2 Nisan 2012 Pazartesi

uyarı ve armağan!..

KILIÇDAROĞLU! 
UYAN!..

Kemâl Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı
KONU: CHP’nin iktidar olmasını kolaylaştırmak için randevu talebim

(“Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemiş bir insan olmamın doğal sonucu olarak) Kendimden çok sevdiğim sayın Kemâl Kılıçdaroğlu!
2011 Genel Seçimlerinde partinizden aday olmak için başvurduğumda cevap verme gereğini
duymadığınız “yasa bağımlısı” Galip Baran’ım… Bir Bilinçologum, ben…
Bugün arşivimi karıştırırken elime geçen bir gazete küpüründen özel yetkili savcılarla ilgili bir açıklama yaptığınızı öğrendim (20 Ocak 2012/ Radikal)…
Arşivimi karıştırırken, Kurultay’da çıkarma sözü verdiğiniz  Siyasi Ahlâk Yasası ile ilgili olarak size yazdığım 3. 04. 2011 tarihli bir mektup da elime geçti…
Örneği ekli o mektubumda “-inşallah iktidara gelirsiniz… İnşallah Siyasi Ahlâk Yasası’nı çıkarmayı başarırsınız… İnşallah, ülkeyi ahlâksızlardan kurtarırsınız;  ahlâkın yasayla sağlanamayacağını, ahlâksızlıkların yasayla önlenemeyeceğini bilmediğinizi, kural tanımazlığın yaygın ifadesi ‘Burası Türkiye’ deyişinden bi-haber olabileceğinizi düşünemiyorum- diyen Galip Baran’ı utandırırsınız” demiştim…
Keşke …. Keşke …. Keşke beni utandırsaydınız… Neyse…
Konya Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır’ın benimle ilgili “Erdem Öğreten Deli “!” başlıklı makalesini aynı mektuba eklemiş, erdem sözcüğünün anlamını da:
(1)  Ahlâkın övdüğü ve Ahlâklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı. eş. esk. FAZİLET.
(2)  fels.  İnsanın ahlâksal olarak iyiye yönelmesi. Ruhsal yetkinlik.
Şeklinde açıklamıştım… Neyse…
Özel yetkili savcılarla ilgili olarak diyeceklerime gelince: Toplum olarak,“Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeyi, bencileyin başarabildiğimizde, bu ülkede ne polise, ne savcıya ve ne de hakime, dolayısıyla, ne Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na ve ne de hapishanelere gerek kalmayacağını İDDİA ediyorum…
Kendimden çok sevdiğim sayın Kemâl Kılıçdaroğlu!
Eldeki mektubu (adaylık başvuruma cevap bile vermemiş olmanıza rağmen) yazmaktan amacım: Yıllardır devam eden, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarda edindiğim, “yasa bağımlılığı”, “diğerkâmlık” ve “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” ve benzeri birikimlerimi CHP’lilerle paylaşmak; böylece, benzer özelliklere sahip insan sayısını çoğaltarak CHP’nin iktidar olmasını kolaylaştırmak için bir randevu talep etmektir.
Randevu verdiğinizde ne kazanacağınızı, vermediğinizde ne kaybedeceğinizi, düşününüz, lütfen…
Özümden çok sevdiğim Başbakan Erdoğan’a ve Özümden çok sevdiğim M. E. Bakanı Ömer Dinçer’e gönderdiğim “Açık Dilekçeler” eklidir…
Saygılarımla…
Bilinçolog Galip Baran
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
(1)     Bilinç Üniversitesi’nin:
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)    Amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, dünyevi değerlerin yerini uhrevi değerlerin aldığı bir dünya düzeni kurmak.
EKLERİ:
1.   CHP Genel Başkanı Kemâl Kılıçdaroğlu’na yazdığım 3. 04. 2011 tarihli mektubum
2.   Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır’ın “Erdem Öğreten Deli “!” başlıklı makalesi
2.   Başbakan Erdoğan’a gönderdiğim 20. 02. 2012 tarihli “Açık Dilekçe”
3.   M. E. Bakanı Ömer Dinçer’e gönderdiğim 13. 03 2012 tarihli “Açık Dilekçe”
***
KILIÇDAROĞLU!
UYAN!...

Kemal Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı
Sayın Kemâl Kılıçdaroğlu
18. 01. 2011 tarihli önceki bir mektubumda (ikinci sayfa, paragraf 2)  aynen:
“  Kurultay’da, Siyasi Ahlak Yasası çıkarma sözü verdiniz… Ahlâkın yasayla sağlanamayacağını, ahlâksızlıkların yasayla önlenemeyeceğini bilmediğinizi, kural tanımazlığın yaygın ifadesi “Burası Türkiye” deyişinden bi-haber olabileceğinizi düşünemiyorum…”
DEDİM.
3. 04. 2011 günlü Cumhuriyet’teki habere göre, iktidara geldiğinizde Siyasi Ahlâk Yasası çıkarma sözünüzü yinelediniz…
Ne diyeyim… İnşallah iktidara gelirsiniz… İnşallah bir Siyasi Ahlak Yasası çıkarmayı başarırsınız… İnşallah, ülkeyi ahlaksızlardan kurtarırsınız.  Ve o mektubunda “Ahlâkın yasayla sağlanamayacağını, ahlâksızlıkların yasayla önlenemeyeceğini bilmediğinizi, kural tanımazlığın yaygın ifadesi “Burası Türkiye” deyişinden bi-haber olabileceğinizi düşünemiyorum…” diyen Galip Baran’ı utandırırsınız…
Diğer taraftan, bir gün, ahlakın yasayla önlenemeyeceğini öğrendiğinizde, bu yazımla, “Kılıçraroğlu! Uyan!” diyerek seslendiğimi de hatırlarsınız…
Sayın Kılıçdaroğlu,
Bu arada; ahlâktan söz etmişken, örneği biraz aşağıda görülen benimle ilgili bir makaleyi (Erdem Öğreten bir Deli’nin (!) Hikâyesi’ni) de dikkatinize sunmama izin vermenizi istiyorum…
VE,
ERDEM:
(1)  Ahlâkın övdüğü ve ahlâklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı. eş. esk. FAZİLET.
(2)  fels.  İnsanın ahlâksal olarak iyiye yönelmesi. Ruhsal yetkinlik.
Ahlaksızlıkları yasa çıkararak önleyeceğini sanan sayın Kılıçdaroğlu, “UYAN!” derken, size ne kadar büyük bir iyilik yaptığımın ACABA farkında mısınız?
Galip BARAN
Bilinçolog / Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
(1)    :  Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, salt bilgili değil, aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

ERDEM ÖĞRETEN BİR
DELİ’NİN (!) HİKÂYESİ

( Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır/Yurttaşsız Demokrasi/ Çizgi Kitabevi)

Bazen normal olan anormalleşir. Her şey anormalleşince, normal diye bir şey kalmaz... İstisnalar kaideyi (kuralı) bozmaz deriz... Bir de bakarız ki, istisnalar yaşam biçimi olmuş, artık kuralı kaideyi kimse hatırlamaz olmuş...
Hukuk güya vardır. Ama hukuk o kadar farklı yollardan ihlal edilir ki kalbura döner... Ama yine de birileri çıkıp der ki, “hak var, hukuk var...” Hukuk, günümüzde en iyi manipüle edilen alanlardan birisi... Baksanıza, herkesin hakimi, savcısı ayrı neredeyse... “Benim hâkimim, benim mahkemem” sözlerini sık sık okuyoruz basından...
Neyse, bugün başka bir hikâye anlatacağım... Başlığa “Bir Deli’nin (!) Hikâyesi” dediysem de, anlatacağım kişi deli falan değil... Fakat biraz öyle tanınıyor...
Birkaç yıl önce, telefonla beni aradı bir kitabımı alıp halka dağıttığını falan söyledi... Yani böyle bir konuşmaya “şok” olmazsınızda ne yaparsınız... Herkesin kitaptan kaçtığı bir çağda, adamın biri yüzlerce kitap alıp dağıtıyor... Başka yazarların kitaplarını da bana hediye etti… E, tabi bu harekete bakıp adama deli dersiniz... Halka niye kitap dağıtasın be adam?
Bahsettiğim kişi, Bodrum Turgutreis’de yaşıyor... Adı, Galip Baran… Yetmişli yaşlarda... Herkese göre O bir deli... Emekli olunca kendini toplumsal işlere adamış (!)... Ama dedim ya çoğuna göre o bir deli...
Yaptığı işlerden bazı örnekler anlatayım... Deli olup olmadığına siz karar verin...
Kendini “bilinçolog” diye tanımlıyor.
Hatta kendini “Bilinç Üniversitesi Rektörü” diye tanımlıyor.
Şu kavramların güzelliğine bakınız…“Bencillik yerine, sencilliği içselleştirmeliyiz!” diyor.
Mesela, bütün yazarlara, sanatçılara, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Meclis Başkanına, Genelkurmay Başkanına... Aklınıza hangi kurum ve yetkili gelirse, o kurum ve kişiye mektuplar yazıyor... Bu mektuplarda, toplumsal sorunlara, haksızlıklara, adalet arayışlarına yer veriyor ve bunları da yayınlıyor...
Mesela, “kırmızı ışıkta dur!” kampanyaları düzenliyor... Birçok şehirde yanına aldığı gençlerle halkın dikkatini çekmeye çalışıyor... Trafik kurallarına uymanın önemli bir uygarlık göstergesi olduğunu anlatmaya çalışıyor...
Mesela, yerlere “izmarit” ve diğer çöplerin atılmaması için kampanyalar düzenliyor... Bunların çoğu yerel ve ulusal basında defalarca yer aldı...
Toplumsal ve siyasal sorunlarımızın temelinde insani zaaflarımızın olduğunu herkese ve her yere duyurmaya çalışıyor... O’na göre bütün sorunların kaynağında “bencillik” var... Herkes, hoyratça kendi rahatı için başkalarını ve toplumu feda edebiliyor... O halde çözüm nedir?
Çözüm, günümüzde artık neredeyse hiç yaşamayan ve çoğuna göre “antikalaşmış” özverili olma... Kendisinin ifadesine göre, “Sorun bencillik, çözüm sencillik”... Eskilerin kullandığı kelimeyle “diğerkâmlık...” Kendinden önce başkasını ve toplumun yararını düşünmek... Artık bu düşünce ve duygular, “antika...” Eskiciler çarşısında ya bulunur ya bulunmaz... O yüzden de, böyle insanlar deli...
Bırakın özverili ve diğerkâm olmayı, insanların en kutsal duygularını kullanarak, insanların varını-yoğunu elinden alan, kanını emen haşaratla dolu etrafımız....Oysa, diğerkâmlıkta, bu toplumun neredeyse “kutsalları” arasında idi...
Bir de, yaşadığı kentte bir TUBİKOM (Turgutreis Belediyesini İzleme Komitesi) kurduğunu söylüyordu... Belediyenin kararlarını, etkinliklerini ve yanlışlarını izleyip halka duyuruyordu... Elbette belediyeler böylelerini sevmez... Ama o kadar harika bir fikir ki, keşke her kentte bir “TUBİKOM” kurulsa... Halkın ve devletin kaynaklarını, holdinglere, şirketlere ve bilumum akrabaya “peşkeş” çekenlere göz açtırılmasa... Nerdeeeee...
Bahsettiğim bu deli (!) diyojen gibi... Delice aydınlatma hummasına tutulmuş ve bir delice şey daha yapmış... Okuyunca belki çok güleceksiniz ama, bana göre olması gerekeni yapmış...Kendince sanal bir “Bilinç Üniversitesi” kurmuş ve kendini onun kurucusu ilan etmiş...
Bana göre toplumdaki anormalliklere, bilinçsizliklere ve aptallıklara verilecek en güzel tepki... Biraz Hoca Nasrettin tepkisi gibi... Adı bile muhteşem, “Bilinç Üniversitesi.” Zaten bazı düşünürler, bu çağı “aptallıklar çağı” olarak tanımlamıyor mu? Adeta uyuşturulmuş bilinçlerle varlığın ve yokluğun farkında olmayan, hayatını sorgulama mecali kalmamış zavallılardan oluşan bir topluma verilecek en iyi uyarı: Bilinç Üniversitesi... En fazla neyin eksiği yaşanıyor, canım memleketimizde? Elbette, “bilinç!”
Bu adam, evet deliliğe çok yakın... Ama, acaba yaptıkları ve söyledikleri kaybettiğimiz, unuttuğumuz, üzerine asit döküp yok ettiğimiz, bizi biz yapan değerlerimiz olmasın...
Çalmak, çırpmak, kayırmak, rantiye ve şantiye kurmak akıllılık da, toplumu bilinçlendirme çabaları delilik mi?
Kim bilir, belki öyledir!
Kim deli, kim akıllı?
***

ERDEM (1) ÖĞRETEN BİR DELİ’NİN (!) HİKÂYESİ

( Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır/”Yurttaşsız Demokrasi”/ Çizgi Kitabevi)

Hukuk güya vardır. Ama hukuk o kadar farklı yollardan ihlal edilir ki kalbura döner... Ama yine de birileri çıkıp der ki, “hak var, hukuk var...” Neyse, bugün başka bir hikâye anlatacağım... Başlığa “Bir Deli’nin (!) Hikâyesi” dediysem de, anlatacağım kişi deli falan değil... Fakat biraz öyle tanınıyor...
Birkaç yıl önce, telefonla beni aradı bir kitabımı alıp halka dağıttığını falan söyledi... E, tabi bu harekete bakıp adama deli dersiniz... Halka niye kitap dağıtasın be adam?
Bahsettiğim kişi, Bodrum Turgutreis’de yaşıyor... Adı, Galip Baran… Yetmişli yaşlarda... Herkese göre o bir deli... Emekli olunca kendini toplumsal işlere adamış (!)... Ama dedim ya çoğuna göre o bir deli...
Yaptığı işlerden bazı örnekler anlatayım... Deli olup olmadığına siz karar verin...
Mesela, bütün yazarlara, sanatçılara, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Meclis Başkanına, Genelkurmay Başkanına... Aklınıza hangi kurum ve yetkili gelirse, o kurum ve kişiye mektuplar yazıyor... Bu mektuplarda, toplumsal sorunlara, haksızlıklara, adalet arayışlarına yer veriyor ve bunları da yayınlıyor...
Mesela, “kırmızı ışıkta dur!” kampanyaları düzenliyor...Trafik kurallarına uymanın önemli bir uygarlık göstergesi olduğunu anlatmaya çalışıyor...
Mesela, yerlere “izmarit” ve diğer çöplerin atılmaması için kampanyalar düzenliyor... Ona göre toplumsal ve siyasal sorunlarımızın kaynağında “bencillik” var... O halde çözüm nedir?
Çözüm, özverili olma... Kendisinin ifadesine göre, “diğerkâmlık...” Kendinden önce başkasını ve toplumun yararını düşünmek... Artık bu düşünce ve duygular, eskiciler çarşısında ya bulunur ya bulunmaz... O yüzden de, böyle insanlar deli...
Bir de, yaşadığı kentte, (TUBİKOM -Turgutreis Belediyesini İzleme Komitesi-) bir “Belediye Takip Merkezi” kurduğunu söylüyordu... Belediyenin kararlarını, etkinliklerini ve yanlışlarını izleyip halka duyuruyordu... Elbette belediyeler böylelerini sevmez... Ama o kadar harika bir fikir ki, keşke her kentte bir “Belediye Takip Merkezi” kurulsa... Halkın ve devletin kaynaklarını, holdinglere, şirketlere ve bilumum akrabaya “peşkeş” çekenlere göz açtırılmasa... Nerdeeeee....
Bahsettiğim bu deli (!) diyojen gibi... Delice bir şey daha yapmış... Ama, bana göre olması gerekeni yapmış... Bir “Bilinç Üniversitesi” kurmuş...
Bana göre toplumdaki anormalliklere ve bilinçsizliklere verilecek en güzel tepki... Adı bile muhteşem, “Bilinç Üniversitesi.”… Adeta uyuşturulmuş, hayatını sorgulama mecali kalmamış zavallılardan oluşan bir topluma verilecek en iyi uyarı... En fazla neyin eksikliği yaşanıyor memleketimizde? Elbette “bilinç!”…
Bu adam deliliğe çok yakın… Ama, acaba yaptıkları ve söyledikleri kaybettiğimiz, unuttuğumuz, bizi biz yapan değerlerimiz olmasın...
Çalmak, çırpmak, kayırmak, rantiye, şantiye kurmak akıllılık da, toplumu bilinçlenmeye yönlendirme/özendirme çabaları delilik mi?
Kim bilir, belki öyledir!
Kim deli, kim akıllı?
(1)   Erdem:  Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı. Fazilet
**                                                                    
(BAŞBAKAN’A AÇIK DİLEKÇE)
Bodrum Kaymakamlığına
BODRUM
(Başbakanlık Makamına iletilmek üzere)        
KONU: Yurduna, milletine ve devletine herşeye rağmen sahip çıkan benim gibi vatandaşlara sahip çıkan bir Başbakan olmanız.

ÖN AÇIKLAMA
Yazılı basında yer alan 6. 02. 2006 tarihli bir haberde, belediye başkanı olduğunuz 1994’te 5 milyar liralık servet beyan ettiğiniz ve ticari faaliyetlerle kazandığınız bu servetin 2005’te 1 trilyon 780 milyara çıktığı açıklanıyor.
Sizin servetinizle ilgili bir fikir beyan etmek bana düşmez elbette. Ancak bu vesileyle ben de kendi servetimi beyan etmek istiyorum:
Benim, 1990 yılında sokakta (kamusal, yani, bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait alanda) iki emekli arkadaşımla (Em. Alb. Cevdet Ayken ve Haydar Güllüce ile) önce çöp ardından izmarit toplayarak başlattığım çalışmaları yaparken edindiğim (dünyevi) servet: Bodrum’un Turgutreis Beldesinde sahip olduğum (Yalı Mahallesi, 4076 Sokak, 5/2 ) bir evden ibarettir.
Diğer taraftan, kamusal, yani bir ferdi olduğunuz 74 milyona ait alana çöp ve izmarit toplayarak sahip çıkmak yerine sizin gibi çalışsaydım, ticaret yapmış olsaydım, günümüzde sahip olacağım  dünyevi servetin ne olabileceğini hesaplayamam. Bu benim uzmanlık alanım değil. Benim servetim, diğer deyişle, görevim, kamusal, yani bir ferdi olduğunuz 74 milyona ait alana çöp ve izmarit toplayarak sahip çıkmaktır...  
Uzmanlığımla ilgili başka bir örnek: Bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait alanda çöp ve izmarit toplarken İstanbul Ataköy, 4. Kısım, O-Blok, No: 141/6  adresteki evimi (2002 yılında o günün parasıyla) 90 milyon liraya sattım. Bu parayı, bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait alana sahip çıkarken harcadım… Yetmedi… Ziraat Bankası’ndan 15 bin lira kredi aldım.  Aynı şekilde harcadım. Emekli maaşım bu  nedenle azaldı, yarı yarıya düştü.
Pişman mıyım, “keşke ticaret yapsaydım”, “ben de dünyevi değerlerle donansaydım” diyen birisi miyim? Hayır... Kesinlikle hayır…
Bu arada, Hz. Peygamber’in, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” şeklindeki sözünü özümsediğimi ve bu sözü ilke edindiğimi de bilmenizi isterim …
Diğer Taraftan, bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait  alana sahip çıkarken kazandığım asıl “servet”e (ÖDÜLE) gelince:  “Kendi yararından çok başkalarını düşünen, başkalarına yararlı olmaya çalışan, başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen” varlık, yani, “diğerkâmlık”…
Darısı, özümden çok sevdiğim Türk Milleti’nin (Çılgın Türkler’in torunlarının) ve dünyalıların başına…
Sayın Başbakan,
Aşağıda sayılan alanlardaki çalışmaları yaparken; “iklim değişikliği”nin “Bilgi Çağı”nda gerçekleştiğinin, (aynı çağda ozon tabakasının delindiğinin, buzulların eridiğinin yağmur ormanlarının azaldığının, bazı türlerin yok olduğunun) ve felaket olarak tanımlanan bu değişiklikten “Bilgi Çağı” insanının sorumlu olduğunun ve “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başladığımın ve bir  Bilinçolog olduğumun farkına vardım…
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren, beni bencillikten (nefsimin kölesi olmaktan) kurtaran, özgürleştiren, bilinçlendiren, demokrasiyi öğrenmemi sağlayan çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten değişti:
*     “Yasa bağımlısı” oldum.
*      Kendimi tanımağa başladım.
*     “Diğerkâm bir kişilik” edindim.
*     Çocuk yaşta içtiğimiz ANDIMIZ’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim.
*     Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
İKİ GERÇEK
(a)   Bende meydana gelen bu değişiklikte “dindar nesiller yetiştirme savınız”ın bir ilgisi yoktur. Daha açık söylemek gerekirse; namaz kılmamasına oruç tutmamasına, hacca gitmemesine rağmen, kainatı ibadethane sayan, yaratılanları Yaratan’dan ötürü seven, Türkiye Cumhuriyeti devletini  dış borç yükünden  kurtarmak için bir kampanya başlatma girişiminde bulunan, ancak Hazine müsteşarlığı’nın bu konuda önerdiği “yasal düzenleme” yapılmadığı nedenle bu girişimi amacına ulaşamayan bir “Bilinç Çağı” insanıyım, ben.
(b)   Geleceğin; “Çevrenin kirletilmediği, tüketim çılgınlığının sona erdiği, trafik kurallarının  ihlâl edilmediği, (benim kamusal alanda –sokaklarda- izmarit toplayarak ve sizin, tiryakilerin ceplerindeki sigara paketlerini çekip alarak dikkat çektiğiniz ) sağlığa aykırı alışkanlıkların edinilmediği/ varsa terk edildiği,  milli servetin korunduğu, verginin kaçırılmadığı, rüşvetin alınmadığı/verilmediği, iş ahlakına saygı gösterildiği, (Ahilik Ruhu’nun ihya edildiği)  imar yasasına aykırı işlerin yapılmadığı, her şeyin devletten beklenmediği Türkiye”sini inşa emek için çalışan  bir faniyim...
DEMOKRASİ ÖĞRETMENİ  
1996 yılında Bodrum’da, Garajaltı Kavşağında “Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” sloganından esinlenerek bir proje başlattım.Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını ihlâl edenleri uyarmaya başladım.
Sürücülerin de yaya iken ihlâl ettikleri bu kuralı ihlâl eden yayaların, diğer deyişle, özümden çok sevdiğim Türk Milleti’nin (Çılgın Türkler’in torunlarının) demokrasiyi bilmediğinin farkına vardım. Projeyi uyguladığım, demokrasiyi öğrenmemi sağlayan kavşakları, bu nedenle “demokrasi dershanesi” olarak tanımladım.
SONUÇ OLARAK; benim gibilerin “demokrasi öğretmeni” olarak tanımlanabileceğini  savunuyorum.
BİLİNÇ KAVRAMI
Yukarıda sözü edilen çalışmaları yaparken, “yeti” sözcüğüyle sınırlandırılmış (soyut) bir kavram olduğunu gördüğüm bilinç kavramını SORUMLULUK kavramıyla bütünleştirdim, somutlaştırdım, ete kemiğe büründürdüm…
Ruhbilim Uzmanı Ergün Arıkdal, “Pozitif Yaşam” adlı kitabında:
İnsana SORUMLULUK yükleyen bilgi, ‘kitabi bilgi’ değil, bizzat uygulanarak  idrak edilmiş ve hazmedilmiş olan bilgidir. Böyle bir bilgi, artık o insanın öz malı haline gelmiş ve bir yaşam düsturu olmuştur. Yeri ve zamanı geldiğinde insanın o bilgiyi kullanması gerekir; kullanmadığı takdirde hesap sorulmayı hak eder.” diyor…
Çevrenin kirletilmemesi, tasarruf önlemlerine riayet edilmesi, trafik kurallarının ihlâl edilmemesi, verginin kaçırılmaması gerektiğini özümden çok sevdiğim Türk Milleti (Çılgın Türkler’in torunları) bilmektedir. Buna rağmen  tüketim çılgınlığı devam etmekte, çevre kirletilmekte, trafik kuralları ihlâl edilmekte, vergi kaçırılmaktadır.
SONUÇ OLARAK; ancak, ne yazık ki, özümden çok sevdiğim Türk Milleti (Çılgın Türkler’in torunları) çevre, tasarruf, trafik ve vergi gibi konularda bilinçsizdir.
Bu bilinçsizlik, verilmekte olan eğitimin Arıkdal’ın yukarıda ifade ettiği, insana SORUMLULUK yüklemeyen “kitabi bilgi” ile sınırlı oluşundan, “tecrübi bilgi” ile desteklenmeyişinden kaynaklanmaktadır.
Örneğin, özel sürücü kurslarında verilmekte olan eğitimin “kitabi bilgi” ile sınırlı kalışı, “tecrübi bilgi” ile desteklenmeyişi yüzünden ülkemizde her yıl orta ölçekli bir ilçe nüfusu (8-10 bin) kadar insan hayatını kaybetmekte, orta büyüklükte bir il nüfusu ( 160-190 bin) kadar insan sakat kalmakta ve ülkenin milli servetinin % 2,5’a yakın bir bölümü yok olmaktadır…
Yukarıda dile getirilen çalışmaları yaparken, sürücü adaylarına “tecrübi bilgi” kazandıracak bir proje geliştirdim.  M. E. Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne gönderdim. Bu projenin Özel Sürücü Kursları Eğitim Programına “uygulama dersi” olarak konulmasını önerdim. Genel Müdürlük, önerimin ileride yapılacak mevzuat düzenlemelerinde dikkate alınacağı şeklinde bir yanıt verdi. Ancak  söz verilen düzenleme yapılmadı…
Bu vesileyle, aşağıda GELECEĞİN TÜRKİYESİ bölümünde sözü edilen, M. E. Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’na gönderdiğim, “Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi”nin, özel sürücü kursları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulmasını tekrar öneriyorum…
YASA BAĞIMLISI
(a)     Açılışı tarafınızdan yapılan, Başkanı Ferit Şahenk’e önceki Meclis Başkanlarından Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği, Turgutreis Yat Limanını (D-Marin’i);
*      ÇED raporunu hiçe sayarak, Çevre Yasası’ni ihlâl ederek, denizi kirleterek inşa eden,
*     Yaya yolunu, defalarca işgal ederek, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, “kamusal alan”a tecavüz ederek işleten, Doğuş Grubu’nun  yaptığı yolsuzlukları önledim.
(b)    Turgutreis Otobüs Terminali karşısındaki Total benzin istasyonunun reklam panosunu yaya yoluna koyarak, “kamusal alan”a tecavüz ederek yaptığı yolsuzluğu da önledim.
SONUÇ OLARAK; Türkiye’de yolsuzluklara son vermek istiyorsanız, Doğuş Grubu’nun Başkanı Ferit Şahenk gibileri ödüllendirmekten vaz geçmeniz, ödüle ihtiyaç duymayan Galip Baran gibi yasa bağımlılarına nasıl teşekkür edeceğinizi düşünmeniz gerekir…
GELECEĞİN TÜRKİYESİ
Yukarıda sözü edilen çalışmaları yaparken geliştirdiğim,“Geleceğin Türkiyesi Projesi” olarak da tanımladığım, ilk  ve orta öğretim okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulması önerisiyle M. E. Bakanlığı Talim Terbiye Kuruluna gönderdiğim,“Trafik terörünü halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma  projesi” ciddiye alınmadı.
Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Kurulu Başkanı Raşit Küçük’ün,  “ kırmızı ışıkta geçmek asla caiz değildir” diyerek önemine dikkat çektiği bu projeyi uygularken (halen İzmir Emniyet Müdürü olarak görev yapmakta olan Ercüment Yılmaz’ın direktifiyle İstanbul’da engellenmeme (Milliyet/ kırmızı ışık eylemcisi gözaltında/ 22. 04. 1998) karşın  çalışmalarımı hala sürdürüyorum. Türkiye’yi,  parayı verenlerin (Ferit Şahenk gibilerin) düdüğü çaldığı bir ülke olma ayıbından kurtarmak için çalışıyorum.
Diğer taraftan, yukarıda sözü edilen, özenle uygulanması durumunda ülkenin geleceği çocuklarımızın da “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemelerini, “diğerkâm  kişilik” edinmelerini sağlayacağından adım kadar emin olduğum bu proje hayata geçirildiğinde; adaleti sorun olmaktan çıkaracak; bu kadar çok polis, savcı ve hakime ihtiyaç bırakmayacak, şiddeti sona erdirecek; “Yurtta Barış”ı başlatacak; “Muasır Medeniyet”in aşılmasını sağlayacak bir sürecin başlayacağını; böylece, Türk Milleti’nin (Çılgın Türklerin torunlarının) “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başlayacağını, Diyanet İşleri Başkanı sayın Mehmet Görmez’in  “bütün cezaevlerinin boş olduğu bir Türkiye” şeklinde ifade ettiği “NİYAZI”nın gerçekleşeceğini İDDİA ediyorum…
SONUÇ OLARAK:  Yurduna, milletine ve devletine herşeye rağmen sahip çıkan benim  gibi vatandaşlara sahip çıkan bir Başbakan olmanızı öneriyorum.
Bu önerimi yüzyüze görüşmeğe hazırım. Davetinizi bekliyorum.  
Saygılarımla.
Galip Baran
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
(1)      Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antrapolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
EKLERİ:
  1. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 24. 09. 1998 tarihli yazısı
  2. Başbakanlığa 3. 09. 2001 tarihli dilekçem
  3. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’nın 22. 11. 2001 tarihli  yazısı.
  4. Devlet Bakanı Ali Babacan’ın 4. 06. 2003 tarihli yazısı
  5. Başbakanlığa 2. 06. 2004/ 20.09.2004/17.12. 2004 tarihli dilekçelerim
  6. Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nın 3. 05. 2005 tarihli yazısı
  7. Trafik Terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi.
  8. Başbakan  Recep Tayip Erdoğan adına düzenlenmiş “Diğerkâmlık Andı”
  9. Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır’ın “Erdem Öğreten Deli” başlıklı makalesi
  10. “Galip Baran hakkında söylenenler” yazısı
  11. Yurdunu ve milletini özünden çok sevenlerin yaşadığı bir ülkede Dilaralar ölmez
ADRES:    Yalı Mahallesi 4076 Sokak No: 5/2 / Turgutreis-BODRUM*
***
(ÖMER DİNÇER’E AÇIK DİLEKÇE)
Ömer Dinçer
Milli Eğitim Bakanı
ANKARA
KONU: M. E. Bakanının sorumluluğu 4+4+4’ün ne kesintilisi ne de kesintisizi için değil, “diğerkâm nesiller yetiştirmek” için çalışmak
Sayın Ömer Dinçer,
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığım, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığım, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığım, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren; beni bencillikten kurtaran, bilinçlendiren, “yasa bağımlısı” olmamı sağlayan çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten değişti:
*     “Diğerkâm kişi” oldum.
*     Çocuk yaşta içtiğimiz ancak sonra yok saydığımız ANDIMIZ’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim.
*     Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi ve amacı aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
*     Kendimi tanımağa başladığımın, “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın ve Bilinçolog olduğumun farkına vardım.
Bu özellikleri kazanmamda, AKP’nin “dindar nesiller yetiştirme savı”nın her hangi bir katkısı ya da etkisi yoktur. İmam Hatip Lisesi değil, Erkek Sanat Enstitüsü  mezunuyum… Namaz kılmayan, oruç tutmayan, hacca gitmeyen bir insan olduğum halde; kainatı ibadethane sayan, yaratılanları Yaratan’dan ötürü seven, Türkiye Cumhuriyeti devletini  dış borç yükünden kurtarmak için bir “gönüllü vergi” kampanyası başlatma girişiminde bulunan, ancak Hazine Müsteşarlığı’nın öngördüğü “yasal düzenleme” yapılmadığı için bu girişimini amacına ulaştıramayan bir “Bilinç Çağı” insanıyım, bir başka deyişle, “Bilgi Çağı”nı sollamış bir faniyim…
1996 yılında Bodrum’da, Garajaltı Kavşağında “Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” sloganından esinlenerek bir proje başlattım.Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını ihlâl edenleri (bu yolsuzluğu yapanları) uyarmaya başladım. Sürücülerin de yaya iken ihlâl ettikleri bu kuralı umursamayanların “demokratik kişilikten bi-haber, bencil ve bilinçsiz” insanlar olduklarının farkına vardım. Projeyi uyguladığım kavşakları bu nedenle “demokrasi dershanesi” olarak tanımladım.
Yukarıda sözü edilen çalışmaları yaparken, tanımı “yeti” sözcüğüyle sınırlı olan bilinç kavramını SORUMLULUK kavramıyla bütünleştirdim, somutlaştırdım, ete kemiğe büründürdüm…
Bir “yasa bağımlısı” olarak yaptıklarıma gelince:
(a)    Başkanı Ferit Şahenk’e önceki Meclis Başkanlarından Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği, açılışını Başbakan Erdoğan’ın yaptığı, Turgutreis Yat Limanını (D-Marin’i);
*      ÇED raporunu hiçe sayarak, Çevre Yasası’ni ihlâl ederek, denizi kirleterek inşa eden,
*     Yaya yolunu, defalarca işgal ederek, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, “kamusal alan”a tecavüz ederek işleten Doğuş Grubu’nun  yaptığı yolsuzlukları önledim.
(b)    Turgutreis Otobüs Terminali karşısındaki Total benzin istasyonunun reklam panosunu yaya yoluna koyarak, “kamusal alan”a tecavüz ederek yaptığı yolsuzluğu da aynı şekilde önledim.
Bu vesileyle, “yolsuzluklar ülkesi Türkiye”de “yasa bağımlısı”na olan ihtiyaca dikkatinizi çekmek isterim.
Şu da var ki; “trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” sloganından esinlenerek başlattığımı yukarıda ifade ettiğim, “yasa bağımlısı” olmamda çok etkili bir araç olan uygulamayı yaparken geliştirdiğim, ilk  ve orta öğretim okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulması önerisiyle 17. 03. 2011 tarihinde M. E. Bakanlığı Talim Terbiye Kuruluna gönderdiğim, “Trafik terörünü halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma  projesi” dikkate alınmadı. Uygulamaya konmadı…
2006 yılında, bilinç konusunda; ilk ve orta öğretim okulları öğrencilerine konferanslar ve emekli öğretmenlere de seminerler  vermek için Muğla Valiliğine başvurdum. Valiliğin “olur” vermesi üzerine sözü edilen konferansları vermeğe başladım…
Ancak emekli öğretmenlere seminer verme konulu başvuruma, M. E. Müdürlüğünce verilen yanıtta böyle bir seminer verebilmek için bir “usta öğretici” belgesine sahip olmam gerektiği, ancak bu belgeyi vermenin kendilerini aştığı ifade edildi…
Aynı konuda M. E. Bakanlığına yaptığım başvuruya ise : “Bakanlığımız Çıraklık ve Yaygın Eğitimi Genel Müdürlüğünün 07. 09. 2006 tarih ve 5386 sayılı yazılarıyla Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği ve buna bağlı olarak çıkarılan 07. 07. tarih ve 4235 sayılı Yönergede -usta öğretici- belgesi verileceğine dair bir kayıt bulunmadığı” şeklinde bir yanıt verildi…Açık söylemek gerekirse ACZ ifade edildi…
Sayın Ömer Dinçer,
Bana bu dünyada bilinç konusunda “usta öğretici” belgesi verebilecek ya da benim Bilinçolog olup olmadığıma karar verebilecek bir kurum ya da kuruluş bulunmadığına göre, Bakanlığınızın yapmak zorunda olduğu iki şey:
(a) bilinç konusunda “usta öğretici” olduğumu kabul etmek.
(b) Bilinçolog olduğumu onaylamak.
Bir başka deyişle; YİĞİDİN HAKKINI YİĞİDE VERMEK.
Diğer taraftan, toplumun bilinçlenmesi,  yolsuzlukların sona ermesi bir anlam ifade ediyorsa, Bakanlığınızın, yukarıda sözü edilen, çocuklarımıza da benzer özellikleri kazandıracağından emin olduğum “Trafik terörünü halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma  projesi”nin dikkate alması, uygulamaya koyması gereklilikten öte bir zorunluluktur…    
Bu proje  hayata geçtiğinde; adaleti sorun olmaktan çıkaracak; bu kadar çok polis, savcı ve hakime ihtiyaç bırakmayacak; şiddetin her türlüsüne son verecek (diğerkâmlık şiddetin panzehiridir); “Muasır Medeniyet”in aşılmasını, Türk Milleti’nin “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başlamasını, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in  “bütün cezaevlerinin boş olduğu bir Türkiye” şeklinde dile getirdiği “DUA VE NİYAZI”nı gerçekleştirecek bir sürecin başlayacağını İDDİA ediyorum…
Mevcut yasalar (ki en çok yasa çıkaran anayasa değiştiren ülkelerden birisiyiz) yolsuzlukları önleyemediğine göre, çıkarılacak yasaların da bu gerçeği değiştiremeyeceği bellidir. Bir “yasa bağımlısı” olarak yıllardır gösterdiğim İNSANÜSTÜ denilebilecek çabaya karşın toplumun YETİŞKİN kesiminin Trafik Yasası’nı ihlâl etmesini, bencillik yapmasını önleyemedim...  
Bu sonuç da, “Trafik terörünü halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma  projesi”nin hayata geçirmenin ÇOK AMA ÇOK ACİL BİR İHTİYAÇ olduğunu göstermektedir.
Sayın Ömer Dinçer,
Bu acil ihtiyacın acilen karşılanması konusunda sizi ikna etme sorumluluğunu üstlenmiş bulunuyorum. Bu nedenle sizinle yüzyüze görüşmek üzere bir randevu talep ediyorum…  
Talebimi uygun görür ve görüşürseniz; “diğerkâm nesiller yetiştirme” konusunda çok faydalı olacağıma inanmanızı gönülden diliyorum…
Görüşmezseniz; yapılmakta olan yolsuzluklardan bundan böyle SİZİ SORUMLU TUTACAĞIMI bilmenizi isterim.  
Saygılarımla.
Bilinçolog Galip Baran
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
(1)     Bilinç Üniversitesi’nin:
(a)    İşlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antropolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmak.
(b)   Amacı:  Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu, dünyevi değerlerin yerini uhrevi değerlerin aldığı bir dünya düzeni kurmak.
ADRES:    Yalı Mahallesi
                   4076 Sokak No: 5/2
                   Turgutreis-BODRUM
***///***

22 Şubat 2012 Çarşamba

Galip BARAN'dan, RTE'ye (Başbakan'a) Açık Mektup


(BAŞBAKAN’A AÇIK DİLEKÇE)

Kaymakamlık Makamına
BODRUM

(Başbakanlık Makamına iletilmek üzere)        
Konu: Yurduna, milletine ve devletine herşeye rağmen sahip çıkan benim gibi vatandaşlara sahip çıkan bir Başbakan olmanız.
ÖN AÇIKLAMA
Yazılı basında yer alan 6. 02. 2006 tarihli bir haberde, belediye başkanı olduğunuz 1994’te 5 milyar liralık servet beyan ettiğiniz ve ticari faaliyetlerle kazandığınız bu servetin 2005’te 1 trilyon 780 milyara çıktığı açıklanıyor.
Sizin servetinizle ilgili bir fikir beyan etmek bana düşmez elbette. Ancak bu vesileyle ben de kendi servetimi beyan etmek istiyorum:
Benim, 1990 yılında sokakta (kamusal, yani, bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait alanda) iki emekli arkadaşımla (Em. Alb. Cevdet Ayken ve Haydar Güllüce ile) önce çöp ardından izmarit toplayarak başlattığım çalışmaları yaparken edindiğim (dünyevi) servet: Bodrum’un Turgutreis Beldesinde sahip olduğum (Yalı Mahallesi, 4076 Sokak, 5/2 ) bir evden ibarettir.
Diğer taraftan, kamusal, yani bir ferdi olduğunuz 74 milyona ait alana çöp ve izmarit toplayarak sahip çıkmak yerine sizin gibi çalışsaydım, ticaret yapmış olsaydım, günümüzde sahip olacağım  dünyevi servetin ne olabileceğini hesaplayamam. Bu benim uzmanlık alanım değil. Benim servetim, diğer deyişle, görevim, kamusal, yani bir ferdi olduğunuz 74 milyona ait alana çöp ve izmarit toplayarak sahip çıkmaktır...  
Uzmanlığımla ilgili başka bir örnek: Bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait alanda çöp ve izmarit toplarken İstanbul Ataköy, 4. Kısım, O-Blok, No: 141/6  adresteki evimi (2002 yılında o günün parasıyla) 90 milyon liraya sattım. Bu parayı, bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait alana sahip çıkarken harcadım… Yetmedi… Ziraat Bankası’ndan 15 bin lira kredi aldım.  Aynı şekilde harcadım. Emekli maaşım bu  nedenle azaldı, yarı yarıya düştü.
Pişman mıyım, “keşke ticaret yapsaydım”, “ben de dünyevi değerlerle donansaydım” diyen birisi miyim? Hayır... Kesinlikle hayır…
Bu arada, Hz. Peygamber’in, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” şeklindeki sözünü özümsediğimi ve bu sözü ilke edindiğimi de bilmenizi isterim …
Diğer Taraftan, bir ferdi olduğunuz 74 milyonluk Türk Milleti’ne ait  alana sahip çıkarken kazandığım asıl “servet”e (ÖDÜLE) gelince:  “Kendi yararından çok başkalarını düşünen, başkalarına yararlı olmaya çalışan, başkalarının iyiliği için elinden geleni esirgemeyen” varlık, yani, “diğerkâmlık”…
Darısı, özümden çok sevdiğim Türk Milleti’nin (Çılgın Türkler’in torunlarının) ve dünyalıların başına…
Sayın Başbakan,
Aşağıda sayılan alanlardaki çalışmaları yaparken; “iklim değişikliği”nin “Bilgi Çağı”nda gerçekleştiğinin, (aynı çağda ozon tabakasının delindiğinin, buzulların eridiğinin yağmur ormanlarının azaldığının, bazı türlerin yok olduğunun) ve felaket olarak tanımlanan bu değişiklikten “Bilgi Çağı” insanının sorumlu olduğunun ve “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başladığımın ve bir  Bilinçolog olduğumun farkına vardım…
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, bazıları yerel bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren, beni bencillikten (nefsimin kölesi olmaktan) kurtaran, özgürleştiren, bilinçlendiren, demokrasiyi öğrenmemi sağlayan çalışmaları yaparken yaşam biçimim kökten değişti:  
* “Yasa bağımlısı” oldum.
* Kendimi tanımağa başladım.
* “Diğerkâm bir kişilik” edindim.
* Çocuk yaşta içtiğimiz ANDIMIZ’da yer alan “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim.
*     Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
İKİ GERÇEK
(a)   Bende meydana gelen bu değişiklikte “dindar nesiller yetiştirme savınız”ın bir ilgisi yoktur. Daha açık söylemek gerekirse; namaz kılmamasına oruç tutmamasına, hacca gitmemesine rağmen, kainatı ibadethane sayan, yaratılanları Yaratan’dan ötürü seven, Türkiye Cumhuriyeti devletini  dış borç yükünden  kurtarmak için bir kampanya başlatma girişiminde bulunan, ancak Hazine müsteşarlığı’nın bu konuda önerdiği “yasal düzenleme” yapılmadığı nedenle bu girişimi amacına ulaşamayan bir “Bilinç Çağı” insanıyım, ben.
(b)   Geleceğin; “Çevrenin kirletilmediği, tüketim çılgınlığının sona erdiği, trafik kurallarının  ihlâl edilmediği, (benim kamusal alanda –sokaklarda- izmarit toplayarak ve sizin, tiryakilerin ceplerindeki sigara paketlerini çekip alarak dikkat çektiğiniz ) sağlığa aykırı alışkanlıkların edinilmediği/ varsa terk edildiği,  milli servetin korunduğu, verginin kaçırılmadığı, rüşvetin alınmadığı/verilmediği, iş ahlakına saygı gösterildiği, (Ahilik Ruhu’nun ihya edildiği)  imar yasasına aykırı işlerin yapılmadığı, her şeyin devletten beklenmediği Türkiye”sini inşa emek için çalışan  bir faniyim...
DEMOKRASİ ÖĞRETMENİ:   
1996 yılında Bodrum’da, Garajaltı Kavşağında “Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım” sloganından esinlenerek bir proje başlattım.Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını ihlâl edenleri uyarmaya başladım.
Sürücülerin de yaya iken ihlâl ettikleri bu kuralı ihlâl eden yayaların, diğer deyişle, özümden çok sevdiğim Türk Milleti’nin (Çılgın Türkler’in torunlarının) demokrasiyi bilmediğinin farkına vardım. Projeyi uyguladığım, demokrasiyi öğrenmemi sağlayan kavşakları, bu nedenle “demokrasi dershanesi” olarak tanımladım.
SONUÇ OLARAK; benim gibilerin “demokrasi öğretmeni” olarak tanımlanabileceğini savunuyorum.
BİLİNÇ KAVRAMI:  
Yukarıda sözü edilen çalışmaları yaparken, “yeti” sözcüğüyle sınırlandırılmış (soyut) bir kavram olduğunu gördüğüm bilinç kavramını SORUMLULUK kavramıyla bütünleştirdim, somutlaştırdım, ete kemiğe büründürdüm…
Ruhbilim Uzmanı Ergün Arıkdal, “Pozitif Yaşam” adlı kitabında:
İnsana SORUMLULUK yükleyen bilgi, ‘kitabi bilgi’ değil, bizzat uygulanarak  idrak edilmiş ve hazmedilmiş olan bilgidir. Böyle bir bilgi, artık o insanın öz malı haline gelmiş ve bir yaşam düsturu olmuştur. Yeri ve zamanı geldiğinde insanın o bilgiyi kullanması gerekir; kullanmadığı takdirde hesap sorulmayı hak eder.” diyor…
Çevrenin kirletilmemesi, tasarruf önlemlerine riayet edilmesi, trafik kurallarının ihlâl edilmemesi, verginin kaçırılmaması gerektiğini özümden çok sevdiğim Türk Milleti (Çılgın Türkler’in torunları) bilmektedir. Buna rağmen  tüketim çılgınlığı devam etmekte, çevre kirletilmekte, trafik kuralları ihlâl edilmekte, vergi kaçırılmaktadır.
SONUÇ OLARAK; ancak, ne yazık ki, özümden çok sevdiğim Türk Milleti (Çılgın Türkler’in torunları) çevre, tasarruf, trafik ve vergi gibi konularda bilinçsizdir.
Bu bilinçsizlik, verilmekte olan eğitimin Arıkdal’ın yukarıda ifade ettiği, insana SORUMLULUK yüklemeyen “kitabi bilgi” ile sınırlı oluşundan, “tecrübi bilgi” ile desteklenmeyişinden kaynaklanmaktadır.
Örneğin, özel sürücü kurslarında verilmekte olan eğitimin “kitabi bilgi” ile sınırlı kalışı, “tecrübi bilgi” ile desteklenmeyişi yüzünden ülkemizde her yıl orta ölçekli bir ilçe nüfusu (8-10 bin) kadar insan hayatını kaybetmekte, orta büyüklükte bir il nüfusu ( 160-190 bin) kadar insan sakat kalmakta ve ülkenin milli servetinin % 2,5’a yakın bir bölümü yok olmaktadır…
Yukarıda dile getirilen çalışmaları yaparken, sürücü adaylarına “tecrübi bilgi” kazandıracak bir proje geliştirdim.  M. E. Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü’ne gönderdim. Bu projenin Özel Sürücü Kursları Eğitim Programına “uygulama dersi” olarak konulmasını önerdim. Genel Müdürlük, önerimin ileride yapılacak mevzuat düzenlemelerinde dikkate alınacağı şeklinde bir yanıt verdi. Ancak  söz verilen düzenleme yapılmadı…
Bu vesileyle, aşağıda GELECEĞİN TÜRKİYESİ bölümünde sözü edilen, M. E. Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’na gönderdiğim, “Trafik terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi”nin, özel sürücü kursları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulmasını tekrar öneriyorum…
YASA BAĞIMLISI
(a) Açılışı tarafınızdan yapılan, Başkanı Ferit Şahenk’e önceki Meclis Başkanlarından Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği, Turgutreis Yat Limanını (D-Marin’i);
*   ÇED raporunu hiçe sayarak, Çevre Yasası’ni ihlâl ederek, denizi kirleterek inşa eden,
*   Yaya yolunu, defalarca işgal ederek, Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, “kamusal alan”a tecavüz ederek işleten, Doğuş Grubu’nun  yaptığı yolsuzlukları önledim.
(b)  Turgutreis Otobüs Terminali karşısındaki Total benzin istasyonunun reklam panosunu yaya yoluna koyarak, “kamusal alan”a tecavüz ederek yaptığı yolsuzluğu da önledim.
SONUÇ OLARAK; Türkiye’de yolsuzluklara son vermek istiyorsanız, Doğuş Grubu’nun Başkanı Ferit Şahenk gibileri ödüllendirmekten vaz geçmeniz, ödüle ihtiyaç duymayan Galip Baran gibi yasa bağımlılarına nasıl teşekkür edeceğinizi düşünmeniz gerekir…
GELECEĞİN TÜRKİYESİ
Yukarıda sözü edilen çalışmaları yaparken geliştirdiğim,“Geleceğin Türkiyesi Projesi” olarak da tanımladığım, ilk  ve orta öğretim okulları müfredat programına “uygulama dersi” olarak konulması önerisiyle M. E. Bakanlığı Talim Terbiye Kuruluna gönderdiğim,“Trafik terörünü halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma  projesi” ciddiye alınmadı.
Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Kurulu Başkanı Raşit Küçük’ün,  “ kırmızı ışıkta geçmek asla caiz değildir” diyerek önemine dikkat çektiği bu projeyi uygularken (halen İzmir Emniyet Müdürü olarak görev yapmakta olan Ercüment Yılmaz’ın direktifiyle İstanbul’da engellenmeme (Milliyet/ kırmızı ışık eylemcisi gözaltında/ 22. 04. 1998) karşın  çalışmalarımı hala sürdürüyorum. Türkiye’yi,  parayı verenlerin (Ferit Şahenk gibilerin) düdüğü çaldığı bir ülke olma ayıbından kurtarmak için çalışıyorum.
Diğer taraftan, yukarıda sözü edilen, özenle uygulanması durumunda ülkenin geleceği çocuklarımızın da “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemelerini, “diğerkâm  kişilik” edinmelerini sağlayacağından adım kadar emin olduğum bu proje hayata geçirildiğinde; adaleti sorun olmaktan çıkaracak; bu kadar çok polis, savcı ve hakime ihtiyaç bırakmayacak, şiddeti sona erdirecek; “Yurtta Barış”ı başlatacak; “Muasır Medeniyet”in aşılmasını sağlayacak bir sürecin başlayacağını; böylece, Türk Milleti’nin (Çılgın Türklerin torunlarının) “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başlayacağını, Diyanet İşleri Başkanı sayın Mehmet Görmez’in  “bütün cezaevlerinin boş olduğu bir Türkiye” şeklinde ifade ettiği “NİYAZI”nın gerçekleşeceğini İDDİA ediyorum…
SONUÇ OLARAK:  Yurduna, milletine ve devletine herşeye rağmen sahip çıkan benim  gibi vatandaşlara sahip çıkan bir Başbakan olmanızı öneriyorum.
Bu önerimi yüzyüze görüşmeğe hazırım. Davetinizi bekliyorum.  
Saygılarımla.
Galip Baran
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com
(1)      Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog, antrapolog  v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
EKLERİ:
  1. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 24. 09. 1998 tarihli yazısı
  2. Başbakanlığa 3. 09. 2001 tarihli dilekçem
  3. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’nın 22. 11. 2001 tarihli  yazısı.
  4. Devlet Bakanı Ali Babacan’ın 4. 06. 2003 tarihli yazısı
  5. Başbakanlığa 2. 06. 2004/ 20.09.2004/17.12. 2004 tarihli dilekçelerim
  6. Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nın 3. 05. 2005 tarihli yazısı
  7. Trafik Terörüne son verme ve demokrasiyi tabana yayma projesi.
  8. Başbakan Recep Tayip Erdoğan adına düzenlenmiş “Diğerkâmlık Andı”
  9. Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır’ın “Erdem Öğreten Deli” başlıklı makalesi
  10. “Galip Baran hakkında söylenenler” yazısı
  11. Yurdunu ve milletini özünden çok sevenlerin yaşadığı bir ülkede Dilaralar ölmez
ADRES:    Yalı Mahallesi 4076 Sokak No: 5/2 / Turgutreis-BODRUM
            ***
ÖNEMLİ NOT: İş bu “açık dilekçe&mektup” ve ekleri 21 Şubat 2012 Salı günü 3097 sayı ile Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan’a iletilmek ve resmen ulaştırılmak üzere;  Muğla ili, Bodrum İlçesi “Kaymakamlı evrakı”na teslim edilmiştir. Galip Baran, Turgutreis, 21.02.2012 

21 Şubat 2012 Salı

Bodrum Kaymakamı ile...

GÖDEKMERDAN TURGUTREİS'E UZANDI...

Geçtiğimiz haftalarda Kent Haber ekranlarından gündeme getirdiğimiz ve izleyicilerimiz tarafında büyük yankı bulan Bodrum yarımadasındaki yol sorunu Kaymakam Gödekmerdan'ın da ziyaretlerine yansıdı. Yarımadanın hemen hemen her bölgesinde yaşanan yol sorunu Kaymakam Gödekmerdan’ın Turgutreis incelemelerinde de gündeme geldi.
Bodrum Kaymakamı Dr. Mehmet Gödekmerdan, halkla bir araya gelmeye devam ediyor. Yoğun bir tempoyla görüşmelerine devam eden Kaymakam, Turgutreis Beldesi Akçaalan, Karabağ, Bahçelievler ve Yalı Mahallelerini dolaştı, halkın sıkıntılarını dinledi.
İlk olarak Akçaalan ve Karabağ Mahalleleri halkıyla bir araya gelen Kaymakam Gödekmerdan, büyük bir sevinç gösterisiyle karşılaştı. İlk defa bir mülki amirin kendileriyle görüşmeye geldiğini söyleyen vatandaşlar Kaymakama sıkıntılarını anlattılar.

İncelemeler sırasında Kaymakam Gödekmerdan’a eşlik eden Turgutreis Belediye Başkanı Mehmet Dinçberk, okul için yer tahsisinde bulunduklarını ifade ederek okul inşaatı için Bodrum'da bulunan hayırseverlerle görüşüldüğünü söyledi.

2. Büyük sıkıntılarının da yol olduğunu ifade eden vatandaşlar, yolların bozuk olmasından ve tamirat çalışmalarının yapılmamasından dolayı evlerinin ve dükkânlarının daima toz içerisinde kaldığı, güzel havalarda bile evlerinin pencerelerini açamadıklarını söylediler.

Vatandaşın dertlerini dinleyen Bodrum Kaymakamı Dr. Mehmet Gödekmerdan, bu sorunlara en kısa sürede çare bulacaklarını ifade etti.

Turgutreis Belediye Başkanı Mehmet Dinçberk ise yolların büyük kısmının bir önceki Belediye yönetimden dolayı mahkemelik olduğunu belirterek, kendilerinin de bir an önce yolları yapmak istediklerini, ancak bilirkişiden rapor gelmeden ellerinden bir şey gelmediğini söyledi.

Eklenme Tarihi: 20/02/2012 Kaynak: Kent Haber

31 Aralık 2011 Cumartesi

UYARI VE ARMAĞAN!.......

Başbakan "ya görevini yapmalı, ya da çekip gitmeli" .....

(BU YAZI;  ÖZÜMDEN ÇOK SEVDİĞİM,  EGEMENLİĞİNE SAHİP ÇIKAMAYAN  TÜRK MİLLETİ’NE BİR YENİ  YIL  ARMAĞANIDIR...)
BİLİNÇOLOG, Galip BARAN
BAŞBAKAN!
YA  GÖREVİNİ  YAP!..
YA DA BIRAK!..

BAŞBAKAN ERDOĞAN!...
Senin Meclis Başkanlarından Köksal Toptan, açılışını şahsen yaptığın Turgutreis Yat Limanını (D-Marin’i);
*     ÇED raporunu hiçe sayarak, Çevre Yasası’ni ihlâl ederek, denizi kirleterek inşa eden,
*    Trafik Yasası’nı ihlâl ederek, “kamusal alan”a tecavüz ederek, insan haklarını yok sayarak işleten,
*    “Kamusal alan”a; klasik müzik konserleri düzenleme bahanesiyle yıllardır  tecavüz eden, 
Bu tür yolsuzlukları yapmayı alışkanlık haline getiren Doğuş Grubu Başkanı Ferit Şahenk’e  TBMM Hizmet Ödülü verdi!
Yüce Meclis, (TBMM) yolsuzlukları ödüllendirdi!  Cüceleşti!..
Diğer taraftan, bir  “yasa bağımlısı” olarak ben; yıllardır, başta Ferit Şahenk’in yaptıkları olmak üzere, pek çok yolsuzluğu önledim…
“Kamusal alan”a, özümden çok sevdiğim Türkiye’ye sahip çıktım!
Sahip çıkmaya devam ediyorum; Görevimi yapıyorum!...

BAŞBAKAN, Recep Tayip ERDOĞAN
Bre Erdoğan! 
Sana  soruyorum!:
(a)   Ne TBMM’ye, ne Türkiye’ye, ne de kendime yakıştıramadığım bu ödülü geri alabilecek, 

(b) Türkiye’yi “parayı verenin düdüğü çaldığı ülke olma” utancından kurtarabilecek,
(c) Türkiye’ye sahip çıkanların yanında yer alabilecek,
(d) Türkiye’yi Ferit Şahenk gibilerin yönettiği ülke olmaktan kurtarabilecek misin?
Kurtaramayacaksan; bu görevini bile yapamayacaksan; Başbakanlığı bırak!..
Galip Baran
Turgutreis’in Erdem Öğreten Deli(!)si (1) / “Yasa Bağımlısı”/ Bilinçolog
(1) Bak:  Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır/Yurttaşsız Demokrasi/sayfa: 299/Çizgi Kitabevi

e.MAİL: galipbaran@windowslive.com, WEB: galipbaran@blogspot.com,
bilinc-universitesi.blogspot.com,

29 Aralık 2011 Perşembe

İnsanlığın en amansız düşmanları: GDO ve HORMON!....

"Onlar ulus için çalışmıyor!.."
Bilinç Üniversitesi, Galip BARAN
Bakan Eker'in GDO ve İTHALAT Yorumlarına Hayvan Hakları Savunucularından Tepki
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in Veliefendi Hipodromu'nda basına yansıyan GDO’lu mısırın yemlerde kullanılmasına ilişkin “Zarar verirse hayvana verir" ve canlı hayvan ithalatı ile ilgili sözlerine hayvan hakları savunucularından tepki geldi.
Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD), Bakan Eker'in yorumuna ilişkin "Bakan bir taraftan çiftlik hayvanlarının refahı ile ilgili yönetmelik çıkarıyor, bir taraftan da hayvana gelecek zararın önemli olmadığını söylüyor. Bu bakış açısı, hayvana bir canlı olarak değil, her şekilde sömürülebilecek bir mal gözüyle bakıldığının göstergesidir" diyerek tepki gösterdi.
"MACARİSTAN GDO'YU DEFEDERKEN TÜRKİYE TEŞVİK EDİYOR"
Tüm dünyada Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) konusunda önlemler alındığına dikkat çeken HYHKD'den Burak Özgüner, göstermelik de olsa Türkiye'de de tedbirsel girişimlerin olduğunu belirterek "GDO, masum olarak tanımlanabilecek ya da sağlık açısından küçümsenebilecek bir mevzu değil. Geçtiğimiz ay, Macaristan hükûmeti, GDO'lu tohumların ekildiği tüm tarlaları ve ürünleri tespit ederek imha etti, GDO şirketlerinin mal varlığına el koydu. Durum ne kadar vahim ki Macaristan'da böyle bir önlem alınıyor. Türkiye'de de biyogüvenlik konusunda mevcut olan bir mevzuat ve yetkili olan Biyogüvenlik Kurulu var, ne derece işler, orası tartışılır." dedi ve Bakan Eker'i GDO yorumu nedeniyle Çernobil felaketinin ardından halka radyasyonlu çay içilmesinde sakınca olmadığını söyleyen dönemin bakanına benzetti. 
İTHAL HAYVANLAR DA GDO'LU YEMLERLE BESLENİYOR
Bakan Eker'in “İthalatın başladığı Nisan 2010’dan beri kıyma fiyatı yüzde 17 düştü” sözlerini de eleştiren Özgüner, "Kilometrelerce ötedeki ülkelerden, binbir eziyetle Türkiye'ye anguslar getirildi. Bu eziyet, gizli çekimlerle belgelendi. Bu görüntüleri görünce derneğimiz de dahil olmak üzere birçok kuruluş, Bakanlığı canlı hayvan ithalatına son vermeye çağırdı. Ancak Bakanlık yazılı bir açıklama yapma tenezzülünde bile bulunmadı. O getirilen hayvanlar da GDO'lu mısırlarla, küspelerle, kimyasal yemlerle besleniyor. Mısır, yüksek protein içerdiği için besi hayvanlarına yedirilen yemlerin başında geliyor. Endüstriyel yetiştiriciliğe tabii tutulan milyonlarca hayvanın yem ihtiyacını karşılayan mısırların çoğu GDO'lu. Et fiyatı düşş olabilir ancak başta hayvanlara hem ithalattaki nakliyede, hem de yetiştiricilik esnasında bu kadar eziyet çektirmek, ardından da sağlık bakımından kalitesi düşük eti halka yedirmek ne derece ahlâklı?" dedi.
"HAYVANLARA LAĞIM, KAN YEDİRİLİYOR. BAKTIĞIMIZ HAYVANLARDA KANSER PATLAMASI YAŞIYORUZ"
Açıklamalarına devam eden Özgüner, "Besi hayvanlarına kimyasal yemlerin yanında lağım ve kan gibi artıkların da yedirildiğini biliyoruz. İnsanlar ne yediğini dahi bilmiyor. Önlerine gelen etin, zulümle bulanmış olması bir yana, insanlar et görünümünde başka bir şey yiyor aslında. Tüm dünyada et tüketimi, etik ve sağlık nedenlerinden dolayı düşüyor. Türkiye, et sevdasından vazgeçmezse bu sağlıksız tüketim, insanların başına bela açmaya devam edecek. Etçil oldukları için etle beslemek zorunda olduğumuz hayvanlarda son yıllarda muazzam bir kanser vakası artışı var" diye konuştu.
"BAKANI SAMİMİYETE DAVET EDİYORUZ"
Özgüner, "Çiftliğinden mezbahasına hayvancılığın her sürecinde hayvanlar, sömürüye ve zulme maruz kalıyor ama şunu da sormak lazım: Türkiye'nin yerli ırk potansiyeli biterken Bakanlık neredeydi de şimdi okyanus ötesinden Türkiye'ye hayvanlara zulmederek ithalat gerçekleştiriliyor. Bakanı samimiyete davet ediyoruz" dedi ve "Hayvanlara eziyetin ve 'ucuz et' adı altında insanlara sunulan sağlıksız beslenmenin vebalini Bakan Eker ödeyebilecek mi?" diye sordu.
Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım
Ekolojik (Organik, Biyolojik) tarım yüksek girdi kullanımına dayalı endüstriyel tarımın insan sağlığı, ekonomi ve çevre açısından ortaya çıkardığı olumsuz sonuçların karşısında alternatif olarak ortaya çıkmış bir tarım sistemidir. Kaynakların en iyi şekilde kullanımına dayanarak yanlış uygulamalar sonucu bozulan doğal dengeyi korumayı amaçlayan ekolojik tarım sisteminde, sentetik kimyasal gübrelerin, ilaçların ve hormonların kullanımı yasaklanmıştır. Toprak verimliliği, hastalık ve zararlılardan korunmada uygun çeşit seçimi, ürün rotasyonu, bitki atıklarının değerlendirilmesi, yeşil gübreleme, organik atıkların kullanılması, hayvan gübresi ve biyolojik kontrol gibi yöntemler esas olarak belirlenmiştir.
Ekolojik tarım yüksek kaliteyi hedefleyen bir tarım sistemidir. Başlıca amacı toprak-bitki-hayvan ve insan arasındaki yaşam zincirinde üretim optimizasyonunu sağlıklı bir şekilde sağlayabilmektedir.
Ekolojik tarımla ilgili tüm ulusal ve uluslararası standartlar araziden rafa kadar ürünün izlediği tüm aşamaların kontrolünü ve sertifikasyonu zorunlu tutmaktadır. Sertifikasyonla, ekolojik ürün tüketerek hem sağlıklı yaşamayı hem de doğayı korumayı hedefleyen tüketicilere bir güvence verilmektedir. Ayrıca ekolojik üretim yapan üreticinin standartlara uygun üretimini belgelendirerek ispatlamasına ve ürününü hak ettiği değerde pazarlamasına imkan sağlamaktadır.

Organik Tarım Nedir?
Organik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir.
Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır.
Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu'nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur.
Ancak "Yeşil Devrim" olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.'den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD'de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir.
Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa'da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde; Avrupa Topluluğuna organik ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir.
Avrupa Topluluğu'ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çeşitli kurum ve kuruluşların işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış ve "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" 24.12. 1994 tarihli ve 22145 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin bazı maddelerinde uygulamada rastlanılan aksaklıkları gidermek ve organik tarım faaliyetleri sırasında yapılacak kusur ve hatalara karşı uygulanacak yaptırımların da yönetmelikte yer alması için, 29.06.1995 tarihli ve 22328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır. Daha sonra 11.07.2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun tasarısı Hükümetin acil eylem planı içerisinde yer almış ve 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” 03.12.2004 tarihli ve 25659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” 10.06. 2005 tarihli ve 25841 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Organik Tarım Kanun ve Yönetmelik esaslarına göre üretilen bitkisel ve hayvansal tüm ürünler organik olarak değerlendirilir ve Yönetmelikte ayrıntıları verilen etiket ve özel organik tarım logosu ile pazarlanır.
"Avrupa Topluluğuna Organik Ürün İhraç Eden 3.Ülkeler" listesinde yer almak üzere de gerekli bilgileri içeren bir "Teknik Dosya" hazırlanarak öngörülen süre içinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla resmi başvuru yapılmıştır
.
Organik Tarım

27 Aralık 2011 Salı

TENCERE Mİ?.. KAPAK MI?…


Necati Doğru
Sözcü Gazetesi
Sayın DOĞRU,
Vekillerimiz, “maaşlarına yaptıkları zam” nedeniyle kıyasıya eleştiriliyorlar. Oysa onlar, bizim için, ulus için (!) çalışıyorlar…
Atatürk’ün, “çalışmanın en yücesi ulus için olanıdır” sözünü de hatırlayalım, bu arada...
Siz BAKMAYIN, bu mektubu yazanın Atatürk’ün o sözünü ilke edinmesine; vekil olup maaş arttırmak yerine, ulus için (insanlık için) para da harcayarak çalışmasına; bundan mutluluk da duymasına…
Ayrıca, Ruhbilim Uzmanı Sayın Ergün Arıkdal’ın  :
Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok bencil bir milletiz biz.  Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, iyi siyaset adamından ziyade, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten yürekli, gerçekten sevebilen insanlara ihtiyacı var. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, birtakım menfaatler uğruna “üç maymunlar”ı oynayan insanlara değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var. Bizim asıl sıkıntımız buradadır.” şeklindeki sözlerini de DİKKATE ALMAYIN!…(“Evrensel İnsan” / Ergün Arıkdal/ Ruh ve Madde Yayınları/ sayfa 222)
Tevfik Fikret’e öykünüp, Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya çatlayıncaya kadar yiyin
!” de, “DEMEYİN”, onlara...
Diğer taraftan, bizleri, “görevleri gereği” temsil etmeleri nedeniyle;
YEMELERİ” doğal değil mi?..
Bu DOĞAL’SA; ve tencere yuvarlanıp kapağını bulmuşsa;
asillerin de, bir gün vekil olup maaşlarını artırabilecekleri düşünülecek olursa;
tencere olup kapağı, ya da kapak olup tencereyi eleştirmek niye?
Galip Baran
Turgutreis’in; Turgutres’i ve Turgutreislileri Turgutreislilerden, daha açık bir deyişle, Türkiye’nin; Türkiye’yi ve Türkleri Türklerden daha çok seven, Erdem Öğreten Deli(!)si (1)/ “Yasa Bağımlısı”/ Bilinçolog
(1)   BKZ:  Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır/ Yurttaşsız Demokrasi/ sayfa : 299/ Çizgi Kitabevi
 ***
Değerli Köşe Yazarları!
Ben “İnsan-ı Kamil” olmak için çalışıyorum:
(A)
Aşırı tüketmiyorum.
Vergi kaçırmıyorum.
Çevreyi kirletmiyorum.
Milli servete zarar vermiyorum.
Rüşvet vermiyorum/almıyorum.
Trafik kurallarını ihlâl etmiyorum.
İmar yasasına aykırı işler yapmıyorum,
Sağlığa aykırı alışkanlıklar edinmiyorum.
İş ahlakına (Ahilik İlkeleri’ne) saygı gösteriyorum.
Her şeyi devletten bekleme alışkanlığını terk etmiş bulunuyorum.
Bir başka deyişle, YOLSUZLUK yapmıyorum.
(B)
Sayılan alanlarda yolsuzluk yapanları, SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyarıyorum.
(C)
Uyardıklarıma, kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını öneriyorum.
===================================================================
SOSYAL YAPTIRIM:  “Yolsuzluk yapanları (örneğin,  Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını ihlâl edenleri- ki bu kuralı ihlâl etmeyen yok gibidir-) utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmak”tır.
YOLSUZLUK:Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanmak, yasaya, kurala, yönteme aykırı iş yapma”ktır..
===================================================================              
Değerli Köşe yazarları!
Yukarıda dile getirilen edimlerin ülke genelinde yaygınlaşması durumunda, yolsuzlukların sona ereceğini, bu kadar çok polise, savcıya ve hâkime gerek kalmayacağını iddia ediyorum.
Ne var ki, yıllar önce başlattığım bu “mücadele”  kaybedilmiş gibi görünüyor…
Asla kaybedilmemesi, mutlaka kazanılması gereken bu uğurda ve bu yolda;
Mücadeleyi kazanabilmek için yardımınıza ihtiyacım var.
Saygılarımla.
Galip Baran
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com