23 Ocak 2008 Çarşamba

GALİP BARAN'IN (SİVİL TOPLUMUN) FENDD'İ, TRAFİK IŞIKLARINI YENDİ


GALİP BARAN’IN
(SİVİL TOPLUMUN) FENDD'İ,
TRAFİK IŞIKLARINI YENDİ

Galip Baran -Bilinçolog
(YARIMADA- Bodrum / 19 Kasım 1996)
Galip Baran’ı tanırsınız. Hani o çeşitli konularda yazılmış ve “Turgutreis Gönüllüleri Adına” diye biten yazıları yolda yürürken ya da işyerinizde otururken size uzatıveren kişi…
Galip Baran bir emekli… Ama sıradan biri değil. Hâlâ genç kalmayı başarabilmiş, değişik bir emekli. Turgutreis’te atıkların geri-dönüşümü konusunda verdiği mücadelesi ile tanınıyor.
Şimdilerde bu mücadelesini, Yerel HABİTAT sayesinde Bodrum’a da taşıdı. Bıkmadan, usanmadan bu çabasını sürdürüyor..
AH ŞU LAMBALAR…
Galip Baran sadece bu da değil.
Günlük yaşamımızda, sosyal ilişkilerimizde kendine göre aksayan ne varsa çözmeye “gönüllü”.
Üşenmemiş, trafik ışıklarının kaç saniye kırmızı, kaç saniye yeşil yandıklarını hesaplamış. Ve görmüş ki, doğru gitmeyen bir şeyler var. Yine her zamanki duyarlığı ile sarılmış kalem ve kâğıda.
MAKAMA ARZ…
Kaymakamlığa yazdığı dilekçede tespitlerini dile getirip, incelenmesini istemiş.
Baran’ın yazısı aynen şöyle:
Kavşaklarda trafik ışığı uygulamasında yayaların kurala uymadıkları, yol kendilerine kapalı iken, kırmızı ışık yanarken geçtikleri görülmektedir.
Uygulamanın yıllar önce başlatıldığı büyük kentlerimizde de bu kurala özen gösterilmediği, kuralı çiğneyen vasıtalara müdahale eden görevlilerin yayaların bu davranışına seyirci kalarak inisiyatifi onlara bıraktıkları, böylece, hızla yaşama geçmesi gereken bu kuralın toplumca göz ardı edildiği bilinmektedir.
Kural tanımazlığımızın bir örneği olan bu sorunla baş edilebilmesi için, Avrupa’da, “Kırmızı ışıkta bir ambulans geçer, bir de Türkler” şeklinde esprilere yol açan bu küçük (!) kusurumuzu, bir onur meselesi sayarak da ciddiye almak zorunda olduğumuz anlaşılıyor. Eski alışkanlıkları sürdürme olarak da düşünebileceğimiz bu küçük (!) kusurumuzun “yasa tanımazlığa” varan sonuçların da kaynağı olduğu inancındayım.
Uyulmasını sağlamak için Yeni TRAFİK YASASI’NDA türlü önlemler alınan kurallara, YAYALARIN da uymalarını sağlamada eğitsel işlev görecek bir STK Projesi başlatmanın yararlı olacağını düşündüm..
25 Ekim 1996 günü başlattığım bu uygulamada, (kampanyada) Bodrum Garajından Çarşı yönüne inişteki kavşakta, kırmızı ışıkta geçenleri uyarmaktayım. Şimdilik, sadece Cuma günleri, Saat 10:00- 11:00 arasıyla sınırlı olan bu programın, toplumun tepkisine bağlı olarak gelişip yaygınlaşacağını umuyorum.
Anılan kavşakta, yaya trafiğini kontrol eden ışığın yeşil yanış süresinin çok kısa olduğu, yeşil ışık geçişe sadece 10 saniye izin verirken kırmızının 65 saniye yanık kaldığı, kuralı çiğneyenlerin çoğunlukla bu dengesizliği sebep gösterdikleri tespit edilmiştir. Yeşil ışığın 10 saniyelik geçiş zamanı yayaların kavşağı yarı yarıya geçmelerine bile yetmemektedir.
Bu durumun önlenebilmesi için gereğinin yapılması hususunu takdirlerinize saygılarımla sunuyorum.
VE MUTLU SON
Bodrum Emniyet Müdürlüğü gerekli araştırmayı yaptıktan sonra Baran’ın haklılığına karar vermiş ve şu yazıyı kendisine göndermiş:
Belirtmiş olduğunuz Garajaltı Kavşağında sinyalizasyon sistemi yerinde tetkik edilmiş ve dilekçenizde aksadığını bildirdiğiniz 12 saniyelik sürenin tespit ettiğiniz gibi yeterli olmadığı müşahade edilmiş, Belediye Başkanlığı Trafik Sinyalizasyon İşlerine bakan Birim ile yapılan temas edilmiş, diğer sinyalizasyon bağlantıları da göz önüne alınarak, azami 20 saniyelik geçiş süresine çıkarılarak yeniden düzenlenmiştir.
Uyarılarınıza ve duyarlığınıza teşekkür ederim.
Hüseyin EROĞLU
İlçe Emniyet Müdürü
Hey gördünüz mü?..
Bürokrasi ile vatandaş uzlaşabiliyor.
Sivil toplum dedikleri herhalde bu!...
Başaracağız galiba, ne dersiniz?
NOT: 19 Kasım 1996 günü Bodrum Yarımada Gazetesinde yer alan yukarıdaki yazı ve eklerini bu şekilde yineleyerek gündeme getirmekten amacımız:
(a) Devletin (devletin kurumlarının) sorumlu olduğu bir hizmetin görülmesini
zorlaştıran bir aksaklığın, STK’ların, HABİTAT’ın “çözümde ortaklık” ilkesi kapsamında gerçekleştirdikleri işbirliği anlayışı çerçevesinde nasıl giderildiğinin,
(b) STK’ların, halk (egemenliğin kayıtsız koşulsuz sahibi olması beklenen millet) adına üstlendikleri devleti (devletin kurumlarını) denetleme sorumluğunu nasıl yerine getirdiklerinin ve
(c) Bir başka deyişle, STK’ların sadece RİCACI değil, İCRACI da olabildiklerinin ÖZGÜN bir örneğini
KAMUOYUYLA PAYLAŞMAKTIR.
EKLERİ:
1. Bodrum Kaymakamlığına dilekçe
2. Emniyet Müdürlüğü cevabı
3. STK’ların devleti (devletin kurumlarının) denetleme sorumluluğu ile ilgili bir yazı
4. STK’ların, STK olarak algılanan sendika, oda, vakıf benzeri kuruluşlardan farkını açıklayan bir yazı.
(EK-1)
4 kasım 1996
BODRUM KAYMAKAMLIĞINA
KONU: Kavşaklardaki trafik ışıkları hakkında
Yeni başlatılan, kavşaklarda trafik ışığı uygulamasında yayaların kurala uymadıkları, yol kendilerin kapalı iken, kırmızı ışık yanarken geçtikleri görülmektedir.
Uygulamanın yıllar önce başlatıldığı büyük kentlerimizde de bu kurala özen gösterilmediği, kuralı çiğneyen vasıtalara müdahale eden görevlilerin yayaların bu davranışına seyirci kalarak inisiyatifi onlara bıraktıkları, böylece, hızla yaşama geçmesi gereken bu kuralın toplumca göz ardı edildiği bilinmektedir.
Kural tanımazlığımızın bir örneği olan bu sorunla baş edilebilmesi için, Avrupa’da, “Kırmızı ışıkta bir ambulans geçer, bir de Türkler” şeklinde esprilere yol açan bu küçük (!) kusurumuzu, bir onur meselesi sayarak da ciddiye almak zorunda olduğumuz anlaşılıyor. Eski alışkanlıkları sürdürme olarak da düşünebileceğimiz bu küçük (!) kusurumuzun “yasa tanımazlığa” varan sonuçların da kaynağı olduğu inancındayım.
Uyulmasını sağlamak amacıyla yeni TRAFİK YAYASI’NDA türlü önlemler alınan kurallara, YAYALARIN da uymalarını sağlamada eğitsel amaçlı bir STK Projesi başlatmanın yararlı olacağını düşündüm..
25 Ekim 1996 günü başlattığım bu çalışmada, (kampanyada) Bodrum Garajından Çarşı yönüne inişteki ilk kavşakta, kırmızı ışıkta geçenleri uyarmaktayım. Şimdilik, sadece Cuma günleri, Saat 10:00- 11:00 arasıyla sınırlı olan bu programın, toplumun tepkisine bağlı olarak gelişip yaygınlaşacağını umuyorum.
Bu çalışmada, anılan kavşakta, yaya trafiğini kontrol eden ışığın yeşil yanış süresinin çok kısa olduğu, yeşil ışık geçişe sadece 10 saniye izin verirken kırmızının 65 saniye yanık kaldığı, kuralı çiğneyenlerin çoğunlukla bu dengesizliği sebep gösterdikleri tespit edilmiştir. Yeşil ışığın tanıdığı 10 saniyelik geçiş zamanı yayaların kavşağı yarı yarıya geçmelerine bile yetmemektedir.
Anılan kavşaktaki anılan soruna yol açan bu durumun önlenebilmesi için gereğinin yapılması hususunu takdirlerinize saygılarımla sunuyorum.
P.K.20
Galip BARAN
TURGUTREİS
(252) 382 34 77
------------------
(EK-2)
9.11.1996
Sayın Galip BARAN
İLGİ: 4 Kasım 1996 tarihli Bodrum Kaymakamlığına vermiş olduğunuz dilekçeniz.
Kaymakamlık Makamına yazmış olduğunuz İlgi’de kayıtlı dilekçeniz Müdürlüğümüzce incelenmiştir.
Belirtmiş olduğunuz Garajaltı Kavşağında sinyalizasyon sistemi yerinde tetkik edilmiş ve dilekçenizdeki aksadığını bildirdiğiniz yayalar için 10 saniyelik geçiş süresinin bilgisayar programında 12 saniye olduğu görülmüştür. Ancak 12 saniyelik sürenin tespit ettiğiniz gibi yeterli olmadığı müşahede edilerek İlçemiz Belediye Başkanlığı Trafik Sinyalizasyon İşlerine bakan Birim ile yapılan temasta diğer sinyalizasyon bağlantıları da göz önüne alınarak azami 20 saniyelik geçiş süresine çıkarılarak yeniden bu şekilde düzenlenmiştir.
Uyarılarınıza ve duyarlığınıza teşekkür ederim.
Hüseyin EROĞLU
Sınıf Emniyet Müdürü
İçe Emniyet Müdürü
Kaymakam Adına.
----------
(EK-3)
STK’LARIN DEVLETİN KURUMLARINI DENETLEME SORUMLULUĞU:
(Siyasal katılma ve yerel demokrasi; M. Akif Çukurçayır; Say. 108)
Bir ülkede yasalar çok güzel yapılabilir. Çok rasyonel organizasyonlar gerçekleştirebilir. Siyasal ve toplumsal sistem kusursuz işliyor görünebilir. Bütün bunlar, etkili bir denetim sisteminin olmadığı toplumlarda, bir noktadan sonra anlamsızlaşır. Çünkü, denetimin olmadığı yerde bozulma ve çözülme kaçınılmazlaşır. Yasal denetim de çoğu kez yetersizdir. Bu yüzden, yönetsel süreçleri halkın sürekli izleyebileceği ve denetleyebileceği bir yapıya kavuşturmak gerekir. Bu yaklaşım benimsendiği zaman, “saydamlık” ilkesi korunmuş olur
-------------
(EK-4)
STK’LARIN, STK OLARAK ALGILANAN SENDİKA,ODA, VAKIF VE BENZERİ KURULUŞLARDAN FARKI
(Üniversiteler için Vatandaşlık Bilgisi/ Durmuş Yılmaz/ Say. 179-180-181)
SİVİL TOPLUM: Halkın devlet otoritesinin dışında örgütlenmesidir. Kaynağını hukuktan ve demokrasi kültüründen alır.
Sivil Toplum Kuruluşları, toplumsal bilincin (kolektif şuur) gelişmesini hızlandırdığı için bireylerde sorumluluk bilincini kuvvetlendirecek ve bencilliliği önleyecektir. Bu ise yönetenle yönetilenin ahenkli bir sistem içinde yaşamasını sağlayacaktır. Üretimde verimi, hizmette kaliteyi yükseltecektir.
Sivil Toplum, resmi otorite (devlet) karşısında bireylerin, teb’a, kul, taife, reaya olmaktan çıkıp “vatandaş” seviyesini kazanmasının göstergesidir. Önemi de buradan gelmektedir. Çok açıktır ki, bireysel hak ve menfaatlerini bilmeyenler ve onlara sahip çıkmayanlar, devletin hak ve menfaatlerini de bilemezler ve onu koruyamazlar. Örgütlenmemiş toplumlar geri kalmış toplumlardır ki, her şeyi devletten veya başkasından beklerler.
Örgütlenmemiş toplumlar “kolektif şuur” sahibi olmadıkları için güç birliği yapamazlar ve fertler çok bencil davranırlar. Hepsinden önemlisi örgütlenmemiş toplumlarda demokrasi kültürü gelişmez .
Hak ve menfaatlerinin korunması kadar, başkalarına yardım duygusunun gelişmesi açısından sivil toplum kuruluşları işlevseldir. Batı toplumları bu yöne gelişmişledir.
HAK ELDE ETMEYE YÖNELİK KURULUŞLAR
Bu amaca yönelik sivil toplum kuruluşları, sendikalar, dernekler, meslek kuruluşları ve meslek odalarıdır. Bu kuruluşların çatısı altında örgütlenenler, devlet ile ekonomik yönden bağlantısı olan çalışanlardır. İşçi ve memurlar, maaş, ücret, sosyal güvenlik hakları, emeklilik v.s. gibi alanlarda daha fazla haklar elde edebilmek maksadıyla sendikalar kurarlar veya kurulmuş sendikalara üye olurlar. Doktor, mühendis, mimar, muhasebeci gibi serbest meslek çalışanları da aynı maksatlarla “oda”lar kurarlar. Veya onlara üye olurlar. Avukatlar da “baro”da toplanırlar.
Tüccar ve sanayiciler de Ticaret ve Sanayi Odalarının bünyesinde toplanırlar.
Bunlar kendi içlerinde daha küçük birimlere ayrılabildikleri gibi, benzer birlikler bir araya gelerek “federasyon” ve “konfederasyon”lar oluşturabilirler.
TOPLUM HİZMETİNE YÖNELİK KURULUŞLAR
Bireyler devlet ile her hangi bir hak bölüşümünün tamamen dışında olarak, hiç bir menfaat gözetmeksizin, topluma kendi alanlarında hizmet ederek katkıda bulunmak amacıyla örgütlenirler. Bunların diğer adı gönüllü kuruluşlardır.
Çevre Örgütleri, Hayır Kuruluşları, Kalkındırma ve Güzelleştirme Dernekleri, Okul Dernek ve Vakıfları, Aileyi Koruma Denek ve vakıfları, Fakirlere Yardım Kuruluşları, Hayvanları Koruma Dernekleri, Doğal Afetlerde Araştırma ve Kurtarma Kuruluşları.

TRAFİKTE "SIFIR TOLERANS" VE ÖTESİ


TRAFİKTE
“SIFIR TOLERANS”
VE
ÖTESİ…

Galip BARAN -Bilinçolog

HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
Sayın Yalçın Pekşen, bir makalesinde, New York Belediye Başkanının kentin sorunlarını çözmek için işe trafikten başladığını, kırmızı ışıkta geçen, park yasaklarına uymayan, ters yola girenlere “sıfır tolerans” adı verilen bir uygulama başlatıldığını, en küçük trafik suçunda (yayalar dahil) hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmadığını, böylece sadece trafik değil, asayiş konusunda da belirgin bir düzelme sağlandığını yazmıştı. (Akşam/ 28.10.1998)

Bu sonucun nedenleri şöyleydi: Trafik suçu polis otoritesine karşı işlenen suçların en hafifi gibi görünüyordu; bu suçu işleyen cezasız kaldığını görünce, devlet otoritesine karşı çıkmanın cezasız kalacağı duygusuna kapılıyordu. Daha büyük suçları işlemeye kalkışıyordu. Oysa, bu suça bile ceza verildiğini görenler, daha büyüğüne cesaret edemiyorlardı. İnsan beyni böyle çalışıyordu…

Sayın Peşken bu örnekten yola çıkarak sözü Türkiye’ye getiriyor ve asayiş sorununu çözmeye Susurluk’tan başlamamızı, kaçak yapılaşmayı önlemeye 135 metre yükselen Gökkafes’ten sonra eğilmemizi hatalarımızın örnekleri olarak gösteriyordu.

Yapılaşma sorununu önlemede, işe, kavun-karpuz sergilerinin yıkılmasından başlanmasını öneriyordu. Bu soruna dahi, “sıfır hoşgörü” ile yaklaşılan bir ortamda kimse gecekondu kurmaya cesaret edemeyecekti. Gökkafesler ise akla bile gelmeyecekti. En güçsüzlerin bile devlet otoritesine karşı gelebildiği bizim düzenimizde, biraz daha ensesi kalınlar akla gelemeyecek suçları göze alabiliyorlardı…

New York Belediye Başkanı açısından durum böyleydi. Ancak ben, Türkiye’deki durumu, kendi açımdan bakarak gözler önüne sermek istiyorum:

Trafik,1989 yılında çevre ile başlayan “okul dışı eğitim” çalışmalarımızın üçüncüsüdür. 1996 yılında, Bodrum Yerel HABİTAT Konferansı ile eşzamanlı olarak, Trafik Yasası’nın yayalarla ilgili kırmızı ışık kuralını “örnek kural” seçerek yayalarla ilgili trafik ışıklarıyla donatılmış kavşaklarda başlattığımız bu çalışmanın içe, bize, özellikle de bana dönük boyutunda beklentilerimizin ötesinde sonuçlar aldık, aklımıza hayalimize gelmeyecek özellikler kazandıksa da, dışa yani topluma, ülkeye, devlete dönük boyutunda, YERİMİZDE SAYDIK bile diyemeyiz.
NEDEN?

Bu “OYUN”nun baş aktörü Galip Baran yani ben, ne Belediye Başkanı, ne de Emniyet Müdürü değildim. Olsaydım, halen Ankara Emniyet Müdürü olan Ercüment Yılmaz beni, gözaltına ALDIRAMAZDI.
(Milliyet/ Kırmızı ışık eylemcisi gözaltında /22.04.1998)
10. Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu gibi büyükler(!)imize, bize destek vermeleri için başvurmak, onlara YALVAR YAKAR olmak zorunda kalmazdım. Çalışmamızda zaman zaman yer alan duyarlı insanlar, gözaltına alındığımı görüp, duyup “bir yere varacağı yok”, “faydası yok”, “boşuna uğraşıyoruz” demezlerdi.
Bizi terk etmezlerdi.
Beni yapayalnız bırakmazlardı.
YERİMİZDE SAYMAZDIK…

Aksi olsaydı, yani Sayın Yılmaz KÖSTEK olmasaydı. Ya da diğer büyükler(!)imiz DESTEK olsalardı, işte o zaman, bu milletin kanını kurutan “her şeyi devletten bekleme yasası” hükmünü icra ederdi. HİYERARŞİ işlerdi. Milli Eğitim Bakanı bu çalışmada geliştirdiğimiz “trafik sorununu halkın işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma” projemizi ciddiye alırdı.
Proje, M.E.B.Talim Terbiye Komisyonu dolaplarında uyutulmazdı. İlk ve orta öğretim okulları müfredat programına uygulama dersi olarak konurdu. Trafik sorunu TERÖR olmaktan çıkardı. Büyük(!)ler DESTEK olsalardı, 2004 yılında, “trafikte yılın adamı” seçilmeme engel olunamazdı.
Yılın adamlığı önemli değil.
Bu ülkenin insanları benzer çalışmalar için yüreklenirlerdi.
Bu YETERDİ!

“Atma Recep …”, ya da “halamın şeyi olsaydı... diyebilirsiniz… İnancım odur ki, DESTEK olunsaydı, sadece trafik değil, çevre, tüketim, vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlakı, imar, gibi alanlarda başlattığımız diğer çalışmalar da YERİNDE SAYMAZDI.
“Muasır medeniyet” aşılırdı. “Yurtta sulh” olurdu.
Türkiye “dünyada sulh”un öncülüğüne soyunurdu.

Bunca yıllık emeğimizin boşa gittiğine değil, bir fırsatın kaçırıldığına yanıyorum..
Diğer taraftan, birilerini suçlarken haksızlık mı yapıyorum… Belki... Emin değilim. Bunu araştıracak, haklıysam onlardan, haksızsam benden hesap soracak, ŞEYİ ALTI OKKA ÇEKEN BİR ADAM arıyorum.

Yok! Vazgeçtim!
Aradığım ADAM, Milli Eğitim Bakanlığına önerdiğim, bu Sitede de yayınlanan, “trafik sorununu halkı işbirliğinde çözme ve demokrasiyi tabana yayma” projesini bir kerecik okusun, beğenirse Bakan Çelik’e hatırlatsın, YETER!

Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

DERDİNİ DEMEYEN DERMAN BULAMAZ

DERDİNİ DEMEYEN DERMAN BULAMAZ

Galip BARAN -Bilinçolog HABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencilik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları KolaylaştırıcısıSayın Başak Taner,NTV Televizyonu“Dert Etmeye Değer mi?” Programı yapımcısıYapımcısı olduğunuz ”Dert Etmeye Değer mi” programını izledim. Programı izlerken, dert ettiğim sorunlar aklıma geldi. Neleri dert ettiğim duyurabilmek için programınıza konuk olmak istiyorum. Bu nedenle yazıyorum:•Devleti “emir kulu” olmak zorunda bırakan “dış borç yükünü” / “İMF Boyunduruğu”nu dert ettim. Bu konuda bir kampanya başlatmak için 57-58-59-60 hükümetlere defalarca başvurduğum, sonuç alamadım. İlgili dosya eklidir.
•“Tek yumruk” ya da “tek yürek” olamayışımızı da dert edindim.
•“Bilinç” konusunda, Muğla Valiliği “olur”uyla, ilköğretim okullarında başlattığım konferansları engellediler. En büyük derdim budur.
•Sayılan dertleri edinmeme yol açan “okul dışı eğitim” çalışmalarımızı izleyenlerin, “herkes sizin gibi olsa”, ya da “sizin gibilerin sayısı çoğalmalı” demelerine karşın, bizim gibi olmayı, ya da bizim gibilerin sayısını çoğaltmayı NEDEN dert etmediklerini de dert edindim.Sayın Taner,NEDEN< href="mailto:galipbaran@ttmail.com">galipbaran@ttmail.com
EKİ: Vergi Dosyası8.10.2006TÜRKİYE’Yİ DIŞ BORÇ YÜKÜNDEN KURTARMA KAMPANYASI DOSYASI1. 2.4.2001: Başbakana (birinci) başvuru2. 3.4.2001: Cumhurbaşkanına (birinci) başvuru3. 16.4.2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş’e (birinci) başvuru4. 28.5.2001: Cumhurbaşkanı’nın cevabı5. 12.7.2001: Milliyet Gazetesi haberi6. 15.7.2001: “STK’lar ve Cumhurbaşkanı güvencesinde krizden kurtuluş projesi” başlıklı yazı.7. 17.7.2001: Bodrum-Yarımada Gazetesi haberi8. 18.7.2001: Cumhurbaşkanı’na “çağrı" yapması konulu (ikinci) başvuru9. 10.8.2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’a (birinci) yazım10. 25.8.2001: ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’a (ikinci) yazım11. 28.8.2001: Hasan Pulur’a (Milliyet Gazetesi) yazım12. 28.8.2001: Anadolu Ajansı’na yazım13. 3.9.2001: Başbakana (ikinci) başvuru14. 5.9.2001: ATO Başkanı Sinan Aygün’e (birinci) yazım15. 7.9.2001: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (birinci)yazısı16. 19.9.2001: Yalçın Bayer’e (Hürriyet Gazetesi) yazım17. 21.9.2001: Metin Uca’ya (Star TV) yazım18. 27.9.2001: TBMM Başkanı’na başvuru19. 28.9.2001: TTO Başkanı’nın cevap yazısı20. 3.10.2001: Bodrum Emniyet Md. yazısı (ekinde Muğla Valiliği yazısı ve ekleri)21. 3.10.2001: Devlet Bakanı Kemal Derviş’e (ikinci) başvurum22. 8.10.2001: Ali Arabacı’ya (MV) yazım23. 8.10.2001: Uluç Gürekan’a (MV) yazım24. 17.10.2001: Bodrum Emniyet Md. kampanyayla ilgili tebligat yazısı25. 22.11.2001: Hazine Müsteşarlığı yazısı26. 23.12.2001: Başbakan’a (üçüncü) başvuru27. 1.1.2002: Devlet Bakanı Kemal Derviş’e ( üçüncü) başvuru28. 16.1.2002: TBMM Dilekçe Komisyonu Yazısı29. 23.1.2002: 2000 Vergi Rekortmeni Beyaz’la ilgili (Hürriyet Gazetesi) yazısı 30. 28.1.2001: Faruk Bal, A. Oktay Güner, Ahmet Tan ve Erkan Mumcu’ya yazı31. 11.2.2002: Cumhurbaşkanlığı (ikinci) yazısı32. 13.2.2002: Başbakan’a (üçüncü) başvuru (açık mektup)33. 18.2.2002: Agah Oktay Güner’in yazısı34. 25.2.2002: Tuncay Özkan’a (Kanal – D) yazım35. 27.2 2002: Vergi Hutbesi (kamu hakları)36. 28.2.2002: Devlet Bakanı Faruk Bal’a başvuru37. 29.3.2002: NTV Televizyonuna yazım38. 11.4.2002: Gülgün Akbaba’ya (Bilim Teknik Dergisi) yazı39. 15.5.2002: “Kurtuluş Projesi” önerisi 40. 8.8.2002: Cumhurbaşkanlığı (üçüncü) yazısı41. 15.8.2002: Maliye Bakanlığı’na başvuru42. 15.8.2002: Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Md. Başvuru43. 15.8.2002: Cumhurbaşkanı’na Maliye Bakanlığı’na verilen dilekçenin arzı için (dördüncü)yazı44. 28.10.2002: Bodrum Kaymakamlığı’na yazı45. 6.11.2002: Maliye Bakanlığı cevap yazısı46. 2.1.2002: ATO Başkanı Sinan Aygün’e (ikinci) yazı47. 15.1.2003: Başbakan’a ( dördüncü) başvuru48. 6.3.2003: “Başbakan’a bir rica-name başlıklı yazı (beşinci başvuru)49. 10.3.2003: Hulki Cevizoğlu’na (ATV Televizyonu) yazı50. 2.4.2003: Erdal Bilallar’a (Star TV) yazı51. 4.4.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (birinci ) başvuru52. 6.4.2003: Meral Tamar’e (Milliyet Gazetesi) (birinci) yazı53. 16.4.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (ikinci) başvuru54. 30.4.2003: TRT- TV, “TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan’a (birinci) yazı55. 9.5.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (üçüncü) başvuru56. 4.6.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’dan gelen cevap57. 11.6.2003: TRT-TV, “TV Gazetesi sunucusu Baki Özilhan’a (ikinci) yazı58. 13.6.2003: Meral Tamer’e (Milliyet Gazetesi) (ikinci) yazı59. 25.7.2003: “Vergi Bilinci”; NTV TV’da vergi konusuyla ilgili bir konuşmadan60. 8.9.2003: Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için (birinci) “taahhütname”61. 8.9.2003: Devlet Bakanı Ali Babacan’a (dördüncü) başvuru62. 20.9.2004: Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarmak için (ikinci) “taahhütname”63. 28.1.2005: Ali Deliorman’a (Orkun Dergisi) yazım64. 7.4.2005: “Türk Halkına Önerim” Tür. Dış Borç Yük. Kur. Projesi65. 31.1.2005: Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarma projesi66. 18.4.2005: “Türkiye’yi dış borç yükünden kurtarma projesi67. 28.4.2005: Başbakan’a (altıncı) başvuru. 68. 3.5.2005: Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının (ikinci) yazısı69. 19.8.2005: Başbakan’a (yedinci) başvuru70. 16.9.2005: Cumhurbaşkanı’na elden verilen dosya (beşinci yazı)71. 20.10.2005: ATO Başkanı Sinan Aygün’e (dördüncü) yazı72. 2.10.2006: “Senciler Partisi Kuruluyor” yazısı
CHİRAC’A ARMAĞAN…

Galip BARAN -Bilinçolog HABİTAT Bilinç ve Yurttaşlık Kozaları KolaylaştırıcısıJacques Chirac Fransa CumhurbaşkanıSevgili Chirac, (14. 02. 2007)Bugün “Sevgililer Günü”. Sana açıklamasını aşağıda yapacağım bir “armağan” vermek istiyorum. “Sen” deyişim, sevgi ve saygımın ifadesidir. Birleşmiş Milletlere bağlı Hükümetler Arası İklim Değişikliği Grubu’nun (HIDUG) “İklim değişikliği” Raporu ile ilgili olarak yaptığın açıklamada ”BİLİNÇ DEVRİMİ”nden söz ettin. Beni en hassas yerimden vurdun.Ben sıradan bir insanım. Ama bir “BİLİNÇOLOG”um. “BİLİNÇ” konusunda “DEVRİM”den söz ettiğine göre, “BİLİNÇOLOG” oluşumu fazla yadırgamayacağını umuyorum.Bir Fransız olarak, senin, “DEVRİMİ” derken ne demek istediğini, nasıl bir “DEVRİM”i kastettiğini düşünebiliyorum. Ancak, “dönülmez bir nokta”ya geldiği açıkça görülen “iklim değişikliği” karşısında yapılması gerekenin çok farklı bir ”DEVRİM” olduğunu İDDİA ediyorum. Diğer taraftan, sözünü ettiğin “DEVRİM”i de çok merak ediyorum. Senden bir açıklama bekliyorum. Ne karşılığında?…Hiç kimsenin, “kişisel çıkar”ını düşünmeden günahını bile vermediği şu “benciller dünyası”nda, karşılığını vermem, bir bedel ödemem, sana borçlu kalmamam gerekir, elbette. Sonra, ben borçtan çok korkarım. Türkiye’nin İMF’ye borcu seni yanıltmasın. Bana kalsa, “herkes benim gibi olsa”, “benim gibi yaşasa”, Türkiye bugün borçlu değil, alacaklı ülkeler arasında yer alırdı, inan…Biz Türkler, bazı aklı-evvellerimiz “borç yiğidin kamçısıdır” dese de, çoğumuz “borçlu ölmez ama benzi sararır”, “borç yiyen kesesinden yer” deriz. Biz “dış borç”tan çok çektik. Cumhuriyet’ten sonra dedelerimizin borçlarını tıkır tıkır ödedik, ekonomik bağımsızlığımızı kazandık. Özgür bir ülke olduk. Ama nasıl olduysa oldu, aynı duruma yeniden düştük, İMF’nin “emir kulu” olduk. Bağımsızlık mı dokundu, yoksa kanımızda “kulluk”mu var bilemiyorum. Atatürk bize bağımsızlığımızı kazandırdı. Ama, sanırım, içimizdeki “kulluk Ruhu”nu ya da “kültürü”nü söküp atamadı. Ben ferden, sözüm meclisten dışarı, “sapına” kadar özgürüm ama, ulusum, ülkem, devletim için üzülüyorum. Türkiye’yi “İMF “Boyunduruğu”ndan kurtarmak için, sözüm tekrar meclisten dışarı, “şeyimi yırtıyorum” ama faydası olmuyor. Yalnız kalıyorum…Sevgili Chirac, Uzattım. Sadede gelecek olursam:Yıllardır devam eden “okul dışı eğitim” çalışmalarımızda geliştirdiğim, başlangıçta bir süre Yurttaş”ın Andı olarak tanımladığımız, sonraları “gördüğü işlev”i dikkate alarak, “bilinçlenme kılavuzu” şeklinde niteleme gereğini duyduğum, geldiğimiz noktada, gerçekleştirdiğimizin farkına vardığımız “BİLİNÇ DEVRİMİ”nin dökümanı olan, örneği ekte görülen, “DEVRİM-NAME”yi, sana, senin şahsında Fransız Halkı’na; “armağan” olarak veriyorum. Buralarda hiç kimseye anlatamadığım ya da ciddiye alınmasını sağlayamadığım bu “armağan”ı kabul edeceğini umuyorum.…Burada sözü edilen “DEVRİM”, önce psikolojik, yani ferdi, sonra sosyolojik, yani toplumsal, en nihayet evrensel anlamda bir değişimdir. Uygulanmış ve sonuç alınmıştır. “DEVRİM-NAME”yi, tepe tepe kullanarak içine ettiğimiz çilekeş gezegenimizin “KURTULUŞ REÇETESİ” olarak da düşünebiliriz. Sayın Chirac,Bu konuda George W. Bush’a da yazdım, “REÇETE’den ona da öz ettim. Irak’da başı büyük bir derde girdiği için olsa gerek, doğru dürüst bir yanıt alamadım… Kayda-değer bulursanız, üstünde birlikte çalışır, daha da geliştirebiliriz. Türkiye-Fransa ilişkilerini daha ileri götürebiliriz. “Olur” derseniz bir zamanlar epey çalıştığım ama pratik yapma olanağı bulamadığım Fransızca’mı da ilerletebilirim…Bu konuda yazışarak değil, konuşarak anlaşabileceğimizi düşünüyorum. Sana “gel” desem ayıp olabilir. Ama ben oraya gelebilirim. Şu var ki, “iklim değişikliği beklemez, biraz acele edelim” derim …Bu vesileyle, “Sevgililer Günü”nü tekrar, gönülden kutlarım. Saygılarımla.Galip BARANBilinçologHABİTAT Bilinç ve Yurttaşlık Kozaları Kolaylaştırıcısı
“İklim değişikliği” Raporunun 3 Şubat 2007 tarihinde kamuoyuna açıklanışı üzerine hazırlanan yukarıdaki yazı, günümüzde ufak tefek ilave ve düzeltmeler yapılarak yeniden kaleme alınmıştır. 1.1.2008“BİLİNÇLENME KILAVUZU” (*)
(DEVRİM-NAME) Ben, ……. ……..Bundan Böyle:(A)Aşırı tüketmeyeceğime,Vergi kaçırmayacağıma,Çevreyi kirletmeyeceğime,Milli servete zarar vermeyeceğime,Trafik kurallarını çiğnemeyeceğime,Rüşvet vermeyeceğime/almayacağıma,İmar yasasına aykırı işler yapmayacağıma,İş ahlakının korunması için çaba göstereceğime,Toplum sağlığına aykırı alışkanlıklar edinmeyeceğime,“Her şeyi devletten bekleme alışkanlığı”nı terk edeceğime,Diğer deyişle, KIRMIZIDA DURACAĞIMA, (B)Sayılan alanlarda KIRMIZIDA GEÇMEK isteyenleri, “SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyaracağıma, ayrıca,(C)Uyardıklarıma, kendilerinin de başkalarını aynı yöntemle uyarmalarını önereceğime,
SÖZ VERİYORUM.
KIRMIZIDA DURMAK: Her türlü yanlış, iş, davranış ve haksızlıktan kaçınmayı öngören bir “İLKE” dir. SOSYAL YAPTIRIM: Kırmızıda geçeni, anında, yüzüne karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmaktır.
(*): Bu kılavuz, yukarıda sayılan alanlarda yaptığım “okul dışı eğitim” çalışmalarıyla, eylediğim “salih ameller”le “nefs”imle savaşmamı, “insan-ı kamil olmamı sağlamış, beni “erdem”e yönlendirmiştir. Galip BARANHABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

"BİZDEN BİRİ" (*) OLMAK...

“BİZDEN BİRİ” (*) OLMAK…

Galip BARAN -BilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları KolaylaştırıcısıHer türlü yanlış iş, davranış ve haksızlıklardan kendini sorumlu tutabiliyorsan ve bu sorumluluğun gereğini yerine getirebilmek için elinden geleni yapıyorsan, eşdeyişle, sorunun değil, “çözümün parçası” isen, “BİZDEN BİRİ”sin.“BİZDEN BİRİ” OLMAK İÇİN;YAPILMASI GEREKEN İLK İŞ: Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, milli servet, iş ahlakı, imar ve “her şeyi devletten bekleme” gibi alanlarda, her türlü yanlış bir iş, davranış ve haksızlıktan kaçınmak, yani “KIRMIZIDA DURMAK”, eşdeyişle “YASALARA UYMAK”tır. Daha açık deyişle “YOLSUZLUK YAPMAMAK”tır. YAPILMASI GEREKEN İKİNCİ İŞ: Sözü edilen alanlarda “KIRMIZIDA GEÇMEK” isteyenleri, eşdeyişle, “YASALARA UYMAK” istemeyenleri “SOSYAL YAPTIRIM” olarak bilinen yöntemle uyarmaktır. Daha açık deyişle, “YOLSUZLUKLARI ÖNLEMEK” için çalışmaktır.SOSYAL YAPTIRIM: “KIRMIZIDA GEÇMEK” isteyenleri, “anında, yüzlerine karşı, utanmaktan başka bir tepki gösteremeyecek şekilde uyarmak”tır. Galip BARANBilinçologHABİTAT Mevlana, Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı(*) Atatürk de “BİZDEN BİRİ” olduğunu söyledi….

"TARKAN" A
"AÇIK MEKTUP"
VE
DÂVET

Galip BARAN - Bilinçolog HABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı
BARIŞ, TARKAN VE BİZ
Sayın Tarkan,“76. Bahar”ına merdiven dayamış bir dünyalıyım. Hayranlarından değilim. Ancak müzik alanındaki çalışmalarını, özellikle de, Atatürk’ün ülkenin geleceğini emanet ettiği gençlerle kurduğun bağımlılığa varan kıskandırıcı iletişim için seni gönülden kutluyorum. ]
Bu mektubu yazış nedenim; son albümündeki “HOP HOP” adlı parçanın “HANİ HANİ HEPİMİZ BİRİMİZ, BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİNDİ” şeklindeki, bizim dünya barışına yönelik bir söylem olarak geliştirdiğimiz sözlerdir. Öykümüz şöyle:Biz, birkaç kişi, çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve “her şeyi devletten bekleme” gibi, alanlarda yıllardır yapmakta olduğumuz “okul dışı eğitim” çalışmalarını yaparken hem okulda hem de iş yaşamımızda ıskaladığımız bir gerçeğin farkına vardık. “Bencil varlıklar” olduğumuzu öğrendik. Uyandık. Küresel ısınmanın ve onun doğal sonucu olan kuraklık, açlık, susuzluk, yoksulluk gibi sorunların ve sonu gelmeyen savaşların insanın bencil bir varlık oluşunda kaynaklandığını anladık. Bu anlayışımızı “sorun bencillik, çözüm sencilik” şeklindeki bir sloganla ifade ettik. Ardından, yıllar önce, Bodrum’un Turgutreis Beldesinde, üç emekli olarak başlattığımız, ucuna ucu çivili sopalarla gerçekleştirdiğimiz çöp toplama kampanyasında kendimizi üç silahşörlerle kıyaslayarak geliştirdiğimiz “üçümüz birimiz, birimiz üçümüz için” şeklindeki yeminimizi hatırladık. Yukarıda sayılan alanlardaki çalışmaları yaparken geliştirdiğimiz, “bizden biri” şeklinde ifade ettiğimiz bir ve beraber olduğumuzu açıklayan bir söylem de şu:
“BİZDEN BİRİ”
Her türlü yanlış iş, davranış ve haksızlıktan kendini sorumlu tutabiliyorsan ve bu sorumluluğun gereğini yapmak için elinden geleni yapabiliyorsan sen de “bizden biri”sin. Araştırdığımızda bu sözü Atatürk’ün de kullandığını, bir yerde kendisiyle ilgili olarak söylenen övgü dolu sözleri silip, “Atatürk bizden biri” yazdığını öğrendik.
Hikâyemiz böyle. Ne var ki, yaptığımız çalışmalarda, “herkes sizin gibi olsa” ya da “sizin gibilerin sayısı çoğalmalı” şeklindeki övgülü değerlendirmelere karşın çabamızla, beklentilerimizle bağdaştırılabilecek bir sonuç alamadık. Bizi övenlerin “bizden biri” olmalarını sağlayamadık. Barış yolunda “yoldaş” bulamadık. Yalnız kaldık…“Benciller dünyası” buna izin vermiyor. Sorun tek sözcükle bencillik. Yani “nefs”. “Barış”a ulaşmanın yolu “senciller dünyası”nı kurmaktan geçiyor. Yani çözüm sencillik. Yani “nefs”e hükmedebilmek. İnsanlar bizim de sözü edilen çalışmaları yapmazdan önceki halimizi yaşıyorlar. Bunu da bizim de daha önce sandığımız gibi yaşamak sanıyorlar. Bizim de daha önce yaptığımız gibi uyuyorlar. Biz bu hali GAFLET olarak tanımlıyoruz. Sayın Tarkan,Ulaşma çabası içinde olduğumuz “barış”a yaklaşamasak bile vereceğiniz destekle yaptığımız çalışmaların ciddiye alınmasını sağlayabileceğinize, kimileri için ütopya olan “barış” yolunda biz bir hamle yaptırabileceğinize inanıyoruz.. Hele. “bizden biri” olursanız yok mu ya….Saygılarımızla.
Galip BARAN
Bilinçolog
HABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı

KAYMAKAM ARIYORUZ

KAYMAKAM ARIYORUZ!!!

KAYMAKAM ARIYORUM! (13.11.2007)Bir zamanlar Bodrum’da “STK’ların elinden tutan” bir kaymakam vardı. Uğur BORAN’dı adı. Bir gün ödülünü aldı. Vali oldu. Sonra kızağa çektiler, merkez valisi yaptılar. İstanbul Valiliğinde bir oda verdiler. Birkaç yıl sonra istifa etti…Gerek merkezi gerekse yerel yönetimin baş edemediği sorunların çözümünü öngören “okul dışı eğitim” çalışmalarında karşılaştığı zorluklardan söz edişinde, Galip BARAN’a “sen onların yapamadıklarını yapıyorsun” diyen o BORAN, “kaymakam gibi kaymakamdı”, vesselam… Herkesin, “herkes senini gibi olsa” ya da “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” dediği BARAN ise, “tek kişilik ordu”ydu zaten. ( Milliyet/ 13 Haziran 1996)Aynı BARAN, şimdi;*D-Marin Turgutreis Yat Limanı giriş kapılarına, kamusal alana tecavüz edilerek, trafik güvenliği hiçe sayılarak yerleştirilen, yayaların yürüyüşünü engelleyen, yaşlı, çocuklu, el arabalı, özürlü yayalar dikkate alındığında “zulüm” olarak nitelenecek, (Belediye Başkanı A. Server Yazgan’ın Avrupa Standardını yakaladığını savunduğu) Turgutreis Beldesine yakışmayan gergi tellerini söktürecek,*Otobüs Garajı karşısındaki Total Benzin istasyonunun da, aynı şekilde, kamusal alana tecavüz ederek koyduğu, yayaların yürüyüşünü zorlaştıran, engelli vatandaşları yok sayan reklam panolarını kaldırtacak,*Turgutreis’te, kavşaklarda, yayalarla ilgili yanmayan (bozuk) trafik lambalarının sorumlularına bu görevlerini hatırlatacak,*Mehmet Hilmi Caddesi Kapı No: 86-A ve Turgut Özal Caddesi kapı No:1 (Kutlan Apt) taşınmazların, benzer şekilde, yayaların yürüyüşünü engelleyen, engellilerin geçişlerini olanaksız kılan giriş merdivenlerini yıktıracak,*İş Bankası eski yeri ile Migros arasındaki kavşakta, yayalarla ilgili, Migros tarafındaki trafik ışığının sökülmüş olan aksesuarını yerine taktıracak,Yıllardır dile getirdiği bu yanlış iş, davranış ve haksızlıklara “DUR” diyebilecek, kendisini Uğur BORAN gibi destekleyecek, bir başka deyişle, Bodrum Kaymakamlığına gönderdiği 6.01.2006 tarih ve 4/13 sayılı yazıda;*Total Benzin İstasyonu reklam panosunun mülkiyet sınırları içersine alınması için kanuni işlemler sürdürülmektedir,*D-Marin Turgutreis Yat Limanı girişlerindeki gergi tellerinin kaldırılıp, yaya kaldırımlarının düzenlenmesi için D-Marin Yat Limanı ile görüşülmüştür,*Yat Limanı yönetimi ile bahse konu kaldırımların düzenlenmesine en yakın zamanda başlanılacaktır, *Beldemizde bulunan trafik ışıklarının bazılarının yanmama sebebi, ışıkların programında bulunan bazı aksaklıklardan kaynaklanmaktadır. Işıkları yapan şirketle görüşülmüş olup, ışıkların yeniden programlanması için gerekli girişimler yapılmıştır.Diyen, Galip BARAN’ın başvurularına savsaklayıcı cevaplar veren, Turguteis Belediye Başkanı A. Server YAZGAN’a görevini bi-hakkın yapmak zorunda olduğunu hatırlatacak BİR KAYMAKAM ARANIYOR…Galip BARANHABİTAT Bilinç Kozası Kolaylaştırıcısı* * *NOT: Turgutreis Belediyesinin yıllardır göz ardı ettiği sorunları dile getiren, yerel basın dikkate almadığı için elden dağıtmak zorunda kaldığım, (bir önceki, Toplumsal sorumluluk bilincimiz ve biz başlıklı yazımın kaderini paylaşan) yukarıdaki yazının kaleme alınışından (13. 11. 2006) bu yana bir yıldan fazla bir zaman geçti. GÜNÜMÜZDE DURUM 27. 12. 2007Total Benzin İstasyonu reklam panosunun mülkiyet sınırları içine alınması konulu başvurumuzun gereği yapılmış, “kamusal alana, kamu adına sahip çıkma savaşı”mız kazanılmıştır. Bu ortak başarı, Belediye Fen İşleri Bölümü çalışanlarına “lokma rüşveti” (!) verilerek kutlanmıştır.Beldedeki bazı trafik ışıklarının yanmaması ile ilgili ilk başvurumuzun tarihi 31. 10. 2005’dir. Belediyenin konuyla ilgili cevabında, ışıkları yapan şirketle görüşüldüğü ifade edilmişti. Bu görüşmenin hala neden sonuçlanamadığı sorusu, akla savsaklama ihtimalini getirmektedir.Belediyenin, Mehmet Hilmi Caddesi Kapı No 86-A ve Turgut Özal Caddesi Kapı No. 1 (Kutlan Apt) ile ilgili kamusal alana tecavüz şikâyetlerimizle ilgili cevabında bu konuda bir açıklama yapılmamıştır. Bu sorunun “pas geçildiği” anlaşılmaktadır. Kamusal alana tecavüz edebilen bu taşınmaz maliklerinin ne tür bir dokunulmazlığa (!) sahip oldukları kestirilememektedir.D-Marin Turgutreis Yat Limanı girişlerindeki gergi tellerinin kaldırılması ile ilgili ilk başvurumuzun tarihi 24. 01. 2005’dir. Bizler; TUBİKOM (Turgutreis Belediyesini İzleme Komitesi) olarak Belediye Başkanı A. Server Yazgan’dan hesap sorma, onu detleme görevimizi “kusursuz” denebilecek şekilde yapabildiğimiz halde, kendisinin, kıskandırıcı (!) bir işbirliği içinde olduğu D-Marin Yat Limanı ile görüşmelerini bunca zamandır, sonuçlandıramaması, DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR!!! HAMİŞ: Bizler; üç kişiyi bulmayan varlığımızla, bazılarında başarılı, bazılarında başarısız olduğumuz çabalarımızla görevimizi yaptığımıza, devleti denetleme sorumluluğumuzun gereğini yerine getirdiğimize inanıyoruz. Bundan ötesi, Hükümeti’n ve İçişleri Bakanı’nın görevidir.Bir HÜKÜMET ya da İÇİŞLERİ BAKANI ARAMA zorunda kalıp kalmayacağımızı göreceğiz.Galip BARANBilinçologHABİTAT Bilinç, Sencillik ve Yolsuzlukları Önleme Kozaları Kolaylaştırıcısı