8 Ocak 2011 Cumartesi

Araştırmacı-Yazar, Mustafa Nevruz SINACI
ÖRTÜLÜ ÖDENEK SKANDALI
Mustafa Nevruz SINACI
            Geleneksel adı “tahsisatı mesture” olan “örtülü ödenek”, yerine göre “temsil giderleri” veya namı arpalığa çıkmış ‘fon’lar; Ne tuhaftır ki, sözde açık toplum, saydam devlet ve hukuk üstünlüğünü esas almış görünmemize rağmen elli yıldır takip, hesap ve denetim dışı!..
            Emsali en melânet diktatörlüklerde bile görülmemiş bir keyfilik, hadsiz-hesapsız israf, sorumsuz masraf ve Osmanlı Padişahlarına dâhi nasip olmamış bir saltanat sürüp gitmekte...
            Oysa elli yıl önce “son başvekil” Adnan Menderes, “örtülü ödenek”inin son kuruşuna kadar hesabını vermişti. O devirde zaten hesap, takip ve kontrol dışı her hangi bir tahsisat, fon veya gizli hesap yoktu. Şimdi “kurum” olarak muamma, denetim dışı olanlar bile var!..
Bunun neresi cumhuriyet?
Neresi demokrasi, adalet veya hukuk devleti?... Anlamak mümkün değil..
Adı, anlamı ve söylem biçimi her ne olursa olsun; Usul veya yasa gereği neden, nereye harcandığı açıklanamayan, belgeleri de (hesabı verilmeden) harcama sonrası imha edilen ve tümüyle makam sahibinin inisiyatifine tabii olan tahsisat (ödenek) olur mu hiç?..
Mutlak surette kamu yararı ve millet menfaatine olsa veya:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri yönünde siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda kullanılmak üzere” yasa hükmü konulmuş bulunsa bile..
TBMM’de ibra olunmadıkça hiçbir hesap yahut örtülü bir ödenek kapatılamaz..
Bu, kamu vicdanının emri, adalet, ahlâk ve hukuk gereğidir.
Amacı: Memleketimizi yurt içinde ve dışında çeşitli yönleriyle tanıtmakla görevli kuruluşların kaynaklarını artırmak, Türk kültür varlığının yayılmasını sağlamak” biçiminde açıklan, kendi kaynakları olan ve harcamaları Başbakanın onayı ile yapılan “Tanıtma Fonu” dâhil bütün fonlar Meclis ve Sayıştay denetimine alınmak olmak zorundadır. 
DEVLETİN EN TEMEL GÖREVİ “DENETİM” DİR.
Denetim dışı tahsisat, fon haksız israf, arpalık, peşkeş ve saadet zinciri demektir. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923 – 1938 ve 1950 – 1960 dönemleri; Hindistan ve Rusya’dan gelen yardımlar dâhil, milletin ve Millet Meclisi’nin bilgisi dâhilindedir. Bu iki dönemin milletten saklısı-gizlisi yoktur.  Buna mukabil; 11 Kasım 1938 ilâ 13 Mayıs 1950 arası ve 27 Mayıs 1960 sonrası son derece karanlık, saklı, gizli, gizemli ve ayıplıdır..
Niçin acaba!..
Devlet arşivlerinde mevcut 1960/21 Esas ve 1960 tarihli dava dosyasına bakılırsa olay daha iyi anlaşılır!.. Orada karşınıza, Cumhuriyet’in gelmiş geçmiş en namuslu, dürüst, şerefli, onurlu, soylu ve sorumlu Başvekil’i çıkar. Demokrasi Şehidi Ali Adnan Menderes, emrindeki örtülü ödeneğin, on yılı kapsayan bütün belgelerini ibraz ederek melânet mahkemede alnının akı ile hesap vermiş;, Lâkin 1945’de, “devr-i sabık yaratmayacaksınız” şartıyla DP’ye kuruluş izni veren CHP (ve türevleri) 1938 -1950 döneminin hesabını vermeyi daima şiddetle men ederek kaçmış, hesap vermekten korkmuş ve kaçmışlardır.
HUKUK, AHLÂK VE DEMOKRASİNİN UTANCI
“Erdoğan'dan örtülü ödenek rekoru; 16 Aralık 2010 Perşembe, Gazeteler”
“Başbakanlık örtülü ödenek harcamaları 400 milyon liraya dayandı.
2003 yılında toplam 103 milyon lira olan örtülü ödenek harcaması, 2010 Aralık ayı başında 383.170. 247.- liraya yükseldi. TBMM’de Başbakanlık bütçesinin görüşmeleri sırasında Başbakan yardımcısı B. Arınç, 2010 yılında örtülü ödenek kapsamında 383.170.247 lira harcandığını söyledi. 2010 başında bütçeye sadece 230 bin lira, “örtülü ödenek” harcama kalemi konulmuştu. Yılsonunda gerçekleşen harcama ödeneğin çok üzerinde oldu. Yıl içinde fasıllar arasında ve tanıtma fonu gibi kaynaklardan aktarma yapılarak ödenek miktarı arttırılıyor. 2009 yılında örtülü ödenek harcamaları 341.971.042 liraya ulaştı. Buna göre 2003’de sadece 103 milyon TL olan örtülü ödenek harcaması, aradan geçen 8 yılda katlanarak bir rekor ve skandal düzeyine ulaştı.
Başbakanlık Örtülü Ödenek harcamaları son 8 yılda şöyle gerçekleşti:
Tahsis Edilen Kaynak:           Toplam Harcama    :
2003 yılı 175 bin TL             103 milyon 012 bin 740 TL
2004 yılı 174 bin TL             107 milyon 375 bin 284 TL
2005 yılı 200 bin TL             084 milyon 088 bin 668 TL
2006 yılı 200 bin TL             207 milyon 646 bin 000 TL
2007 yılı 220 bin TL             262 milyon 286 bin 521 TL
2008 yılı 220 bin TL             290 milyon 981 bin 700 TL
2009 yılı 230 bin TL             341 milyon 971 bin 042 TL
2010 yılı 230 bin TL             383 milyon 170 bin 247 TL
Kahrolası muhalefet, neden gizli celse istemez ve hesap sormaz acaba?..!...
HER MELÂNETİN SEBEBİ MUHALEFETTİR!..
Zira Mecliste vekili; memur veya parlâmenteri olsun veya olmasın, bütün kitle siyasi partileri hükümetleri izlemek; Her derece ve düzeyde fiil ve eylemlerini denetlemek, hesap sormak, kamu zararına olan haksız, hadsiz, hukuksuz ve hesapsız karar, sarf, tasarruf ve tüm işlemlerini iptal ettirmek zorundadırlar.
Bu amaçla siyasi polemik, propaganda ve dedikodu yolu değil; Doğrudan TBMM kürsüsü, soru ve gensoru önerge yolu kullanılmalı; Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyuruları yapılmalı ve Türk Milleti adına karar vermeye memur “bağımsız ve tarafsız” mahkemelere dava açılmalıdır. Bunları peş peşe ve sonuç alıncaya kadar yapmayan bir parti, siyasi değil ticari; 2820 Sayılı Kanun ve Anayasanın emrettiği kitle partisi değil, düpedüz şahıs ve sulta partisidir. Ki, bu ve benzeri antidemokratik kurumlar, şu gelinen noktanın suçlusu, insan hakları, adalet ve hukuku yüz karasıdırlar.
GALİP BARAN 
“BU KONUDA” 
NE DİYOR?..     
“….bunu  (mevcut parti, sulta ve parlâmenterlerin örtülü ödenek hesabı sormamasının nedenini) bilmeyecek ne var sayın SINACI. Hesapta bir gün iktidar olmak varsa, aynı kaynak ve olanaktan yararlanmak söz  konusuysa, binilecek dalı kesmek ne mümkün!.. İşte ’Burası Türkiye’ ve insan bencil bir varlık... Bu duruma  şaşıranlara ben şaşıyorum. Devam edersen, şaşırmamayı sen de öğrenirsin. Galip BARAN"
EVRENSEL İNSAN
“(…) Onun için, “her insanın vicdanının sesini dinlemesi çok önemlidir. 
O vicdan sesi sonunda (…) toplumun vicdan sesi haline gelir ki, bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı budur. Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok Bencil (beyinsiz, aklı kıt, imansız, onursuz ve sorumsuz) bir milletiz biz.  Dolayısıyla, (…), vicdan sesini savunan, vicdanının ifadelerini ortaya koyan varlıklara çok ihtiyacımız var. Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, iyi siyaset adamından ziyade, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten yürekli, gerçekten sevebilen insanlara ihtiyacı var. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, birtakım menfaatler uğruna “üç maymunlar”ı oynayan insanlara değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var.
Bizim asıl sıkıntımız buradadır.” (*)
Adam gibi adamlardan, namuslu-dürüst, onurlu ve sorumlu insanlardan müteşekkil bir muhalefet ile gerçekten “millet adına” iş gören savcı, mahkeme ve yargıçlar olsa; Memlekette bu kadar saklılık, gizlilik, adaletsizlik, haksızlık, hukuksuzluk, yolsuzluk ve iki resmi dil talep edebilecek kadar soysuzluk olur mu idi acaba?..
Elbette olmazdı.
Öyle ise “ey muhalefet: ya görevini yap, ya da sahneyi siyaset-i bırak”
Defol git, hangi cehenneme gideceksen..
Yeter ki sahneyi siyasete “onurlu ve sorumlu, dürüst” insanlar gelsin!.. 
(*) “Evrensel İnsan”, Ergün Arıkdal, s. 222, Galip Baran-Bilinç Üniversitesi)

Siyaset Bilimci-Hukukçu, Mustafa Nevruz SINACI
Akaryakıt da Zaaf, 
Soygun ya da Vurgun!..
Mustafa Nevruz SINACI
            2010 yılı 27 Aralık tarihi itibarıyla;
Bir varil ham petrol’ün alış fiyatı maksimum: 85 dolar = 127.50 TL
Bir varil (%1+-) 159 litre ham petrol alıyor,
Yani: 127.50.-TL : 159 lt = 0.80 kuruş/litre; CİF ithal maliyeti.
BENZİN’in rafineri çıkış fiyatı: 0.93 -94 kuruş civarında.
Bir lira bile değil!..
MAZOT (motorin)’in rafineri çıkış fiyatı: 0.90 kuruş.
Bu, çıkış/piyasaya arz-satış fiyatına rafineri kârı dâhildir.
Şu hale nazaran, görünen “rafineri kârı” % 10-15 arası olsa gerek!..
Ancak bu bilgiler “örtülü ödenek sırrı” gibi saklanıyor…
Tıpkı Doğalgaz ithalinde olduğu gibi…
Buna rağmen, hiçbir bilgi meçhul değil, her şey ortalıkta.
Eğrisi-doğrusu, masumu-maksatlısı bütün bilgiler aslında ortada..
Wixileaks, Lockheed ve diğer skandallar gibi…
VAHİM OLAN MESELE NE?..
Türkiye, dünyadaki petrol piyasasına kıyasla pompa fiyatlarında ve akaryakıttan alınan vergilerde 2 adet dünya rekoruna sahip. Benzinin rafineri çıkış fiyatı ile satış fiyatı arasında fahiş farklar var. Rafineri çıkış fiyatı ile satış fiyatı arasında 3-4 kata varan artışlar var.
Benzin ve motorinin rafineri çıkış fiyatları ile satış fiyatları karşılaştırıldığında aradaki fahiş fark gün yüzüne çıkıyor. Ülkemizde benzin’in rafineri çıkış fiyatı 0,93 kuruş, motorin’in rafineri çıkış fiyatı da 0,90 kuruş olarak gerçekleşiyor.
Yani: 1 litre benzin rafineriden 0,93 kuruşa çıktıktan sonra yüzde 403 – 425 artışla 3.75,- 3.80,- 4.00 liraya varan “insanlık, din-iman, akıl ve mantık” dışı bir zalimlik, alçaklık, duyarsızlık, arsızlık, onursuzluk ve sorumsuzlukla satılıyor.
Bir litre mazot rafineriden 0,90 kuruşa çıkıyor % 351 artışla 3.30,- 3.32., kırsal motorin ise 3.16,- 3.18 liradan, aynı mezalim anlayışla satılıyor.
22 ay öncesi ile kıyaslandığında, ithalât ve rafineri fiyatları daha düşük durumda ama pompa da tam tersi durum hâkim!
Bu akılsızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluk anlaşılır gibi değil!..
Üstelik dünyanın petrol denizi Türkiye’nin yanı başında… Bazı Avrupa ve Uzakdoğu gibi binlerce km den petrol ithal eden bir ülke değiliz.
VERGİ SKANDALI
            Akaryakıt ürünlerinde vergilere bakıldığında bir başka dünya rekoru karşımıza çıkıyor.
Benzinde rafineri çıkış fiyatına uygulanan vergi oranı ortalama yüzde 266 iken mazot da bu oran yüzde 188. Şu tabloyu lütfen dikkatle inceleyiniz:
Benzin rafineri çıkış        : 0,93 TL, Pompa fiyatı 3,75 TL, Fark +% 403
Motorin rafineri çıkış       : 0,94 TL, Pompa fiyatı 3,30 TL, Fark +% 351
Kırsal motorin                    : 0,93 TL, Pompa fiyatı 3,16 TL, Fark +% 339
Türkiye ithal ettiği ham petrolü rafinerilerinde işliyor. Fakat işlenen benzinin ancak
yarısı iç piyasada tüketilebiliyor. İhtiyaç fazlası petrol yurtdışına ihraç edilirken litresi 0,93 kuruştan satılıyor. Yani Türkiye’de pompada 3,75 – 4.00 TL olan benzin yurt dışına 0,93 kuruşa depolara doldurulmaya ve kullanıma hazır olarak satılıyor. Bu kadar hayati, sinerjik etki içeren ve stratejik bir üründe vatana ihanet gibi bir şey bu…
            DURUM!...
            23 Aralık 2010 tarihinde geçerli fiyat ve döviz kurları bazında yapılan hesaplamalara göre, Türkiye, 28 Avrupa ülkesi içinde ve dünyada benzin ve motorini en pahalı (fahiş fiyata) satan tek ülke.. Bu, idare ile iştigal eden eşhas, parti veya siyasi mekanizma yönünden büyük bir utanmazlık, aymazlık, onursuzluk ve sorumsuzluk olarak değerlendirilebilir. Aksi takdirde bu unsurların, idare kudretinden aciz yahut emir kulu veyahut kolaycı olduklarını düşünmekte mümkün… Her iki halde de halka yapılan bir eziyet, işkence ve zulümdür.
İnsanı içten içe ve alenen kahreden bir başka meselede,  aptal yerine konularak, alay konusu yapılma girişimleridir.
Örneğin, adının başında Prof. Dr gibi akademik ve karizmatik unvanlar taşıyan, kimlik-kişilik, onur ve erdem yoksunu bir insanlık düşmanı piyon ekranlara çıkartılıp, “Türkiye'deki benzin fiyatı 1,9 euro düzeyinde bulunurken, 1 litre benzinden alınan ÖTV ve KDV 1,2 euro ulaşıyor. ÖTV ve KDV, satış fiyatının da yüzde 66,8'ini oluşturuyor” biçimi yalanlar söyleyebiliyor, bu işin arkasında oynanan kara-kirli ve menfur oyunları pekalâ savunabiliyor.
Ne kadar alçakça ve küstahça değil mi?..
            Oysa bütün dünya biliyor ki, bu işin arkasında haksız “fahiş” kazanç, ahlâksız edinim, kaçakçılık, potansiyel oy’a tahvil babında yatırım, yandaş medya, yoldaş dernek, sırdaş vakıf ve sair partizanlara kaynak aktarma, kaynak yaratma; Kanunla tayin, tertip, idame ve ikamesi  kabil olmayan bazı “saklı-gizli” işlerin finanse edilmediği ne malum!..
            Bir de “akaryakıt kaçakçılığının” milyar dolarlara varan hacmi hesaba katılırsa!..
            Belki mesele anlaşılır. Lâkin bu pahalılık zulmünün sebebi anlaşılamaz.. 
            MUHALEFET NE İŞ YAPAR?
            Bütün bu soygun, vurgun karşısında niçin muhalefet suspus?
            Başta Akaryakıt, Doğalgaz, Telefon, Elektrik, Su, Et, Süt vb. gibi “temel girdi” ve hayati ürünlerin “dünyanın en pahalı fiyatına” satılmasına ve “soygun-vurgun” kapısı olarak kullanılmasına muhalefet partileri niçin sessiz, yaptırımsız, ilgisiz ve kayıtsız?..
            NEDEN HERHALDE BU OLSA GEREK:
GALİP BARAN 
“BU KONUDA” 
NE DİYOR?..     
“….bunu  (mevcut parti, sulta ve parlâmenterlerin fahiş kâr ve pahalılığın hesabını sormamasının nedenini) bilmeyecek ne var sayın SINACI. Hesapta bir gün iktidar olmak varsa, aynı kaynak ve olanaktan yararlanmak söz  konusuysa, binilecek dalı kesmek ne mümkün!.. İşte ’Burası Türkiye’ ve insan bencil bir varlık... Bu duruma  şaşıranlara ben şaşıyorum. Devam edersen, şaşırmamayı sen de öğrenirsin. Galip BARAN"
EVRENSEL İNSAN
“(…) Onun için, “her insanın vicdanının sesini dinlemesi çok önemlidir. 
O vicdan sesi sonunda (…) toplumun vicdan sesi haline gelir ki, bizim ülkemizin en büyük sıkıntısı budur. Bizim halkımız vicdan sesini dinlemek istemiyor çünkü çok materyalist olmuş durumda. Çok Bencil (beyinsiz, aklı kıt, imansız, onursuz ve sorumsuz) bir milletiz biz.  Dolayısıyla, (…), vicdan sesini savunan, vicdanının ifadelerini ortaya koyan varlıklara çok ihtiyacımız var. Bu memleketin; bilim adamından, ekonomistten, iyi siyaset adamından ziyade, vicdanının sesini çekinmeden ortaya koyabilen, gerçekten yürekli, gerçekten sevebilen insanlara ihtiyacı var. Bizim para, bilgi, şöhret, sandalye severlere değil, birtakım menfaatler uğruna “üç maymunlar”ı oynayan insanlara değil, tam tersine vicdan sesini ifade etmeye çalışan, seven, uyum sağlayan, ortak alan kurabilen insanlara ihtiyacımız var.
Bizim asıl sıkıntımız buradadır.” (*)
Adam gibi adamlardan, namuslu-dürüst, onurlu ve sorumlu insanlardan müteşekkil bir muhalefet ile gerçekten “millet adına” iş gören savcı, mahkeme ve yargıçlar olsa; Memlekette bu kadar saklılık, gizlilik, adaletsizlik, haksızlık, hukuksuzluk, yolsuzluk ve iki resmi dil talep edebilecek kadar soysuzluk olur mu idi acaba?.. 31 Aralık 2010
Elbette olmazdı.
Öyle ise “ey muhalefet: ya görevini yap, ya da sahneyi siyaset-i bırak”
Defol git, hangi cehenneme gideceksen..
Yeter ki sahneyi siyasete “onurlu ve sorumlu, dürüst” insanlar gelsin!.. 
(*) “Evrensel İnsan”, Ergün Arıkdal, s. 222, Galip Baran-Bilinç Üniversitesi)

Her Bilinçli Müslüman Muhammed’i,

Her Bilinçli Hıristiyan İsa’yı,

Her Bilinçli Musevi Musa’yı,

Her Bilinçli İnsan Hak’ı,

Hak etmelidir.

Ne var ki insan:
“bencil” bir
varlıktır…
 Galip BARAN "Bilinç Üniversitesi" Kurucu Rektör'ü

23 Aralık 2010 Perşembe

Sayın Dr. Aybars AKKOR
“Erkeğin bencilliği” başlıklı makalenizi (Sözcü/ 22. 12. 2010 ) okuduktan sonra bu mektubu yazma ve konuyla ilgili birikimimi dile getirme gereğini duydum…
Sözlükte insanın bencil bir varlık olduğu kayıtlı…
Ne var ki, insanlar bencil olduklarının farkında değiller. Aşağıda sözü edilen çalışmaları yapmazdan önce ben de değildim…
Erich Fromm’un “Sahip Olmak ya da Olmak” adlı eserinde insanın iki temel özelliğinin bencillik ve sencillik olduğu anlatılıyor:
“Sahip olmak” ilkesine/özelliğine sahip insan (bencil varlık); mala, mülke, şöhrete, insana, bilgiye sahip olmak, onları ele geçirmek, kendine mal edip, onlara egemen olmak ve dilediğince kullanmak ister. Bu sahip oluşların sonu yoktur.
“Olmak” ilkesine/özelliğine sahip olan (sencil varlık) ise; hiçbir şeyi elde etmeye ya da kendine mal etmeye, şöhret ve iktidara sahip olup insana egemen olmaya kalkışmaz. Bu ilkenin insanı, kendisini geliştirir. Evrimleşir, diğer insanları sever. Sözcüklerle anlatılamayan, yaşanılan, hissedilen bir özelliktir bu ilke.
Dünya düzeni “sahip olmak” üzerine kurulduğu nedenle, insan ve değerleri, yerini makinelere ve ekonomik gelişmenin çarklarına bırakmıştır. Bilim, teknik ilerlemiş, ama bunlar kendi yararına kullanılmadığı için, insan bir araç haline dönüşmüştür.
Çözümün ilk ve tek şartı, “sahip olmak” ilkesinden “olmak” ilkesine geçmektir. Yeni bir insan, yeni bir toplum oluşturmaktır.”
Şu var ki, insanın bencillikten kurtulması, sencileşmesi mümkündür. Örneği, ben:
Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (ahilik), milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığımız “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarda :
* Bilinçlendim.
* “Yasa bağımlısı” oldum,
* BENCİLLİKTEN kurtuldum,
* “Diğerkâm bir kişilik” edindim,
“ Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsedim,
* Edindiğim “tecrübi bilgi” ile, işlevi aşağıda açıklanan Bilinç Üniversitesi’ni kurdum; kendimi tanımağa başladığımın,
* “Bilinç Çağı”nda yaşadığımın, Bilinçolog olduğumun farkına varmamı sağlayan çalışmaların belgesi olan, örneği ekli dosyada görülebilir…
Köşenizde değerlendirirseniz, sevinirim…
Saygılarımla.
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76
E-POSTA: galipbaran@ttmail.com
(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Sayın Emre Kongar,
Bu akşam NTV'deki "yorum farkı" programında sayın Mehmet Barlas'la soykırımla ilgili gelişmeleri konuşurken "Türk kamuoyu bunun ne kadar bilincinde" şeklinde bir cümle kullandınız...
Sayın Kongar,
Bilinç sözcüğünü çokları gibi siz de yanlış kullandınız. Bana göre bu cümleniz ""Türk kamuoyu bunun ne kadar farkında" şeklinde olmalıydı...
Yanlış kullanım örnekleri: "Biliyorum" yerine "bilinçliyim" ya da "bilincindeyim", "bilgilendiriyorum" yerine "bilinçlendiriyorum" deniliyor. Bazıları "kasıtlı" ya da "maksatlı" yerine "bilinçli" diyorlar.
Bilinç sözcüğünün fiil olarak kullanıldığında nesne almaması gerekiyor.
Saygılarımızla .
Galip BARAN
Bilinç Üniversitesi
(1) Kurucusu
TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76

E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

WEB:
www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

16 Aralık 2010 Perşembe

BİLİNÇ ÜNİVERSİTESİ’NDEN…

SEVGİ VE MEVLANA

(Bilinmeyen Mevlana/ Burhan Yılmaz/ sayfa 161/özet)

1. Sevgi yaratıcı güçtür.

2. Sevgi yaşamın anahtarıdır.

3. Sevgi hayatın ta kendisidir.

4. Sevgi kötünün içindeki iyiyi dışarı çıkarmaya çalışır.

5. Gerçek sevgide bilgelik (x) vardır.

6. Ruhsal gelişmemizin temeli sevgidir.

7. Sevgi olmadan bilgiyi kullanamazsınız.

8. Ruhun en yüce efendisi sevgidir.

9. Çünkü sevgi Tanrı’dır.

(x)

Bilge : Her şeyi bildiği gibi, bildiği şeyleri de iyi ve sağlam bilen, bilgisini kendisi ve başkaları için en yararlı bir biçimde kullanabilen, iyi ahlâklı, olgun kimse.

Bilgelik: (1) Bilge kimsenin taşıdığı nitelik, bilge olma durumu.

(2) fels. Herkesin ulaşamadığı, derin, kapsamlı , bütünsel bilgi. HİKMET.

(3) fels. Kendini tanımanın bilgisi. VUKUF

Yurtta Barış” olmasını istiyorsanız EĞER,

“Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeniz YETER.

Galip BARAN

Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76

E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

NOT;
  • “Yurtta Barış” için çalışmak,
  • Cumhuriyeti ilelebet yaşatmak,
  • Atatürk’ün Ruhu’nu şâd etmek isteyenler,

Bu iletiyi çoğaltıp dağıtabilirler.

14 Aralık 2010 Salı


ALOOOOOOOOOOOOOO !

İŞSİZLİK DEDİNİZ !..

Türkiye’nin öncelikli sorunu çoğunluğun gevelediği gibi işsizlikse, bilinçsizlik ya da bencillik değilse,

Birileri bu sorunu (işsizliği) işsize aş vererek aşmayı başarıyorsa,

Bu ülkede bencilliğe, bilinçsizliğe boş veriliyorsa,

Ört ki ölem…

Diyorlar ki; “sen bir emeklisin”, “senin tuzun kuru”, bilemezsin işsizliğin ne demek olduğunu.

Tamam, “iş”, “iş” diye kıvrananları, karın tokluğuna da olsa çalışanları, ben de görüyorum…

Ama, “emeklisin” , “tuzun kuru” diyenlere soruyorum: tek “emekli”, tek “tuzu kuru emekli” ben miyim? “Tuzu benden daha kuru” başka bir emekli yok mu bu Turgutreis’te, bu Türkiye’de?

Onlar neredeler? Ne iş yapıyorlar, onlar? Ve, ben neden YALNIZIM? Neden TEK TABANCAYIM ? Neden RAKİBİM yok?

Hem sonra, neden “İstanbul HABİTAT’ın TEK KİŞİLİK ORDUSU” diyorlar bana? (Milliyet/ 13. 06. 1996)

Ne iş yapıyorum ki, “tek kişilik ordu” sayılıyorum, ben ?

Bu sorulara cevap bekliyorum…

Beklerken, “İşim, eşim , aşım; yaşam buysa saldım çayıra….” demek geliyor içimden…

Şey: “Kafayı yemiş” diyenler de oluyor, arada…

Galip BARAN

Bilinç Üniversitesi (1) Kurucusu

TEL: (0252) 382 34 77 / (0535) 844 84 76

E-POSTA: galipbaran@ttmail.com

WEB: www.bilinc-universitesi.blogspot.com / www.galipbaran.blogspot.com

(1) : Bilinç Üniversitesi’nin işlevi: “Bilgi Çağı” üniversitelerinin, zamanla Bilinçoloji Ana Bilim Dalına dönüşebilecek Bilinç Enstitüsü ya da Bilinç Kürsüsü gibi bölümler kurmalarına yardımcı olmak; böylece, yalnız bilgili değil aynı zamanda bilinçli mimar, mühendis, doktor, sosyolog, psikolog v.b. meslek mensuplarının yetişmesine katkıda bulunmaktır.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Galip Baran:
Sorun bencillik, Çözüm sencillik
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Galip Baran, toplum için çalışan, millet için ter döken, yasa ve kuralların uyulması, uygulanması için çaba ve gayret gösteren, yorulma bilmeyen 1932 doğumlu bir delikanlı. Bodrum-Turgutreis’de yaşıyor.
Gözü, gönlü Türkiye’nin dört bir yanında…
Topluma, sokaktaki insana mesaj vermek için, giyiniyor, kuşanıyor, yurdun değişik yerlerinde, Ankara’da; “Tiryaki! İzmarit yerde/Kentli olmak nerde?” sorularıyla insanların karşısına çıkıyor, karşımıza çıkıyor.
13,14,15 Ekim 2010 tarihlerinde, Ankara’nın Kızılay semtinde, bölgesindeydi Galip Baran hoca. Şapkasıyla, mesaj yüklü-dolu gömleğiyle vatandaşlarla selamlaştı, kucaklaştı.
Galip Baran hoca; Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı (ahilik) milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlatılan ve yıllardır sürdürülen, İnsan’ı, davranışlarını ve davranış nedenlerini araştırdığımız ve “okul dışı eğitim” olarak tanımladığımız çalışmalarda yaşam biçiminin kökten değiştiğini anlattıktan sonra;
-Yasa bağımlısı oldum/Diğerkâm bir kişilik edindim/Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesini özümsedim/Edindiğim tecrübe bilgi ile Bilinç Üniversitesini kurdum/Bu süreçte kendimi tanımağa başladığımın ‘Bilinç çağı’nda yaşadığımın ve Bilinçlog olduğumun farkına vardım, diyerek gerçeklerin içinden seslendi uzun uzun.. Duyan oldu mu acaba? diye düşündüm.
Galip Baran hoca, toplumda yasa dışı davranışların en aza indirilmesi etkinliklerinin organizasyonunu yapıyor, uyguluyor, eyleme dönüştürüyor. Katılımın artması, sağlanması için öncülük yapıyor. Çalışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamalarda;
Halkın yasa bilinci edinmesini sağlama konusunda, kendisinden daha sorumlu konumlarda olup, karşılığında dolgun maaşlar alan üst düzey yetkililerin işlerini kolaylaştırmak için çalıştığını anlatıyor.
Ve bir yakınması var. Bu konuda; “İşlerini kolaylaştırmak için çalıştığım üst düzey yetkililer, beni ciddiye almıyorlar, uzattığım eli tutmuyorlar” diye yakınıyor. “Dahası, bazı üst düzey yetkililer beni gözaltına bile aldırıyorlar” sitemiyle, yakınmalarda bulunuyor.
-“Anladım ki; işlerini kolaylaştırmak için çalıştığım bu üst düzey yetkililer benimle görüşmek istemiyorlar. Onlar beni ciddiye almasalar da, benimle görüşmek istemeseler de, üstlendiğim bu görevi ne pahasına olursa olsun sürdüreceğim” diye devam eden cümlelerinin sonunda “Her kavşağa bir Galip” sloganından sonra biraz soluklanıyor Galip Baran..
Arkasından sıralamalarda bulunuyor:
• Trafik kurallarına uyun uymayanları uyarın!..
Uyarın ki, sizin de ‘Trafik bilinci’niz olsun!..
• Çöpleri sokağa değil, çöp bidonlarına atın!..
Atın ki, sizin de ‘Çevre bilinci’niz olsun!..
• Geri dönüşebilir atıkları atık toplama kutularına atın!..
Atın ki, sizin de ‘Tasarruf bilinci’niz olsun!..
• Vergi borcunuzu tam ve eksiksiz ödeyin!..
Ödeyin ki, sizin de ‘Vergi bilinci’niz olsun!..
* Böyle davranın ki;
Türkiye ‘Bencillik’ ten kurtulsun,
‘Geri Kalmışlık Zinciri’ni kırsın,
‘Muasır Medeniyet’i aşsın!..