sorun: BENCİLLİK, çözüm: SENCİLLİK Tel: 0.252.3823477; gsm: 0.535.8448476; Tugutreis, Bodrum/MUĞLA
30 Ekim 2014 Perşembe
6 Ağustos 2014 Çarşamba
GALİP BARAN ORADAYDI; Engin Alan: "O Zat Atatürk'ün Koltuğuna Oturursa!"
Engin
Alan: O Zat Atatürk'ün Koltuğuna Oturursa!..
MHP
İstanbul Milletvekili Engin Alan, partisinin Bodrum İlçe Teşkilatı'na konuk
oldu. Anayasa Mahkemesinin Balyoz Davası'na ilişkin ihlal kararının ardından
tahliye olan Engin Alan, Bodrum'da gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda
bulundu. Alan, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışın "eşit" olmadığını
belirtirken, 10 Ağustos'ta yapılacak seçimin ise Türkiye'nin geleceğini ve
kaderini tayin edecek çok kritik bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.
05 Ağustos 2014 Salı 17:05
Selda
ÖZTÜRK- Anayasa Mahkemesinin Balyoz davasına ilişkin "ihlal"
kararının ardından tahliye edilen "en son milletvekili" Engin Alan
Bodrum'da partilileriyle buluştu. MHP Bodrum İlçe Başkanı Asım Başaran ve
MHP'nin 30 Mart yerel seçimlerinde Bodrum Belediye Başkan Adayı olan Mehmet
Tosun ile birlikte gazetecilerin karşısına geçen Alan, Türkiye gündemine
ilişkin önemli açıklamalarda bulunurken, Cumhurbaşkanlığı seçimine dair
görüşlerini de paylaştı.
Türk
Silahlı Kuvvetleri'ne şanıyla, şerefiyle uzun dönem hizmet veren milli bir
generali Bodrum'da ağırlamaktan büyük onur ve şeref duyduklarını belirten MHP
İlçe Başkanı Asım Başaran., "Gün geldiğinde Kuzey Irak'ta, gün geldiğinde
Balkanlarda bu milletin milli mücadelesine katkıda bulunmak için gözünü bile
kırpmadan mücadele veren müstesna bir generalimizi, İstanbul milletvekilimizi
konuk ediyoruz…
Bugün
iktidarda bulunan gaflet içerisinde bu ülkeyi yönetenler, paşamızı sahte
deliller üreterek hapishanelere atarak korkutabileceklerini zannettiler.
Trajiktir bu ülke içzin bu kadar mücadele eden bu müstesna ve milli
generalimiz, kendi ülkesinde hapishanelerle tanıştı. Komik olan tarafı ise,
Engin Alan gibi bir paşamızı hapishaneyle korkutmaya çalışmalarıdır. Onun gözü
en azılı teröristlerin üzerine gitmekten korkmadı. Milli mücadelesine devam
ediyor. Huzurlarınızda, Bodrum’a ve Bodrum ilçe teşkilatımıza hoş geldiniz
demek istiyorum” diye konuştu.
Milletvekilliğini
üç sene boyunca hapishanede yaptığını ve hapisten çıkan en son milletvekili
olduğunu söyleyen MHP İstanbul Milletvekili Engin Alan, "Şunu herkes iyi
bilsin. Türk milliyetçileri iyi bilsin, diğerleri de akıllı olsun. Bizi hapis
falan korkutamaz. Bu millet için ucunda ölüm varsa da hoş geldi, safa
getirdi" şeklinde konuştu. Alan, Bizi korkutacak kulu yaradan henüz bu
yeryüzüne indirmedi. Bizim için devletten, milletten daha kıymetli, değerli
hiçbir şey yoktur, olamaz" dedi.
Türkiye
Cumhuriyeti'nin 91 yıllık tarihinde hiç olmadığı kadar zor günler yaşadığını
kaydeden Engin Alan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
Türk
milleti geleceğini belirleyecek, çok kritik kararlar verme noktasında. Bu
kararın ilkini haftaya Pazar günü vereceksiniz. Bu ülke, 12.Cumhurbaşkanı’nı
seçecek. Esasında bu ülke 12. Cumhurbaşkanını falan seçmiyor. Bu seçimle bu
ülke geleceğine karar veriyor. Çoluğumuzun, çocuğumuzun, torunlarımızın,
ülkemizin gelceğine karar veriyoruz. Devleti de milleti de partiyi de hükümeti
de ben yönetirim diyen bir zat-ı muhtereme buyrun bizi güt diyeim ya da yok
hayır böyle bir şey olmaz diyelim. Türkiye’de rejim sorunu çıkacak. Türkiye, şu
an demokratik parlamenter sistemle yönetiliyor. Dolayısıyla bir rejim meselesi
gündeme gelecek. Ya bir tane adam herkesi idare edecek, ya da kuvvetler
ayrılığı ilkesine dayanan demokratik parlamenter rejim devam edecek. Millet
buna karar verecek.
Partimizin
ve sayın genel başkanımızın inisiyatifiyle, MHP ve CHP başta olmak üzere, diğer
partilerin de katılımıyla bir ortak aday çıkarıldı. Dolayısıyla karar verici
olan millet, benim söylediğim sözlerin ışığında ortaya koyulan bu iradeye
uyacaktır diye düşünüyorum. Bana göre birinci öncelik mutlaka sandığa
gitmektir. Sandığa gidip oy kullanmamakla, bir başka kişiye oy vermek
eşdeğerdir, fark etmez.
11 AĞUSTOS’TA BU ZAT-I MUHTEREM
ATATÜRK’ÜN KOLTUĞUNA OTURURSA…
Kendimiz
çalıp kendimiz oynayarak da bir yere varamayız. Şu Bodrum’da nüfus bir buçuk
milyonu geçmiş. Yarısının kafası karışık bu nüfusun. Kimi de duyarsız. O
duyarsız olanlar, biraz önce söylediğim neticeye katlanacak, ama o zaman
da çok geç olacak. Kafası karışık olanlara da anlatmamız, ikna etmemiz
gerekiyor. Tarihi bir karar bu. Bu başka bir şey. Bunu iyi anlamak gerekiyor.
Bir kişi, on kişilik çalışmak mecburiyetinde. Bıkmadan usanmadan anlatmak zorundayız.
11 Ağustos sabahı farklı bir Türkiye’ye uyandığımızda eğer bu zatı muhterem
Atatürk’ün koltuğuna oturduktan sonra hepimize geçmiş olsun. Ben hapishaneye
giderim, umurumda değil. Önemli olan bizim geleceğimiz, çoluğumuz çocuğumuzdur.”
Engin
Alan, Devletin bütünlüğünün ve milletin birliğinin çok ciddi bir tehditle karşı
karşıya olduğunu söyledi. Tahliye olduktan sonra katıldığı ilk Meclis Genel
Kurulu’nda iktidar partisinin adına “çözüm” dediği “ihanet” yasasıyla karşı
karşıya kaldığını söyleyen MHP Milletvekili Engin Alan, sürece ilişkin de
çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Önce Özerklik diyenlerin, daha sonra
Kürdistan demeye başlayacağını anlatan Alan, “Elinde silah olan adamla masaya
oturan devlet olmaz. O silah, istediğini alana dek devletin kafasına dayanır”
diye konuştu. Çözüm sürecinin kimileri tarafından “Diyarbakır’da, Şırnak’ta
olur, Bodrum’da, Gündoğan’da, Bitez’de olmaz” şeklinde yorumlandığını söyleyen
Alan, “Öyle bir şey yok. Bu ateş her yeri yakar. Aklımızı başımıza almazsak,
Edirne’den Şırnak’a kadar her yeri yakar” dedi.
Türkiye’de “Türk’üm” demenin de bedeli
olduğunu söyleyen MHP İstanbul Milletvekili Engin Alan, şöyle devam etti:
“Bugün bu
ülkede her şey olursunuz. Türk’üm dediniz mi yandınız. Her türlü paçavrayı
sallamak serbest. Türk bayrağını elinize aldınız mı yandınız. Dünyada böyle
ülke olamaz. Geldiğimiz nokta bu. Ama bizi çok daha zor günler bekliyor.
Yalanın üzerine yalanlar söyleniyor, her tür sahtekarlığa göz yumuluyor, hukuka
olan güven ise bitmiş. Bunun canlı şahidiyim ben. Resim bu. Türk milliyetçileri
ve onun siyasi temsilcisi olan MHP bu ülkenin sigortasıdır. Emin olun, Türk
milliyetçileri olmasa, MHP olmasa bu muhteremler için Türkiye dikensiz gül
bahçesi olur. Madem ki biz bu ülkenin sigortasıyız. Bu sigortayı attırmak için
aramıza fitne, fesat nifak sokmaya çalışanlara müsaade etmeyeceğiz. Bunlarınki
salam taktiği! Böl böl ye! Önümüzdeki süreçte partimizin gerçekleri ne denli
iyi gördüğüün ortaya çıkaracak., Belki ülkenin canı yanacak ama Türk
milliyetçilerinin ne kadar haklı olduğu anlaşılacak.”
BU YARIŞ EŞİT DEĞİL
Engin
Alan, gazetecilerin Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına ilişkin yayınlanan
anketler ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçim süreci performansına ilişkin bir
sorusunu da şöyle yanıtladı:
“Ben
anketlere inanmam. Hepsi manipüle edilmiş. Ekmeleddin Bey, tüm gayretiyle
çalışıyor. Ancak bu yarış eşit bir yarış değil. Bir tarafta devletin tüm
imkanlarını kullanan biri, diğer tarafta sadece kendisine destek verenlerin
gayretiyle kampanya yürüten bir aday var. Kendisi canla başla çalışıyor.”
Alan,
Selahattin Demirtaş’ın adaylığı ile ilgili olarak da “Kendisinin neden aday
olduğuna durup bakmak gerekir. Bu çözüm denilen ihanet süreci oyununun içinde o
da var” ifadelerini kullandı.
Uzun
yıllar teröre karşı mücadele veren Alan, Ortadoğu’da ve özellikle Filistin’de
yaşanan gelişmelere dair de “Filistin’de yaşananlar insanlık ayıbıdır, utanç
vesikasıdır. Daha bugün, ABD’nin İsrail’e bir yardım paketi daha gönderdiğini
öğreniyoruz.” Yorumunu yaptı.
Engin
Alan, konuşmasının sonunda, dün TBMM Genel Kurulu’nda AKP’li vekillerin
saldırısına uğrayan MHP Milletvekilleri Sinan Oğan ve Ali Uzunırmak ile ilgili
de “O mekana yakışmayan bazı olaylar cereyan ettik. Kuzey Irak’ta Türkmenlerle
ilgili yaşananlar nedeniyle bizim iki milletvekilimizin ortaya koyduğu tepkiye,
AKP’li vekiller tarafından saldırıyla karşılık verildi. İki milletvekiline
karşı 60 kişiymiş. Bir defa bu hareket çirkin. Yüce meclise yakışmıyor. Ama ben
ikisini de iyi tanıyorum. Bir Türk dünyaya bedeldir, iki MHP milletvekilinin
kaç kişiye bedel olduğunu da ilçe başkanımız Asım Başaran söylesin” diye
konuştu.
Tatilini
Bodrum’daki evinde geçiren MHP İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın MHP İlçe
Teşkilatı’na yaptığı ziyarete partililer büyük ilgi gösterdi. MHP İlçe Başkanı
Asım Başaran’ın ev sahipliği yaptığı toplantıda, partililer Engin Alan’la
tokalaşmak ve fotoğraf çektirmek için sıraya girdi. İlçe kadın kolları üyesi
Halime Dinç Alan’a ziyaretinden dolayı teşekkür ederek bir çiçek takdim etti.
MHP İlçe Teşkilatı üyesi Nejat Erbaş da oğlu Aksel Defineci’nin çoğaltarak ücretsiz
dağıttığı Diyanet tarafından Türkçeleştirilen Kur’an-ı Kerim kitapçığını hediye
etti. GALİP BARAN,
BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ VE ATATÜRK
Konuşmanın ardından MHP'liler İstanbul Milletvekili Engin Alan'a çiçek verdi. Alan ayrıca, ilçe, Muğla il'i çevresi ve bütün Türkiye’de trafik eylemleri, bilimsel faaliyetler, anlamlı ve özgün etkinlikleri ile tanınan 78 yaşındaki; Bilinç Üniversitesi kurucusu ve Kurucular Kurulu temsilcisi Galip Baran'ın verdiği, üzerinde "Çalışmanın en yücesi ulus için olanıdır. Kemal Atatürk" yazılı tişörtü giydi.
8 Temmuz 2014 Salı
ELSEVER DOSTLAR, SENCİLLİĞİN ÖNDERLERİ VE BİLİNÇ ÜSTADLARI BİR ARADA... HASRETİN BİTTİĞİ YER
5 Temmuz 2014 Cumartesi
(SN. EKMELEDDİN İHSANOĞLU’NA AÇIK MEKTUP)
Prof. Dr. Ekmeleddin
İhsanoğlu
Cumhurbaşkanlığı
adayı
KONU: “Bilinç Çağı İnsanı” olmanız
Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu,
Ben, bir “Bilinç Çağı
İnsanı”yım. Hakkını verme çabası içinde olduğum bu kimliğimle, aday adayı
olduğunuz cumhurbaşkanlığı makamı için “Bilinç
Çağı İnsanı” olmanız gerektiğini hatırlatmak isterim…
“Bilinç Çağı İnsanı”
oluşumun öyküsü:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık,
vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlakı (Ahilik), imar ve her şeyi devletten
bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini
araştırdığımız, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına
giren, bencillikten kurtulmamı, diğerkâm bir kişilik edinmemi,”yasa bağımlısı” bir “Bilinç
Çağı İnsanı” olmamı sağlayan çalışmaları yaparken yaşan biçimim kökten
değişti:
* “Kendimi tanıma”ğa başladım.
* “Yurdu ve milleti özden çok sevme” ve “yaratılanları Yaratan’dan ötürü sevme”
ilkelerini özümsedim.
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi ve kuruluş
amacı aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
* Bilinç
konusunda uzmanlaştığımın, otodidakt (1)
(özöğrenimli) bir varlık olduğumun
farkına vardım. Kendimi Bilinçolog olarak tanımladım
Bilinçolog olmamı sağlayan çalışmaları
yaparken, tanımı “yeti” sözcüğüyle
sınırlı olan bilinç kavramını (a) sorumluluk kavramıyla bütünleştirdim,
ete kemiğe büründürdüm, (b) Bilinç
= Z (zaman) x Ç2 ( çabanın karesi)
şeklinde ifade ederek bilimselleştirdim…
1996 yılında, “Trafik
kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım” sloganından esinlenerek,
Bodrum’da, yayalarla ilgili sinyalizasyon ışıklarıyla donatılmış kavşaklarda
başlattığım çalışmada, “kırmızı ışık
kuralı”nı ihlâl eden, bu yolsuzluğu yapan yayaları, ( aynı kuralı sürücüler
de yaya iken ihlâl etmektedirler, yani bu kuralı ihlâl etmeyen yok
gibidir) “Yeşili Bekle, Lütfen”, “Sağdan,
Lütfen” yazılı pankartları kullanarak uyarmağa başladım.
Bu çalışmayı yaparken, demokrasinin,
yukarıda sözü edilen kavşaklarda özümsenebileceğini öğrendim. Ve demokrasinin, “Özgürlüklerin özgürlüklerle sınırlı bir
yaşam biçimi” olduğunu (sürücüye yeşil yandığı zaman yayanın kırmızıda
beklemesi, yayaya yeşil yandığı zaman sürücünün kırmızıda beklemesi gerektiğini)
dikkate alarak, sözü edilen kavşakları “Demokrasi Dershanesi” ve sözü edilen
kuralı ihlâl edenleri uyaranları “Demokrasi
Öğretmeni” olarak tanımladım.
Ayrıca, bencil (hodkâm) bir insanın, değişip, sencil (diğerkâm) bir
varlığa dönüşmedikçe, demokrat olamayacağının
da farkına vardım.
Somut uygulamalardan kaynaklanan bu sonuçlara bakılarak
düşünülecek olursa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu söylenemez. Söylenemez, zira uyrukları demokrat olmayan,
yani otokrat olan devlet de demokrat değil, otokrat olur.
Sözü edilen çalışmaları yaparken, basında yer alan
haberlerden “Burası Türkiye” ve “Küresel ısınma” sergileri hazırladım…
2001 yılında, borç
alanın emir de alacağı anlayışından hareketle, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ni “dış borç yükü’nden (İMF
Boyunduruğundan) kurtarmak amacıyla bir kampanya başlatmak için Başbakanlığa başvurdum. Ancak,Hazine
Müsteşarlığı’nın bu konuda öngördüğü “yasal
düzenleme” yapılmadığı için bu kampanyayı amacına ulaştıramadım…
2002 yılında. Bodrum’dan hareketle, İzmir, Çanakkale,
Kocaeli, Yalova, Bilecik, Eskişehir güzergâhı üzerinden Ankara’ya yürüdüm. “Yurttaşlığa Çağrı Yürüyüşü” olarak tanımladığım bu etkinliği gerçekleştirirken
konakladığım il ve ilçelerde çevre ve trafik projelerimi uyguladım…
Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu,
Diğer taraftan, bilmenizi ve üzerinde düşünmenizi istediğim
en önemli konu:
“İklim değişikliği”nin
“Bilgi Çağı”nda gerçekleştiği, (ozon
tabakasının delindiği, buzulların eridiği, yağmur ormanlarının tükendiği,
türlerin azaldığı), “Bilgi Çağı”nın
“bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı”nın
felâket olarak tanımlanan “Küresel
Isınma”yı önleyemediği, insanı bencillikten kurtaramadığı, diğerkâm
kişilik kazandıramadığı, demokrat olmasını sağlayamadığı, bilinçlendiremediği
gerçeği karşısında; “Bilgi Çağı İnsanı”nın
"bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı”nı aşmasının, “bilinçlendirici eğitim anlayışı”nı
özümsemesinin, “Bilinç Çağı İnsanı”
olmasının yalnız ülkemiz değil, gezegenimiz için “olmazsa olmaz” bir KOŞUL olduğudur…
Bilinç sözcüğünün kullanılışında “Bilgi Çağı İnsanları”nın yaptıkları yanlışlar;
* “Biliyorum”ya da “farkındayım” yerine “bilinçliyim”
ya da “bilincindeyim”,
* “Kasten”
ya da “maksatlı” yerine “bilinçli olarak”,
* Bilinç sözcüğünün
fiil olarak kullanıldığında nesne almayacağını, geçişsiz bir fiil olduğunu
bilmedikleri için, “Bilgilendiriyorum”
ya da “bilgi veriyorum” yerine “bilinçlendiriyorum” diyorlar…
“Bilinç Çağı İnsanı”:
* Aşırı tüketmez,
tüketemez.
* Çevreyi
kirletmez, kirletemez.
* Trafik
kurallarını ihlâl etmez, edemez.
* Vergi kaçırmaz,
kaçıramaz; kul hakkı yemez, yiyemez.
Eşdeyişle, yolsuzluk yapmaz,
yapamaz, bu kadarla yetinmez, yolsuzluk yapanlarla mücadele etmekten kendisini
alamaz. Başka türlü davranmasına vicdanı
izin vermez.
Sayın Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu,
Küresel ısınmanın durabilmesi için bu gezegenin sakinlerinin
“Bilinç Çağı İnsanı” olmaları gerekiyor…
Anıtkabir defterine yazığınız notta, “Muasır
Medeniyet’in üstüne çıkmak hedefimizdir. Ruhun şad olsun” dediniz.
“Muasır Medeniyet’ in
üstüne gerçekten çıkmak, Atatürk’ün
Ruhu’nu gerçekten şad etmek istiyorsanız “Bilinç Çağı İnsanı” olmanız gerekmektedir.
Saygılarımla. 04. 07. 2014
Demokrasi Öğretmeni
Bilinç Üniversitesi Kurucuları Temsilcisi
Bilinçolog
Galip (Diğerkâm) Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
Bilinç
Üniversitesi’nin:
(a) İşlevi:
“Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına
dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler
kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli
mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda
bulunmak.
(b) Kuruluş amacı: Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü
olduğu, bir başka deyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in
aldığı bir dünya düzeni kurmak.
(1): Otodidakt : bir
okula gitmeden kendi kendini yetiştiren (kimse). eş. yeni özöğrenimli.
Özöğrenim: her
şeyi kendi kendine öğrenme, kendi kendini yetiştirme işi.
30 Haziran 2014 Pazartesi
Acil ihtiyaç: İyi insan, onurlu ve sorumlu vatandaş!..
Acil ihtiyaç: İyi insan, onurlu
ve sorumlu vatandaş!..
Mustafa Nevruz SINACI
Çok garip
bir tecelli! İyilerin sorumsuzluğu, toplumsal yaşam biçiminde oluşan kalite
kaybı, yozlaşma, çürüme ve yolsuzluklara karşı duyarsızlık!.. Buna mukabil
kötülerin arsızlık, azgınlık ve kanun/kural tanımazlık nedeniyle, medeniyette
meydana gelen büyük kırılma!
Tekâmül nazariyesi tersyüz oldu;
Başta Einstein’in izafiyet teorisi olmak üzere; Pek çok ahlâkçı, sosyolog ve
fizikçisinin teorileri anlamsızlaştı. ABD Neoconlarının tanrısı, aziz Samuel (Hungtinton)’un
büyük bir palavracı olduğu ortaya çıktı. İnsan hakları, adalet, hukuk ve
eşitliğe dair kurallar ve kurumlar buharlaştı. Öncelikle, emperyalist kurulumlu
Yahudilik; Sonra “din ticareti odaklı vahşet, ötekilere engizisyon,
Müslümanlara jenoside, dünya çapında hırsızlık, yolsuzluk, terör ve tedhiş
mesleği haline gelen Hıristiyanlık; İnancında çürük, ilimle amel etmeyen,
söylem ve eylem uyuşmazlığına düşen; İslâm kisvesi altında kâfir bozuntuları; Medenileri,
insani değer ve yüksek yaşam formu’nun kahir ekseriyetini fena bozdu!..
Artık, ne büyük bir utançtır ki.,
Yıllardır Müslüman olduğunu iddia eden kişi, toplum, cemaat ve devletler rüşvet,
yolsuzluk, ayırma-kayırma, taammüden cinayet, pahalılık, anarşi, terör, tedhiş,
ırza geçme, insan hakları ihlâlleri, adalet ve hukuka tecavüz, fuhuş, livata ve
sair âdi, süfli, meşrebi iğrenç ve lânetli, şeytani haller dolayısıyla eriyor,
çürüyor, kokuşuyor...
İşte böyle bir ortamda herkesin ve neredeyse
her kesimin;
*
Aşırı tükettiği,
*
Çevreyi kirlettiği,
*
Rüşvet verdiği/aldığı,
*
Her şeyi devletten beklediği,
*
Trafik kurallarını ihlâl ettiği,
*
İmar yasasına aykırı işler yaptığı,
*
Vergi kaçırdığı (kul hakkı yediği),
Yani, sayılan alanlarda YOLSUZLUK yaptığı, (kendisi yapmasa da,
kötülük yapana ses çıkarmadığı); Parayı verenin düdüğü çaldığı, bal tutanın
parmağını yaladığı, devletin malı deniz, yemeyen domuz anlayışının yayıldığı; gemisini
kurtaranın kaptan olduğu, dokunmayan yılanın bin yaşadığı Türkiye’de.; Yurdu ve
milleti özden çok sevme ilkesini özümsemiş Galip Baran gibi Milli Kahraman, iyi
insan, iyi vatandaş, namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu ve sorumlu yurttaşlara MUTLAKA ve ACİLEN İHTİYAÇ VARDIR.
Hiç kimsenin, nereyse hiç
kimsenin;
*
Aşırı tüketmediği,
*
Çevreyi kirletmediği,
*
Rüşvet vermediği/almadığı,
*
Her şeyi devletten beklemediği,
*
Trafik kurallarını ihlâl etmediği,
*
İmar yasasına aykırı işler yapmadığı,
*
Vergi kaçırmadığı (kul hakkı yemediği),
Yani, sayılan alanlarda hiç
kimsenin, Yolsuzluk yapmadığı, (parayı veremeyenin de düdüğü çaldığı; bal tutanın
parmağını yalamadığı; devletin malının deniz, yemeyenin domuz sayılmadığı, gemisini
kurtaranın kaptan olmadığı, dokunmayan yılanın bin yaşamadığı) ileri, mamur,
müreffeh ve medeni “hukuk devleti olan” bir Türkiye’de “Yurdu ve milleti özden
çok sevme ilkesi’ni” özümsemiş Galip Baran gibi insanlara İHTİYAÇ KALMAYACAKTIR!...
Yolsuzluk:
Görev ve yetkiyi kötüye kullanmak, yasaya, kurala, yönteme aykırı iş yapmak; Ayinesi
iştir kişinin lâfa bakılmaz. (Ziya Paşa) Sorun
Bencillik, yani Hodkâmlık; Çözüm Sencillik,
yani Diğerkâmlıktır; Dünya’yı kurtarmak istersen EĞER, Diğerkâm olman YETER!
(Galip Baran) Diğerkâm (özgeci, elci, el
sever ): Kendi yararından çok başkalarını düşünen; Halk’a, (Devlete ve
millete) yararlı olmaya çalışan; başkalarının iyiliği için elinden geleni
esirgemeyen; başkalarına iyilik yapmayı yaşam ve ahlâk felsefesi yapan vakıf
insan…
Bu vesileyle; Bütün İslâm âlemi ve
Müslüman kardeşlerimizin muazzez ve mübarek Ramazan-ı Şeriflerini içtenlikle
kutlar; Feyiz, rahmet, bereket; İlim, irfan, îlmî hayat, af ve mağfiret; Günlük
yaşam boyutunda: Karşılıklı mutlak saygı, yaratandan ötürü sevgi, hoşgörü,
barış, anlayış, hürmet, muhabbet, tam dürüstlük, adalet ahlâkı ve fazilete
sebep olmasını dua, temenni ve niyaz ederim….
Orucunuz
kutlu, yaşamınız huzurlu, onurlu, sorumlu, güvenli ve mutlu olsun;
İnşâllah!..
*
Not: Mevcut takvimlerin ve diyanetin imsak vakti yanlış olup; Vatandaşa
“en az bir
saat fazladan oruç tutturulmak suretiyle” alenen zulmedilmekte ve
günaha girilmektedir. Lütfen bakınız: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. B. Bayraklı, Süleymaniye Vakfı Başkanı (http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/imsak-vakti.html)
BAŞBAKAN’LA SÖYLEŞİ (GALİP BARAN & RECEP TAYYİP ERDOĞAN)
BAŞBAKAN’LA SÖYLEŞİ
Aşağıdaki yazı; Galip Baran’ın (GB), Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın (RTE) bir konuşmasıyla ilgili olarak kaleme
aldığı düşünce, uyarı, öneri ve tavsiyeleridir.
RTE: Üçüncü boğaz
köprüsüyle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. İstanbul'u önemli bir yere
taşıyoruz. Çılgın
projelerle İstanbul lâyık olduğu
yere hızla çıkacaktır.
GB: Felâket
olarak tanımlanan küresel ısınmaya “dur” diyecek, aynı geminin yolcusu insanları
Nuh’un Gemisi’ne bindirerek kurtaracak olan projemizden daha çılgını, var mı bu
alemde?
RTE: Milletimize hizmet
üretmek için gece gündüz çalışıyoruz. Yaptığımız hizmetlerin Türkiye'yi değiştirdiğini görüyoruz.
GB: Bencil (hodkâm) bir varlık olan insan değişip
sencil (diğerkâm), yani kendi yararından çok
başkalarını düşünen; başkalarına yararlı olmaya çalışan; başkalarının iyiliği
için elinden geleni esirgemeyen; başkalarına iyilik yapmayı yaşam ve ahlâk
felsefesi yapan bir varlığa dönüşmedikçe, Türkiye’nin değişmeyeceğini, her
şeyin nasıl gelmişse öyle gideceğini daha öğrenemedinizse, vah ki vah…
Diğer taraftan, diğerkâm bir insanın zengin, zengin bir
insanın diğerkâm olamayacağını ve diğerkâmlığın, şiddetin panzehiri olduğunu da
öğrenemediyseniz, çok yazık...
RTE: Ayrımcılığın hiçbirini yapmadık. İnsanımızı birbirinden
ayırdılar, Türk dediler, Kürt dediler, Çerkez dediler, Laz dediler, Roman
dediler…
GB: Ayrımcılık yapmaması için insanın ANDIMIZ’da
yer alan, aşağıda da sözü edilen, “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni bencileyin
özümsemesi gerekir…Anlaşılan o ki, siz de o ilkeyi özümsediğini
sananlardansınız, sayın Başbakan?
RTE: Biz yolsuzlukla,
yoksullukla ve yasaklarla mücadele etmek için yola çıktık ve başardık.
GB: Yolsuzluktan söz ettiğinize göre, size
Türkiye’nin en zengini Ferit Şahenk’in Turgutreis Yat Limanını, (D-Marin’i)
inşa ederken ve işletirken yaptığı, benim engellediğim yolsuzlukları
hatırlatmak isterim, bu arada…
RTE: Yaşlı, Kırşehirli bir amca yıllardır
kazandığı parayla hayır işleri yapmış. Bir arazi verin ben oraya Kuran kursu yapayım, para istemem diyor…
GB: Kazandığı parayla kuran kursu yapmak isteyen
amca diğerkâm varlık olmuş mu? Kul hakkı yememiş mi o parayı kazanırken?
RTE: Biz yaradılanı Yaratan’dan
ötürü sevelim. Türk kardeşimi, Kürt
kardeşimi seviyorum. Ben Arap'ıda, Laz'ıda, Çerkez'ide, Roman'ıda seviyorum.
GB: “Yaradılanları Yaratan’dan ötürü sevme”
ilkesini siz de bencileyin özümsediyseniz, benimle bir sevgi yarışına var mısınız
sayın Başbakanım?
RTE: Biz 4+4+4
diyerek 4+4+4 koduyla zorunlu eğitim
dedik.
GB: Eğitim derken, “Bilgi Çağı”nın küresel
ısınmayı önleyemeyen “bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı”ndan söz ediyor
olmalısınız. Oysa ben,Türkiye’nin
“Bilinç Çağı”nda yaşamasını, “Muasır Medeniyet”in üstüne çıkmasını sağlayacak
olan “bilinçlendirici eğitim anlayışı”ndan söz ediyorum…
Eğitimin bu türü hakkında bilgi edinmek isterseniz, bu
konuda hazırladığım, M. E. Bakanlığı’na gönderdiğim, dikkate alınmayan projeyi gözden geçirmenizi tavsiye ederim…
RTE: Meslek liselerinin önündeki katsayıyı
kaldırdık. Bu adaletsizlik
ortadan kalktı.
G.B: Adalet sözcüğünü duyduğumda ilk aklıma gelen
şey, ANDIMIZ’da yer alan, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” oluyor… Bu
ilkeyi özümsemeyi başarabilseydik adalet sorun olmazdı, bu kadar çok polise, savcıya
ve hakime hatta hapishaneye bile gerek kalmazdı…
RTE: Artık düz
liselerde seçmeli Kur'an eğitimi
var. Türkiye bir değişim yaşıyor.
GB: Kuran eğitimi
ile ilgili düşüncemi yukarıda açıkladım…İnsanın değişip, diğerkâm bir varlığa
dönüşmedikçe hiçbir şeyin değişmeyeceğini bu vesileyle yineliyorum.
RTE: Çocuklar ayaklarındaki prangalardan kurtuluyor.
GB: Pranga denilince aklıma, insanın bencil, bananeci
nefsinin kölesi bir varlık olduğu geliyor. Neyse ki; ben, bu prangalardan kurtulmayı, nefsimin efendisi
olmayı başaranlardan birisiyim…Nasıl başardığımı öğrenmek isterseniz, sizinle
görüşmeye hazırım… Karşılığında para mara da istemem.
RTE : Bir vilayetimiz bilgi çağını yaşarken, diğeri
ortaçağı yaşarsa, Türkiye’yi sağlıklı şekilde büyütemeyiz…
GB: Siz bir vilayetin “Bilgi Çağı”nda yaşamasından
söz ediyorsunuz… Ben ise, Türkiye’nin “Bilinç Çağı”nda yaşamasından… Aramızda çağ farkı var sayın Başbakan!
RTE: Erdoğan, Türkiye’nin bugünlere kardeşlik ile geldiğinin altını çizdi.
GB: A benim özümden çok sevdiğim Erdoğan! Bugünlere
kardeşlik ile gelindiğine gerçekten inanıyorsanız; ülkenin hal-i pür melâlinin
farkında değilseniz, vah ki, vah…
RTE: Varsın onlar şeytanın izinde yürüsünler ama
biz Rabb’imizin
çizdiği yolda yürüyeceğiz. Bu
muhalefetin yalanlarına, kulak asmayın.
GB: İnsanın değişip,
diğerkâm bir varlığa dönüşüp, nefsinin efendisi olmadıkça Rabb’in çizdiği yolda
yürümesi mümkün değildir. Belli ki, danışmanlarınız bu gerçeğin de farkında
değiller…
Yazdıklarımı doğrudan görüşerek savunmağa, hazırım…
Bilinç Üniversitesi Kurucusu
Bilinçolog Galip (Diğerkâm)
Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844
84 76
E-POSTA:
galipbaran@windowslive.com
Bilinç Üniversitesi’nin:
(a) İşlevi:
“Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına
dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler
kurmalarına yardımcı olmak; böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil aynı
zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda
bulunmak.
(b) Kuruluş amacı: Güçlünün (Ferit
Şahenk gibilerin) haklı olduğu değil, haklının (Galip (Diğerkâm)Baran
gibilerin) güçlü olduğu, eşdeyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi
değerler”in aldığı bir dünya düzeni kurmak.
ADRES: Yalı Mahallesi
4076 Sokak
No: 5/2 PK: 20
Turgutreis-BODRUM
2 Haziran 2014 Pazartesi
MODERN DON KİŞOT!… Sürücülere “Kırmızıda duralım, kurallara uyalım” pankartını gösteren Galip Baran, trafik kurallarını çiğneyenlere savaş açmış bir gönüllü.
MODERN DON KİŞOT…
Sürücülere “Kırmızıda duralım, kurallara
uyalım” pankartını gösteren Galip Baran, trafik kurallarını çiğneyenlere savaş
açmış bir gönüllü.
(“Modern Don Kişot”/Radikal/ Gönül Kıvılcım/ 10. 05. 1997)
(“Modern Don Kişot”/Radikal/ Gönül Kıvılcım/ 10. 05. 1997)
İSTANBUL- Galip Baran, Cihangir’de üslenen Sivil İletişim
Ağı’nın bir parçası ve modern bir Don Kişot. O her şeyin devletten beklenmesinden
sıkılmış ve trafik canavarlarını bir başına eğitmeye çalışıyor. Turgutreis
Gönüllüleri Temsilcisi Galip Baran, trafik kurallarını çiğneyenlere karşı
savaşıyor. Baran’ın silahı “Kırmızıda duralım, kurallara uyalım” yazılı
pankart.
*
1978 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’nden emekli
olduktan sonra Turgutreis’e yerleşmiş olan ve birisi sonraki yıllarda bir
trafik kazasında yaşamını yitiren em Alb. Cevdet Ayken ,
diğeri halen Turgutreis Barbaros Sitesinde yaşayan Haydar Güllüce adlı iki
emekli arkadaşıyla sokakta çöp toplayarak başlattığı mücadelesini şimdi bütün
yurda yaymağa çalışıyor. Baran, “Celâl Şahin, ellili, yıllarda kırmızı yandı
dur, yeşil yandı geç, geç hanım teyze diye tango söylerdi. Demek ki sorun o
yıllardan bu yana hep aynı” diyor ve trafik kurallarını çiğneyenlerin demokrasiyi
de çiğnediklerini iddia ediyor. “Çünkü demokrasi bir kurallar rejimi ve kırmızı
ışıkta durmayan yaya, sistemin diğer kurallarını da ihlâl eder” diyor.
*
Baran, kırmızı ışıkta durmayan yayanın sürücü iken de yanlış
sollama yapacağını ya da aşırı hız tahdidine uymayacağına inanıyor ve tersti
kırılmadan kulağı çekmek gerektiğini savunuyor. Bunun için de sabırla trafik
lambalarının altında duruyor, yayaları uyarıyor. Kırmızı ışıkta geçenlerin
eline ceza olarak o pankartı tutuşturuyor. İhlâlin cezai müeyyidesi olduğunu
(800 bin lira) hatırlatıyor ve kimi zaman olumlu kimi zaman da ters cevap
alıyor. “Kırmızı ışıkta polisler bile geçiyor” diyor ve uyardığında “bize her
zaman açık” dediklerini söylüyor.
İstanbul HABİTAT’ın ardından Bodrum’da başlatılan Yerel
HABİTAT Konferansına da katılan Galip Baran Konferans’tan sonra yörenin
sorunlarının saptandığını bunlardan birisinin “Trafik ve Güvenlik “ olarak
belirlendiğini anlatıyor. O HABİTAT Konferanslarının teoride kalmaması pratik
çalışmalarla da yaygınlaştırılması gerektiğini savunduğu için yayaları uyaran
pankart fikrini geliştirmiş. Altı ay önce trafik lambaları sistemi devreye
sokulduğunda yerel halk, lâmbaları idrakte epey zorlanmış.
*
Baran, “ Her üç evden birinde trafikte yakınını yitirmiş
birisini bulursunuz. Artık bir şeyler yapmanın zamanı geldi” diyor. Ve tek
başına yürüttüğü çalışmanın başka gönüllüler tarafından paylaşılmasını
istiyor. Trafik Canavarı’nın hayalimizce
icat ettiğimiz bir şey olduğunu, kırmızı ışıkta durma alışkanlığını
edindiğimizde canavarın içimizden çıkmış olacağını savunuyor…
*
SONUÇ:
Çöp ve izmarit toplamağa başladığımdan bu yana 23, trafik çalışmasını başladığımdan bu yana ise, 14 yıl geçti… Ben “içimdeki trafik canavarı”ndan, “her şeyi devletten beklemek”ten kurtuldum, Üstelik… “Yasa bağımlısı” da oldum
Çöp ve izmarit toplamağa başladığımdan bu yana 23, trafik çalışmasını başladığımdan bu yana ise, 14 yıl geçti… Ben “içimdeki trafik canavarı”ndan, “her şeyi devletten beklemek”ten kurtuldum, Üstelik… “Yasa bağımlısı” da oldum
Ey Halk! Ecdad ile övünmeyi bırak! Bugün ne haldesin ona bak
!
Halep ordaysa arşın burada!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












