 Cumartesi


ÇOCUKLARIMIZ,
TOPLUMSAL
SORUMLULUK
BİLİNCİMİZ
VE BİZ

Galip BARAN
BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
(31 Ocak 1997 / Pusula- Bodrum)
EVET, ÇOCUKLARA GÜVENELİM AMA…Değerli hukukçu M. Emin Değer, “evet çocuklar biz kirlettik“ başlıklı yazısında, (25 Ocak 1997/ Cumhuriyet) ATV’nin Siyaset Meydanı programında konuşan çocukları dinlerken karamsar duygulardan sıyrıldığını ve geleceğe güven duygusu kazandığını ifade etti.Çocukların, o programda, “Atatürk bu ülkeyi sizlere temiz olarak teslim etti, siz kirlettiniz, biz temizleyeceğiz” diyerek büyüklere gösterdikleri tepkiyi onaylamamak, yüzümüze haykırdıkları bu suçu reddetmek mümkün değil. Şu var ki, ben, çocukların bu tepkisini “ışık” olarak algıladığını ifade eden sayın Değer’in iyimserliğini paylaşmakta zorluk çekiyorum. Kaygım, onlara güvensizlikten değil, büyükler olarak sorumsuz davranışlarımızı sürdüreceğimizden, onları kendimize benzeteceğimizden kaynaklanıyor. Bu tür tepkilerini, bir yandan ”alkışlarken“, diğer yandan, “yaktıkları ışığı” söndüreceğimizden korkuyorum.Sayın Değer, yazısını, “Atatürk’ün gençliğe neden güvendiğini düşünelim, nerede yanlış yaptığımızı sorgulayalım” diyerek bitiriyor. Ben, suçumuzu, eğitimin ailede başlayıp okulda devam eden, ancak, yaşamda (okul dışında) tamamlanması gereken bir kavram olduğu gerçeğini gözardı etmiş oluşumuzda; çocuklara, “iyi”, “güzel” ve “doğru” davranışlarla örnek olamayışımızda, görüyorum. 17-21 Ekim 1996 günleri gerçekleştirilen Bodrum HABİTAT Konferansı’nda, “Gençler Kozası”nı oluşturan çocuklarımızın tepkilerini hayranlıkla dinlemiş, yüzümüz kızararak, doğrusu biraz da abartarak alkışlamıştık onları. Takdirde abartıya varışımız, buna gerek duyuşumuz, ülke olarak içinde bulunduğumuz sorunlar yumağının yol açtığı umutsuzluktan, bir “umut arayışı” içinde oluşumuzdan kaynaklanıyordu.Cumhuriyet’ten bu yana dört-beş kuşak geçti. Biz, elli yaşın üstündekiler, bu kuşakların en kıdemlisiyiz. Ve bizler, ülkenin geleceği emanet edilen çocuklar, bugünün çocuklarından “medet” umuyoruz… Önlerinde neyin “iyi”, neyin “güzel”, neyin “doğru” olduğunu gösterenler yoksa; alabilecekleri örnek kendilerini alkışlamakla yetinen bir büyükler topluluğu ise, çocuklarımız da, büyüdüklerinde, neden kendi çocuklarını alkışlamakla yetinmesin, tarih tekerrür etmesin ?Nitekim:* Bodrum HABİTAT Konferansı’nda, çocuklarımız da “Yaşanabilir bir Bodrum için” projeler üretmiş, bu projeleri yaşama geçirmek için “TAAHHÜT’de bulunmuş, bu konuda büyüklerden aşağı kalmayacaklarını ortaya koymuşlardı.* Habitat Konferansı’yla eşzamanlı olarak, bireye, “HABİTAT’ça bir çözüm” arayışı içinde, “trafikte doğru davranış alışkanlığı kazandırma”yı öngören bir kampanya başlattım.* Yayaların, kavşaklarda, kırmızı ışık kuralını çiğnemeleri sorununu dikkate alarak, “Kırmızıda Duralım, Kurallara Uyalım” sloganıyla başlattığım bu “okul dışı eğitim” çalışmasında, çocuklarımızın da, o kuralı çiğneme konusunda büyüklerden aşağı kalmadıklarını gördüm.Buradan, okulda “trafik dersi” gören çocukların, bu derse karşın, büyüklerin, sokakta (okul dışında) verdikleri dersi (!) öğrendiklerini, sokaktaki (okul dışındaki) eğitimin “belirleyici” olduğunu söylemek istiyorum. Sayın Değer, nerede yanlış yaptığımız konusunda kendimizi sorgulamamızı önermişti. Ben, çocuklarımıza güvenmekle yetinmememizi, onlara “iyi”, “güzel” ve “doğru” davranışlarımızla örnek olmamızı öneriyorum.Hem de hiç gecikmeden.Galip BARAN BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı------------NOT: Yukarıdaki yazının Bodrum-Pusula gazetesinde yayınlanışından bu yana 10 yıl geçti. Bodrum’da, bireye “trafikte doğru davranış alışkanlığı” kazandırmak amacıyla başlattığımız “okul dışı eğitim” çalışması ülkenin değişik yerlerinde kararlılıkla devam ediyor. Büyüklerin ve çocukların yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını çiğneme alışkanlığı da öyle…Aşağıda görülen, yerel basının dikkate almasını sağlayamadığım nedenle ilgililere, (Bodrum Milli Eğitim Müdürü ve Kaymakamına) elden iletmek zorunda kaldığım yazı; büyüklerin, yukarıda sözü edilen sorundan, “toplumsal sorumluluk bilinci” olarak tanımladığımız kavramdan, bihaber olduklarının bir başka belgesidir/ kanıtıdır.----------------------16 Şubat 2002HEY SEN! TURGAY KILAVUZ, SEN!Duydum ki sen, Garajaltı Kavşağında kırmızıda geçermişsin! Duranlara da gülermişsin! Üstelik sen, hem İlçe Milli Eğitim Müdürü, hem de İlçe Trafik Komisyonu Üyesiymişsin!Bilir misin ki, ben, “demokrasi dershanesi” olarak tanımladığımız o kavşakta kırmızıda geçen beyefendilere:*“Beyefendi! Bu ışık zaten insanlar için konmuştur!” ve hanımefendilere:*“Hanımefendi! Sen şu anda -kırmızıda geçme özgürlüğü-nü kullandın; bu bana “çantanı kapıp kaçma özgürlüğü” tanımaktır! demekteyim….Şaka, şaka, Sayın Kılavuz, şaka!Biliyorsun, hepimiz; “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının gereğini yerine getirmekle, bir diğerimize, “trafikte doğru davranış alışkanlığı kazandırmak”la, birbirimizi okul dışında da eğitmekle yükümlüyüz. Eğitimin bu türü, eğitim biliminde, sanırım, “yaygın eğitim” olarak tanımlanıyor.“Yaygın eğitim” herkesin bir diğerini eğitmesini öngörüyor… Eğitimin “yaygın”ını hafife aldığımız, senin, benim sorumlu olduğumuz bu görevi ciddiye almadığımız için çekmekteyiz, ulus olarak tüm çileleri. Şairin dediği gibi “eğitimin yaygını ırgalamıyor kimseleri”.Biliyorsun, senin (maaşlı) kamu görevlisi Turgay Kılavuz olarak sorumlu olduğun işin aslı eğitim değil öğretimdir. Oysa eğitim, senin de (maaşsız) vatandaş Turgay Kılavuz olarak sorumlu olduğun iştir. Dilersen. “Vatandaş olarak sorumlu olduğun iş”i sen de üstlenebilir, “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının gereğini yerine getirebilirsin. Bu işi kaymakam dâhil herkes, vatandaş kimliğiyle üstlenebilir, becerebilir.Aklın yatarsa, yapman gereken tek şey: Kırmızı ışıkta koyun gibi geçenlere, olanca kibarlığınla, “hanımefendi” ya da “beyefendi” diye seslenerek kırmızı ışığı elinle göstermektir.Göreceksin bu görev “maaşlısı”ndan daha da keyiflidir. Neden dersen, bu görevde kendi kendinin amirisin, patronusun da ondan…Gülenler olabilir. Ama aldırma… Otomobilinin patlayan lastiğinin yerine stepneyi taktıktan sonra bijonlar için çaresiz bakınan “akıllı”ya, karşıdaki tımarhane penceresinden durumu izleyen ve “diğer lastiklerden sökeceğin birer bijonu kullan” diye seslenen “deli”nin verdiği “aklı” düşün. Ya da, Charlie Chaplin’in, Albert Einstein’e: “Seni anlamadıkları, beni ise anladıklarını sandıkları için güldüler” dediğini hatırla.Galip BARANBodrum HABİTAT Emekliler, Trafik ve Yurttaşlar Kozaları Kolaylaştırıcısı

TOPLUMUN ÖNDE GELEN SORUNU BANANECİLİK


TOPLUMUN
ÖNDE GELEN SORUNU
BANANECİLİK

Galip BARAN
HABİTAT Yasa Bağımlıları Kozası Kolaylaştırıcısı
BANANECİLİK. BENCİLLİK VE DEVLETİ DENETLEME SORUMLULUĞUMUZ
(Cumhuriyet; 23 Mart 1999)17-21 Mart 1999 tarihinde gerçekleştirilen Bodrum HABİTAT Konferansında oluşturulan HABİTAT Trafik Kozası Kolaylaştırıcısı Galip Baran trafik kazalarında “insan kusuru”nu en aza çekme düşüncesinden hareketle başlattığı “okul dışı eğitim” çalışmalarını sürdürüyor…Trafik Kozası Kolaylaştırıcısı Galip Baran, uygun şekilde üzerine gidildiğinde, toplumun önde gelen problemlerinden birisi olan, “bananecilik” sorununun üstesinden kolaylıkla gelinebileceğini söyledi. Baran; Bodrum’da, “trafik kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım” çağrısından esinlenilerek başlatılan bu tür “okul dışı eğitim” çalışmalarının amacını: “kentsel ve kırsal çevreyi ve doğayı tarihsel yapısıyla koruyacak; çarpık yapılaşmayı, tüketim savurganlığını ve her türlü yanlış iş, davranış ve haksızlığı önleyecek, eşdeyişle, toplu yaşamanın kurallarının tümüne uyma, uymayanları uyarma sorumluluğunu üstlenecek ‘yurttaş’ı üretmek” olarak açıkladı. Ve ekledi: “Askerlik, vergi, oy gibi zorunlu görevler yerine getirilerek kazanılan vatandaşlığa karşın yurttaşlığı, bunların dışında, fazladan bazı sorumluklar üstlenilerek edinilebilen bir statü olarak düşünüyorum. HABİTAT diliyle söyleyecek olursam; devleti ‘yapabilir’ kılacak projeleri yaşama geçirmek, bir başka deyişle, toplumsal sorunları, yakınma, eleştirme ve protesto etmenin ötesinde bir anlayışla, elimi taşın altına koyarak çözmek için çalışıyorum.” Bodrum’dan sonra Ankara ve İstanbul’da başlattıkları bu uygulamayı yaygınlaştırma konusunda zorluklarla karşılaştıklarını kaydeden Baran, insanların bu tür “okul dışı eğitim” çalışmalarında yer almaktan bazı kaygılar nedeniyle kaçındıklarını ifade etti. Baran, bu kaygıların aşılabilmesi için bu tür etkinliklerde aktif olarak yer almanın önemine dikkat çekti… * * *ANLAYANA SAZ…Bugün 23 Aralık 2007. Yukarıda sözü edilen çalışmada “değişen bişey yok”. “Okul dışı eğitim” çalışmalarına hala itibar eden yok. Bananecilik, eşdeyişle, “bencillik” BERDEVAM. Moda deyişle, YOLA DEVAM…Dünya değişiyor, “küresel ısınma” çilekeş gezegeni yaşanamazlaştırıyor. Ağır bir bedel ödeniyor, ama insanoğlu değişmemekte direniyor… Bizler, “nefs”e isyan etmeyi, “nefs”i denetlemeyi öğrenmiş birkaç kişi, insanlara: “sorunun bencillik, çözümün sencilik” olduğunu söylüyoruz, aynı geminin yolcuları olduğumuzu anlatmağa çalışıyoruz. “Hadi siz de tutun bu işin ucundan” dediğimizde, “doğru söylüyorsunuz” diyorlar, ama “kişisel çıkar” elvermediği için, “işim çok, vaktim yok” mazeretine sığınıyorlar, ipe un seriyorlar. “Nefs’e isyan” etmek zor geliyor onlara. Öyle ki, bazılarımız, bu nedenle, “herkese zor gelen işler uzmanı” olduk.Yukarıda “devleti yapabilir kılma” kavramından/ilkesinden söz ettim. Öncelikli hedefi “yaşanabilirlik” olan İstanbul HABİTAT Konferansında bu hedefe ulaşmanın araçlarından birisi olan bu kavram; STK’ların taahhütlerini yerine getirebilmeleri bağlamında devletin üstüne düşen sorumluluğu ifade etmek için geliştirilmişti. Devlet STK’ları “yapabilir” kılacaktı. Tam tersi oldu. Bizler, yani STK’lar devleti “yapabilir” kılmak için çalıştık. Devletin kurumları, STK’ları “yapabilemez” kılmak için elden geleni yaptılar: * İstanbul Taksim Meydanı yaya geçitlerinde “Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısının uygulamasını yapıyordum. Halen Ankara Emniyet Müdürü olan, o günlerde İstanbul’da Emniyet Müdür yardımcısı olarak görev yapan, Ercüment Yılmaz beni gözaltına aldırdı. ( Kırmızı Işık Eylemcisine Gözaltı/ 22. 04. 1998/ Milliyet )Aslında, kendisinin doğrudan sorumlu olduğu trafik sorunun çözümüne katkıda bulunmak, böylece onu yapabilir kılmak için çalışan Galip Baran’ı gözaltına aldıran, Ercüment Yılmaz’a teşekkür etsem yeridir. O bu tür zorluklar çıkarmasaydı, beni engellemeye kalkmasaydı, böylesine bilinçlenemezdim. “Herkese zor gelen işler uzmanı” olamazdım….* 2004 yılı yerel seçimlerinde Turgutreis’te yaşayanların Turgutreis’e sahip çıkmalarını sağlama taahhüdünde bulunduğu halde, aynı amaçla çalışan Turgutreis Gönüllüleri Platformu yerine, Doğuş Holding”e sahip çıkan, ağırlığını Doğuş Holding’den yana koyan, bilinçlenmemde başrolü oynayanlardan birisi olan, Turgutreis Belediye Başkanı A. Server Yazgan’a da teşekkür etmem gerekiyor…* * *DEVLETİ DENETLEME SORUMLULUĞUMUZ..Sıra, İstanbul ve Bodrum HABİTAT Konferanslarında öğrendiğimiz “Yönetişim” kavramına geldi. “Yönetişim” kavramı; devlet ile STK’ların, işbirliği yapmalarını sağlamak amacıyla geliştirilmiş olan bir başka ilkeyi, “çözümde ortaklığı” yaşama geçirmek için düşünülmüştü… Tavandakilere, devleti yönetenlere, “köşk”te oturanlara yukarıdaki açıklamalardan çıkarmaları gereken bazı dersler olduğunu hatırlatalım, bu arada. Bu derste; “köşk”te oturanlara, ben ve benim gibilerin neden yalnız kaldıklarının, neden çoğalamadıklarının, devletin neden sahipsiz kaldığının nedenlerini anlatmağa çalıştım… “Devleti denetleme sorumluluğu”mun gereğini yerine getirdim…ANLAYANA SAZ…Galip BARAN HABİTAT Yasa Bağımlıları Kozası Kolaylaştırıcısı
KARAKAÇAN - NAME …

Galip BARAN -Galip BARAN HABİTAT Değişim Bağımlıları Kozası Kolaylaştırıcısı(Şoför ve Trafik Dergisi/ 28. 02. 1998/ Sayı: 539)Ey İnsanoğlu! Ben bir zamanlar senin en gözde ulaşım aracındım. “Daha hızlısı”nı istedin, otomobili icat ettin.Ettin ama, pek de iyi kullanamıyorsun onu. Neden dersen, bir aracın “ustaca” kullanılışıyla “güvenli” kullanılışı arasındaki farkı bilmiyorsun, sen.Beni sürerken kaza yapmıyordun, yapamıyordun. Sen “deh” desen bile ben fren yapıyor, duruyordum. Örneğin, yoldaki kaplumbağayı ezmene engel oluyordum. Ben bir “dört-ayaklı”yım ama güvenli bir araçtım. Üstelik, yakıtım yurt dışından gelmiyordu. Seni “enflasyon canavarı”na ezdirmemeye çalışırken kendim “Karpuz kabuğu”yla idare ediyordum. Övünmek gibi olmasın, ben “sencil bir varlık”ım. Başka türlü davranamam.Yerinde olsam, ülkeyi karayoluna mahkûm eden, kan gölüne çeviren otomobili icat eden zihniyete ve o zihniyetin sebep olduğu “trafik terörü”ne “DUR” derdim…Sen, icat ettiğin o yaratığa “oto-mobil diyorsun. Oysa; o, ne “oto”dur ne de “mobil”, kendiliğinden ne hareket edebilir ne de durabilir. Birlikte canavarlaşan “iki yaratık” olduğunuzu söylersem, kızma sakın. Hayıııııır! kıskanmıyorum. Neden kıskanayım, senin icadından daha “oto-mobil”im, daha da akıllıyım. Dedim ya, kaplumbağayı ezdirmiyordum… Şimdi, “gel!”, yol açtığı mal kaybını göz ardı etsek bile, her evden bir can alan ya da birini sakat bırakan şu “akılsız yaratık”dan “vaz-geç!”, desem… Geçmezsin!, geçemezsin!, sadece akılsız değil, aynı zamanda “bencil bir varlık”sın sen!.Öyle bencilsin ki, kırmızı ışıkta, direksiyonda iken dursan bile yaya iken geçiyorsun. Yaşamını kolaylaştırılmak için konulan kuralları çiğniyorsun. Yasa bilgini bilemem ama “Yasa bilinci”n yok senin. Direksiyonda iken, kendi türünden canlılara bile hayat hakkı tanımıyorsun. Bir de “insan hakları”ndan ve demokrasiden söz ediyorsun. İşte buna neremle ya da nasıl güleceğimi bilemiyorum…Akıllı olduğunu sanıyorsun, ama direksiyonda iken kaplumbağayı eziyorsun. Benimle yapmıyordun, yapamıyordun ben izin vermiyordum. Görüyorsun, “benim kadar olamıyorsun”… Ey insanoğlu!Ben sana o “akılsız yaratık”ı sürerken, direksiyonda iken, sencilce davranmanı öneriyorum…Hem, ben “sencilce davranma”yı öğrenebildiğime göre, sen haydi, haydi öğrenirsin. DeğişebilirsinSen değişip, sencilleştiğinde, ben de tarlaya döner, çubuğumu yakar, keyfime bakarım…. Hadi hadi, BENCİLLİK etme! KİBİRLENME! Değiş! KİBİR şeytana yakışan bir özelliktir.KARAKAÇANNam-ı diğer Galip BARANBugün 20 Aralık 2007. Yukarıdaki yazının Şöför ve Trafik Dergisi’nde ilk yayınlanışından bu yana on yıla yakın bir zaman geçti. Ama “bencil varlık” değişmedi. Oysa; bakın, değişim konusunda dinimiz ne diyor. ( Diyanet Takvimi/ 19 Eylül 2004 )BİR AYET BİR YORUMBir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez…” (Ra’d,11)İnsan toplumlarının-canlı organizma gibi sürekli değişim içinde olduğu peşinen kabul edilen gerçeklerdendir. Bu değişim sadece insanla sınırlı değildir. Kozmik alemin hayat kaynağı “her an yeni bir tasarrufta” (Rahman, 29) olduğundan, yarattığı varlıkları da özel bir harekete ve daimi bir değişime tabi tutmuştur.Bir toplumda değişim müspet ve menfi olmak üzere iki yönlü olur. Müspet değişimde toplum yeni, güzel ve faydalı ilerlemelerin kapısını aralar. Menfi değişimde ise başka kültürlerin yaşayış tarzını benimser ve öz değerlerine yabancılaşır. Kendi benliğini dışlayarak başka kültürlerin değerlerine sarılır. Hz.Peygamber’in; “bir topluluğa benzemeye çalışan, benzemeye çalıştığı toplumdandır.” ( Keşfu’ul Hafa, II/312,h.no: 2436) sözü, bu iki yöne işaret etmektedir.Allah’ın bir toplumu değiştirmesi, ancak insanların değişimi istemelerinden kaynaklanır. Güven ve emniyetin kalmadığı, dolandırıcılığın, rüşvetin, yalanın, zulmün hakim olduğu bir toplum elbette yıkılmaya ve çökmeye mahkümdur. Allah’ın koymuş olduğu ilahi düzen bunu gerektirir. Yoksa Allah, bir toplumu hak etmedikleri halde helak etmez. (F.Razi,XIX/22) Bir başka ifadeyle, bir toplumun “helak”ini sebeplere bağlamıştır ve o sebepleri de insanlar kendileri oluştururlar. (Elmalılı, K.Dili, IV/2419)Dinimiz, müspet yöndeki her türlü gelişme ve ilerlemeyi teşvik ederek dinamik bir toplum oluşturmamızı emretmiştir. Tutuculuğu, bağnazlığı ve gayr-ı müslim ulusların örf ve adetlerini körü körüne taklit etmeyi de şiddetle yasaklamıştır…Galip BARAN HABİTAT Değişim Bağımlıları Kozası Kolaylaştırıcısı

TRAFİK PROJESİ ve PROTOKOL


TRAFİK PROJESİ
ve
PROTOKOL

Galip BARAN TRAFİK SORUNUNU HALKIN İŞBİRLİĞİNDE ÇÖZME VE DEMOKRASİYİ TABANA YAYMA PROJESİ (KÜRESEL ISINMAYA “DUR!” DEMEDE BİR İLK ADIM) ÖN BİLGİ: 1989 yılında çevreyi koruma, 1993 yılında tüketim savurganlığına son verme, 1996 yılında trafik kazalarında “insan kusuru”nu en aza çekme gibi amaçlarla başlattığımız çalışmalar; zamanla, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlakı, imar ve “her şeyi devletten bekleme” v.b. sorunları önlemeyi hedef alan projelere dönüştü.“Okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız bu çalışmaların, ileri bir aşamasında; (a) Yeni bir bilinç anlayışı geliştirmiş olduğumuzu, (b) Başta sayılan alanların tümünde bilinçlendiğimizi. (c) Yetişkinlerin farkında olmadıkları, olsalar bile umursamadıkları, “toplumsal sorumluluk bilinci”mizin, ileri düzeyde geliştiğini fark ettik. (d) Hepsinden önemlisi, bu süreçte, “yasa bilinci” olarak tanımladığımız bir kavram daha geliştirdik. Bu sonucu “yasa” kavramlarını herkesten daha fazla ciddiye almış oluşumuza borçluyuz. Bu arada, “trafik bilinci”ni, Trafik Yasası’nın kurallarının tümüne aynı özen ve duyarlıkla uyulmasını ve uymayanların uyarılmasını, “yasa bilinci”nin ise, yasaların tümüne aynı özen ve duyarlıkla uyulmasını ve uymayanların uyarılmasını öngören kavramlar olarak tanımlamayı uygun gördük.Sözü edilen çalışmalar; diğer taraftan, “küresel ısınma” dahil, yaşanmakta olan sorunların tümünün insanın “nefs tutsağı”, diğer deyişle, “bencil bir varlık” oluşundan kaynaklandığının farkına varmamızı sağladı. “Bencillik Canavarı” olarak da tanımladığımız O varlıkla, iletiştik. O’nu (içimizdeki canavarı) terbiye ve eğitme sürecini başlattık. Başta sözü edilen, yaşam biçimimizde “devrim” olarak nitelenebilecek değişikliklere yol açan, bizleri “sencil varlıklar”a dönüştüren, “okul dışı eğitim” çalışmalarını, “sencileştirici eğitim” olarak tanımlayabileceğimizi düşündük Bu eğitim, eşzamanlı olarak; “kendimizi tanıma” mızın önündeki engelleri aşmamızı kolaylaştırdı; başkalarının göremediği şeyleri görme, düşünemedikleri şeyleri düşünme, yapamadıkları işleri yapma bilgi ve becerisi kazandırdı…Aşağıda görülen, trafik sorunuyla ilgili çalışmada geliştirdiğimiz projenin, 2004 yılında TBMM ve M E B işbirliğinde başlatılmış olan “Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri” Projesiyle bütünleştirilebileceğini düşünüyoruz. Ortak bir STK (sivil toplum kuruluşu) – devlet işbirliği çalışması olarak uygulanabilecek bu projede ile, ilk ve orta öğretim okulları öğrencilerinin yer almalarının, onlara “ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli Cumhuriyet Muhafızı olarak yetişmeleri yanında “kişilik” ve “özgüven” kazandıracağına inanıyoruz. Bu projenin ülke genelinde uygulanması süreci başlatıldığında; ulus olarak, “küresel ısınma”yı önlemenin etkili bir unsuru olacağımıza; yukarıda sözü edilen çalışmalarda geliştirdiğimiz “bilinç anlayışı” nın globalleşmesi sürecini başlatmış olacağımıza, Atatürk’ün “yurtta sulh, dünyada sulh” düşünün gerçekleşeceğine, bir başka deyişle, sadece Türklerin değil dünyalıların da “tek yürek” olmasını kolaylaştıracağına inanıyoruz. Bu denli büyük bir gelecek vaad eden proje, yıllar önce, ilk ve orta öğretim okulları müfredat programlarına “uygulama dersi” olarak konulması önerisiyle M. E. Bakanlığına sunulmuşsa da, T. T. Kurulu Komisyonlarında ciddiye alınmayı beklemektedir… PROJE Sloganı:“sorun bencillik; çözüm sencilik” ya da, “hepimiz birimiz; birimiz hepimiz için”Amaç:İlk ve orta öğretim okulları öğrencilerini “ÖN BİLGİ” de dile getirilen özelliklerle donatmayı öngören bir çalışma başlatmak. Uygulama yeri:Yayalarla ilgili trafik ışık ve işaretleriyle donatılmış kavşaklar.İnsan kaynağı:MEB özel sürücü kursu adayları, trafik sorunuyla ilgili STK’lar ve duyarlı bireyler de, ilk ve orta öğretim okulları öğrencileri için hazırlanmış olan bu projenin uygulamasında yer alabilirler. Devletin trafikten sorumlu kuruluşlarının ciddiye alıp işbirliği yapmaları durumunda amacına ulaşacak bu projenin uygulamasında yer alan katılımcılar ”Trafik Gözcüsü” olarak tanımlanırlar. Örnek kural:Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralı bu proje için “örnek kural” seçilmiştir. Yayalarla ilgili bir kuralın “örnek kural” seçilmesi; “trafik bilinci”ne sahip olanın Trafik Yasası’nın kurallarının tümüne aynı duyarlık ve özenle uymayı ve uymayanları uyarmayı bir alışkanlık haline getireceği öngörümüzden ve uygulamada bu öngörünün gerçekleştiğini gözlemlemiş oluşumuzdan kaynaklanmıştır.Uygulama:Trafik Gözcüleri, kırmızı ışıkta geçeni “sosyal yaptırım” olarak bilinen yöntemle uyarırlar. Gözcüler, ayrıca, uyardıkları yayalara, kendilerinin de başka yayaları aynı yöntemle uyarmalarını önerirler. Böylece “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” çağrısına işlerlik kazandırılmasına katkıda bulunurlar.Sosyal Yaptırım:Kırmızı ışıkta geçeni, anında, yüzüne karşı mahçup olmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmayı öngören bir uygulama olup “ÖN BİLGİ”de sayılan alanlarda kural çiğneyenlerin de aynı yöntemle uyarıldıklarında mahcup oldukları, bazılarının özür de diledikleri görüldü. Sözü edilen yöntemin YAPTIRIM etkisi gördüğü anlaşıldı. Uygulama süresi:Toplumun Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralına uyma alışkanlığı görülür şekilde arttığında, yasanın öngördüğü cezanın uygulanması süreci başlatılabilir. Projenin, uygulanabilirliğini ve etkinliğini saptamak için, başlangıçta, Polis kolejleri, Akademileri ve Jandarma Ast Subay Okulları öğrencileri ve özellikle de, M.E.B. Özel Sürücü Kursları öğretmen ve öğrencilerinin yer alacakları bir “deneme uygulaması” yapılabilir. Galip BARANHABİTAT Yurttaşlar Kozası Kolaylaştırıcısı EKİ: “Uygulama Protokolü” -------TRAFİK SORUNUNU HALKIN İŞBİRLİĞİNDE ÇÖZME VE DEMOKRASİYİ TABANA YAYMA PROJESİ UYGULAMA PROTOKOLU (MUĞLA ÖRNEĞİ) 26.11.2007 AMACI: "Trafik sorununu halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma Projesi"nin uygulamasını düzenlemek.ORTAKLAR VE YÜKÜMLÜLÜKLER:HABİTAT Bilinç Kozası:Projeyi, diğer ortakların verecekleri destek çerçevesinde yürütür. Muğla Valiliği: Devletin trafik hizmetinden sorumlu kuruluşlarının bu projeye, verecekleri desteğin en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlar. Muğla Belediyesi: Projenin uygulanacağı kavşak ya da kavşakların eksiklerini giderir, çalışmayla ilgili pankart, yazı ve benzeri tanıtım araçlarının kentin belli yerlerinde sergilenmesini sağlar. Emniyet Müdürlüğü: Emniyet Müdürlüğünün vereceği destek, uygulamada yer alacak birimle birlikte hazırlanacak (protokola eklenecek) bir programla belirlenir.Milli Eğitim Müdürlüğü: Milli Eğitim Müdürlüğünün vereceği destek, bu çalışmada yer alacak okulların rehber öğretmenleriyle birlikte hazırlanacak (protokola eklenecek) bir programla belirlenir. (PROGRAM önerisi eklidir) Müftülük: Müftülüğün, bu çalışmanın öneminin topluma anlatılması, ilgili çağrı ve duyuruların ibadet yerlerine asılması gibi konularda yardımcı olması beklenmektedir. Şoförler ve Otomobilciler Odası: Oda'nın, bu çalışmanın amacını, Oda üyelerine ve Federasyona duyurması ve çalışmayla ilgili çağrı ve duyuruların üyelerin araçlarına asılması gibi konularda yardımcı olması beklenmektedir. Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve kişiler: Trafik sorunuyla ilgilenen kuruluş ya da kişilerin bu projeye destek olmaları beklenmektedir. ORTAKLAR İLGİLİ ADLARI İMZALARIHABİTAT Bilinç Kozası … : ---------------- : ----------------Muğla Valiliğ i:---------------- :---------------- : ---------------- Muğla Belediyesi : ----------------:---------------- : ---------------- Emniyet Müdürlüğü ----------------:---------------- : ---------------- Milli Eğitim Müdürlüğü--------------- ---------------- : ---------------- Müftülük---------------- : ----------------. : ---------------- Şoförler ve Otomobilciler Odası---------------- : ----------------STK'lar ve bireyler---------------- : ---------------- OKULLAR İÇİN PROGRAM (ÖNERİ)B. OKUL İÇİ ETKİNLİKLER:(a) İLK ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ*Kavşaklarda yapılan çalışmayı izlerler. Gözlemlerini sözlü ve yazılı olarak ifade etmeleri ve okullarda/sınıflarda düzenleyecekleri trafik köşesi panolarına asmaları istenebilir. *Rehber öğretmenler yardımıyla oyunlar hazırlayıp, sahneye koyabilirler. (b) ORTA ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ *Uygulamasında yer alacakları projeyi okulda tartışmaları ve geliştirilmesi için öneride bulunmaları istenebilir. Trafik örneğinden yola çıkarak diğer sorunlarla ilgili olarak kendi projelerini hazırlamaları önerilebilir. *Aynı şekilde, oyunlar hazırlayıp, sahneye koyabilirler. A. OKUL DIŞI ETKİNLİKLER (a) İLK ÖĞRETİMBu öğrencilerin, orta öğretim okulları öğrencilerinin yer alacakları uygulamaları, rehber öğretmenlerin gözetiminde izlemeleri sağlanabilir. (b) ORTA ÖĞRETİMBu öğrencilerin, (1) Gereken önlemlerinin alındığı kavşaklarda gerçekleştirilecek uygulamalara rehber öğretmenler eşliği ve gözetiminde katılmaları sağlanabilir. (2) Uygulamayı izleyen halkla iletişim kurmaları ve anket yapmaları istenebilir. Galip BARAN





DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NA


ALTIN SORU…

Galip BARAN - BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları KolaylaştırıcısıProf. Dr. Ali Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanı 17.12.2007Sayın Ali Bardakoğlu,Size, haddim olmayarak, hoşgörünüze sığınarak “hac ibadeti” ile ilgili olarak aşağıdaki soruları yöneltiyorum:T.C. Devleti, ekonomik bağımsızlığına gölge düşüren, “emir kulu” olmasına yol çan dış borç yükü / boyunduruğu altında kıvranırken, neden olduğu ekonomik kriz yüzünden toplumsal yaşamı altüst olmuşken, din kardeşlerimizin “hac farizası”nı yerine getirmeleri uygun mudur? Devlet, ülke, toplum bu şartlar altında adeta bir “yaşam savaşı” verirken hacca gitmek, deyim yerindeyse, “önce hac” demek “bencillik” sayılmaz mı??Her yıl yaklaşık 100 bin din kardeşimizin, “hac görevi”ni yerine getirmek için ödediği 3-4-5 bin EURO‘yu, bu yıl “Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak” için bağışladığını düşündüğümde bi-hoş oluyorum. Türkiye Cumhuriyeti’ni “İMF Boyunduruğu”ndan kurtarmak amacıyla “gönüllü vergi” vermek için yıllardır çırpınan bir insan olarak ne kadar mutlu olabileceğimi takdirinize bırakıyorum… Böylesi bir davranışın; Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmanın ötesine sonuçlar doğuracağına; “tek yumruk”, “tek yürek”, “75 milyonluk dev bir aile” olmamızı sağlayacağına; yüreklerimize “birlik-beraberlik tohumları” atacağına; tüm varlığımla inanıyorum. Bu konudaki bir girişimin, başarılı bir “hareket”e dönüşmesi durumunda, bunun Türk Milleti için bir MİLAT olacağına, “Muasır medeniyet”i sollayacağımıza kalıbımı basıyorum… Sayın Bardakoğlu,Siz, Diyanet İşleri Başkanımız olarak “Önce Hac” deme gereğini duyabilirsiniz. Ama ben Sayın Lütfü Bardakoğlu’nun bu konudaki kişisel görüşünü öğrenmek istiyorum. Saygılarımla.Galip BARANBilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

KENDİNİ TANIMAK

KENDİNİ
TANIMAK
Yayınlayan
Haberci (
2018 okuma)

Galip BARAN - Bilinçolog HABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
Yıllardır yapmakta olduğum, birkaç kişinin fiilen/aktif olarak, yüzlerce kişinin fikren/düşünsel anlamda parçası / öznesi olduğu “okul dışı eğitim” çalışmalarımızda karşılaştığım “kendini tanıma” konusunda yaptığım literatür araştırmasında yararlandığım kaynaklar bu konuda yol almakta olduğumu gösterdi.KAYNAKLARDoç. Dr. Kurtuluş Dinçer/Liseler için FELSEFE /Doğan Yayıncılık/ Say. 18:Eğitimle aydınlanmış kişi, felsefi bilgiye ulaşmış kişidir. ”Varsayımları aşa aşa asıl olana varan” kişidir. Ancak bu kişi “bütünü, bütünlüğü görebilir”. “Türlere ayırmayı bilir, aynı türden olanı başka başka, başka olanı da aynı türden görmez.” Eğitimle aydınlanmış kişinin, felsefi bilgiye ulaşmış, bütünü, bütünlüğü görebilen kişi olduğunu söyledik. Peki, nasıl bir bilgidir felsefi bilgi? Bütünü, bütünlüğü görebilmek ne demek?Bu sorunun yanıtını, Sokrates’in ünlü “Kendini tanı” öğüdünde buluruz. Felsefi bilgi kendini bilmekle, kendini tanımakla ilgilidir; insanın olanaklarının bilgisidir. Burada tür olarak insanın olanakları söz konusudur. Yani insanın kendini gerçekleştirmesi, bu olanakların bilgisine, felsefi bilgiye bağlıdır. Bu olanaklar insanın dışında değil, kendindedir.Burhan Yılmaz / Bilinmeyen Mevlana / Kozmik Yayınları/ Say. 98- 105: “Kendini bilmek, Rabbini bilmek, Tekâmül etmek,” varlıkların üç ana gayesidir. Kendini bilmeyenin Rabbi kendisidir. Kendine, kendi realitesine tapar. İnsanlığın uyanmadan kendine tapıcılığı terk etmesi mümkün değildir. Kendisini beğenmiş egoist insan çaba harcamaz. Ama ıstıraptan da kurtulamaz. Istırap, temelde bir kontrol mekanizmasıdır. Nefsaniyet ile mücadele etmek maksatlı ıstırabı doğurur. Bu yolda harcanan çaba iç özgürlüğe götürür. “Kendini bilen Rabbini bilir” deriz de nasıl kendimizi bileceğimiz konusunda ortaya konan yüzlerce görüş ve düşünü karşısında bocalar dururuz. Herkes kendini bilmekten bahseder. Hatta Antik Yunan’da Delf Mabedi’nin kapısında bile “Kendini Bil!” yazmaktadır. İlahi bir düstur olarak, bütün dinler bu konuda hem fikirdirler.Ergün Erikdal / Evrensel İnsan / Ruh ve Madde Yayınları / Say. 13-14-184-184/185- 292: KENDİNİ BİLME YOLUNDA ÇALIŞMAK“Kendini Bilme”, son nefesimize kadar sürecek bir çalışmadır. Kendini bilme çalışmasında her attığımız adım bir öncekini aşacağı için, başarınızın da sınırı yoktur. Yani her seferinde daha başarılı olabilirsiniz. “Bu işte başarılı oldum, bu işi başardım, üstesinden geldim,” diyerek diplomanızı alabileceğiniz bir çalışma değildir bu.Kendini bilme çalışmasının, nefsine hâkim olma yani ağırlıklardan kurtulma çalışması olduğunu hatırdan hiç çıkartmamak lazımdır. Sahip olduğumuz türlü kişilikler arasından kendimize ait öz kişiliğimizi, ne toplumdan ne insanlardan, ne de herhangi başkan bir şeyden korkmadan, çekinmeden, yaratmamız ve yaşamamız gerektiğini unutmamak gerekir.İnsanın sık sık kendini hatırlama süreci içersinde bulunması, bu çalışma için çok faydalıdır. Bu, eşkoşmanın olmaması demektir. Yaşam içersinde olayların içersinde kaybolur, onlarmış gibi oluruz, eşkoşarız. Bu, kendimizi hatırlamamıza ve kendimizi bilmemize de engel olur.HEDEF İDRAK KAPASİTESİNE BAĞLIDIR“Kendini bilmek” huyunuzu suyunuzu, nasıl bir insan olduğunuzu öğrenmek manasında değildir. Bu ifade “varlığınız hakkında öz bilgilere sahip olmak” anlamına gelmektedir. Yani kendimize, ”Kimim? Neyim? Ne yapıyorum? Bütün bu çalışma, uğraşma ve didişmelerin sebebi nedir? Yeryüzünde niçin yaşıyorum?” gibi sorular sormalı ve bu bilgileri elde etmeye çalışmalıyız. Ancak bu şekilde, hayatın önümüze çıkarttığı çatal yollardan hangisine gitmemiz gerektiği konusunda daha isabetli kararlar verebiliriz.KENDİNİ GÖZLEMEK VE HATIRLAMAK“Kendini gözlemek” ve “kendini hatırlamak” kavramları “Kendini Bilme” çalışmalarında çok önemli bir yer tutarlar. “Kendini Bilme”nin ilk basamağı, “Ben uyumakta olan bir insanım, çoğu kez uyuyorum, yaptığım işin, nereden gelip nereye gideceğinin farkında bile değilim,” demeyi gerektirir. Çünkü insan, söylediğinin, baktığının, işittiğinin farkında değildir. Kendini neye konsantre etmişse sadece onu görür, işitmek istediğini işitir, dinlemek istediğini dinler, hangisi işine gelirse. Bunun dışındaki şeyler onun için yoktur. Demek ki, kendini, bilmenin ilk şartı, uyumakta olduğunu fark etmektir ki, bu da büyük bir şeydir. Peki, uyumakta olduğumuzu nasıl anlarız? Bu öyle kolay bir mesele değildir; yavaş yavaş adım adım gitmek gerekir.Sadece kendisine karşı sorumluluk hisseden; kendisine karşı bir görev duygusu içinde olan insanın, başkalarına karşı bir görevi olamaz! Onu da bırakın, insan kendisine karşı sorumlu olduğunun bile farkında değildir. Çünkü eğer kendisine karşı gerçekten şuurlu bir egoizma ile yaşasa, kesinlikle başkasına zarar vermez. Çünkü bilir ki, başkasına verdiği her zarar dönüp dolaşıp kendisine gelecektir. Yere attığı çöp sonunda kendi yolunun pislenmesine sebep olacaktır. Ama egoistik bir insan çöpten kurtulmak için onu sokağa atıverir ve o an için çöpten kurtulur. Ama şuurlu bir egoist bunu yapmaz. SOKRATES VE KENDİNİ TANIMA KAVRAMI:Louis-Andre Dorion / Sokrates / Dost Kitabevi Yayınları / Say. 62:Sokrates’e göre; Sorumlu bir politikacı olabilmek için insanın kendisini çok iyi tanıması gerekmektedir. “Kendi” kavramı; sahip olunan şeyleri, ruhun sahip oldukları (erdemler), bedenin iyelikleri (sağlık, güzellik, güç) ve dışsal sahip olunanlar (zenginlik, zafer) (biçiminde üçe ayıran doktrinle sıkı bir ilişki içinde) olup, Sokrates’in etik anlayışında belirleyici rol oynar. Sokrates diğer ikisinden değil, her zaman ruhun sahip olduklarından söz eder. Ancak bedenin sahip olduklarıyla dışsal iyelikler, kayıtsız koşulsuz bir biçimde daha üst bir sahip olunanın; daha açığı ruhun iyeliğindeki bilginin/erdemin emrinde olmalıdırlar. Sokrates, “erdem zenginliklerden gelmez, ama tüm zenginliler erdemden gelir” diyor.Yukarıdaki kitapları gözden geçirdikçe, başta da işaret ettiğim üzere, kendimi tanıma konusunda küçümsenemeyecek bir yol almış olduğumu düşünüyorum. Daha açık söylemek gerekirse, o kitaplarda kendimi buluyorum. Bu sonucu, yine başta sözünü ettiğim “okul dışı eğitim” çalışmalarımıza borçluyum. Bu satırları okuyanlar, kendilerini tanıyıp tanımadıklarını anlayabilmek için yukarıda bölümlerini aktardığım kaynaklardan yararlanabilirler. Kendilerini tanıyanların, bu hedefe varmada nasıl bir yol izlediklerini, hangi yöntemi uyguladıklarını, ne gibi işlerle iştigal ettiklerini merak ediyorum.Amacım alternatiflerden haberdar olmak 16. 12. 2007Galip BARANBilinçologHABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

2 Ocak 2008 Çarşamba


ATATÜRK DİYOR Kİ…
Yayınlayan Haberci 2007/12/15

Galip BARAN - Bilinçolog
HABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı


Çocuklar!
Büyüklerinize özenip “İZİNDEYİZ” demeyin sakın!
“İZİNDEYİZ” diyenlerin neyin izinde oldukları “ülkenin hali”nden belli değil mi?

Ben onlardan izimde olmalarını değil, ulus için çalışmalarını istemiştim. Çalışmanın en yücesinin ulus için olduğunu söylemiştim.
Siz bayrak asanlara da bakmayın çocuklar!
Bayrak asmayı, en büyük bayrağı taşımayı, “ulus için çalışmak” sanıyorlar, onlar.

Anıtkabir’i ziyaret etmek de o kadar önemli değil. Ben, onlara ne Anıtkabir ısmarladım ne de orada ziyaret edilmeyi istedim.
Anadolu’nun her hangi bir yerinde ulu bir çınarın dibine gömselerdi, başına bir taş dikselerdi, arada hayır dua etselerdi…

YETERDİ.

Çocuklar!
Benim sizden bu yaşınızda beklentim:

(a) “Aşırı tüketmemeniz, çevreyi kirletmemeniz, trafik kurallarını çiğnememeniz, sağlığa zararlı alışkanlıklar edinmemeniz, milli servete zarar vermemeniz”DİR.

Büyüyüp, iş ya da devlet adamı olduğunuzda ise, ayrıca:

(b) “Vergi kaçırmamanız, rüşvet vermemeniz/almamanız, imar yasasına aykırı işler yapmamanız, iş ahlakını korumak için çaba göstermeniz, ‘her şeyi devletten bekleme alışkanlığı’ndan kurtulmak için çaba göstermeniz” DİR.

Böyle davranmakla;

* Büyüklerinizin bihaber oldukları “toplumsal sorumluluk bilinci”nizi geliştirir,
* Cumhuriyet’in, “ilmen fenne, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızları” olur,
* Türk Milletinin “muasır medeniyeti aşma” hayalini gerçekleştirir,

Bir başka deyişle, “Yurtta sulh dünyada sulh”un öncüleri olursunuz…

Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı