18 Temmuz 2013 Perşembe

galip baran & doğu perinçek

Galip Baran’ın (G. B. ), Doğu Perinçek’in (D. P. ) Aydınlık Gazetesi’nin 26. 05. 2013 tarihli sayısında yer alan “Ahtapotun kollarında bilgilendirme ve bilinçlendirme” başlıklı yazısıyla ilgili görüşleri: 

D. P. : Beklediğim oldu. Bu köşede iki hafta önce 11 Mayıs 2013 günü çıkan “Ahtapotun kollarında çırpınmaya devam mı edeceğiz” başlıklı yazı yankılandı.
Sayın Lale Gürman, yazıyı internetten yayarken, şu notu iliştirmiş:
“Artık ahtapotun kollarında çırpınmak yok! Olmamalı!”
Mustafa Yıldırım’ın değerli emeği
“Sivil Örümceğin Ağında” kitabının yazarı, değerli araştırmacımız Sayın Mustafa Yıldırım ise, şöyle yazmış:
“Ah ben ne yapmışım?!
“Halkı korkutmak için masallar yazmışım!
“Operasyonu, kanıtlarıyla, örgütleriyle adlarıyla, sanlarıyla, görevleriyle, paraları-pullarıyla ve amaçlarıyla sergilemişim ve halkı uyandırmışım, savaşıma yönlendirmişim de çok ayıp etmişim öyle mi?!
“CIA elemanlarının listesini, akademilerde, gençlik arasında somut örgütlenmeyi, devşirme programlarını belgelemişim de politikacıları, gençleri, yazarları, gazetecileri, sendikacıları uyandırmışım ve böylece siyasetsizleşmişim, öyle mi ?!
“Onlarca yıllık emek boşunaymış, öyle mi ?!
“Bilmem ki artık ne yapsam?!
“Savaşım yöntemlerinin tarihsel örneklerini belge romanlarla anlatarak, suç mu işlemişim?!
“Araştırmada, incelemeden, çözümlemeden ve yazmadan önce bir merkezden onay mı almalıydık?!
“Ayrıca; yazarak, anlatarak, uyandırmaya çalışanları kim izliyor ve izletiyor da yazanların örgütsüzlüğüne karar veriyor?
“Ya da hangi örgüt, örgütten sayılıyor?
“Örgüt seçerken kimden izin almalıyız?!
“Daha yazacak çok şey var: Ama Türkiye Cumhuriyetini kökten yıkarlarken hiç de zamanı değil!”
D. P. : Evet bilgilendiriyor, ama bilinçlendirmiyor
Sanırım söylemek istediğimi iyi dile getirememişim. Ahtapotun kollarını anlatan kitapların değerinin inkâr edilemeyeceği o yazıda vurgulanıyordu. Devamla şöyle deniyordu:
“ Bu kitaplar bilgilendiriyor, durumu bütün acıklı yönleriyle ortaya koyuyor. Ama bilinçlendirmiyor.
G. B. : Ne kitaplar, ne de bir  insan bir başkasını bilinçlendiremez. Bilinç sözcüğü fiil olarak kullanıldığında nesne almaz. İnsan kendi çabasıyla bilinçlenir… Önceki 01. 01. 2013 tarihli, İşçi Partisi’ne “Bilinç Çağı Partisi” olmasını önerdiğim mektubumda nasıl bilinçlendiğimi şöyle açıklamıştım:

Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığım, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığım, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren, bilinç konusunda uzmanlaşmamı (otodidakt =özöğrenimli) olmamı sağlayan çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten değişti:
  *      “Yasa bağımlısı” oldum
*       Kendimi tanımağa başladım.
*      “ Diğerkâm bir kişilik” edindim.
*      “Yurdu ve milleti özden çok sevme” ve “yaratılanları Yaratan’dan ötürü sevme” ilkelerini özümsedim.
*     Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi ve amacı aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
*     Bir ilki gerçekleştirdim, Bilinçolog oldum.
*       Tanımı “yeti” sözcüğüyle sınırlı olan bilinç kavramını (a) SORUMLULUK kavramıyla bütünleştirdim, ete kemiğe büründürdüm, (b)  B (bilinç) = Z (zaman) x  Ç2 ( çabanın karesi) şeklinde ifade ettim. Bilimselleştirdim.

D. P. : “Çünkü bilinç, yalnızca fotoğraf çekmez. Bilinç, ahtapotun kollarından kurtulma harekâtını, planını, örgütlenmesini gösterir. Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı öncesi ve sırasında bütün yazdıklarına bakınız, durum saptaması özlüdür, esas odaklanma program, plan ve stratejidedir. Düşmanın ne yaptığından çok, bizim ne yapacağımızı ortaya koyar ve harekâtı örgütler.
“Bilmek, yapmak demektir. Bilinç, yapmaya ışık tutar; yoksa dizlerimizi dövmeye ve yakınmaya değil, ağlamaya hiç değil.”
G. B. : Bilinçolog olmamı sağlayan çalışmaları yaparken edindiğim birikim ve gerçekler, “bilinç fotoğraf çekmez”,  bilgi yapmaktır” şeklindeki ifadelerle bağdaşmıyor. (a)Bilinç insanın edindiği bir özellik olup, fotoğraf çekme gibi bir eyleminden söz edilemez (b) ve insanlar çevreyi kirletmemeleri, trafik kurallarını ihlâl etmemeleri, vergi kaçırmamaları, diğer deyişle, yolsuzluk YAPMAMALARI GEREKTİĞİNİ BİLİYORLAR ama yapıyorlar.
D. P. : Bilgilendirme ve bilinçlendirme arasındaki fark
Öyle gözüküyor ki, bilgilendirme ve bilinçlendirme arasındaki farkı berraklığa kavuşturmak gerekiyor.
Bilgi, öğrenmek ve anlamakla kazanılır.
Bilinç ise, bilmenin ötesindedir; yapmakla ilgilidir.
İkisinin de bil- kökünden geliyor olması, yanlış anlamalara yol açmıştır.
Bilinç kavramı, şuurun karşılığı olarak türetilmiş ve dilimize yerleşmiş, artık değiştiremeyiz. Ancak yapınç diye türetilse kavramı daha iyi karşılanırdı. Çünkü bilinçte, bilginin yapmaya dönüştürülmesi var.
G. B. : Bilincin nasıl edinileceği, yukarıda ifade edildi. Bilinçlenmek isteyenler örneği ekli “Diğerkâmlık And”ından faydalanabilirler.
D. P. : Gerçeğin yüklediği sorumluluk
Herhangi bir gerçeğin bilincinde olmak, o gerçeğin yüklediği sorumluluğu yerine getirmektir.
Örneğin dünyanın güneş çevresinde döndüğünü biliyoruz. Ülkemizin ahtapotun kollarında olduğunu da değerli araştırmacı ve yazarlarımızdan yıllardır öğreniyoruz. Kendilerine bu bilgilendirmeleri nedeniyle minnettarız.
Ancak ülkemizin ahtapotun kollarında olduğunun bilincinde olmak, bu gerçeği bilmekten farklıdır. Örneğin ABD emperyalistleri ve Tayyip Erdoğanlar da Türkiye’nin ahtapotun kollarında çırpındığını biliyorlar. Hatta bizden daha iyi biliyorlar.
Denektaşı = Örgütlü iş
Bir gerçeğin bilincinde olmak, uygulamada kendini gösteriyor. Biz Türkiye’nin vatanseverleri, ülkemizin ahtapotun kollarından kurtulması için eyleme geçiyorsak, olayın bilincindeyiz demektir.
G. B. : Burada, “bilincinde olmak” değil, “farkında olmak” denilmesi gerekirdi. “Bilincinde olmak” yanlış bir ifadedir. Sayın Emre Kongar’da NTV’deki bir konuşmasında bu yanlışlığı yapmıştı. Kendisini uyardığımda bana teşekkür etmişti.
D. P. : Bilinç kendisini pratikle, güzel Türkçemizle dile getirirsek işle gösterir. Bu açıdan bilinç, işe yansıtılan bilgidir.
G. B. : “İş” sözcüğü, bana Ziya Paşa’nın “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” deyişini hatırlatır. Ben, “diğerkâm”, eşdeyişle, sayın valideniz Behiye Perinçek’in değerli babanız Sadık Perinçek’e yakıştırdığı “elgüzeli”sayısını çoğaltmayı “iş” edinmiş bulunuyorum. Bu nedenle, insanoğluna “Dünyayı kurtarmak istersen eğer, diğerkâm olman yeter” diyerek seslenmeyi “iş” edinmiş bulunuyorum.
Bir de herkese zor gelen işler var. Herkese zor gelen işler uzmanıyım, ben. Örneğin, sokakta, yani kamusal, yani Türk Milleti’ne ait alanda izmarit topluyorum, Türkiye’ye sahip çıkıyorum.
D. P. : Toplumsal mücadelede ise, bilinç kendisini örgütlü işle, örgütlü eylemle ortaya koyar.
Ahtapotun kollarından bireysel eylemle kurtulamayız
Kuşkusuz ahtapotun kollarında olduğumuzu anlatmak, bu bilginin kitabını yazmak da bir eylemdir. Ancak biz ahtapotun kollarından çıkmak istiyorsak, bunu bireysel eylemlerle başaramayız, örgütlü eyleme geçmek zorundayız. Durumun farkında olduğumuzu gösteren biricik ölçüt, örgütlü mücadeleye girişmektir.
Bu nedenlerle bir araştırmacının veya bilim adamının halka bazı gerçekleri bildirmesi, bilgilendirme eylemidir.
G. B. : Katılıyorum. Bilgilendirmedir.
D. P. : Bilinçlendirme ise, halkın sürece müdahale etmesine ve durumu değiştirmesine örgütlü mücadeleyle önderlik etmektir.
G. B. : “Halkın sürece müdahale etmesine, durumu değiştirmesine ve örgütlü mücadelesine önderlik etmek” bilinçlendirme olarak tanımlanamaz. Buna, “yol göstermek” ya da “yönlendirmek” denebilir.
D. P. : Yanılgı şuradadır:
Halk, biz bilgi verdik diye uyanmaz!
Halk, biz kitap ve makale yazdık diye mücadeleye yönelmez!
Namık Kemal, Mustafa Kemal veya İşçi Partisi örneğinde olduğu gibi, halkın mücadelesinin başına geçmek gerekir.
Halk, ancak ve ancak kendi pratik mücadelesi içinde uyanır ve gerçekleri kavrar. Kitaplar ve bilgilendirmeler, o örgütlü mücadelede işe yarar ve değerini bulur.
Halkı kendi tecrübeleriyle uyandırma dışında bir uyandırma yöntemi yoktur. Uyandırmak, işe önderlik etmekle olur.
Soru yerindedir ve herkes için geçerlidir
Ahtapotun kollarında çırpınmaya devam edecek miyiz sorusu bu açıdan çok yerindedir ve herkes için geçerlidir.
Bilgili kardeşlerimiz, Ahtapotun kollarında olduğumuzu anlatan bin beş yüz seksen dokuz (1589) kitap daha yazabilirler. Kendilerine teşekkürler ederiz. Ama durum değişmez, bu ülke çırpınmaya devam eder. Çünkü halk kendiliğinden eylemlerle bu durumu değiştiremez.
Halkın örgütlü mücadelesine önderlik etme sorumluluğunu hatırlatmak niçin tepkiye yol açıyor?
Ahtapotun kollarını yazmaya devam etmek için mi?
Biz de diyoruz ki, artık ahtapotun kollarından kurtulmak için örgütlü işe katılalım. O zaman kitaplarınız da işte sınanır. Doğruluğu ve yanlışları oraya çıkar.
Örgütlü iş, dernek, sendika veya meslek odasında yapılan çalışma değildir; halkın hükümetini kurmak için siyasal partide örgütlenmektir.
G. B. : Örgütlenmekten, örgütlü toplumdan söz edilir de, örgütün, örgütlü toplumun özündeki insan, kişi göz ardı edilir. Bencil (hodkâm) bir varlık olduğu nedenle insanın, örgütlü olması sözde kalır. İşte bu nedenle ben, bencil (hodkâm) varlığın değişmesi, sencil (diğerkâm) bir varlığa dönüşmesi gerektiğini savunuyorum. Diğerkâm varlıkların örgütünden, örgütlenmesinden söz ediyorum… İşte o zaman dünyanın değişeceğini İDDİA ediyorum; “Dünyayı kurtarmak istersen eğer diğerkâm olman yeter” diyorum..

***

Sayın Elgüzeli Sadık Perinçek’in değerli mahdumu sayın Doğu Perinçek,

Ahtapotun kollarında bilgilendirme ve bilinçlendirme” başlıklı yazınızda yer alan, uzmanlık alanıma giren, bilinç sözcüğünü görünce size yazmaktan kendimi alamadım. Elimden geldiğince, becerebildiğimce faydalı olmağa çalıştım…

Bu vesileyle, önceki mektubumun son paragrafını yineliyorum; “Dünyadaki siyasi partilerin tümünün ‘Bilgi Çağı Partisi” oldukları gerçeği karşısında partinizin ‘Bilinç Çağı Partisi’ olmasının anlamlı bir ayrıcalık olacağını düşünüyorum”.

VE:
(a)     Bu günlerde, Akif’in, “Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hak’kın, kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın” şeklindeki dizesini de yineliyorum (b) Yaşadığım Turgutreis’te, arşivimin bulunduğu ve “Burası Türkiye” ile “Küresel ısınma” sergilerini açtığım yeri, önem ve anlamını topluma anlatmayı başaramadığım Bilinçhane’yi ilk fırsatta ziyaret etmenizi öneriyorum…

DAHASI: Bağımlısı olduğum Atatürk’ten esinlenerek geliştirdiğim şu söylemi de dile getirmekten kendimi alamıyorum: “Benim naçiz vücudum da bir gün toprak olacaktır; fakat Bilinçhane ilelebet payidar kalacaktır…

AKLIMA TAKILAN: Ekli dosyada görüleceği üzere, Türkiye’nin en zengini, Başbakan Erdoğan’ın can dostu, önceki Meclis Başkanlarından Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği, yolsuzluk yapmayı alışkanlık haline getiren Doğuş Grubu Başkanı Ferit Şahenk’le yıllardır yapmakta olduğum mücadeleyi Ulusal Kanal’da dile anlatmak istiyorum. Bu konuda sn. Halil Nebiler’e (beş defa) ve sn Oktay Ekinci’ye yazdığım halde sonuç alamadım. Yardımcı olursanız sevinirim.
Saygılarımla     

Bilinç Üniversitesi Kurucusu
Bilinçolog Galip (Diğerkâm) Baran

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com

Bilinç Üniversitesi’nin:
(a)    İşlevi:  “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.

(b)   Kuruluş amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eş deyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in aldığı bir dünya düzeni kurmak…

24 Haziran 2013 Pazartesi

AREL MÜHENDİSLİK PLASTİKLERİ SAN VE TİC AŞ ÜRÜN/İŞ GELİŞTİRME MD. SELÇUK ERTEKİN'E CEVAP:

GALİP BARAN’IN ÖRNEĞİ EKTE GÖRÜLEN YAZISI NEDENİYLE AREL MÜHENDİSLİK PLASTİKLERİ SAN VE TİC AŞ ÜRÜN/İŞ GELİŞTİRME MD. SELÇUK ERTEKİN’İN (S.E.) YÖNELTTİĞİ SORULARA GALİP BARAN’IN (G.B) CEVAPLARI
SELÇUK
ERTEKİN
S. E. : Nerede bu Bilinç Üniversitesi Galip Bey.
G. B. : “Tecrübi bilgi” ile kurmuş bulunduğum, (işlevi: “Para ve bilgi” ile kurulmuş olan “Bilgi Çağı Üniversiteleri”nin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak, kuruluş amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eşdeyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in aldığı bir dünya düzeni kurmak) olan Bilinç Üniversitesi Bodrum Turgutreis’tedir.
S. E. : Üniversitenizin tam-açık adresi nedir?
G. B. :  Gazi Mustafa Kemal Bulvarı 2/F Turgutreis/Bodrum. 
S. E. : Üniversitenizin kuruluş kararı TBMM'den geçti mi?
G. B. : “Bilgi Çağı Üniversiteleri”nin kuruluş kararı bir “Bilgi Çağı” kurumu-kuruluşu olan TBMM’den geçiyor olabilir. Ancak, bir “Bilinç Çağı” kurumu-kuruluşu olan Bilinç Üniversitesi için böyle bir karardan söz etmek abesle iştigaldir.
S. E. : YÖK, üniversitenizi onayladı mı?
G. B. :  Üniversitemizi onaylamak, bir” Bilgi Çağı” kurumu-kuruluşu olan YÖK’ü aşar.
S. E. :  Üniversitenizin bir kampüsü (yerleşkesi) var mı?
G. B. :   İşlevi ve kuruluş amacı yukarıda açıklanan üniversitemizin, bir yerleşkeye ihtiyacı yoktur. 
S. E. :  Bu üniversite hangi fakültelerden oluşuyor?
G. B. :  Aynı nedenle, Üniversitemizin, “bilgi Çağı Ünivesiteleri”nin kurum-kuruluşları olan fakültelere de ihtiyacı yoktur.
S. E. :  Fakülte binaları, derslikleri var mı?
G. B. :  Aynı nedenle, fakültelere de dersliklere de ihtiyacı yoktur.
S. E. :  Üniversite Rektörünüz kim?
G. B. :   Aynı nedenle,  Rektöre de ihtiyacımız yoktur.
S. E. :  Fakültelerinizin dekanları kim?
G. B. :   İhtiyaç duyulmayan fakültelerin dekanları da olmaz.
S. E. :  Fakültelerde hangi bölümler var?
G. B. :   İhtiyaç duyulmayan fakültelerin bölümleri de olmaz.
S. E. :  O bölümlerde kaç tane Prof, Doç, araştırma görevlisi var?
G. B. :   İhtiyaç duyulmayan fakültelerin Prof, Doç, araştırma görevlileri de olmaz.
S. E. :  Allahaşkına şaka mısınız siz?
G. B. :   Şaka değil, çok ciddiyiz biz. “Bilgi Çağı Üniversiteleri”ne  zamanla  “Bilinçoloji” Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmağa, böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil, aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarını yetiştirmelerine katkıda bulunmağa;
Dahası, güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eşdeyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in aldığı bir dünya düzeninin kurulması için çalışmağa,  örneğin, Obama’nın mezun olduğu Harward Üniversitesi’ne bu bağlamda yardımcı olmağa hazırız.
S. E. :  Bu mail gruplarında insanlarla dalga geçmeye, zekalarıyla alay etmeye utanmıyor musunuz?
G. B. :   Yukarıdaki açıklamalardan sonra insanlarla dalga geçtiğimiz, zekalarıyla alay ettiğimiz yolundaki tanınızın değişeceğini, kullandığınız dalga, alay ve utanma sözcükleri için özür dileyeceğinizi umuyoruz.
S. E. :  Olmayan-hayali bir üniversiteyi ne tarafınızdan uydurdunuz?
G. B. :   Hakaret kokan bu sorunuzun cevabı edep sınırlarımızı aşar.
S. E. :  Bu olmayan-uydurma-hayali üniversiteyle amacınız ne?
G. B. :  Uydurma saydığınız Bilinç Üniversitesi’nin işlevi ve kuruluş amacı yukarıda açıklandı.
SON SÖZ:
Sayın Ertekin, kullandığınız dilin sivriliğine ve nahoş yakıştırmalarınıza karşın;bu vesileyle kendimizi daha iyi ifade etmemize yardımcı olduğunuz için size teşekkür borçlu olduğumuzu bilmenizi istiyoruz.
Karşı değerlendirmelerinizi bekliyoruz.
Saygılarımızla.  
24. 06. 2013
Bilinç Üniversitesi Kurucusu
Bilinçolog Galip (Diğerkâm) Baran
*
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
*
Bilinç Üniversitesi’nin:
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)   Kuruluş amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eş deyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in aldığı bir dünya düzeni kurmak.
***
SELÇUK ERTEKİN:
e.MAİL, selcukertekin60@yahoo.com

21 Haziran 2013 Cuma

DİĞERGAM'LIK ANDI

21 Haziran 2013 Cuma


TIKLA LİNK>>

DİĞERGAM'LIK ANDI (21 Haziran 2013)

DİĞERKÂMLIK (1) ANDI
ALLAH’IM!...
Bundan böyle, KIRMIZIDA DURACAĞIMA
eş deyişle;
(A)
Aşırı tüketmeyeceğime,
Vergi kaçırmayacağıma,
Çevreyi kirletmeyeceğime,
Milli servete zarar vermeyeceğime,
Trafik kurallarını ihlâl etmeyeceğime,
Rüşvet vermeyeceğime/almayacağıma,
İmar yasasına aykırı işler yapmayacağıma,
Sağlığa aykırı alışkanlıklar edinmeyeceğime,
İş ahlakına (Ahilik İlkelerine) saygı göstereceğime,
Her şeyi devletten bekleme alışkanlığını terk edeceğime,
Bir başka deyişle, YOLSUZLUK (2) yapmayacağıma,
(B) Sayılan alanlarda yolsuzluk yapanları,SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyaracağıma, ayrıca,
(C) Uyardıklarıma, kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını önereceğime,
(D) “Maruf’u destekleyeceğime, münker’i engelleyeceğime SÖZ VERİYORUM.

Adım-Soyadım:…………………… Telefonum :….………………. İmzam :……………..
KIRMIZIDA DURMAK:
Her türlü yanlış iş, davranış ve haksızlıktan kaçınmayı öngören, bireyi erdeme (3) yönlendiren bir kavram.

SOSYAL YAPTIRIM: 
“Kırmızıda geçmeğe kalkışanları utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmak”

(1) DİĞERKÂM:
(özgeci, elci, elsever) Kendi yararından çok başkalarını düşünen; başkalarına yararlı olmaya çalışan; başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen; başkalarına iyilik yapmayı yaşam ve ahlâk felsefesi yapan (kimse)

(2) YOLSUZLUK: 
Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma, yasaya, kurala, yönteme aykırı iş yapma. 

(3) ERDEM
Ahlâkın övdüğü ve ahlâklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçak gönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı. Fazilet.

14 Haziran 2013 Cuma

DİYELİM Kİ!....

EY, AYNI GEMİNİN YOLCUSU 
BENCİL (HODKÂM) VARLIKLAR!

DİYELİM Kİ, 
BENCİL (HODKÂM) BİR VARLIK OLAN ERDOĞAN İSTİFA ETTİ.

DİYELİM Kİ, 
BENCİL (HODKÂM) BİR VARLIK OLAN KILIÇDAROĞLU HÜKÜMETİ KURDU.

HER ŞEY DÜZELECEK, ÖRNEĞİN KÜRESEL ISINMA SONA ERECEKMI?

DÜNYA DAHA YAŞANABİLİR BİR HALE GELECEK Mİ?

EY, AYNI GEMİNİN YOLCUSU, BENCİL (HODKÂM) VARLIKLAR!
SİZ DEĞİŞMEDİKÇE, SENCİL (DİĞERKÂM) BİR VARLIĞA DÖNÜŞMEDİKÇE,
HİÇ BİR ŞEYİN DÜZELMEYECEĞİNİ, NE ZAMAN İDRAK EDECEKSİNİZ?..


GALİP 
(DİĞERKÂM) BARAN

30 Nisan 2013 Salı

tercihiniz hangisi?............

EY!.. TURGUTREİS AHALİSİ
TERCİHİNİZ HANGİSİ?..
Elimde Life Dergisi’nin bir örneği var.
Turgutreis Belediyesi’nin yaptığı bazı işlerin anlatıldığı bu dergide, Belde de yerleşik halktan fotoğraflar da konulmuş.
            Bu dergiyi incelerken aklıma gelen sorular:
            Özellikle yayına konu Turgutreists’te, Türkiye’de, hâtta bu Dünya’da yaşayanların hangisi “yurdunu ve milletini özünden çok sevme” ve “yaratılanları Yaratan’dan ötürü sevme” ilkelerini; Çağdaş Diyojen Galip (Diğerkâm) Baran gibi özümsedi?
            Turgutreis, Türkiye ve bu Dünya’da yaşayanların hangisi Turgutreis, Türkiye ve Dünya için Nasrettin Hoca’nın güncel versiyonu Galip (Diğerkâm)Baran gibi çalıştı?
            (Turgutreis için çalışırken, geri dönüşüm uygulamasının zorunlu bir kamu hizmeti gibi gönüllü olarak uygulanması amacıyla başlattığı “atık kâğıt toplama kampanyasında” topladığı 100 tona yakın kâğıdın karşılığı olan yaklaşık 100 bin TL’yi “bağış kabilinden” Turgutreis Belediyesi’nin. T. C. Ziraat Bankasındaki resmi hesabına yatırdı)
            Turgutreis, Türkiye ve Dünya’da yaşayan insan formlarından hangisi, devletini Dış borç yükünden kurtarmak; Özgür, hâkim ve hükümran kılmak için Galip (Diğerkâm) Baran gibi, etkin, yaygın ve kamu yararı yönünden hayati bir kampanya başlatmak istedi?
            Turgutreis, Türkiye ve “adresi bu Dünya olanlardan” hangisi Turgutries’e, Türkiye’ye ve dünya’ya; sıradan bir sakin gibi değil, adeta hakiki ve daimi bir malik gibi” sahip çıktı?
            (Turgutries’e, Türkiye’ye, dünya’ya sahip çıktığını ispatlamak, Millete anlatmak, açıklamak, öncü ve önder sıfatıyla ilân etmek, fiilen öğretmek ve duyurmak için: Özellikle ve başta Turgutreis’ten Ankara’ya ve ülkenin diğer önemli merkezlerine olmak üzere (kamusal alanda) sayısız yürüyüşler yaptı. Bu özgün amaçlı ve derin anlamlı yürüyüşleri yaparken, çöp ve izmarit toplayarak, çevre temizliğine katkıda bulunarak; Kamusal alana, yani ülke, insan ve bütün yaşam formlarının ortak değerlerine sahip çıktığını kanıtladı)
            Sonuç olarak görüldü ki;
            (a)  Ne Turgutreis, ne Türkiye ve ne de Dünya için Galip (Diğerkâm) Baran gibi tam bir içtenlikle, bilinç, vefa ve fedakârlıkla çalışan da,
(b)  Turgutreists’te, Türkiye’de, Dünya’da devletini boyunduruktan kurtarmak, halkını zengin ve mutlu, güvenli, huzurlu; Hükümetini hâkim, (egemen) ve özgür kılmak amacıyla; Prangalarını kırıp, boyunduruk (borç alan emir almak zorunda ve durumunda kalır) nedeni “Dış borç yükünden kurtarmak için” Galip (Diğerkâm) Baran gibi “onurlu, sorumlu, şeffaf ve dürüst bir kampanya” yapmak isteyen de..,
(c)  Gerçekte insanlığın ortak malı, bir Ege cenneti ve dünya değeri Turgutreis, Türkiye’ye ve Dünya’ya Galip (Diğerkâm) Baran gibi anlatan, açıklayan, duyuran ve maddi, manevi, tarihi, doğal, kültürel ve turistik olmak üzere; Var olan bütün değerlerine samimiyetle sahip çıkan da olmadı…
Öyleyse, ne duruyorsunuz?..
Ey Turgutreisliler…
Şimdi Galip (DİĞERKÂM) Baran’a sahip çıkma zamanıdır.
O’na sahip çıkmak için Diyojen, Nasrettin Hoca veya belde adının “adanmışı” olan efsane İnsan, büyük kahraman Kaptan-ı Derya Turgutreis gibi aramızdan ayrılarak, başka bir dünya ya göç etmesini mi bekliyorsunuz, yoksa?
Hukukçu, Araştırmacı-Yazar
Mustafa Nevruz SINACI

13 Mart 2013 Çarşamba

MİLLİM ANAYASA FORUM'U VE...

Halil Nebiler
Ulusal Kanal
Televizyon Gazetesi
İSTANBUL
Sayın Hali Nebiler,
Ben bir Atatürk Bağımlısıyım… İzinde değil, bağımlısı... 2 Mart günü Bodrum’da gerçekleştirilen Milli Anayasa forumu’na katıldım. Üstümde, ön yüzünde, “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” Bilinç Üniversitesi, arka yüzünde yetmiş milyonluk  aile, Türkiye” Bilinç Üniversitesi yazılı önlüğü giyerek katıldığım bu toplantıda siz Andımız’ı okuduktan sonra ayağa kalktım ve önlüğümdeki yazıyı gösterdim.
Devam etmeden önce aşağıda sayılan alanlarda yaptığım bazı çalışmalardan söz etmek istiyorum:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren, devletin iş yükünü azaltmayı öngören, bilinç konusunda otodidakt (özöğrenimli) olmamı sağlayan çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten değişti:
*      Kendimi tanımağa başladım.
*       “ Diğerkâm bir kişilik” edindim.
*      “Yasa Bağımlısı bir Bilinç Çağı İnsanı” oldum
*      “Yurdu ve milleti özden çok sevme” ve “yaratılanları Yaratan’dan ötürü sevme” ilkelerini özümsedim.
*     Edindiğim tecrübi bilgi ile işlevi ve amacı aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
*     Sözü edilen çalışmaları yaparken bir ilki gerçekleştirdim. Bilinçolog oldum.
*    Tanımı yeti sözcüğüyle sınırlı olan bilinç kavramını (a) sorumluluk kavramıyla bütünleştirdim, (b) bilimselleştirdim, Bilinç = Z (zaman) x  Ç2 ( çabanın karesi) şeklinde ifade ettim.
Yasa Bağımlısı bir Bilinç Çağı İnsanı ” olarak yaptığım işlerden (önlediğim yolsuzluklardan) bazıları:
(a)    Meclis Başkanlarından Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği sn Ferit Şahenk’in Başkanı olduğu, Turgutreis Yat Limanı (D-Marin’i) ÇED raporunu hiçe sayarak, Çevre Yasası’ni ihlâl ederek, denizi kirleterek inşa eden, yaya yolunu, defalarca işgal ederek, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, kamusal alana tecavüz ederek işleten Doğuş Grubu’nun  yaptığı yolsuzlukları önledim.
(b)    Turgutreis Otobüs Terminali karşısındaki Total benzin istasyonunun reklam panosunu yaya yoluna koyarak, kamusal alana tecavüz ederek yaptığı yolsuzluğu da aynı şekilde önledim.
Bu vesileyle, “parayı verenin düdüğü çaldığı” bir ülke olan Türkiye’de “Yasa Bağımlısı Bilinç Çağı İnsanları”ına olan ihtiyacın önemini de ifade etmek isterim.
Diğer taraftan; yukarıda sözü edilen çalışmaları  yaparken geliştirdiğim, ilk  ve orta öğretim okulları müfredat programına uygulama dersi olarak konulması önerisiyle M. E. Bakanlığı’na gönderdiğim, gereken özen gösterilerek uygulandığı takdirde, Türkiye’nin geleceği çocuklarımıza da benzer özellikleri kazandıracağından kuşku duymadığım “Trafik terörünü halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma  projesi” ne yazık ki, dikkate alınmadı… Alınsaydı…
Bilinmesinde fayda gördüğüm iki önemli gerçek:
(A)    Küresel ısınma “Bilgi Çağı”nda gerçekleşti. “Bilgi Çağı”nın “bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı” felâket olarak tanımlanan küresel ısınmayı önleyemedi. Bu durum karşısında; “Bilgi Çağı İnsanı”nın “bilinçlendirici eğitim anlayışı”nı özümsemesi, yalnız ülkemiz değil gezegenimiz için olmazsa olmaz  bir koşuldur…
(B)  Bilinç sözcüğünün kullanılışında saptadığım yanlışlar;
*    “Biliyorum”ya da “farkındayım” yerine “bilinçliyim” ya da “bilincindeyim”,
*    “Kasten” ya da “maksatlı” yerine “bilinçli olarak”,
*    “Bilgilendiriyorum” ya da “bilgi veriyorum” yerine “bilinçlendiriyorum” denilmektedir.
Sayın Halil Nebiler,
Bir “Bilgi Çağı İnsanı” olan Neil Armstrong  Ay’ayak bastığında: “Benim için küçük ama insanlık niçin büyük bir adım” demişti…
Bu gezegenin sakinlerinin “Yasa Bağımlısı Bilinç Çağı İnsanı” olmayı başardıklarında atmış olacakları adımın büyüklüğünü hayal bile edemiyorum…
Bodrum’da gerçekleştirilen forum’la ile ilgili izlenimlerim:
*    Konuşmalar başlamadan önce hazırladığım bir dosyayı başta sayın Hüsamettin Cindoruk olmak üzere panelistlere verdim. Cindoruk’a dosyayı verirken, “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeyi başarabilseydik bu sorunları yaşar mıydık?” yazılı soru kağıdımı da takdim ettim, ama cevaplamadı. Sanırım o da deli(!) olduğumu anlamıştı.
*    Aynı dosyanın bir örneğini size verirken “bilinç kavramı üzerinde yoğunlaşalım” dedim…
*    Çerkez Ethem’den, onun hainliğinden (!) yine söz ettiniz… Atatürk bağımlısı bir Çerkez olarak ne düşündüğümü acaba tahmin edebilir misiniz?.
*    AKP’ye, RecepTayyip Erdoğan’a yönelik tepkilerden anlaşılan o ki, Recep Tayyip Erdoğan’dan kurtulsak sorun kalmayacak…
Bana göre, bencil (hodkâm) bir varlık olan insanın, küresel ısınmanın sorumlusu insanın, kendisinden kurtulmasıdır…Bu sağlandığında, Recep Tayyip Erdoğan gibiler de olmayacağından insanlık da kurtulacaktır.
*    Şu var ki, bu gezegenin hodkâm insanları değişmedikçe, diğerkâm bir varlığa dönüşmedikçe, başka Recep Tayyip Erdoğanlar  gelmeğe devam edecektir…
Sayın Hali Nebiler,
Başkalarıyla örneğin sizinle aramızdaki fark, en önemli fark: Sizler, yapmak istediklerinizi, yapılmasını istediklerinizi, ya da  hayallerinizi söylüyor, anlatıyor ya da yazıyorsunuz. Ben ise hayallerimi değil, insanlık için yaptığım çalışmaları, gerçekleştirdiğim, bağımlısı olduğum işleri…
Diğer taraftan, yaptığım çalışmaları,gerçekleştirdiğim, bağımlısı olduğum işleri sizlere örnek olabileceği inanç ve umuduyla, örneği ekli “Diğerkâmlık Andı”nda ifade ettim.
Bağımlısı olduğum Atatürk de, insanlık için hayatını ortaya koyarak yaptığı çalışmaları, gerçekleştirdiği işleri, ”Nutuk” olarak bilinen ünlü eserinde yazdı, anlattı, ifade etti…
SON SÖZ: 
Bilinç konusunda bir program yapmak isterseniz yardımcı olmağa hazırım
Saygılarımla. 
7. 03. 2013
Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır’ın benimle ilgili “Erdem Öğreten bir Delinin Hikayesi(!) başlıklı makalesinin örneği eklidir
Bilinç Üniversitesi Kurucusu
Bilinçolog Galip (Diğerkâm) Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com

Bilinç Üniversitesi’nin:
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)   Kuruluş amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eşdeyişle, “dünyevi değerler”in yerini “uhrevi değerler”in aldığı bir dünya düzeni kurmak.

EKLERİ:
1.        “Diğerkâmlık Andı”
2.        “Erdem Öğreten bir Delinin (!) Hikâyesi”

12 Mart 2013 Salı

söyleşi..


ERDOĞAN (RTE), BARAN (GB) SÖYLEŞİSİ

Aşağıdaki yazı, başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın (RTE) Ümraniye Belediyesi ve Ümraniye AK Parti İlçe Teşkilatı binalarının açılışında yaptığı konuşmaya (bu konuşmada yer alan bazı alıntılara) karşılık olarak Galip Baran’ın (GB) kaleme aldığı uyarı, düşünce, öneri ve öğütleridir

RTE: Üçüncü boğaz köprüsüyle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. İstanbul'u önemli bir yere taşıyoruz. Çılgın projelerle İstanbul lâyık olduğu yere hızla çıkacaktır.
GB: Küresel ısınmaya “dur” diyecek, tamamı aynı geminin yolcusu bencil (hodkâm) insanları Nuh’un Gemisi’ne bindirip, kurtaracak olandan daha çılgın bir proje var mı, bu alemde?
RTE:  Milletimize hizmet üretmek için gece gündüz çalışıyoruz. Yaptığımız hizmetlerin Türkiye'yi değiştirdiğini görüyoruz.
GB:  İnsan değişmedikçe hiçbir şeyin değişmeyeceğini; bencil (hodkâm) bir varlık olan insan değişip, sencil (diğerkâm) bir varlığa dönüşmedikçe her şeyin nasıl gelmişse öyle gideceğini, daha öğrenemedinizse…
Diğer taraftan, diğerkâm bir insanın zengin, zengin bir insanın diğerkâm olamayacağını ve diğerkâmlığın şiddetin panzehiri olduğunu öğrenemediyseniz, çok yazık…
RTE: Ayrımcılığın hiçbirini yapmadık. İnsanımızı birbirinden ayırdılar, Türk dediler, Kürt dediler, Çerkez dediler, Laz dediler, Roman dediler.
GB:  Ayrımcılık konusuyla ilgili görüşlerimi biraz aşağıda ifade edeceğim.
RTE: 81 vilayette de eserimiz var, izimiz hizmetimiz var. Bunlar yolsuzlukla bu ülkeyi yönetmeye çalıştılar. Biz yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele etmek için yola çıktık ve başardık.
GB:   Yolsuzluk dediniz de aklıma geldi. Can dostunuz Türkiye’nin en zengini Ferit Şahenk’in D-Marin’i inşa ederken ve işletirken yaptığı “benim engellediğim” yolsuzluklara ne diyeceksiniz? Ayrıca neden o kadar sıkı fıkısınız, söyler misiniz, lütfen.. Ortak özelliğiniz zenginliğiniz olmasın, sakın!…
RTE:  Yaşlı, Kırşehirli bir amca yıllardır kazandığı parayla hayır işleri yapmış. Bir arazi verin ben oraya “Kuran kursu yapayım”, para istemem sadece bir arazi verin diyor…
GB:  Kuran kursunu verenler, kuran kursu görenler bencillikten (hodkâmlıktan) kurtuluyor sencil (diğerkâm) oluyorlar, kul hakkı yemiyorlar mı?
RTE:  ''Biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevelim.” Türk kardeşimi, Kürt kardeşimi seviyorum. Ben Arap'ı da, Laz'ı da, Çerkez'i de, Roman'ı da seviyorum. Bu ülkenin her vatandaşını seviyorum…
GB: Çok güzel… Ancak diğerkâm bir varlık olarak sormadan edemiyorum.  “Yaratılanları Yaratan’dan ötürü sevme” ilkesini siz de bencileyin özümsediyseniz, benimle bir yarışa var mısınız? Hangimiz daha diğerkâm görelim. Hodri meydan…
RTE: Biz 4+4+4 diyerek “zorunlu eğitim” dedik.
GB:   Eğitim denince aklıma geldi. Sen “Bilgi Çağı”nın küresel ısınmaya yol açan “bilgi ile sınırlı eğitim anlayışı”ndan söz ediyorsun. Ben ise,  “Bilinç Çağı”nın “bilinçlendirici eğitim anlayışı”ndan söz ediyorum. “Bilinçlendirici eğitim anlayışı”nı merak ediyorsan,  Milli Eğitim Bakanlığına gönderdiğim yıllardır uyutulan projeyi gözden geçirmeni tavsiye ederim.
RTE:  Meslek liselerinin önündeki katsayıyı kaldırdık. Bu adaletsizlik ortadan kalktı.
G.B:  Adalet sözcüğünü duyduğumda aklıma gelen en önemi şey, ANDIMIZ’da yer alan “yurdu ve milleti özen çok sevme ilkesi”dir.. Bu ilkeyi özümsemeyi bencileyin başarabilseydik adalet sorun olmazdı, bu kadar çok polise, savcıya ve hâkime hatta hapishaneye bile gerek kalmazdı…
RTE: Artık düz liselerde “seçmeli Kur'an eğitimi” var. Türkiye bir değişim yaşıyor.
GB: Kuran eğitimi ile ilgili düşüncemi yukarıda açıkladım… Bencil (hodgâm) bir varlık olan insanın değişip, sencil (diğerkâm) bir varlığa dönüşmedikçe hiçbir şeyin değişmeyeceğini, bu vesileyle de yineliyorum.
RTE: Çocuklar ayaklarındaki prangalardan kurtuluyor.  '
GB:  Pranga denilince aklıma gelen şey: İnsanın bencil (hodkâm), bananeci bir varlık olduğudur. Neyse ki, ben bencillik, (hodkâmlık) bananecilik,  prangasından (kölelikten) kurtuldum. Nefsimin efendisi oldum. Darısı başınıza…
“Nasıl oldu?” derseniz, merak ederseniz, bu konuda size danışmanlık yapmağa (kılavuzunuz olmağa) olmağa hazırım… Ayrıca istihdam ettikleriniz gibi para mara da istemem. Zaten isteyemem…“Yurdu ve milleti özden çok sevme” ve “yaratılanları Yaratan’dan ötürü” sevme ilkelerini özümsemişim bir kere…
RTE: Türkiye’nin yapılan yatırımlarla değiştiğini, geliştiğini anlattı. Erdoğan, “Bir vilayetimiz bilgi çağını” yaşarken, diğeri ortaçağı yaşarsa, Türkiye’yi sağlıklı şekilde büyütemeyiz…
GB:  “Bilgi Çağı”  ile  “Bilinç Çağı” ve eğitim anlayışları ile ilgili görüşlerimi yukarıda ifade ettim… Bir vilayetin “Bilgi Çağı”nda yaşamasından değil, vilayetlerin tümünün, (Türkiye’nin) “Bilinç Çağı”nda yaşamasını, “Muasır Medeniyet”in üstüne çıkmasını isterseniz, gerçekten isterseniz yukarıda da dile getirdiğim gibi, size gönüllü danışmanlık yapmağa hazırım.. 
RTE:  Erdoğan, Türkiye’nin bugünlerine “kardeşlik ile geldiğinin” altını çizdi.
GB:  Bugünlere kardeşlik ile gelindiği konusunda samimiysen vah ki vah… Bunun neresi kardeşlik, a benim özümden çok sevdiğim Erdoğan?...
RTE:  Irkçılık, kabilecilik, bunlar şeytanidir. Şeytanın izinde yürümektir. Varsın onlar şeytanın izinde yürüsünler ama biz “Rab’imizin çizdiği yolda yürüyeceğiz.” Bu muhalefetin yalanlarına, kulak asmayın.
GB: Bencil (hodkâm) varlık değişip, diğerkâm bir varlığa dönüşüp, nefsinin efendisi olmadıkça Rab’in çizdiği yolda yürüyemez. O avuç dolusu para ödeyerek, verilen vergileri çarçur ederek istihdam ettiğiniz, sizi yanıltan danışmanlarınızı kapı dışarı etmenin zamanı gelmedi mi?

Bilinç Üniversitesi Kurucusu
Bilinçolog Galip (Diğerkâm) Baran

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com

Bilinç Üniversitesi’nin:
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, bundan böyle, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)   Kuruluş amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, eş deyişle, “dünyevi değerlerin” yerini “uhrevi değerlerin” aldığı bir dünya düzeni kurmak.