19 Ekim 2011 Çarşamba

GALİP BARAN hakkında yazılanlardan,,,,,,,,


Mustafa Nevruz SINACI
BAĞIMSIZ YARGI, TARAFSIZ ADALET… 
Mustafa Nevruz SINACI 
23 Ağustos 2009 Pazar günü Bodrum/Yalıkavak Marina-Anfi Tiyatrosu’nda yapılan “Bağımsız Yargı ve Tarafsız Adalet” Paneline konuşmacı olarak katılan Yargıtay Cumhuriyet Onursal Başsavcısı Vural Savaş, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Süheyl Batum, Gazeteci-Yazar Tuncay Mollaveisoğlu, Gazeteci-Yazar Uğur Civelek, Ekonomist Ümit Zileli;
BOL BOL ALKIŞ…
Ergenekon’u şiddetle tenkit ve tekzip ettiler, alkışlandılar,
AKP ve AKP hükümetinin icraatlarını eleştirdiler, alkışlandılar,
Bitmedi!.. Ulus devlet, lâik devlet, özgür halk ve tam bağımsızlık kavramlarını her telâffuz edişlerinde ve Atatürk devrimleri dile getirildikçe alkışlandılar…
Bana göre, panelistlerin ve onları alkışlayanların gözden kaçırdıkları gerçek:
Eleştirilmesi gereken “AKP değil, AKP’nin de temsil ettiği elli yıllık zihniyetti”…
Öyle ki, onlara göre, AKP iktidarda olmasa sorun kalmayacaktı..
OYSA!...
Panel’in ana konusu olan “Bağımsız Yargı ve Tarafsız Adalet” üzerinde pek fazla durulmadı. Panelde popülizmin ön plâna çıkışı, adalet ve hukuku geri plâna itti. Demek ki, panelistler ve katılımcılar için önemli olan hareket, heyecan ve desarj olmaktı. Bilim değil!.. Zaten salonun katılımcı yapısı, gelenlerin ilgi, dikkat ve konsantrasyon durumu, her hangi bir maç ortamında buluyor olmaktan farksızdı.
Buna karşın salonda son derece ciddi olanlar da vardı.
Örneğin “davetsiz misafir ve korsan katılımcı” Galip Baran…
Biz Kaç Kişiyiz, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile Cumhuriyet okurları (Cum-ok) tarafından düzenlenen ve yaklaşık 2000 kişinin katıldığı panele “O” davetli değildi. Mutadı veçhile “durumdan vazife çıkartarak” gelmiş olmalı idi. Bu defa çok önemli bir nedeni vardı. Zira Galip Baran bu Panel’e, Bilinç Üniversitesi’nin başlattığı ‘Yetmiş milyonluk ülke Türkiye’ Projesi’ni tanıtmak için katılmış bulunuyordu.
Göğsünde “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” sırtında “Yetmiş milyonluk aile Türkiye” yazılı bir önlük giymiş olan Galip Baran, projeyle ilgili olarak hazırlanan “ayrıntılı bilgi ve tanıtım” dosyalarını panelistlere tek – tek elden verdi...
Konuşma aralarında, fırsat buldukça veya müsait oldukça, dosyaları şöyle bir gözden geçiren panelistler, Baran’ı ciddiye almamış olacaklar ki hiçbir tepki vermediler.
Diyelim ki, gerçekte “az ve öz olan” metinleri dikkatle okuyamadılar.
Okudular da, “çok öznel ve bilimsel olduğu için” anlayamadılar herhal.. Ya sonra!
Belki onlar da, salonda ve sokaktakilerin çoğu gibi, Baran’ın, tıpkı Salvador Dali, Plâton, Dijojen veya diğer dâhiler (Yunus Emre, Şems-i Tebrizi, erenlerden bir er) gibi ‘zararsız bir deli’ olduğuna hükmetmiş olabilirler..
AH KEŞKE!..
Keşke, dosyada yer alan ve tek, tek adlarına düzenlenmiş “Diğerkâmlık Andı”nı daha sonra olsun okusalardı. Panel günü davet edildikleri Bilinç Üniversitesi’nin Turgutris’deki bürosunu bir ziyaret etselerdi. Kurucu Rektör Galip Baran ve arkadaşları ile konuşsalardı.
Bürodaki arşiv ve “aksiyonlara ilişkin” belge ve bilgileri gözden geçirselerdi.
Bu koca-koca Prof.’lar, yakın zamanın büyük devlet ve bilim adamları.. Hiç olmazsa bu kadarcık bir zahmete katlansalardı; 70 milyon diğerkâm kişiden oluşan Türkiye’de, “polis, yasa, jandarma ve yargı”ya günümüzdeki kadar gerek kalmayacağını, “adalet ve hukuk”un sorun olmayacağını öğrenirlerdi.
Devletin büyük, büyük sorunlarıyla ilgili devasa şöhrete sahip bu dev adamlar;
Ne yazık, “gerçek hukuk ve evrensel adalet” ile yüzleşme fırsatını kaçırdılar…

Mustafa Nevruz SINACI

GÖNÜLLERDE Kİ BAŞBAKAN
Mustafa Nevruz SINACI 
Devlet biçiminde organize toplumlarda, iki sınıf çok önemlidir.
Biri Ulema... Alimler, yani aydınlar, insanlara ışık tutan, aydınlatan ve yol gösteren mürşid-i kâmiller, kanaat önderleri, bilim adamları, “öğreten ve eğitenler” sınıfı..
İkincisi: Ümera, amirler, “idare edenler” anlamında yönetici sınıf.
Toplumsal imtizaç (karşılıklı saygı, anlayış ve barış) sağlamlık, huzur, refah ve istikrar bu iki sınıfın “ehil” olmasına ve görevlerini “ehliyet ve liyakatle” yapmalarına bağlıdır.
Güncel anlamda namuslu, dürüst, ahlâklı, ilkeli-onurlu ve sorumlu Prof’lar ulema;
Aynı özelliklere sahip olmakla; Objektif bilim, adalet, hukuk ve hak kavramını bizzat nefsinde yaşayan, adeta bir ibadet gibi uygulayan, cüzdanına değil, ilim, irfan ve vicdanına kulak veren; Rüşvet, iltimas ve suiistimale kesinlikle meyletmeyen, şerefli, soylu, haysiyet ve karakter sahibi: Muhtar, Belediye Başkan ve Encümeni, Vali ve maiyeti, Milletvekili, Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanından oluşan geniş kitle ümera....
Meselâ ulemadan bir kimse, ümera (amirler, idare edenler) lehine yalan söyler, aykırı hüküm verir, yağcılık ve yalakalık yaparsa; onun hükmü “kelp” yani köpekliktir. Hatta kuduz veya saldırgan olmayan munis ve muhlis bir köpek ondan daha memnu, muteber ve şereflidir.
Seçilmiş veya atanmış yöneticilerden; İnsanlar arasında adalet, hakkaniyet ve hukuk’u gözetmeyen, karar ve tasarrufatını halkla müşavere ve mutabakat esasına göre yapmayan; Hüküm de ‘adalet, hak, hukuk ve hikmet’ gözetmeyen, Zahirde İslâm ve insan sanılsa da, gerçekte domuz, sırtlan, kene veya çakal hükmündedir. Çünkü aydın, amir ve idarecilerin görevi: adalet’le dosdoğru çalışmak; Hak yolunda yürüyerek halka hizmet etmektir.
Her Asil bunu böyle bilir ve bu miyar üzre “gönlünde şöyle bir başbakan” yatar.
HALKIN GÖNLÜNDE YATAN BAŞBAKAN
Kendi yararından çok başkalarını düşünmeli, halka yararlı olmaya çalışmalı, halkın iyiliği için elinden geleni esirgemeyen birisi, Eş deyişle, diğerkâm bir kişi olmalı. Tıpkı sokaktaki insanların Galip Baran’a “Keşke herkes senin gibi olsa, keşke sen başbakan olsan” dedikleri gibi; Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklere; ahlaken iyiye yönelik, ruhsal yetkinliğe sahip bir insan, erdem sahibi varlık;.. Her türlü tartışmanın dışında, üstünde bir düşünce, inanışa ve temel bilgiye sahip, bir başka deyişle, ilkeli bir insan olmalı.
İnanmak size zor gelebilir, ama ben kanlı canlı ‘nadirden’ bir varlıktan;
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığı, ‘okul dışı eğitim’ olarak tanımladığı çalışmaları yaparken, kendini tanıyan, yurdunu ve milletini özünden çok sevmeyi öğrenen, yasa bağımlısı olan, “Bilgi Çağı”nı yaşarken “iklim değişikliği”nden sorumlu “Muasır Medeniyet”i aşarak, “Bilinç Çağı”nı idrak etmiş, bu süreçte edindiği “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni kurmuş, kendisini bu Üniversitenin “Baş- amelesi” olarak tanımlayan, Bodrum’un Turgutreis Beldesi’nde yaşayan, insanların kendisinden farkında olmasalar bile çok şeyler öğrendikleri Galip Baran’dan, Galip Hoca’dan söz ediyorum.
Evet, insanlar O’na; “keşke sen başbakan olsan, ya da başbakan da senin gibi olsa” diyorlar ya; İşte ben Galip Hoca’yı; yalnız hakkında yazılanlardan, ya da yazdıklarından değil, çalışmalarını izleyerek, gözleyerek tanıyanlarla görüşerek, tanımayanların anlattıklarını dinleyerek halkın içinde tanıdım.
Abarttığımı düşünecek olanlara, Hoca’yı yaşadığı ortamda, Turgutreis’te tanımalarını öneririm. Galip Hoca’yı zaten tanıyanlara ve tanıdıktan sonra, “haklıymışsın” diyenlere, bana hak verenlere, soruyorum:
“Bu ülkenin, namuslu-dürüst-demokrat, ilkeli, onurlu, erdemli ve sorumlu, ilimle amel eden vekâleten amir ve aydınları ile Galip Baran gibi diğerkâm bir Başbakanı olsa nasıl olur?”
Gönderen Mustafa Nevruz SINACI zaman: 08:30

Ulusal "ANAYURT" Gazetesi, 03 Eylül 2009 Perşembe

7 Ekim 2011 Cuma

"iyilik öncüleri sınır tanımıyor"

Sayın Fatih Selek
Türkiye Gazetesi

Arkadaşınız Gökhan Kaya’nın Bilinçli Gençler Derneği Başkanı Kerem Hasanoğlu ile yaptığı “iyilik öncüleri sınır tanımıyor” başlıklı röportajı okuduk ve sayın Kerem Hasanoğlu ve yapmakta olduğu çalışmalarla ilgili bazı bilgiler edindik…

Bu mektubu, aşağıda sayılan alanlarda yıllar önce başlattığımız, bizleri, özellikle beni ileri düzeyde bilinçlendiren çalışmalarla ilgili olarak  bizlerle de görüşmek/röportaj yapmak isteyebileceğinizi düşünerek yazıyorum…

Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (Ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız, insanı, davranışlarını ve nedenlerini araştırdığımız, “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız bazıları yerel, bazıları merkezi yönetimin sorumluluk alanına giren; bazılarımızı, özellikle beni bencillikten kurtaran ve üst düzeyde bilinçlendiren çalışmaları yaparken yaşam biçimim  kökten değişti:

 “   “Yasa bağımlısı” oldum.
*    Kendimi tanımağa başladım.
*   “Diğerkâm bir kişilik” edindim.
*   “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim. 
*    Edindiğim “tecrübi bilgi” ile işlevi aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum.
*    “Bilgi Çağı”nda bocalamakta olan “Muasır Medeniyet”i aştığımın, “Bilinç Çağı”nda yaşamağa başladığımın, “Bilinç Çağı” insanı olduğumun, bilinç konusunda uzmanlaştığımın, Bilinçolog olduğumun farkına vardım…

AÇIKLAMA: Bilinç konusunda diploma verebilecek bir kurum ya da kuruluş olmadığı nedenle Bilinçolog olduğumu  kanıtlamam mümkün değilse de, nasıl yaşadığımı görenler bu konuda bir fikir edinebilirler…

“İklim değişikliği”nin “Bilgi Çağı”nda gerçekleştiği; aynı çağda ozon tabakasının delindiği, buzulların eridiği, yağmur ormanlarının tükendiği, türlerin azaldığı, bu çağın bireyi bilgi ile donatan “bilgilendirici eğitim anlayışı”nın, “iklim değişikliği”ni önlemeğe yetmediği ve felâket olarak tanımlanan “iklim değişikliği”nden bu gezegenin sakinlerinin sorumlu oldukları dikkate alındığında; “Bilgi Çağı”nın “bilgilendirici eğitim anlayışı”nı aşmanın, “Bilinç Çağı”nın “bilinçlendirici eğitim anlayışı”nı hayata geçirmenin, yalnız ülkemiz değil, bu gezegenin sakinleri için önemi, zorunluluğu, kaçınılmazlığı, “olmazsa olmazlığı” kendiliğinden ortaya çıkar…

Sayın Fatih Selek,

Yukarıdaki satırları konuyla ilgili olup gündemi takibeden herkes yazabilir. Önemli olan bu yazıların hayal ürünü olup olmadığı ya da gerçeği yansıtıp yansıtmadığıdır…

Bunu tahkik etmek isterseniz, bizi beldemiz Turgutris’te, Bilinçhane olarak tanımladığımız çalışma yerimizde ziyaret edebilir, çalışmalarımızın seyrini evimdeki arşivimden de izleyebilirsiniz…

Bizler başta sözü edilen Bilinçli Gençlerle iletişim kurmak ve Bilinçli Gençler Derneği Başkanı sayın Kerem Hasanoğlu ile işbirliği yapmak istiyoruz.  Ancak bu konuda bir girişimde bulunmadan önce kendimizi aracılığınızla kamuoyuna tanıtmanın faydalı olacağını düşündük…

Saygılarımızla,

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@windowslive.com

(1)    :  Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla “Bilinçoloji Ana Bilim Dalı”na dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, avukat, sosyolog, psikolog, antrapolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.
TÜRKİYE GAZETESİ MUHABİRİ "GAZETECİ FATİH SELEK" DEN GELEN CEVAP:
BİLİNÇLİ GENÇLER DERNEĞİNE VE ONLARLA İLGİLİ BİR HABER YAPAN TÜRKİYE GAZETESİ MUHABİRİ FATİH SELEK'E GÖNDERDİĞİM YAZILAR EKLİDİR. FATİH SELEK 'İN VERDİĞİ CEVAP AŞAĞIDADIR :
"Sayın Baran,
İlginiz için teşekkür ederim.
Hareketiniz için sizi tebrik ediyorum. Çok güzel bir konuya temas ediyorsunuz.
Anladığım kadarıyla çalışmalarınızı Turgut Reis’te yürütüyorsunuz.
Takdir edersiniz ki oraya gelmemiz biraz zor. Ancak oralara yolumuz düştüğünde görüşebilme imkanımız olabilir…
İyi gün dileklerimle…
Fatih SELEK
TÜRKİYE GAZETESİ"

19 Eylül 2011 Pazartesi

Ayvalık, 18 Eylül 2011

İNSANLARIN BİLİNÇLENMESİNİ MİSYON EDİNDİ..
İnsanların her türlü bilgi  ve donanıma  sahip olduğunu ama bilinçlenmeleri gerekliliğine inandığını belirten Galip Baran (80) geldiği Ayvalık’ta  halkı bilinçli olmaya davet etti. Baran, “İnsanları bilinçlenmeye özendirmek ve yönlendirmek için uğraşıyorum.”dedi.
İnsanların, çevre, tasarruf, trafik ve vergi gibi konularda bilgili olduklarına, ancak bilinçsizce harekat ederek hala yerlere tükürdüklerine, her türlü çöp ve sigara izmaritlerini yere attıklarına dikkat ceken Galip Baran, sokaklarda (kamusal alanda) yıllar önce de çuvallar dolusu izmarit topladığını  ama ne yazık ki izmaritlerin hala yerlere (kamusal alana) atıldığını, çevrenin kirletildiğini, Çevre Yasası’nın ihlâl edildiğini söyledi.
Bilinç Üniversitesi Kurucusu Galip Baran 

Kamusal alana bu tür çalışmalarla da sahip çıktığını söyleyen Baran,” Bilgimiz var ama bilincimiz yok. Trafik bilgimiz var ama bilincimiz yok. Tasarruf bilgimiz var ama bilincimiz yok. Vergi bilgimiz var ama bilincimiz yok. Şikâyet edenler ama kamusal alana sahip çıkmayanlar suçlu. Türkiye suçlu. Türkiye’nin denizleri, gölleri, nehirleri, ovaları, sulak alanları, (kamusal alanları) hepimize, 72 milyona aittir. Kamusal alanlara sahip çıkalım. Türkiye’nin sakini değil sahibi olalım” dedi.
Ayvalıklılara da ‘Ayvalık’ın sakini değil sahibi olun’ diye seslenen Baran, Halk Bankası önündeki kavşağın sinyalizasyon ışıkları ve yaya geçiş çizgilerinin nizami hale getirilmesi ve At arabacılar meydanına giden yolda arabalar için konmuş ancak  yayalar için tehlike oluşturan kapanla ilgili olarak Ayvalık Belediyesi’ne gazetemiz aracılığıyla “açık dilekçe” gönderdi.
Galip Baran, kurucusu olduğu Bilinç üniversitesinin işlevsel bir mekanizma olduğunu şöyle açıkladı: “ ‘Bilgi çağı’ üniversitelerinin (Harward, Oxford, Sorbon, İTÜ, BU gibi üniversitelerin) zamanla ‘Bilinçololi Ana Bilim Dalı’na dönüşebilecek ‘Bilinç Enstitüsü’ ya da ‘Bilinç Kürsüsü’ gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece bundan böyle yalnız bilgili değil, aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, avukat, sosyolog, psikolog ve antropolog gibi elamanların yetiştirilmesine katkıda bulunmaktır”…
“İklim ‘Bilgi Çağı’nda değişti. ozon tabakası ‘Bilgi Çağı’nda delindi. yağmur ormanları ‘Bilgi Çağı’nda azaldı, türler ‘Bilgi Çağı’nda tükendi. Görülüyor ki, ‘Bilgi Çağı’nın “eğitim anlayışı”nda bir eksiklik, bir gariplik, bir yetersizlik var. Bu durum karşısında bizler (Türkiye’nin sakinleri)  ‘Bilinç Çağı’nın eğitim anlayışını yaşama geçirmeli, çağ atlamalı, ‘Bilinç Çağı’nda yaşamağa başlamalıyız. Ben çağ atladım. ‘Bilinç Çağı’nda yaşamağa başladım. Oysa, dünya, ‘Muasır Medeniyet’ hala ‘Bilgi Çağı’nda yaşıyor. ‘Muasır Medeniyet’, “Bilgi Çağı’nda bocalarken, yerinde sayarken Türkiye’nin ‘Bilgi Çağı’nı aşması ‘Bilinç Çağı’nı idrak etmesi gerek” diye konuştu.
HABER: Derya TİTİZ, 18 Eylül 2011 - Ayvalık, GAZETE BALIKESİR

6 Eylül 2011 Salı

...ve ben,,,,,,,,,,


İNSAN, YASA, ANAYASA VE  BEN
Yirminci yy’ın en tanınmış mistiklerinden Bhagwan Shree Rajneesh’e yöneltilen bir sorunun cevabı ve benim konuyla ilgili görüşüm:

Soru : Toplumsal kuralların insanlar için temel ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Lütfen bireyle toplum arasında ne türden bir ilişki olduğunu ve birbirlerine gelişmekte nasıl yardım edebileceklerini açıklar mısınız?

Bhagwan Shree Raljneesh : Bu çok karmaşık bir soru. Tüm varoluşun içinde sadece insanın kurala ihtiyacı vardır. İnsanın kurallara ihtiyacı olmasının ardındaki neden onun hayvan olmaktan çıkması, ancak henüz bir insan haline de gelememiş olmasındandır.

Hayvanlar kurallar, kanunlar, anayasalar, mahkemeler olmadan mükemmel olarak yaşar. Şayet insanoğlu gerçekten insan olabilirse-sadece lafta değil, gerçekte de- hiçbir kurala ihtiyaç duymayacaktır.

Bugüne kadar bunu çok az insan hayata geçirebilmiştir. Örneğin, Sokrates, Zerdüşt, Bodhidharma gibi adamlar için hiçbir kurala gerek yoktur. Eğer tüm toplum hakiki anlamda insan olma yönünde evrim geçirebilirse, sevgi olacaktır ama kanun olmayacaktır…

Sorun; insanın bir hayvanın sahip olduğu doğal davranışları henüz elde edememiş olması nedeniyle kurallara, kanunlara, mahkemelere, ordulara, bir polis gücüne ihtiyaç duymuş olmasıdır. İnsan bir kaostur. Bu kaosu kontrol etmek için tüm bu şeylere gerek vardır.

Galip Baran : “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” ile,  “yaradılanları Yaratan’dan ötürü sevme ilkesi”ni özümsemiş bir insan olduğum nedenle “benim için de ne yasaya ne de anayasaya gerek yoktur” diyorum.

İşte bu nedenle; yukarıda sözü edilen iki ilke hayata geçtiğinde ne bu ülkede, ne de dünyada adaletin sorun olmayacağını, bu kadar çok polise, savcıya ve hakime gerek kalmayacağını, “Yurtta ve Dünyada Barış”ın gerçekleşeceğini iddia ediyorum…

Aynı nedenle, bu gezegenin sakinlerini “o iki ilkeyi özümsemeğe” davet ediyorum…

*** ( Kaynak: “Özgürlük”,  OSHO Ganj yayınları)

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
 
Bilinçolog/ yasa bağımlısı ve (Prof. Dr. M. Akif Çukurçayır’a göre) Turgutreis’in Erdem Öğreten Delisi

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

(1)    :  Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.




3 Eylül 2011 Cumartesi

Galip Baran der ki!....

PARLÂMENTERLERE BİR HATIRLATMA
Mustafa Nevruz SINACI
            Bir yanda Bilinç Üniversitesi Kurucu Rektörü Galip Baran: “Bilinçsiz iş yapmayın. Ne yaptığınızı çok iyi bilin. Eyleminizin amaç, anlam ve yol açacağı sonuçların mutlaka farkında olun” diyor; Diğer taraftan “yeminli” parlâmenterler, yemin’e esas anayasayı fesih ve iptal ile yenisini yapmaktan dem vuruyorlar!..
            Bu ne yaman bir çelişki!.. Ne korkunç bir ironi!..
            Basiret ve bekadan bu kadar yoksunluk, bu denli “akıl tutulması” olamaz!..
            Yahut kendini “millete vekil” nam tanıtıp; Anayasa düşmanlığı yapmak!..
            Lütfe bu makaleyi dikkatle okuyunuz ve yorumlayınız.
            Yorumlamanız ve paylaşmanız temennisiyle…
“YEMİN’İN” DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ?!…
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 81. maddesinde TBMM üyelerinin, göreve başlarken edeceği yemin yazılı. Aynen şöyle:
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;, Hukuk’un üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyet’e ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; Toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma;
Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim."
Her genel seçtirme (cebri tasdik) işleminde, oylarımızla (sözde) milletvekilliğine, ama gerçekte parlâmento memurluğuna lâyık gördüklerimiz; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 81. maddesinde vücut bulan “Yemin”in içeriğini yerine getireceklerine dair,  Kurucu, Yüce ve Gazi Meclisin Kürsüsünde ve kendilerini seçen halkın adeta gözlerinin içine baka, baka namus ve şerefleri üzerine ant içerler… Bu merasim, kalp ile tasdik ve dil ile ikrar “Yemin’in her hükmüne mutlaka sadık kalacağız, o’nu namusumuz pahasına koruyacağız ve ne pahasına olursa olsun uygulayacağız..” demektir.
Ya hemen sonrası?!..
Hemen sonrasında ise; edilen bu yeminlerin hemen oracıkta “milletvekillerince en tez unutulan şey” olarak buharlaştığını; Atatürk Türkiye’sinin getirildiği iç karartıcı vahim durum ve ortaya çıkan sonuçlardan pekâlâ okuyabiliriz…
Çünkü bugüne kadar namus ve şerefleri üzerine yemin eden sözde milletvekillerimiz ettikleri “Yemin metni” ne bağlı kalmış olsalardı, Devletin, üniter yapısı tartışılır hale gelmez, yemin’in sebep-i hikmeti anayasa tehdit altında olmazdı… Yani, “milli devlet” in ana unsuru olan etnik farklılıklar zenginlik olarak algılanırdı ve kalkınmanın, sanayileşmenin gelişmişliği yanında; insan hakları bütün enstrümanlarıyla hayata geçirilmiş olurdu…
Menfur terör, tedhiş ve terörist başına verilen tavizlerle (!) Ülkenin sınırları ve yönetim şekli tartışılır hale gelmez, hukukun üstünlüğü yok edilmez; Demokratik-laik, tam bağımsız, bağlantısız, özgür ve hâkim cumhuriyetten vazgeçilmişçesine, ılımlı İslam cumhuriyetinin ihsas edildiği, Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbının yok edildiği; Anayasa, hakkaniyet, adalet ve hukuka bağlılığın, küstahça ayaklar altına alındığı bir Türkiye görünümü sergilemezdi?!... Zira, bu yapılanların tamamı yukarda “hükümlerinin korunması ve hayat bulması” vaad ve taahhüt edilen yemin’e aykırı!..
Özellikle yemin’in namus ve şeref üzerine yapılmış olmasına rağmen, hemen oracıkta unutulup ettikleri yemini bir türlü tutmayanların neden olduğunu, bilmem tekrar etmeye gerek var mı?. Hasılı, her iki kişiden birinin (?) oy verdiği ve başına taç yaptığı siyasi oluşumla; bu ‘malumu ilân-ı’ kendilerine layık görenleri baş başa bırakıyorum. Diğer yarısına da;  Sevgili ve değerli Galip Baran Hoca’nın “Bilinçli, farkında ve kendinde olma” telkinleri yönünde her şeye rağmen dik duruşlarını cesaretle korumalarını öneriyorum.
LÜTFEN!.
Bütün tertip, tasarruf ve teşebbüsleri onur, şuur ve sorumlulukla izleyiniz!..

yeni anayasa........


YENİ (SİVİL) ANAYASA VE BEN…

Ben de yeni bir anayasa istiyorum. Türk halkının, çevre, tüketim, trafik, vergi, rüşvet gibi konularda yasaları ihlal etmemesini; çevreyi kirletmesini, aşırı tüketmesini, trafik kurallarını çiğnemesini, vergi kaçırmasını(kul hakkı yemesini); yolsuzluk yapmasını önleyecek bir anayasa…

Aslında, ben bu anayasayı yıllardır uyguluyorum:

Başta sayılan alanlarda, çevre, tüketim, trafik, vergi, rüşvet gibi konularda yasaların öngördüğü kurallara uyuyorum. Çevreyi kirletmiyorum, aşırı tüketmiyorum, trafik kurallarına (tümüne) uyuyorum, vergi kaçırmıyorum, rüşvet almıyorum/vermiyorum; yolsuzluk yapmıyorum. Sözü edilen kurallara uymakla kalmıyorum, uymayanları da uyarıyorum; yolsuzluk yapılmasını önlemek için de çalışan bir “yasa bağımlısı”yım

Demek istediğim şu ki: benim başta sözü edilen alanlarla ilgili yasalara da yeni bir anayasaya da ihtiyacım yok.

Nasıl yaşadığımı, yaşarken neler yaptığımı görenler bana “herkes senin gibi olsa” diyorlar…Yaşam biçimimi gönülden onaylıyorlar

Anlaşılan o ki, herkes benim gibi olsa, bu ülkede ne yasalara ne de yeni bir anayasaya ihtiyaç kalmayacak. Herkes “yasa bağımlısı” olacak…

Sayın yeni anayasa heveslileri!

İsterseniz, sizler de benim gibi bir “yasa bağımlısı  olabilirsiniz… Türk halkının yasasız, anayasasız yaşamasına öncülük edebilirsiniz.

Dilerseniz, bu konuda size yardımcı olabilirim

Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı”  üniversitelerinin, zamanla “Bilinçoloji Ana Bilim Dalı”na dönüşebilecek “Bilinç Enstitüsü” ya da “Bilinç Kürsüsü” gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.